Başvurucu, adına düzenlenen ödeme emrine karşı açtığı davanın reddedildiğini ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, Anayasa’nın 2. , 12. , 17. , 2 , 35. ve 38. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
Başvurucu, adına düzenlenen ödeme emrine karşı açtığı davanın reddedildiğini ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, Anayasa’nın , , , , ve maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuru, 11/3/2013 tarihinde Edirne Vergi Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön inceleme neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 24/7/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 6/11/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Adalet Bakanlığının 9/12/2014 tarihli görüş yazısı 22/12/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevap sunmamıştır. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile Adalet Bakanlığının görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun, adına düzenlenen ödeme emrinin iptaline karar verilmesi istemiyle 20/1/2006 tarihinde açtığı dava, İstanbul Vergi Mahkemesinin 20/12/2006 tarih ve E.2006/207, K.2006/2948 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:"Dosyanın incelenmesinden, davacının 1997 gün ve 97/8 sayılı yönetim kurulu kararı ile istifa ile boşalan yönetim kurulu üyeliğe atanarak bu karar 1997 gün ve 4311 sayılı Ticaret Sicili Gazetesi ile ilan edilmiştir. 1997 tarihinde yapılan 1997 tarih ve 4391 sayılı Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilen olağanüstü genel kurul kararı ile yönetim kurulu üyeliği onaylanmış ve yeniden seçilen yönetim kurulu üyeleri arasında yer almadığından bu tarihte yönetim kurulu üyeliği sona ermiş olup, dolayısıyla 1997-1997 tarihleri arasında yönetim kurulu üyeliğinde bulunmuştur.Bu durumda dava konusu amme alacağının beyan tarihi ile tahakkuk ve vade tarihinde şirket yönetiminde bulunan davacının vadesinde ödenmeyen ve şirketten tahsil imkanı bulunmayan vergi borcundan sorumlu olduğundan düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka aykırılık görülmemiştir." Danıştay Yedinci Dairesi, " 1997 gün ve 1997/9 sayılı yönetim kurulu kararıyla Şirketin yönetim kurulu üyeliğine seçilen davacının, Şirketi temsil ve ilzama yetkili üyeler arasında gösterilmediği; 1997 tarih ve 4391 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edilen 1997 gün ve 1997/18 sayılı yönetim kurulu kararında da, davacının yalnızca yönetim kurulu üyesi olduğu; Şirketi temsil ve ilzam hususunda yetkilendirilen birinci ve ikinci derece imza yetkilileri arasında ismine yer verilmediği anlaşılmakla, kanuni görevleri yerine getirme hususunda yetki ve sorumluluğu bulunmayan davacının, 213 sayılı Kanunun yukarıda anılan 10"uncu maddesi uyarınca ödeme emri ile takibinde hukuka uyarlık bulunmadığın, ..." gerekçesiyle yer vererek 4/2/2010 tarih ve E.2007/1913, K.2010/1006 sayılı kararıyla İlk Derece Mahkemesi kararını bozmuştur. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığınca bu karara karşı yapılan karar düzeltme başvurusunda, 14/5/1997 tarih ve 97/8 sayılı yönetim kurulu kararı ile başvurucunun kurul üyeliğine atandığı, bu kararın 16/6/1997 tarih ve 4311 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edildiği, anılan karardan sonra birinci derece imza yetkisinin 9/6/1997 tarih ve 97/10 sayılı yönetim kurulu kararıyla başvurucuya verildiği ve kararın 18/6/1997 tarih ve 4313 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edildiği, 1997 yılının Haziran dönemine ilişkin uyuşmazlık konusu vergi borcunun vadesinin 20/7/1997 olduğu, başvurucunun kanuni temsilcilik sıfatının 14/5/1997-19/9/1997 tarihlerini kapsadığı, ödeme emri içeriği amme alacağının ödenmesi bakımından başvurucunun gerek dönem, gerekse vade olarak hukuksal açıdan sorumlu olduğu hususlarına yer verilmiştir. Danıştay Yedinci Dairesi 26/11/2012 tarih ve E.2010/7783, K.2012/6205 sayılı kararıyla karar düzeltme talebini kabul etmiş ve İlk Derece Mahkemesi kararını onanıştır. Bu karar başvurucuya 16/2/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bireysel başvuru, 11/3/2013 tarihinde yapılmıştır.B. İlgili Hukuk 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un maddesi şöyledir:“Devlete, vilayet hususi idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer'i amme alacakları ve aynı idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğanlar dışında kalan ve amme hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları ile; bunların takip masrafları hakkında bu kanun hükümleri tatbik olunur.Türk Ceza Kanununun para cezalarının tahsil şekli ve hapse tahvili hakkındaki hükümleri mahfuzdur.” Aynı Kanun’un maddesi şöyledir:" Ödeme müddeti içinde ödenmiyen amme alacağı tahsil dairesince cebren tahsil olunur. Cebren tahsil aşağıdaki şekillerden herhangi birinin tatbikı suretiyle yapılır: Amme borçlusu tahsil dairesine teminat göstermişse, teminatın paraya çevrilmesi yahut kefilin takibi, Amme borçlusunun borcuna yetecek miktardaki mallarının haczedilerek paraya çevrilmesi, Gerekli şartlar bulunduğu takdirde borçlunun iflasının istenmesi." Aynı Kanun’un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:" Amme alacağını vadesinde ödemiyenlere, 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumu bir "ödeme emri" ile tebliğ olunur." Aynı Kanun’un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“Borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince tesbit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarı tahsil dairesince haczolunur.” Aynı Kanun’un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“Menkul mallar tahsil dairelerince, köylerde ihtiyar kurullarınca haciz yapıldığı tarihin üçüncü gününden itibaren üç ay içinde satışa çıkarılır.” 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmıyan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir. “Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye'de bulunmayan mükelleflerin Türkiye'deki temsilcileri hakkında da uygulanır.” 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesinin (2) numaralı fıkrası, maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları, maddesinin (5) numaralı fıkrası, maddesinin (3) numaralı fıkrası ile maddesi.