Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/4398 E. , 2024/2163 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/4398 Karar No : 2024/2163 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. S... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. ... DAVALI YANINDA MÜDAHİL : ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem:
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/4398 E. , 2024/2163 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/4398 Karar No : 2024/2163 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. S... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. ... DAVALI YANINDA MÜDAHİL : ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, İzmir Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde gerçekleşen doğumdaki yanlış müdahale neticesinde uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık 1.000,00 TL maddi, 500.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:... İdare Mahkemesinin ...tarih ve E:.., K:... sayılı kararıyla; olayla ilgili olarak Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulunca düzenlenen rapor doğrultusunda, davacıya yapılan uygulamaların tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, dolayısıyla davalı idareye atfı kabil herhangi bir kusur bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesince davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, sevk işleminde gecikmenin söz konusu olduğu, gerekli bilgilendirmenin yapılmadığı belirtilerek temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare ve müdahil tarafından, olayda hizmet kusurunun bulunmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY: Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacının 10/03/2015 tarihinde gebeliğinin 40. haftasında İzmir Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine başvurduğu, travay takibi için yatışının yapıldığı, ertesi gece saat 02.30’da normal doğum yaptığı, doğumdan sonra ayaklarını hareket ettirememe, kasık ve bel ağrısı gibi şikayetlerinin ortaya çıktığı, röntgen incelemesi sonucunda symphysis pubiste (leğen kemiğinin ön kısmındaki eklemde) ayrılma tespit edildiği, 12/03/2015 tarihinde kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından yürümede güçlük nedeniyle ortopedi ve nöroloji konsültasyonları istendiği, daha sonra da öneri doğrultusunda tomografi incelemesi yapıldığı, 13/03/2015 tarihinde gözlem altında kalması gerektiği söylenmesine rağmen kendi isteğiyle tedavi ve takibi reddederek taburcu edildiği, tomografi sonucu ile kontrol önerildiği, 17/03/2015 tarihinde tomografi sonucunu almak için tekrar hastaneye başvurduğu, yürümede zorluk şikayeti devam ettiği için uzun ısrarlar sonucu yatışının yapıldığı, ardından Ege Üniversitesi Hastanesi ortopedi bölümüne ambulansla sevk edildiği, 31/03/2015 tarihinde plak ve vida ile tespit için yapılan operasyondan sonra 03/04/2015 tarihinde taburcu edildiği, olayda hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek davalı idareye tazminat ödenmesi istemiyle 24/11/2016 tarihinde yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine 22/02/2017 tarihinde bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT VE HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları ödemekle yükümlü olup; idari eylem ve işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" başlıklı 13. maddesinde -ön karar başvurusunun yapıldığı tarihte yürürlükte olan haliyle- "İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir." hükmüne yer verilmiştir. Maddede yer alan, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle tam yargı davası açılabilmesi için, zarara sebep olan eylemin ve maddi olayın idariliğinin ve yol açtığı zararın kesin olarak ortaya çıkması zorunludur. Bu itibarla; ancak, zararın varlığı, niteliği ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, o davayı ciddi ve objektif bir şekilde desteklemeye, gerekçelerini göstermeye elverişli yeterli hal ve şartların öğrenilmesi halinde zararın öğrenilmiş sayılacağının kabulü gerekmektedir. İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir. Dolayısıyla zarara sebep olan eylemin ve maddi olayın idariliği ve yol açtığı zararın bazen eylemin yapılmasıyla veya olayın gerçekleşmesiyle birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve kesin sağlık raporları sonucu da ortaya çıkabilmektedir. Bütün bu olasılıklar göz önünde bulundurulduğunda, dava açma süresini saptarken, bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınılması; 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinin, yargıya başvuru hakkını ortadan kaldırmayacak, ancak maddeyi de işlevsiz bırakmayacak bir şekilde yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir. Dava konusu uyuşmazlıkta, tedavi sürecinin 03/04/2015 tarihinde davacının taburcu edilmesiyle sona erdiği ve daha sonraki süreçte davaya konu eklem ayrılması şikayetine ilişkin herhangi bir müracaatta bulunulmadığı dikkate alındığında, 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinde öngörülen bir yıllık sürenin başlangıcı bakımından anılan tarihin esas alınması gerektiği, söz konusu bir yıllık sürenin geçirilmesinden sonra 24/11/2016 tarihinde davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine açılan davada süre aşımı bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda, davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddedilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz istemi üzerine incelenen, davanın reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 2. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 27/05/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.