3. Hukuk Dairesi 2012/18461 E. , 2012/22770 K. "İçtihat Metni" Davacı ... Zirai Aletler ve Mak. San. A.Ş. ile davalı ... Kimya San. ve Tic. A.Ş. Aralarındaki tazminat davasına dair ... 1.Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 09.09.2009 günlü ve 2007/147 E.- 2009/408 K. sayılı hükmün Onanması hakkında dairece verilen 21.06.2012 günlü ve 2012/10638 E.- 2012/15651 K. sayılı ilama karşı davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir. Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan so
**3. Hukuk Dairesi 2012/18461 E. , 2012/22770 K.** **"İçtihat Metni"** Davacı ... Zirai Aletler ve Mak. San. A.Ş. ile davalı ... Kimya San. ve Tic. A.Ş. Aralarındaki tazminat davasına dair ... 1.Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 09.09.2009 günlü ve 2007/147 E.- 2009/408 K. sayılı hükmün Onanması hakkında dairece verilen 21.06.2012 günlü ve 2012/10638 E.- 2012/15651 K. sayılı ilama karşı davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir. Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili dilekçesi ile; davacı şirkete ait, ... , ... ilçesi ... Mahallesi 1.Parselde kayıtlı fabrika arsasının; üzerindeki binalarla birlikte (şirket yetkilisi olmayan kişiler tarafından) davalı şirkete satılıp, tapuda devredildiğini, davacı şirketin açtığı dava sonucunda, (yönetim kurulunun yoklukla maluliyetinin tespitine) tapu kaydının iptaline karar verilerek, taşınmazın davacı şirket adına tescil edildiğini; 10.12.1990 tarihinden, iptal kararının kesinleştiği tarihe kadar (16 yıl boyunca) davalının haksız kullanımı nedeniyle, uğranılan zarar bedeli 50.000 TL ile, makinaların alınması nedeniyle 5.000 TL tazminat olmak üzere toplam: 55.000 TL'nin haksız fiilin vukuu bulduğu tarihten itibaren işleyecek faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı ve husumet itirazında bulunmuş, esası bakımından da davanın reddini istemiştir.Mahkemece; “...davalının, taşınmazı davacı şirket yetkililerinin tapu memuru huzurunda sundukları imza sirkülerine ve yetki belgesindeki yetkilerine dayanarak üzerindeki ipoteklerle birlikte satın aldığı, imza sirkülerinin geçersiz bir yönetim kurulu kararına dayalı olduğunun davalı şirket tarafından bilindiğine dair iddiayı ispatlar delil ortaya konulamadığı; şekli manada geçerli olduğu kuşkusuz olan yönetim kurulu kararının, esas açısından da şirketin iç işleyişini değerlendirerek incelemesinin davalıdan beklenilemeyeceği gözetilerek, davalının kötüniyetli değil, iyiniyetli zilyet olduğunun kabulü gerekmiştir, gerekçesiyle” davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.Dava, dava konusu taşınmazın haksız kullanımı nedeniyle ecrimisil ve tazminat istenilmesine ilişkin olup, uyuşmazlığın incelenmesine bu husus üzerinden başlanılmalıdır.Dava konusu taşınmazın, davalı adına olan tapu kaydının iptali için açılan ... 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2003/782 Esas sayılı davasının yargılaması sonucunda; satış işleminin dayanağı olan yönetim kurulunun, yoklukla malüliyetinin tespitine karar verilerek; ... İli ... İlçesi ... Mahallesi 770 Ada, 20 Parselin 10/12/1990 tarih ve 8136 yevmiye ile davalılardan ... Kimya A.Ş.'ne yapılan satış işleminin iptal ve terkini ile ... Zirai Aletler A.Ş. adına tesciline karar verildiği ve kararın 05.10.2006 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.Mahkeme; dava konusu taşınmazın davalı şirkete satışını; baştan itibaren (Yönetim Kurulunu yoklukla malül sayarak) butlanla hükümsüz kılmıştır. Genel kural olarak herhangi bir yasa veya düzenleyici kural yürürlüğe girdiği andan itibaren derhal hukuksal sonuçlarını doğurmaya başlar. Bunun doğal sonucu olarak da yasaların geriye yürümeyecekleri benimsenir. Tamamlanmış hukuki durumları yeni yasa ve düzenleyici kuralın etkilememesi, onlar üzerinde hukuki sonuçlar doğurmaması kazanılmış hakların saklı tutulması amacını güder.Bilindiği gibi bir hukuki işlemin konusu (içeriği) itibariyle olduğu gibi meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı olabilir, işlemin meydana gelişine ilişkin olan emredici hukuk kurallarına hukuki işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyeti şartlarını belirleyen şekli nitelikli hükümlerdir ve bu özellikleri itibariyle konuya (içeriğe) ilişkin olan maddi nitelikteki hükümlerden ayrılırlar. Şekli nitelikteki emredici hukuk kurallarına aykırılık halinde kurucu unsurlarını, örneğin irade beyanının, icap kabulün bulunmaması halinde hukuki işlem şeklen dahi meydana gelmemektedir; ... , Alman ve Türk Hukukunda hukuki işlemin şekli unsurlarını tespit eden emredici hukuk kurallarına aykırılık sebebiyle hukuki işlemin mevcudiyet kazanmaması halinde hukuki işlemin yokluğundan söz edilir. (Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü Prof.Dr. Erdoğan Moroğlu 1993) Butlan sebeplerine gelince, genel olarak butlan halleri, Borçlar Kanununun 19 ve 20.maddelerinde belirtilmiştir. Bu hükümlere göre; konuları bakımından imkansız veya emredici hukuk kurallarına yahut ahlak ve adaba aykırı olan hukuki işlemler butlan nedeniyle geçersizdir. Kanunen uyulması zorunlu olan ve aksi kararlaştırılamayan hukuk kuralları, emredici özellikleri itibariyle mutlak ve nisbi emredici hükümler diye iki gurupta toplanırlar. İsviçre- Türk Hukukunda özel, ilişkin, emredici hükümlere aykırılık halinde mutlak butlandan söz edilir. Başka bir anlatımla, butlan durumunda hukuki işlem şeklen mevcut olmakla beraber amaçlanan hükümleri doğurmaz. (HGK. 29.05.2002 gün 2-441-433 K.)Belirtmek gerekir ki, Yasa'nın şekil, ehliyet ve içerik bakımından aradığı koşulları içermeyen hukuki işlem mutlak olarak geçersizdir; dolayısıyla da hiçbir hukuki sonuç doğurmayan böyle bir işlem, hüküm ifade etmez. Oysa; bireyin iradesinin bir görünüşü olan hukuki işlem, subjektif hakların başlıca kaynaklarından birini oluşturur, bu nedenle hukuki işlemin bir varlığı ve kıymeti vardır. Bu nedenle geçersizlik olgusunun varlığı durumunda, maddi bir olay olan hukuki işlemi, bizzat kendine etki ederek onu tamamen kaldırır ve bir yerde geçersiz işlem yokluğa eşittir; (geçersizliğin niteliğini açıklayan klasik görüş için bkz. Jale Güral, Hükümsüzlük Nazariyeleri Karşısında Türk Medeni Kanunu Sistemi, sh. 31 vd. ). Çok özel durumlarda Medeni Kanun'un 2.maddesinden hareketle geçersiz sözleşmeden hukuki sonuçlar çıkarılması, bu yargıyı değiştirmez (HGK. 10.11.1993 gün 13-125-711 K.), (YİBK. 30.09.1988 gün ve 2/2 sayılı Kararı).Bilindiği üzere; Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları, satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyiniyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla, Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.Öte yandan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyiniyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke MK.nun 1023.maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3.kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tecil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3.kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür (N.Yavuz, U.Ecrimisil Davaları 2005, Ank., 82, 83, Yargıtay 3.H.D. 01.04.1982 gün ve 1144 E-1385 K.). Uyuşmazlık, Türk Medeni Kanununun 906, 908.maddeleri ile ilgilidir. Davalı iyiniyetli ise, tazminatla yükümlü olmayacak, suiniyetli ise sorumlu kılınacaktır. Türk Medeni Kanununun 906.maddesinde öngörülen hüsniniyet maddedeki "...mevcudiyetine kani olduğu hakkına muvafık surette istifade..." sözcüklerinden de anlaşılacağı üzere anılan Kanunun 3.maddesinde düzenlenen subjektif hüsniniyettir. Diğer deyişle "eğer zilyet" a) gerek intikali yapan kimsenin ehliyet veya selahiyetinde, gerek muamelenin şartlarında, şeyin zilyetliğini kendisine muteber bir şekilde geçirmeye mani bir sebebin bulunduğunu bilmiyorsa ve b) bilmeyişi mazur görülebilir mahiyette ise; başka bir ifade ile ahvalü vaziyete göre beklenen ihtimam ve dikkati sarfettiği halde bilemeyecek durumda ise o hüsniniyetli bir zilyettir ve MK.m.906, 907'deki hükümlere tabidir. Aksi halde suiyiniyetli zilyettir (Feyzioğlu, Zilyetlikte İadenin Mevzuu ve Şumulü, İst.1961, sh.126,127, 131).O halde, olayda sağlıklı bir sonuca varabilmek için hukuki sebebe istinat etmeyen tescil işleminin mülkiyet hakkını intikal ettirip ettiremeyeceği hususunu ve tapu kaydının iptaline ait mahkeme kararının niteliğini tesbitte zorunluluk vardır. Davalı üzerindeki tapu kaydının butlan suretiyle tesis edildiği mahkemece kabul edildiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu iptal nedenine göre davalıyı iyiniyetli kabul etmek mümkün değildir. Kesinleşen iptal kararı bir adli gerçeği ifade edip, bunun aksinin iddia edilmesi hukuk bakımından kabul edilebilir bir iddia niteliği taşıyamaz. Tapu kaydının davalı üzerinde olması davalının iyiniyetli kabulünü gerektirir bir neden teşkil edemez.Tescil hukuki sebebe bağlı bir işlemdir. Diğer deyişle hukuki sebepten yoksun bir tescil yolsuz tescildir ve mülkiyetin intikalini sağlamaz (Saymen-Elbir, Türk Eşya Hukuku, İst.1954,sh.194; Oğuzman-Seliçi, Eşya Hukuku, İst.1982, sh.369; Gürsoy-Eren-Cansel, Türk Eşya Hukuku, Ank.1978, sh.261, 326, 381, 549).Tapuda malik gözüken davalı aslında gerçek malik olmayıp, tescil hukuki sebepten yoksun bulunduğundan gerçek malik davacıdır. Tapuda malik olarak davalının gözükmesi onun hukuki açıdan mülkiyet hakkını kazandığını göstermez.Taşınmazı teslim almış olan sadece ödediği bedeli kendisine iade edilinceye kadar hapis hakkına sahiptir. Teslim keyfiyeti mülkiyetin naklinde gözönünde tutulacak bir husus değildir.Taşınmazın mücerret teslimi ifa olarak kabul edilemez, ifa kabul edilirse o zaman eldeki ifa davasının anlamını izah mümkün olmaz.Tapu Sicilinin aleniyeti ilkesi karşısında taşınmazı teslim alırken o tarihte malikin kim olduğunu Tapu Dairesinde incelemeyen ve şekil, ehliyet bakımından yasanın aradığı koşulları ihtiva etmeyen hukuki işlem mutlak olarak geçersiz olup; bunu incelemeyen kimsenin Medeni Kanun'un 3.maddesi karşısında iyiniyetli olduğu da kabul edilemez. Tescile sebep teşkil eden akit muteber olmadığı durumlarda mülkiyetin intikal etmeyeceği ve tapunun ipteline ilişkin yargı kararlarının beyani (izhari) bir karar olduğu, inşai nitelikte olmadığı, tashih davasının bir tesbit davası bulunduğu hususu doktrinde de kabul edilmektedir (Gürsoy-Eren-Cansel, age, sh.333, 381, 1050). Bu bakımdan davalının tapusunun iptaline ilişkin karar kesinleştiği tarihe kadar davalıdan herhangi bir talep de bulunulmayacağı görüşüne de iştirak mümkün değildir. Olayda gerçek bir bedel mukabilinde satış sözkonusu olmadığından, satış parası iade edilinceye kadar yararlanma hakkı tanıyan 10.07.1940 gün, 2/77 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanması da mümkün olmamıştır. (N.Yavuz, a.g.e. sh.770-771) Bu duruma göre, (geçersiz satım sözleşmesine dayalı taşınmaz iktisap eden) davalı şirketin; taşınmazda, iyiniyetli zilyet olduğu kabul edilemez. Mahkemece, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde davalının iyiniyetli kabul edilmesi ve bu çerçevede inceleme ve değerlendirme yapılarak, davanın reddine ilişkin hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. Ne var ki, mahkeme kararının açıklanan bu gerekçe ile bozulması gerekirken zuhulen onandığı anlaşılmakla; davacı vekilinin karar düzeltme talebinin kabulü ile dairemizin 21.06.2012 gün ve 2012/10638 E.- 2012/15651 K. sayılı onama kararının kaldırılarak, mahkeme kararının BOZULMASINA, peşin alınan karar düzeltme harcının istek halinde düzeltme isteyene iadesine, 06.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.