3. Hukuk Dairesi 2024/4314 E. , 2025/2914 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/984 E., 2024/1615 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2018/251 E., 2023/1537 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından
**3. Hukuk Dairesi 2024/4314 E. , 2025/2914 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/984 E., 2024/1615 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2018/251 E., 2023/1537 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin ... Hastanesi kadın hastalıkları ve doğum bölümüne spiral taktırmak amacıyla başvuru yaptığını, gerekli tahlillerin ve muayenenin yapıldığını, ancak müvekkilinin bir süre sonra yanlış ve hatalı müdahale sonucu rahim organlarının yırtıldığını ve işlevsiz kaldığını farkettiğini, bunun üzerine hastaneye başvurarak yanlış yapılan ameliyatın vücuduna verdiği zararların giderilmesi için gerekli müdahalenin yapılmasını ve tedavi edilmesini davalı şirketten talep ettiğini, ancak hastane personelince kötü muameleye maruz kalıp hastaneden atıldığını, bunun üzerine müvekkilinin başka hastanelere tedavi olmak üzere gittiğini, müvekkiline verilen raporlarda tedavi görse bile artık eski sağlığına kavuşamayacağının bildirildiğini ve mağduriyetin ömür boyu süreceğini, müvekkilinin vücudunun gördüğü maddi zararların yanında duyduğu üzüntüden dolayı manevi olarak da yıprandığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 10.000,00 TL maddi, 80.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; 25.03.2015 tarihinde doğum yapan davacının 31.03.2015 tarihinde kontrole geldiğini, yapılan kontrol muayenesinde normal lohusalık kanaması dışında ek patolojik bulguya rastlanmadığını, 3 hafta süre ile aile sağlık merkezine kontrole gittiğini, ancak kanamalarının geçmemesi üzerine 30.04.2015 tarihinde müvekkili hastaneye başvurduğunu, plasenta retasyon tanısı nedeni ile kürete edildiğini, ancak kanamalarının devam etmesi üzerine 31.04.2015 tarihinde ikinci kontrole geldiğini, kontrol muayenesinde küretaj yapılırken müdahale edildiğinde uterin perforasyonu komplikasyonu geliştiğini, komplikasyon hemen fark edilip derhal müdahale edildiğini, müdahale sırasında plasenta artığının rahim duvarına yapışık olduğu görülünce ''plasenta accreata'' tanısı konulduğunu, uterin perforasyonun tamir edildiğini, uterin kavite vajinal yolla temizlenmeye çalışıldığını, hastalığın tedavisinde mirena kullanıldığını, 21.10.2017 tarihinde mirena takıldığı için adet görmeyen davacının adet görme isteğiyle mirena çıkartmak için başvurduğunu, ancak rahim içerisinde plasenta accreata hastalığına bağlı yapışıklık gelişmesi nedeniyle müdahale sırasında çıkartılamadığını, zarar vermemek maksatlı müvekkili hastanede müdahale yapılamayacağı söylenerek davacının başvurabileceği üst merkezler hakkında bilgi verilerek yönlendirme yapıldığını, davacının gittiği ileri bir sağlık merkezinde de rahim içi yapışıklık nedeni ile mirena çıkartılamadığını, plesenta accreata hastalığı ve tedavisi sırasında gelişen komplikasyonların tıbbi ve bilimsel gereklere, tıbbi standartlara uygun yerine getirildiğini, tedaviden sonra hastanın kanamasının durduğunu, histeroktomi gibi daha ağır tedavi gerekliliğinin önlendiğini, tüm tıbbi gerekler yerine getirilmesine rağmen uterusun bu hastalıktan olumsuz etkilendiğini ve rahim içerisinde yapışıklık oluştuğunu, davacıda ortaya çıkan beklenmeyen ve öngörülemeyen plasentanın rahime yapışık olmasından (doğum komplikasyonu) dolayı ortaya çıkan zarardan hekimlerin de sorumlu tutulamayacağını, zararla hekimlerin fiili arasında illiyet bağı olmadığını, davacı ve dava dışı eşinin doğum sonrası kendisinde gelişen öngörülemeyen ve engellenemeyen hastalık konusunda bilgilendirildiğini ve onayları alınarak tedavilerinin yapıldığını, hastada ortaya çıkan zararın tamamen öngörülemeyen ve önlenemeyen plasenta accreata hastalığına bağlı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; tüm deliller toplanıp tanıklar dinlendikten sonra Adli Tıp Kurumundan alınan 17.06.2022 tarihli raporda, ''...her normal doğum ve sezaryen operasyonu sonrası meydana gelebileceği, herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, yapılan muayene ve tetkikler ile bu durumun tespit edilerek küretaj operasyonu yapılmasının komplikasyon yönetimi açısından tıbben uygun olduğu...''nun belirtildiği, davacı vekilinin itirazları üzerine dosyanın tevdi edildiği Üniversite Hastanesinde görevli Kadın ve Doğum Hastalıkları konusunda uzman öğretim üyesi bilirkişi heyetinden alınan raporda ise; ''...Doğum sonrası dönemde kişide geliştiği anlaşılan plasenta retansiyonunun normal spontan vajinal doğumlardan sonra görülen bir komplikasyon olduğu, yapılan muayene ve tetkikler ile bu durumun tespit edildiği, önerilen küretaj operasyonu yapılmasının uygun tıbbi yaklaşım olduğu, rahim kavitesinin temizlenmesi amacıyla genel anestezi eşliğinde yapılan küretaj işleminde gerçekleşen uterin perforasyonun bu işleme bağlı bir komplikasyon olduğu, her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebileceği, oluşan komplikasyonun yönetiminin tıbben uygun olduğu,.. yönünde değerlendirmede bulunulduğu, bu şekliyle alınan her iki tıbbi bilirkişi raporunda davacıya uygulanan işlemlerin tıp bilimi gereklerine uygun olduğu, ortaya çıkan sonucun komplikasyon olarak değerlendirildiği ve komplikasyon yönetiminin de doğru yönetildiğinden davalı şirketin kusur ve sorumluluğunun bulunmadığının belirlendiği gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İlk Derece Mahkemesince alınan Adli Tıp Kurulu Raporu ile 3 kişilik Üniversitede görevli akademisyen bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek raporunun birbirini teyit ettiği, rahimiçi sistem takılması sırasında perforasyonun her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek bir komplikasyon olarak değerlendirildiği, raporların denetime açık ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu ve kusur olarak değerlendirilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesinin kabul ve değerlendirmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle; davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; her iki bilirkişi heyetinin meslektaşlarını koruduğunu, hiç bir hastalığı olmayan, tamamen sağlıklı bir gebelik süreci geçiren müvekkilinin bir anda rahminin yırtılması açıklanmaya muhtaç bir durum olduğunu, sorumluluğun makineye yüklenip, insan faktörünün gözardı edilemeyeceğini, makinelerin de insan yapımı olduğunu, onu kullanan da ehil ya da ehil olmayan insan olduğunu, bu sebeple hem modern teknolojilerin gerisinde kalan ve sağlık için risk teşkil eden bir makinenin kullanılmasının davalı hastanenin kusuru olarak gördüklerini, hem de bir an için makinenin işlevselliği operasyon için uygun olsa bile onu kullanan kişi ehil olmadığından bu türden sonucun meydana geldiğini, bilirkişi heyet raporunu kabul etmediklerini, tarafsız ve bağımsız bir kurumdan rapor alınmasını talep etmelerine rağmen Derece Mahkemelerince bu taleplerinin dikkate alınmadığını, Derece Mahkemelerinin kabul ve değerlendirmelerinin hatalı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, ayıplı hizmetten doğan hekim hatasına dayalı maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Mahkemece hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı ve alanında uzman doktorlardan oluşan bilirkişi heyet kurulu raporlarında doğum sonrası dönemde davacıda gelişen plasenta retansiyonunun normal spontan vajinal doğumlardan sonra görülen bir komplikasyon olduğu, yapılan muayene ve tetkikler ile bu durumun tespit edildiği, önerilen küretaj operasyonu yapılmasının uygun tıbbi yaklaşım olduğu, rahim kavitesinin temizlenmesi amacıyla genel anestezi eşliğinde yapılan küretaj işleminde gerçekleşen uterin perforasyonun bu işleme bağlı bir komplikasyon olduğu, her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebileceği, oluşan komplikasyonun yönetiminin tıbben uygun olduğunun bildirildiği, bilirkişi raporlarının Yargıtay, taraf ve Mahkeme denetimine açık, denetlenebilir olduğu, ayrıca dava dilekçesinde davacının yazılı onamının alınmadığına ilişkin bir iddiasının bulunmadığının da anlaşılmasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.