6. Hukuk Dairesi 2022/5175 E. , 2024/263 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksik
**6. Hukuk Dairesi 2022/5175 E. , 2024/263 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 19.12.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde davalı vekili Avukat ... geldi. Tebligata rağmen karşı taraftan gelen olmadığı anlaşılmakla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin ... markasıyla faaliyet gösteren yakıt istasyonunun işletmecisi ve sahibi olduğunu, yaklaşık 2 yıl kadar önce tesisin şu anki haline getirilmesi için çeşitli düzenlemeler yaptırdığını, yapılan bu işlerden birinin de davalı firma tarafından müvekkilinin akaryakıt istasyonunun tüm sahasına yaklaşık 80 mikser tarafından dökülen C25/30 beton kaplama işi olduğunu, davalı tarafça saha betonun dökülüp işletmenin faaliyete geçmesinden sonra 2016-2017 kışı sonrasında saha üzerinde yer yer çökme, dökülme kopmalar meydana geldiğini, durumu defalarca kendilerine şifaen aktardığını ancak bir sonuç alamadığını, ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/8 D.... sayılı dosyası ile betonun niteliğinin tespit edildiğini, yapılan analiz sonrasında beton niteliğinin çok düşük olduğu, yaklaşık C-19 sınıfında olduğunun ortaya çıktığını, davalı şirket ile müvekkili şirket arasında herhangi bir ticari anlaşma (eser sözleşmesi) bulunmadığını, zararın sadece betonun şifai sözleşmeye aykırı olarak dökülmesi olmadığını, faturaya aykırı olarak dökülen betonun oluşumunda kullanılan yan malzemelerin de boşa gitmesi ve en önemlisi ayıplı zeminin sökülmesi ve temizlenmesi için harcanacak olan kalemlerin boyutu düşünüldüğünde ortaya çok ciddi rakamlar çıkacağını belirterek şifai eser sözleşmesine aykırı olarak döküldüğü tespit edilen 97.982,39 TL hazır beton fatura bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, faturaya aykırı olarak dökülen betonun sökülmesi maliyeti için şimdilik 10.000,00 TL, saha zemininin niteliklere uygun oluşumu için hazır beton yanında kullanılan köster, çelik hasır, elyaf ve yan giderler için şimdilik 1.000,00 TL ve yeniden söküm ve döküm uygulamaları esnasında müvekkili şirketin kapalı kalması ihtimaline binaen müvekkili şirketin uğrayacağı kar mahrumiyeti ve edimin ayıplı olması nedeniyle uğradığı zarara ilişkin şimdilik 17.61 TL olmak üzere toplam 100.000,00 TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili davaya cevap dilekçesinde özetle; dava konusu eserin yapılmasında kullanılan malzemenin ayıplı olduğu iddiasında bulunulduğu için TBK m.472 hükmünün davaya uygulanması gerektiğini, davacı tarafın zamanında ayıp ihbarında bulunmadığını, davalı müvekkilinin yapılan sözleşme gereği davacının akaryakıt istasyonuna ilki 17/12/2015 tarihinde olmak üzere aralıklarla beton dökme işlemini gerçekleştirdiğini, 30/04/2016 tarihinde son beton dökme işlemini tamamlayarak eseri davacıya teslim ettiğini, davacı tarafın teslimden sonra hiçbir ayıp ihbarında bulunmadan ... Sulh Hukuk Mahkemesinden delil tespiti talep ettiğini ve bu delil tespitinin de müvekkiline 18/10/2017 tarihinde tebliğ edildiğini, davacı tarafın TBK m. 223/2 gereğince ayıbı bulduktan sonra ''hemen'' ayıp ihbarında bulunması gerektiğini, ancak davacının 17 ay boyunca kullandıktan ve kendi hatasından kaynaklanan dökülme ve çökmelerden sonra delil tespiti talep ettiğini, zamanında ayıp ihbarında bulunmadığı için yapılan eseri kabul etmiş sayıldığını, davacı tarafın ''beton kürlemesi'' denilen betonun bakımı ve sulamasının yanlış yapılmasından ötürü dava konusu olayın meydana geldiğini, davalının, davacı ile anlaşılan nitelikte C25 betonu akaryakıt istasyonuna dökmesine rağmen C19 niteliğindeki beton dayanıklığında olmasının davacı tarafın ''beton kürlemesi'' teknik ifadesiyle adlandırılan beton bakımı ve sulamasını yanlış yapmasından kaynaklandığını, gerekli koşullar sağlanmadığı takdirde betondan beklenen dayanım ve dayanıklılığın elde edilemeyeceğini, betonun dayanıklılığının düşmesiyle de akaryakıt istasyonu olduğu için ağır tonajlı araçların etkisiyle söz konusu dökülmeler ve çökmeler meydana geldiğini, özellikle son dökülen betonların kürünün iyi yapılmamasının yüzeyde kalkmalara ve dökülmelere sebebiyet verdiğini, ... Sulh Hukuk Mahkemesi 2017/8 D. ... sayılı dosyada aldırılan raporda Prof. Dr. ...'ın 7 farklı noktadan karot örneği aldığını ve bunların basınç dayanımını ölçtüğünü, örneklerden sadece bir tanesinin 20 Mpa'nın altına düştüğünü, diğerlerinin genelde 23-24 aralığında tespit edildiğini, hatta 2 numaralı örneğin 28,22 Mpa değerini gördüğünü, müvekkilinin C19 özelliğinde beton dökmüş olsaydı yapılan testlerde 28,22 veya 23,98 Mpa değerlerinin çıkma olasılığının olmayacağını, yapılan testlerin bazılarının yüksek bazılarının düşük değerlerde çıkmasının sebebinin davacı tarafın beton kürünü gereğince yapmamasından kaynaklandığını, TBK m.477/3 de yeralan ''Eserdeki ayıp sonradan ortaya çıkarsa işsahibi, gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorundadır; bildirmezse eseri kabul etmiş sayılır'' hükmü uyarınca betonun ayıplı olduğu ortaya çıktıktan sonra gecikmeksizin ayıp ihbarında bulunulmak zorunda olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ,"... davalı şirket yetkilisi ...'nin 07/07/2021 tarihli celsede betondaki bozulmaların kendilerine ihbar edilmediğine dair yeminde bulunduğu, ayrıca bilirkişi heyetinden alınan ek rapordan anlaşılacağı üzere 'bozulmaların C25’ten dayanımı daha düşük olan beton kullanılmasından kaynaklanmadığının, yüzey sertleştirici malzeme uygulamasından kaynaklandığının, saha betonu ve yüzey işlemlerinin aynı yüklenici tarafından üstlenilmesi nedeniyle uygulamayı yapan yüklenicinin sorumluluğunda bulunduğunun, uygun yapılmayan sertleştirme işleminden sonra bozulmanın sahanın kullanılmaya başlaması ile başlayıp ilk don olayı ile birlikte artması şeklinde olacağının, bildirildiği, mevcut durumda bozulmanın beton kalitesinden kaynaklanmadığı, yüzey sertleştirici malzeme uygulamasından kaynaklandığı, davalı şirketin beton temin ettiği, yüzey sertleştirme işlemlerinin başkalarına yaptırıldığı hususunda taraflar arasında ihtilaf olmadığı, dinlenen tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere yüzey sertleştirme işlemleri ve beton döküm işleminin davalı dışında yapıldığı anlaşılmakla, davalıdan kaynaklanmayan bir durumun bulunduğu, ayrıca mevcut bozulmaların ilk don olayı ile ortaya çıkacağının bilirkişi raporundan anlaşıldığı, süresinde ihbar yükümlülüğünü yerine getirmeyen davacının davasının reddine karar vermek gerektiği" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dosyaya ibraz edilen ek raporun kök rapordan bir farkı olmadığını, keşif sonrası oluşturulan ve karara esas teşkil eden bilirkişi raporlarından mali bilirkişilerin ek raporu dışında kendilerine rapor tebliğ edilmemiş olduğunu, raporlar tebliğ edilmeden hüküm kurulduğunu, dava konusu ayıpla ilgili ayıbın en erken ortaya çıkma zamanıyla ilgili uzman bilirkişiden rapor alınması gerekirken hukukçu bilirkişinin görünüşüne başvurulduğunu, ayıp ihbarının şekle bağlı olmadığını, davalıya ayıbın şifahen bildirilmiş olmasına rağmen ihbarın yapılmamış olduğunun kabul edilmesinin doğru olmadığını, tanık beyanlarıyla ihbarın yapılmış olduğunun ispatlandığını, tanık ...'ın yeniden dinlenilmesi istenilmiş ise de bu hususun kabul görmediğini, her iki tarafın tüm tanıklarının keşif mahallinde dinlenmiş olup, işin niteliği gereği, keşfin yaz sıcağında yapılmış olması, yine keşfin 2-2,5 saat sürmesi, bir de buna oldukça kalabalık taraf tanıklarının dinlenmesinin eklenmiş olduğu göz önüne alındığında, tanıkların çok sağlıklı dinlendiğinin söylenemeyeceğini, bilirkişi raporlarının kendi içinde çelişkili olduğu gibi delil tespiti dosyasıyla esas dosyada alınan raporların da birbiriyle çelişkili olduğunu, tespit dosyasındaki uzman bilirkişi raporunda dökülen betonun C-20 beton sınıfını dahi sağlamadığı açıkça yazılı iken mahkemece alınan raporlarda başkaca konulardan bahsedildiğini, mahkemece gerekçeli kararda iki rapor arasındaki çelişkinin görmezden gelindiğini, hangi rapora üstünlük tanındığının belirtilmediğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "...Taraflar arasında yapılan sözleşme kapsamında, davalı şirketin davacı şirkete ait akaryakıt istasyonun tüm sahasına C25/30 beton kaplama yapılması işini üstlendiği ve işi de tamamlayarak davacıya teslim ettiği anlaşılmış olup, bu hususta taraflar arasında uyuşmazlık yoktur. Ancak davacı taraf eldeki davada betonun sözleşmeye aykırı bir şekilde dökülmüş olmasından dolayı ödediği bedelin iadesi ve tazminat talebinde bulunmuş ise de, davalı taraf ayıbın süresinde ihbar edilmediğini ve işin davacı tarafça kabul edilmiş olduğunu savunmaktadır. Türk Borçlar Kanununun 477. maddesinde '' Eserin açıkça veya örtülü olarak kabulünden sonra, yüklenici her türlü sorumluluktan kurtulur; ancak, onun tarafından kasten gizlenen ve usulüne göre gözden geçirme sırasında fark edilemeyecek olan ayıplar için sorumluluğu devam eder. İşsahibi, gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, eseri kabul etmiş sayılır. Eserdeki ayıp sonradan ortaya çıkarsa işsahibi, gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorundadır; bildirmezse eseri kabul etmiş sayılır. '' hükmüne yer verilmiş olup, davacı tarafın bu madde uyarınca ayıp ihbarını süresinde yaptığını ispat etmesi gerekmektedir. Dava konusu ayıba ilişkin olarak davacı tarafça ilk olarak; dava dışı Alyans ... Mühendislik Limitet Şirketine, davalının beton döküm işlemi yaptığı alandan karot numuneleri aldırılmak suretiyle tespit yaptırılmış ve yaptırılan tespit sonucunda bu şirket tarafından düzenlenen 13/03/2017 tarihli raporda betondaki ayıplar tespit edilmiştir. Davacı taraf almış olduğu bu raporla sonradan ortaya çıkan ayıbın varlığından haberdar olmuştur. Bu tarihten sonra gecikmesizin ayıbı davalıya bildirmesi gereken davacı bu hususta yazılı bir belge sunmadığı gibi, yemin deliliyle de ayıbı derhal bildirdiğini ispatlayamamıştır. Bu halde, davacının delil tespiti için mahkemeye başvurduğu 20.07.2017 tarihi, davalıya ayıbın ihbar edildiği ilk tarih olup, ayıbın öğrenildiği tarih ile delil tespiti tarihi arasındaki süre de dikkate alındığında davacının ayıp ihbarını davalıya süresinde bildirmediği ve yapılan işi mevcut haliyle kabullendiği ayıba dayalı olarak talepte bulunamayacağı anlaşılmıştır. Bu itibarla ilk derece mahkemesince, ayıp ihbarının süresinde yapılmadığına ilişkin açıklanan gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, Dairemizin 25/03/2021 tarih ve 2021/377 E. 482 K. sayılı ilk derece mahkemesinin önceki kararının kaldırılmasına ilişkin kararı hatalı bir şekilde değerlendirilerek, hem ihbar yükümlülüğünün yerine getirilmediği, hem de meydana gelen ayıpta davalının sorumlu olmadığına ilişkin iki farklı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır."gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararın gerekçesinde yapılan hatanın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve açıklanan gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde belirttiği sebepler ile aynı temyiz itirazlarını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup, ayıplı işlerin giderim bedelinin tahsili ve tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddeleri 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararında belirtilen gerekçelere, davacının ayıp ihbarını süresinde davalıya bildirdiğini ispatlayamamış olmasına göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan davalıya verilmesine, Aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.