8. Hukuk Dairesi 2016/1832 E. , 2016/3022 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Terkin ile ... aralarındaki tapu iptali ve terkin davasının kabulüne dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 20.05.2015 gün ve 145/165 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, tapuda davalı adına kayıtlı bulunan 2447 parsel (yenileme kadastrosuyla 291 ada 1 par
**8. Hukuk Dairesi 2016/1832 E. , 2016/3022 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Terkin ile ... aralarındaki tapu iptali ve terkin davasının kabulüne dair ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 20.05.2015 gün ve 145/165 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, tapuda davalı adına kayıtlı bulunan 2447 parsel (yenileme kadastrosuyla 291 ada 1 parsel) sayılı taşınmazın 1.576 m2'lik kısmının kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını açıklayarak bu kısmın tapu kaydının iptaliyle kıyı olarak terkinine karar verilmesini istemiş, bilirkişi raporlarının sunulmasından sonra ise; talebini 25/03/2015 havale tarihli fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 1.577,83 m2'lik kısmı ile (B) harfi ile gösterilen 233,98 m2'lik kısmının iptali şeklinde ıslah etmiştir. Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne ve dava konusu 291 ada 1 parsel sayılı taşınmazın (öncesi 2447 parsel) 25/03/2015 havale tarihli fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 1.577,83 m2'lik kısmının ifrazı ile kayalık vasfı ile terkinine, raporda (B) harfi ile gösterilen 233,98 m2'lik kısmının dava konusu parselden ifrazı ile kıyı kenar çizgisi olarak terkinine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece, 3 jeoloji mühendisi bilirkişi ve 1 fen bilirkişi ile dava konusu taşınmaz başında iki kez keşif yapılmış, dosyaya sunulan 30.12.2008 tarihli jeolog bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın 188,95 m2'lik kısmının kıyı kenar çizgisinin içerisinde (deniz tarafında) kaldığı belirtilmiş, 12.06.2013 havale tarihli jeolog bilirkişi raporunda ise dava konusu taşınmazın tamamının kıyı kenar çizgisinin içerisinde (deniz tarafında) kaldığı belirtilmiştir. Mahkemece iki rapor arasındaki çelişki giderilmediği gibi, bu raporlarla da çelişkili olan 25/03/2015 havale tarihli fen bilirkişi raporu hükme esas alınmıştır. Ancak bu bilirkişi raporunun neden hükme esas alındığı da belirtilmemiştir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden uyuşmazlık hakkında hüküm kurulması doğru değildir. Diğer yandan, dava konusu 291 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının oluşum aşamaları incelendiğinde; davalı ... Belediyesi adına kayıtlı 1459, 1460 ve 2278 parsellerin 08.03.1994 tarihinde yapılan tevhit işlemi sonucunda 2447 parselin oluştuğu, taşınmazın yenileme kadastrosu sonucunda 06.03.2013 tarihinde 291 ada 1 parsel numarasını aldığı, öncesinde ise 1459 numaralı parselin kadastro tutanağının 11.02.1963 tarih 1961/1697 Esas ve 1963/373 sayılı kararla, 1460 numaralı parselin kadastro tutanağının ise 05.02.1963 tarih 1961/1698 Esas ve 1963/290 sayılı kararla kesinleşmiş olduğu, yapılan yargılamanın her iki dosyada da tesis kadastrosu ile adlarına tescil hükmü kurulan özel şahıslar ile arasında gerçekleştiği, bu taşınmazların hükmen tescil sonucu tapuda gerçek kişiler adına kayıtlı iken cebri istimlak ile 12.02.1985 tarihinde davalı ... adına tescil edildiği görülmektedir. ...nin de tarafı olduğu bir ilam ile taşınmazın özel mülkiyete konu teşkil ettiği benimsenerek bir tescil hükmü kurulur ve taşınmaz hakkında bir sicil kaydı tesis edilirse, artık bu kararın 'yi bağlamayacağından söz edilemez. Mahkemece, 1459 ve 1460 sayılı parsellerin tesciline ilişkin davada dava sebebinin zilyetlik olması nedeniyle eldeki dava yönünden kesin hüküm oluşturmadığı kanaatine varılmış ise de; iki taşınmazın da kadastro çalışmaları sırasında gerçek kişiler adına tespit görmesi, tarafından tespite yapılan itiraz sonucunda 'nin itirazlarının reddi ile taşınmazların tespit gibi gerçek kişiler adına tesciline karar verilmiş olması ve bu parsellerin hükmen tescil krokisinin kapsamında kaldığının keşfen saptanması karşısında, bu taşınmazlar yönünden kesin hüküm bulunduğunun kabulü ve davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir. Nitekim sapma göstermeyen Daire ve Yargıtay uygulaması da bu yöndedir. Bu hususlar gözetilmeksizin 1459 ve 1460 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin tescil ilamlarının kesin hüküm oluşturmadığından hareketle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Bundan ayrı; fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen ve kayalık vasfı ile tapudan terkinine karar verilen 1.577,83 m2'lik kısmın vasfının belirlenmesine ilişkin bilirkişi incelenmesi de yetersizdir. Ziraat mühendisi bilirkişiden taşınmazın niteliğine ilişkin rapor alınmadan taşınmazın kayalık vasfında olduğunun kabul edilmesi doğru değildir. Kabule göre de; tapu iptali ve terkin davalarında iptal kararı verilmeden doğrudan ''taşınmazın terkinine'' karar verilmesi çifte tapuya neden olabileceğinden bundan kaçınılması gerekir. Mahkemece, kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı değerlendirilen taşınmazın, kısmı için iptal kararı verilmeksizin doğrudan terkinine karar verilmesi de doğru olmamıştır. O halde mahkemece yapılacak iş; mevcut bilirkişilere ziraat mühendisi bilirkişi de dahil edilerek yeniden dava konusu taşınmazda keşif yapılması, 1459 ve 1460 parsel sayılı taşınmazların hükmen tesciline ilişkin krokinin dava konusu taşınmaza uygulanmasıyla kroki kapsamında kalan yerler hakkında davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmesi; 30.12.2008 tarihli jeolog bilirkişi raporu ile 12.06.2013 havale tarihli jeolog bilirkişi raporu arasındaki çelişkinin giderilmesi, keşfen tespit edilen kıyı kenar çizgisi ile Bakanlık tarafından onaylanan kıyı kenar çizgisinin fen bilirkişi tarafından kroki üzerinde gösterilmesi, her ikisinin çakışmaması halinde çelişkinin nedenlerinin bilimsel verilere dayalı olarak bilirkişiye açıklattırılması, yukarıda açıklanan eksikliklerin giderilmeye çalışılması, anılan eksikliğin bu şekilde giderilememesi halinde ise; önceki bilirkişlerden farklı 3 jeolog ya da jeomorfolog, 1 harita mühendisi ve 1 ziraat mühendisinden oluşacak bilirkişi kuruluyla yeniden dava konusu taşınmazda keşif yapılarak belirtilen eksikliklerin giderilmesi; ayrıca, 2278 parsel kapsamındaki kayalık vasfında olduğu belirtilen 1.577,83 m2'lik kısmın vasfının ne olduğunun ziraat bilirkişi tarafından belirlenmesi ve ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Bu hususlar gözetilmeden eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 27,70 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 22.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.