Başvuru, murisin kooperatif ortaklık payının güncel bedelinin tespiti isteminin reddi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru; murisin kooperatif ortaklık payının güncel bedelinin tespiti isteminin reddi nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 11/2/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesinin Nevriye Kuruç ([GK], B. No: 2021/58970, 5/7/2022) kararında uzun süren yargılamalar nedeniyle tazminat talep edilebilecek bir mekanizmanın mevcut olmaması sebebiyle makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Bunun yanında söz konusu kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihe kadar makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasıyla yapılmış olan başvurular ile bu tarihten sonra kaydedilecek aynı mahiyetteki başvuruların incelenmesinin kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren dört ay süreyle ertelenmesine karar verilmiştir (Nevriye Kuruç, § 114). Bu durumda başvurunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyet yönünden ayrılmasına karar verilmesi gerekir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, 1953 doğumlu olup Konya'da ikamet etmektedir. Başvurucunun murisi A. 19/10/1953 tarihinde kurulan K. İstihsal Kooperatifine (Kooperatif) kurucu üye olarak 500 (eski) TL ile ortak olmuştur. Başvurucunun murisi A. 16/2/1999 tarihinde ölmüştür. A.nın ölümünden sonra mirasçıların Kooperatife ortak olmak için girişimde bulunduklarına dair herhangi bir bilgi bireysel başvuru dosyasında bulunmamaktadır. Kooperatifin bireysel başvuruya konu yargılamanın kesinleştiği tarih itibarıyla hukuki varlığını sürdürdüğü anlaşılmıştır. Kooperatifin ana sözleşmesinin maddesi şöyledir:"Kooperatiften çıkan veya çıkarılan ortakların yahut varislerinin, o yılın bilançosuna göre kooperatife olan borçları kapatıldıktan sonra ödenmiş olan ortaklık payları ve varsa hesaplarına kaydedilmiş olan şahsi alacaklardan başka kooperatifin varlıkları ve yedek akçeleri üzerinde hiçbir hakları yoktur. Ayrılan ortaklarla hesaplaşma işlemleri ayrıldıkları yıla ait bilançonun genel kurulca kabulünden sonra yapılır. Bu ortaklara ortaklık paylarından yapılacak ödemeler yekünü bir yıl için o yıl bilançosunda görülen ödenmiş kooperatif sermayesinin %2'sini geçemez. Sermayesinin %2'sini aşan kısmı ayrılış tarihlerine göre ortakların adları, ödeme listesinin başına yazılmak suretiyle ertesi yıla bırakılır. Ödeme listelerindeki hesaplaşma sırası ayrılan ve çıkarılan ortakların hal ve durumları gözününde tutularak yönetim kurulunca tespit edilir. Ancak varisleri tarafından veraset ilamı ibraz edilmek şartıyla ölen ortakların ve malul hale düşenlerin hesapları yönetim kurulu kararı ile yukarıda şartlara bakılmaksızın derhal ödenir. Kooperatif mevcudiyetini tehlikeye düşürecek miktarlara yükselen iade ve ödemeler 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu maddesine göre yapılır" Mirasçıların murisin ortaklık sermayesinin güncellenmiş değerinin bildirilmesi amacıyla ihtarname göndermesi üzerine Kooperatif, 10/4/2012 tarihli cevabında murisin ortaklık sermayesinin değerinin 0,1 (yeni) TL olduğunu mirasçılara bildirmiştir. Başvurucu tarafından 30/5/2012 tarihinde Konya Asliye Ticaret Mahkemesinde (Mahkeme) Kooperatif aleyhine dava açılmıştır. Başvurucu, murisin 1953 yılında ödediği 500 (eski) TL ortaklık payının güncel değerinin tespitini talep etmiştir. Dava dilekçesinde, murisin ve mirasçıların kâr paylarından ve bunların faizlerinden yararlandırılmadığı ileri sürülmüştür. Diğer mirasçılar da davaya sonradan dâhil olmuştur. Davalı Kooperatifin cevap dilekçesinde, ortaklık payının güncellenmesi talebinin kanuni temelinin bulunmadığı ileri sürülmüştür. Mahkeme 17/12/2012 tarihinde davayı hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddetmiştir. Başvurucunun temyizi üzerine karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin (Daire) 18/3/2013 tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozma kararının gerekçesinde ölümle birlikte murisin ortaklığının son bulduğu tespiti yapıldıktan sonra ortaklık payının dava tarihi itibarıyla değerinin tespitinden başvurucunun hukuki yararının bulunduğu vurgulanmıştır. Bozma kararına uyan Mahkeme, bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. İki akademisyenden oluşan bilirkişi heyetince hazırlanan 22/5/2014 havale tarihli raporda, 1991-2002 yılları arasında eklenen faizler neticesinde murisin ortaklık payının 23/3/2006 tarihi itibarıyla 186 (eski) TL'ye ulaştığı, Türk lirasından altı sıfır atılmasından sonra bu tutarın 0,1 (yeni) TL'ye dönüştüğü belirtilmiştir. Raporda 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun maddesine atıfta bulunularak davacının muris tarafından ödenmiş bulunan ortaklık payından başka bir bedel talep edemeyeceği görüşü açıklanmış, bu durumda 1953 tarihinde ödenen ortaklık payının güncellenmesinin geçerli bir iddia olup olmadığının Mahkemenin takdirinde olduğu ifade edilmiştir. Mahkeme 8/1/2015 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, 1163 sayılı Kanun'un maddesiyle atıfta bulunulan ana sözleşmenin maddesinde Kooperatiften çıkan veya çıkarılanların ödemiş olduğu ortaklık paylarından başka Kooperatifin diğer varlıkları üzerinde hiçbir haklarının bulunmadığı hatırlatılmıştır. Kararda, davacılar murisinin ölümüyle kooperatif ortaklığının sona erdiği ifade edilmiş; mirasçıların murise ait ortaklık payının davalı Kooperatifin tasfiyesi dışındaki hâllerde güncellenmesinin mümkün bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucu, bu karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde, talebin ortaklık payının güncel değerinin tespiti isteminden ibaret olmasına rağmen Mahkemenin talebi aşarak alacağın esasıyla ilgili olarak hüküm kurduğundan yakınılmıştır. Temyiz dilekçesinde ayrıca 1953 yılında kurulan Kooperatife ilişkin uyuşmazlığın 1969 tarihinde yürürlüğe giren 1163 sayılı Kanun'a göre çözümlenmesinin hukuka aykırı olduğu savunulmuştur. Temyiz dilekçesinde son olarak 1953 yılında ödenen ortaklık payının güncel değerinin tespit edilmemesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Daire 15/2/2016 tarihli kararıyla ilk derece mahkemesi kararını düzelterek onamıştır. Daire, tespit talebinin reddine ilişkin hüküm fıkrasının karara eklenmesine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde ise Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16/4/2014 tarihli ve E.2013/23-1616, K.2014/540 sayılı kararı ile aynı Dairenin bazı kararlarına atıfta bulunularak kooperatif ile ortağının karşılıklı hak ve yükümlülüklerinin belirlendiği ana sözleşmede ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nda karşılığı bulunmayan denkleştirme, yeniden değerleme, sepet hesabı, eskalasyon vs. yöntemler kullanılarak çıkma payının hesaplanmasının yasal dayanaktan yoksun olduğu, ayrıca böyle bir yöntemin kooperatiflerin kuruluş amacına ve Kooperatiflerin mevcudiyetinin tehlikeye düşürülmemesini hedefleyen uygulamaya da aykırı bir yorum olacağı vurgulanmıştır. Karar düzeltme istemi Dairenin 16/1/2019 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 4/2/2019 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. 1163 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: "Tüzel kişiliği haiz olmak üzere ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını işgücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli ortaklıklara kooperatif denir. " 1163 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: "Kooperatiften çıkan veya çıkarılan ortakların kendilerinin yahut mirasçılarının kooperatif varlığı üzerinde hakları olup olmadığı ve bu hakların nelerden ibaret bulunduğu anasözleşmede gösterilir. Bu haklar, yedek akçeler hariç olmak üzere, ortağın ayrıldığı yıl bilançosuna göre hesaplanır.Kooperatifin mevcudiyetini tehlikeye düşürecek nitelikteki iade ve ödemeler, anasözleşmede daha kısa bir süre tespit edilmiş olsa bile genel kurulca üç yılı aşmamak üzere geciktirilebilir. Bu durumda kooperatifin muhik bir tazminat isteme hakkı saklıdır. Çıkan veya çıkarılan ortaklar ile mirasçılarının alacak ve hakları bunları istiyebilecekleri günden başlıyarak beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.Çıkan veya çıkarılan ortağın sermaye veya mevduatından kısmen veya tamamen yoksun kalacağı hakkındaki şartlar hükümsüzdür."