DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/511 E. , 2024/1284 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/511 Karar No : 2024/1284 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 30/05/2022 tarih ve E:2018/4919, K:2022/3854 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İ…
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/511 E. , 2024/1284 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/511 Karar No : 2024/1284 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 30/05/2022 tarih ve E:2018/4919, K:2022/3854 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 30/05/2022 tarih ve E:2018/4919, K:2022/3854 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin itirazları ile davacının birleştirme istemi yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatine karar verildiği, Dairelerinin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan beraat kararının kesinleşmediğinin görüldüğü, Davacının kendi beyanı yönünden, davacının üniversiteye hazırlık döneminde eğitim amacıyla FETÖ/PDY yapılanmasına ait dershaneye gittiğine dair beyanlarının, bir başka ifadeyle "eğitim saikiyle hareket ettiğinin" aksini ortaya koyabilecek bir tanık beyanı ya da bilgi ve belgenin davalı idarece dosyaya sunulamadığı görüldüğünden davacının anılan beyanlarının örgütle irtibat ve iltisaklı sayılması için yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği, Tanık beyanları yönünden, tanık ifade tutanakları incelendiğinde, tanık L.S.'nin davacının 2014 yılı HSK seçimlerinde "sözde" bağımsız adaylara oy verdiğini düşündüğü yönünde soyut ve kişisel kanaatinin belirtildiği, diğer tanık E.A.'nın ise, davacının 2014 yılı HSK seçimlerinde "sözde" bağımsız adaylara oy istemek için kendisini aradığı ve yanında İ.Ö.'nün de bulunduğunu belirttiği ancak İ.Ö. tarafından bu görüşmenin doğrulanmadığı, diğer tanık E.K.'nin de etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdiği ifadesinde davacı hakkında yapıya mensup olmadığı yönünde açık ve net ifade verdiği görüldüğünden davacı hakkında anılan tanık beyanlarının örgütle irtibat ve iltisaklı sayılması için yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği, HTS kaydı yönünden, Dairelerinin 31/01/2022 tarihli ara kararı ile davacı hakkında aranma kaydı bilgi ve belgelerinin istenildiği, davacı hakkında düzenlenen HTS analiz raporunun davalı idare tarafından dosyaya sunulmadığı görüldüğünden, davacı hakkında ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı beraat kararında yer alan tespitlerin değerlendirilmesi sonucunda, belirli bir periyot veya yoğunluk tespiti yapılmaksızın, yalnızca haklarında FETÖ/PDY kapsamında soruşturma yürütülen bir kısım kişilerle telefon görüşmesinin bulunduğu iddiasının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacının Bank Asyada hesabının bulunması yönünden, davacının Asya Katılım Bankası hesabının 2007 yılında açılması ve söz konusu hesapta FETÖ lideri tarafından talimatın verildiği 25/12/2013 tarihinden, Bankanın TMSF'ye devredildiği 29/05/2015 tarihine kadar olan dönem de dahil olmak üzere herhangi bir hesap hareketliliğinin tespit edilmemiş olması karşısında, davacının Asya Katılım Bankası AŞ nezdinde hesabının bulunmasının, FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varıldığı, Ankesörlü/sabit hat telefon görüşmesi kaydı yönünden, davalı idarece ek beyan dilekçesi ekinde sunulan rapor ile Dairelerinin ara kararına Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığı tarafından verilen 22/03/2022 tarihli cevap birlikte değerlendirildiğinde, davacının kendi adına kayıtlı ve kullanımında olan GSM hattının ankesör/sabit hatlardan tekil aramalar olarak aranmış olmasının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı, Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, Dairelerinin 31/01/2022 tarihli ara kararına davalı idare tarafından verilen 06/04/2022 tarihli cevapta davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... sayılı) soruşturma dosyasının dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu disiplin soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından, söz konusu soruşturmanın davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı, Sosyal çevre bilgileri yönünden, davacı hakkında somut bir tespit içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece, bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 31/01/2022 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı, Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı, Dava konusu kararda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği, Davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının yerinde görülmeme gerekçesinin kararda yer almadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin disiplin işlemi kapsamında yapılamayacağı, dava dosyasına sunulan delillerin, idarelerince davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli görüldüğü, davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan başlatılan adli süreç mahkûmiyet dışında bir kararla sonuçlanmış ise de, dava konusu işlem "üyelik" değil "iltisak ve irtibat" isnadına dayandığından söz konusu kararın davacının hukuki durumunu değiştirmediği; meslekten çıkarılan ilgililer hakkında işlem tesis edildiği tarihte idarelerince yapılan değerlendirmeyi destekleyen ve idari/adli süreçte taraflarına gönderilen bilgi ve belgelerin yargı yeri ile paylaşılmasının, işlemin dayanağı delillerin sonradan tespit edildiği anlamına gelmeyeceği, bu şekildeki bir ifadenin hukuki dayanaktan yoksun olduğu, parasal ve özlük hak, maddi, manevi tazminat ve faize ilişkin taleplerin yasal dayanaktan yoksun olduğu, 685 sayılı KHK, Anayasa'nın 159. maddesinin 10. fıkrası ve 7075 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrası uyarınca tam yargı davalarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu, 685 sayılı KHK'nın yürürlüğe girdiği 23/01/2017 tarihi öncesi için hiçbir şekilde parasal ve özlük hak, maddi ve manevi tazminat ve faize hükmedilemeyeceği; parasal/özlük hak, maddi/manevi tazminat ve faiz taleplerinin “dava tarihinden” itibaren dikkate alınabileceği ve faiz konusunda da “yasal faizin” dikkate alınabileceğine dair yerleşik Danıştay içtihatlarına aykırı taleplerin kabulünün mümkün olmadığı; davacının kendi beyanı, tanık beyanları ve fotoğraf teşhisleri, davacı hakkında Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığınca düzenlenen raporda yer alan tespitler, davacının FETÖ/PDY iltisaklı veya irtibatlı olan ve ByLock kullanıcısı olduğu tespit edilen kişiler ile görüşme kayıtlarına ilişkin HTS inceleme raporu, davacının ... hesap numarası ile FETÖ/PDY terör örgütünün finans kuruluşu olan Bank Asyada hesabının bulunduğuna ilişkin tespitler, davacı hakkındaki FETÖ/PDY kapsamındaki ihbar ve şikayet bilgileri birlikte değerlendirildiğinde Kurul kanaatinin, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle iltisaklı ve/veya irtibatlı olduğu yönünde oluştuğu; davacı FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı dershaneye gittiğini ikrar etmiş olmasına rağmen; Dairenin, davacının eğitim amacıyla bu yola başvurduğu yolundaki beyanını mutlak doğru kabul ederek bu beyanın ve eğitim saikiyle hareket edildiğinin aksini gösteren bir tespitin olmadığı gerekçesiyle bu hususu delil olarak kabul etmediği, oysa benzer bazı dosyalarda bu yolda bir saptama yapmayarak, bu durumu davacılar aleyhine delil kabul ederken bu dosyada delil kabul etmemesinin çelişki yarattığı; Kurulun, kişinin iç dünyasında yıllar öncesindeki bir güdülenmenin aksini ispat etmesi, bu bağlamda bir tespiti dosyaya sunması mümkün olmadığı gibi Dairenin de bunu öngöremeyeceği; 2014 HS(Y)K seçim dönemindeki tavır ve davranışlarına ilişkin tanık E.A.'nın, davacının yanında İ.Ö.'nün de bulunduğu esnada kendisini arayarak sözde 11 bağımsız aday için oy istediğine dair beyanına ilişkin olarak Dairenin bahse konu görüşmenin İ.Ö. tarafından doğrulanmadığı gerekçesiyle anılan hususu delil olarak değerlendirmemesinin hukuka aykırılık teşkil ettiği, zira tanığın tüm aşamalarda tutarlı bir şekilde aynı yönde beyanda bulunduğu, oysa Dairenin olayın diğer tanığı konumunda bulunan İ.Ö.'nün beyanlarına itibar ettiği, tanık E.A.'nın beyanına ise neden itibar etmediğine dair bir gerekçe ortaya koymadığı, bununla beraber tanık İ.Ö'nün benzer konuda açmış olduğu davada, davacı ile tamamen aynı mahiyetteki tanık E.A.'nın beyanının Daire tarafından delil olarak değerlendirilmiş ve davasının reddine karar verilmiş iken bu dosyada anılan beyanın delil olarak değerlendirilmemesinin tam bir çelişkiye yol açtığı; tanık L.S.'nin somut görgü ve bilgiye dayalı bilgi aktarımı ve durum tasviri şeklindeki beyanının Daire tarafından değerlendirilmediği, sadece yaşanan bu olaydan sonra tanığın davacı hakkındaki beyanı değerlendirilmek suretiyle eksik inceleme ile karar verildiği, oysa tanığın malum yapıya müzahir adayları destekleyen hakim ve savcılarla keskin bir çizginin çizildiği 2014 yılı HSYK seçimleri döneminde ve dahi seçim günü görevli olup aynı zamanda söz konusu seçim bölgesinde aynı havayı teneffüs etmiş olan ve amir konumunda bulunan bir kişi olarak, davacının 2014 yılı HSYK seçimlerinde oyların sayımı esnasındaki tavır ve davranışlarına dayalı olarak aktardığı somut tespitlerinin, olasılığa dayalı yorum ve varsayımlardan hareketle yapılan çıkarım olarak nitelenmesinin hatalı olduğu, Dairenin E.K.'nin davacı hakkındaki beyanını davacının lehine değerlendirmesinin de hukuka aykırılık teşkil ettiği, tanık E.K.'nin beyanı davacı lehine değerlendirilse bile tanıklar E.A. ve L.S.'nin beyanlarının somut görgü ve bilgiye dayalı bilgi aktarımı ve durum tasviri şeklinde olduğu nazara alındığında, davacı aleyhindeki bahse konu tanık beyanlarının değerinde bir azalmaya sebebiyet vermeyeceği, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibat ve iltisakını açıkça ortaya koyan tanık K.A.'nın beyanının Dairenin bilgisine sunulmuş olmasına rağmen, Daire tarafından verilen kararda söz konusu delile değinilmeyerek eksik inceleme yapıldığı, HTS kayıtları yönünden belirli bir periyot ile Dairenin neyi kastettiği bilinmemekle beraber, görülen davalarda "periyot" belirlemesi yapılmasının doğru bir yaklaşım olmayacağı ve görüşmelerin yoğunluğunun görüşme hakkında bir veri oluşturmayacağı, davacının Bank Asya hesabının bulunması hususunun iltisak ve irtibat kapsamında değerlendirilmemesinin hatalı olduğu, davacı hakkındaki ankesörlü/sabit hat telefon görüşmesi kaydı incelendiğinde, söz konusu çalışmayı yürüten EGM tarafından davacı hakkında hazırlanan raporda "1., 2., 3. ve 4. grup ardışık" ifadesi kullanılmak suretiyle davacıyla ilgili ardışık arama bulunduğu tespitinin yapıldığı ve davacıdan önce-sonra O.B., M.K. ve H.Ö. isimli şahıslara ait aranan numara kaydı bulunduğu, Daire tespitinin aksine söz konusu rapordaki tespitlerin ardışık aramaya vücut verdiği net bir şekilde EGM'nin çalışmasında belirtildiği, Danıştayın "tekil arama" olarak değerlendirdiği husus yönünden birlikte arama üzerinde de durulması ve resen araştırma yoluna gidilmesi gerektiği, M.Ö. isimli kişinin e-posta iletisinde yer verilen, davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibat ve iltisaka ilişkin iddiaların irtibat ve iltisak noktasında kararda tartışılmadığı belirtilerek Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı, baz görüşme kayıtlarının hatalı olduğu, birlikte arandığı iddia edilen kişileri tanımadığı, 2. grup aramada arayan kişilerden birinin kardeşi olabileceği, 3 ve 4. grup aramalardaki kişinin kardeşiyle ortak tanıdık olduğu, bu kişi ile kendisini arayanın kardeşi olabileceği, hakkındaki ihbarın mesnetsiz olduğu, bu ihbarla ilgili şikayetin işleme konulmadığı, tanık K.A.'nın psikolojik rahatsızlıkları bulunduğu, tanıklar E.A. ve L.S.'nin beyanlarının gerçek dışı ve suçtan kurtulma amaçlı olduğu, seçim çalışması yapmadığı, lehine beyanların da bulunduğu, HTS kayıtları ile tespit edilen kişilerle FETÖ kapsamında bir ilgisinin olmadığı, bunların neredeyse tamamının adli personel ya da emniyet personeli olduğu, Bank Asya hesabını 2009 yılında kapattığı, açık olduğu bir iki yıllık süre içinde ise doğru düzgün kullanılmadığı, Dairenin ara kararına verilen cevaplarda kendisinin örgütle irtibat veya iltisakı bulunduğuna yönelik bir delil gönderilmediği, "sosyal çevre bilgileri"nin delil olamayacağı, iddia edilen hususların delil niteliğinin bulunmadığı, ceza yargılamasında beraat ettiği belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 29/01/2024 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevabın dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. ... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi 29/11/2016 tarih ve 2016/434 sayılı kararla reddedilmiştir. Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır. Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatine karar verilmiş olup UYAP kayıtlarının incelenmesinden, karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile esastan reddedildiği, bu karara karşı yapılan temyiz başvurusunun ise Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile esastan reddedildiği ve kararın kesinleştiği görülmüştür. İLGİLİ MEVZUAT : 1) Anayasa Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir. Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz." Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..." Anayasa’nın dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz." Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler." Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler." Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar." Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..." 2) AİHS AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir." 3) Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir." Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır." Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..." 4) Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir. Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır. 2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür. Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında yapılan ceza yargılamasında beraat kararı verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır. Bu durumda, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraat kararı verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Kurulumuz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır. Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince; Davacının kendi beyanı şu şekildedir: Davacı hakkında Hakkari Sulh Ceza Hakimliğince düzenlenen 18/07/2016 tarihli ifade sorgu zaptında şu ifadelere yer verilmiştir: "Ben ilk, orta okulu ve lise öğrenimimi Selendi ilçesinde tamamladım. Liseye gittiğim sırada öğrenci seçme sınavına hazırlanmak için Uşak Zafer Eğitim Merkezinin açmış olduğu deneme sınavına katılarak 3. oldum. Bundan dolayı bana yüzde yüz burslu eğitim hakkı tanıdılar. Ben bu dersaneye dersanenin sağlamış olduğu servis aracı ile o dersanede okuyan öğrenciler ile birlikte gittim. Dersanedeki eğitim süre zarfında herhangi bir öğretmen veya başkası tarafından herhangi bir sohbet veya buna benzer bir davet almadım. Bu dersanenin hiçbir etkinliğine katılmadım...". Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir: Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.A.'ya ait, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14/10/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir: "...Yine o dönem Ankara'da Yargıtay'da tetkik hakimi olan M.G.P., ben ve Mudanya Cumhuriyet Savcısı E.B.'nin, Mudanya Adliyesinde olduğumuz bir odada bir kısım bağımsız adaylar adına bizden oy istedi. O dönem Balıkesir Cumhuriyet Savcısı olan ... eşi ile birlikte Mudanya'da ki evime geldi, konuşmamız normal bir sohbet havasında geçti, hatta çocuk dolayısıyla bize hediye de getirmişti, evimden gittikten yaklaşık 20 gün sonra beni telefon ile arayarak 11 tane bağımsız aday için oy istedi, hatta yanında Balıkesir Cumhuriyet Savcısı İ.'nin olduğunu söyledi. İ. bizim dönemdendir, o sırada İ.'nin sesini telefonda, arka fonda duydum, o da Şuayip'i tastik eder şekilde konuşuyordu,". Aynı şahsın Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/10/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir: "...Yine ilk ifademde Balıkesir Cumhuriyet Savcısı ...'in beni Mudanya'da ki evimde ziyaret etmesinden bir kaç gün sonra bana telefon etmesinden ve telefonda 11 tane bağımsız aday için oy istediğinden bahsetmiştim, o zaman telefonda konuşurken yanında aynı yer savcısı İ. isimli kişinin de olduğunu söylemiştim, İ. isimli bu kişi albümün 235. Sayfasındaki sağ alt bölümde bulunan "İ.Ö., Sicil: ..." 'dur. Bu telefon görüşmesinde Şuayip yanındaki İ.'nin de 11 tane bağımsız adayı destekleyeceğini söylemişti, hatta "sıkıntı yok, dönmek de yok, bağımsızlara oy veriyorsun değil mi?" şeklinde konuşmuştu, ben de kendisine geçiştirecek cevaplar vermiştim...". Aynı şahsın davacının ceza yargılamasına ilişkin kararda yer verilen tanık beyanında şu ifadelere yer verilmiştir: "Ben konuyu anladım. Konuyla ilgili olarak daha önce ifade vermiştim o ifadelerim doğrudur aynen tekrar ederim. İsmini söylemiş olduğunuz ... benim dönem arkadaşım olur, yani ayni dönemde hakim savcı adayı olduk. Akademide aynı sınıfta idik. Kendisi ile arkadaşlığımız süresi boyunca Fetö yapılanması ile ilgili hiç bir bağına tanık olmadım. Yine bu hususta hiç bir diyaloğumuz da geçmedi. 2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık bir ay kadar önce beni telefonla aradı. Hasbihal ettik, diyaloğumuz esnasında Fetö üyelerinin aday olduğu HSYK seçimlerinde bana 11 kişi adına oy istemişti. Daha sonra oy istediği bu adayların Fetö üyesi olduğu ortaya çıktı. Benim sanığın Fetö ile bağlantısı noktasında bildiğim tek husus budur. Kendisi hakkında başkaca bir söyleyeceğim yoktur". Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan L.S.'ye ait, davacının ceza yargılamasına ilişkin kararda yer verilen tanık beyanında şu ifadelere yer verilmiştir: "Bana okumuş olduğunuz soruşturma aşamasında vermiş olduğum ifademi aynen tekrar ederim. Ben o ifadem de de bahsettiğim gibi 2014 yılının Temmuz ayı ortalarında Balıkesir Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak göreve başladım. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu seçimleri dönemiydi. Bu dönem sonunda 12 Ekim 2014 tarihinde yapılan seçim sırasında görevim gereği adliyede bulunuyordum. Oy sandığının açılıp oyların sayılması sırasında bir kısım Hakim Savcı'nın kamera ile görüntüleme yaptığını, sayım bölümünde sandık önünde kalabalık oluşturup, düzensizlik yarattıklarını görerek geriye doğru çekilmeleri için uyarıda bulundum. O sırada sayımın yapıldığı bölümün önünde bulunan masaya yapışık vaziyette duran ve o dönemde Balıkesir'de Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptığı için tanıdığım ...'in bana doğru dönerek "biz sonuçları takip edemeyecek miyiz, bizim hakkımız değil mi" gibi sözlerle ve el kol hareketleri ve ses tonu itibariyle uygun olmayan bir tarzda bana doğru çıkıştığını gördüm. Orada bulunan herkes ve ben bu davranışı çok yadırgadım. Seçim ortamında olmamız nedeniyle bu olayın üzerine çok gitmedim. Sağlıklı biçimde seçim sayım işlemlerinin tamamlanmasına çalıştık. Bu olaydan sonra ben ...'in bu davranışının nedenini o tarihte cemaat olarak ifade edilen Fetö PDY terör örgütünün bağımsız aday olarak gösterdiği kişileri desteklediği için bu şekilde bir davranışta bulunduğunu düşündüm. Çünkü benzer olay ve tavırların başka yerlerde de cereyan ettiğini öğrendik. Bunun dışında bir Cumhuriyet Savcısının Cumhuriyet Başsavcı Vekiline seçim sırasında düzene ilişkin uyarı nedeniyle bu şekilde bir tavır almasının nedenini başka şekilde anlamlandıramadım. Darbeye teşebbüs olayından sonra başlatılan soruşturmalar kapsamında daha sonra Hakkari iline tayin olan ...'in örgüt üyeliği suçundan görevden uzaklaştırıldığını ve hakkında adli işlem başlatıldığını öğrendim ve Hakkari Başsavcılığına yazdığı talimat gereği bu hususta beyanda bulundum. Yaşadığım olay nedeniyle edindiğim kanaatin bu nedenle doğru olabileceğini düşündüm. Bunun dışında ... ile ilgili örgüt ile ilgili ne gibi bir bağlantısı var bilemiyorum. Bizzat gördüğüm bildiğim birşey yoktur. Ben sadece yukarıda bahsettiğim olayı yaşadım. Bildiklerim bundan ibarettir.". Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.K.'nin Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 03/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir: "...Ayrıca stajın bitimine yakın bazı arkadaşlara bu yapıyla alakası olmayan aynı zamanda başka herhangi bir grup veya cemaate mensup olmayan kişilerle ilgilenme olayına yapı içerisinde "ZİMMETLEME, İLGİLENME" deniliyordu. Benim buna ilişkin tek hatırladığım stajdan arkadaşım olan E.A. isimli kişiye, yine bizim dönemden olan ... ve S.K isimli kişilerin ilgenilmek üzere zimmetlendiğidir. Ben 15 Temmuz olaylarından sonra ihraç listesinde ... ve S.K.'yı gördüğümde bu olayı bilmem nedeniyle çok şaşırmıştım...". Aynı şahsın Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 03/12/2017 tarihli şüpheli ek ifade tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir: " ...Ben bu soruşturma kapsamında Tokat Cumhuriyet Başsavcılığına 28.112017-03.12.2017 tarihleri arasında ETKİN PİŞMANLIK HÜKÜMLERİNDEN FAYDALANMAK İSTEYEREK Otuzdokuz (39) sayfadan ibaret şüpheli ifademi avukatım huzurunda vermiştim. Bu ifademdeki beyanlarım doğrudur ve aynen tekrar ederim. İfademin bir nüshasını da ifadem akabinde aldım ve okudum. Beyanlarıma ekleyecek veya düzeltilecek bir husus olmamakla birlikte ifademde vermiş olduğum ve şüpheli olabilecek şahısların tespiti ve teşhisi için ifademde geçen şahıslar hakkında ayrıntılı anlaşılır bilgi vermek istiyorum...54-...: Bu şahıs nereli olduğunu ve hangi Üniversiteden mezun olduğunu bilmiyorum. En son Hakkari ili Yüksekova ilçesinde Savcı olarak görev yapıyordu. Görsem Teşhis ederim şahsın bu yapıyla herhangi bir ilgisinin olmadığını düşünüyorum...". Aynı şahıs Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 14/12/2017 tarihli fotoğraflı teşhis tutanağı ile davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir. Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.Ö.'ye ait, davacının ceza yargılamasına ilişkin kararda yer verilen tanık beyanında şu ifadelere yer verilmiştir: "...'i, Balıkesir Adliyesi'nde beraber görev yaptığım için tanımaktayım, bu tanışıklık dönemi tahmini olarak 2013-2016 yılları arasındadır, ben E.A.'yı sanık (davacı) Şuayip ile sadece arkadaş olduklarını ve görüştüklerini biliyorum, benim ise E. ile herhangi bir samimiyetim ve arkadaşlığım yoktur kendisini sadece akademiden tanımaktayım, ...'in E.A.'yı arayıp HSYK seçimleri için oy istemesi konusunda benim bir bilgim yoktur, öyle bir görüşmeye şahit olmadım, benim yanımda iken bir ya da iki kere telefonda görüşmüşlerdir onu hatırlıyorum ancak kimin kimi aradığını görüşmenin tarihini ve haliyle içeriğini de bilmiyorum, ama benim bildiğim kadarı ile sıradan bir telefon görüşmesi idi, bunun haricinde sanık (davacı) ile ilgili olarak başka bir bilgim ve görgüm bulunmamaktadır". Tanık E.A.'nın beyanlarında, örgütün önem atfettiği 2014 yılı HSYK seçimleri döneminde davacının kendisini telefonla arayarak örgütün sözde bağımsız adayları lehine oy istediğini istikrarlı ve tutarlı olarak belirttiği görülmüştür. Tanık L.S.'nin beyanında, 2014 yılı HSYK seçimi günü kendisinin görevi gereği seçim mahallinde bulunduğu esnada, sayım yapılan yerin etrafında mevcut kalabalığı düzensizlik olması nedeniyle ikaz ettiğinde, davacının kendisine doğru dönerek "biz sonuçları takip edemeyecek miyiz, bizim hakkımız değil mi" gibi sözlerle ve el kol hareketleri ile ses tonu itibarıyla uygun olmayan bir biçimde kendisine tepki gösterdiğini gördüğünü, bu olaya orada bulunanların da şahit olduğunu belirttiği anlaşılmıştır. Tanık E.K.'nin beyanlarında, bu yapıyla alakası olmayan, aynı zamanda başka herhangi bir grup veya cemaate mensup olmayan kişilerle ilgilenme olayına yapı içerisinde "zimmetleme, ilgilenme" denildiğini, stajdan arkadaşı olan E.A. isimli kişiye, dönem arkadaşı olan davacının ilgilenilmek üzere zimmetlendiğini, davacının bu yapıyla ilgisinin olmadığını düşündüğünü belirttiği görülmüştür. Tanık İ.Ö.'nün beyanında, davacının E.A. ile arkadaş olduğunu ve telefonda görüştüklerini hatırladığını ancak oy istemesi konusunda bilgisinin olmadığını belirttiği görülmüştür. Tanık E.A.'nın ifadesinin değerlendirilmesinden, davacının, arkadaşı olan tanık E.A.'yı 2014 yılı HSYK seçimleri döneminde telefonla arayarak örgütün sözde bağımsız adayları lehine oy istediği, tanığın tüm aşamalarda tutarlı bir şekilde aynı yönde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu olayın diğer tanığı olduğu belirtilen tanık İ.Ö., konuyla ilgili bilgisinin olmadığını ifade etmiş ise de, yargı mensubu olan tanık İ.Ö.'nün FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın Danıştay Beşinci Dairesinin 12/10/2021 tarih ve E:2018/3842, K:2021/3026 sayılı kararıyla reddedildiği, bu kararın Kurulumuzun 05/06/2024 tarih ve E:2022/1436, K:2024/1283 sayılı kararıyla kesin olarak onandığı, söz konusu kararda da tanık E.A.'nın telefon görüşmesine ilişkin aynı beyanlarının yer aldığı görüldüğünden ve bu görüşmeyi teyit etmesi halinde ifadesinin kendi aleyhine de yorumlanabileceği kaygısıyla beyanda bulunmuş olabileceği göz önüne alındığında, tanık İ.Ö.'nün beyanına bu yönüyle itibar edilmemiştir. Öte yandan, tanık L.S.'nin davacının oyların sayımı esnasındaki tavır ve davranışlarına dayalı olarak aktardığı görgü ve bilgiye dayalı somut tespit, tanık E.K.'nin davacının E.A. isimli kişiye zimmetlendiğine dair beyanı, örgütün, stratejik olarak kişileri örgüt amaçları doğrultusunda yakın takibe aldığı hususuyla birlikte göz önünde bulundurulduğunda ve diğer taraftan davacının da kendi beyanında örgütle iltisaklı dershaneye gittiğini belirtmesi bir arada ele alındığında, söz konusu deliller davacının örgütle irtibatlı ve iltisaklı sayılması için yeterli olarak değerlendirilmiştir. Tanık E.K., davacının bu yapıyla ilgisinin olmadığını "düşündüğünü" belirtmiş ise de, bu beyan kişisel kanaat olarak soyut biçimde ifade edildiğinden değerlendirmeye alınmamıştır. Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, davacı hakkında yukarıda belirtilen hususların bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 3) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır. Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır. Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır. 4) Sonuç olarak Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu itibarla, dava konusu kararın iptali, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne; 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu kararın iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 30/05/2022 tarih ve E:2018/4919, K:2022/3854 sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 4. 05/06/2024 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi.