Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2022/2092 E. , 2024/1250 K. T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2022/2092 Karar No : 2024/1250 DAVACI : ... DAVALILAR : 1- ...Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... 2- ... Birliği VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : Avukat olan davacı tarafından, Türkiye Barolar Birliğine verilen ...tarih ve ...evrak kayıt numaralı ve ...tarih ve ...evrak kayıt numaralı dilekçelerde yer alan öneriye uygun olarak 2022 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin hazırlanma…
Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2022/2092 E. , 2024/1250 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2022/2092 Karar No : 2024/1250 DAVACI : ... DAVALILAR : 1- ...Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... 2- ... Birliği VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : Avukat olan davacı tarafından, Türkiye Barolar Birliğine verilen ...tarih ve ...evrak kayıt numaralı ve ...tarih ve ...evrak kayıt numaralı dilekçelerde yer alan öneriye uygun olarak 2022 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin hazırlanması ve düzenlenmesi talebinin reddedilmesine dair Türkiye Barolar Birliği işlemlerinin ve aynı önerilerin yer aldığı Adalet Bakanlığına verilen 01.09.2021 tarihli dilekçeye uygun olarak 2022 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin hazırlanması ve düzenlenmesi talebinin reddedilmesine ilişkin Adalet Bakanlığı işleminin, bu ret işlemlerine bağlı olarak tesis edilen ve 20.11.2021 tarih ve 31665 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2022 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin getirilen tekliflere dair düzenleme yapılmaması yönünden iptaline karar verilmesi istenilmiştir. DAVACININ İDDİALARI : a. İdari davalarda ve vergi davalarında davanın kazanılması halinde, avukatlık ücretinin toplamında herhangi bir değişiklik olmaksızın, müdahilin, müdahil olduğu kişi ile vekalet ücreti üzerinde eşit hak kazanacakları; dava kazanılmazsa eşit olarak buna katlanacakları; ancak müdahil sayısının üç ve üzerinde olduğu ve bunların ayrı avukatlar tarafından temsil edildiği bir durum söz konusu olursa, avukatlık ücretinin %50 fazlasına hükmedileceğine dair Tarifede düzenleme yapılması talebi yönünden; idari yargılama hukukunda müdahilin yanında davaya katıldığı kişi ile birlikte davanın tarafını teşkil ettiği, hatta bazı davalarda davacı menfaat sahibi olurken müdahilin hak sahibi olduğu, hak sahibinin müdahil olduğu davalarda, lehine veya aleyhine vekalet ücretine hükmedilmemesinin idari yargılama hukukunun ilke ve kurallarına uygun düşmediği, menfaat sahibinin taraf olabildiği hukuk düzeninde davanın sırf idare aleyhine açılabiliyor olması ve hak sahibinin müdahil olarak davaya yer alması müdahilin taraf olduğu gerçeğini değiştirmeyeceği, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesi ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na yapılan atfın genel bir kural olduğu ve atıf yapılan hükümlerin idari yargıda birebir uygulanamayacağı, HMK’da ilgili konu üzerinde hakkı olduğunu iddia eden kişi asli müdahil, menfaati olduğunu iddia eden kişi ise fer’i müdahil olabilirken; idari yargıda menfaati olanın dava açabildiği dikkate alındığında, menfaat sahibi herkesin idari yargıda taraf (asli müdahil) sıfatının bulunduğu, idari yargıda, her müdahilliğin asli müdahillik olduğu, müdahilin bulunduğu birçok dosyada müdahil ve vekilinin davanın lehine sonuçlanmasında inkar edilemeyecek ölçüde ciddi emek ve çaba sarf ettiği, bu emeğin zaman zaman yanında yer aldığı tarafın emek ve çabasının da üstünde olduğu, getirilen öneri incelendiğinde, karşı tarafın hukuki durumunda herhangi bir değişiklik yaratmadığı, ona ekstra külfet yüklemediği, ayrıca müdahil ile yanında katıldığı kişi arasında bir ayrım da yapılmadığı, müdahil sayısı 3 ve daha fazla olduğunda %50 artırım halinde de aşırı bir külfetten söz etmenin olanaksız olduğu, belirtilen düzenlemenin tarifeye eklenmesinin tüm tarafların hukukunun korunması ve adil dengenin sağlanması açısından elzem olduğu belirtilmiştir. b. İdari davalarda ve vergi davalarında mahkeme mahalli dışında keşif icra edilen davaların, vekalet ücreti bakımından duruşmalı davalar gibi değerlendirilmesi; bir dosyada hem mahkeme mahalli dışında icra edilen keşif hem de duruşma bulunmakta ise duruşmalı davalarda hükmedilen avukatlık ücretinin %50 fazlasına hükmedileceğine dair Tarifede düzenleme yapılması talebi yönünden; idare ve vergi mahkemelerinde görülen davalarda, vekalet ücretinin “duruşma” kıstasına göre belirlendiği, bu durumun duruşmalı davalarda avukatın harcadığı emek ve mesaisinin daha fazla olduğu düşüncesine dayandığı, bu şekildeki uygulamanın makul ve zaruri olmasının yanında mahkeme mahalli dışındaki keşif için harcanan emek ve zamanın duruşma için harcanandan çoğu zaman daha fazla olmasına rağmen tarifeye bu yönde hüküm konulması talebinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu, halbuki tarafların ve avukatların duruşmaya hazırlandığı ve burada harcadığı emek ve zaman kadar hatta çoğu kez daha fazlasını mahkeme mahalli dışındaki keşif için yaptıklarını, ayrıca bir dosyada hem duruşma hem keşif icrası söz konusu olduğunda harcanan emek ve zamanın daha da fazlalaştığı, öneri ile tarafların emek ve mesaisinin gözetildiği, aşırı külfet yüklemediği dikkate alındığında, eksik düzenlenen Tarifede hukuka uyarlık bulunmadığı ileri sürülmüştür. DAVALILARIN SAVUNMASI : Adalet Bakanlığının Savunması: Usule ilişkin olarak; avukatlık asgari ücret tarifesinin hazırlanmasında Türkiye Barolar Birliğinin birincil yetkili ve görevli olup Bakanlığın onay merci konumunda bulunduğu, Türkiye Barolar Birliğinden gelen Tarifenin onaylanması veya tekrar görüşülmek üzere iadesi dışında Bakanlığın bir yetkisinin bulunmadığı, Bakanlıkça davacının başvurusunun reddi yönünde idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem tesis edilmediğinden davanın incelenmeksizin reddi gerektiği belirtilmiştir. Esasa ilişkin olarak; a- Müdahil lehine/aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi talebi yönünden; 2577 sayılı Kanunun 31. maddesinde üçüncü şahısların davaya katılmasından kastın, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 66. maddesi ve devamında düzenlenen fer'i müdahale olduğu, fer'i müdahil, davacı veya davalı taraf konumunda bulunmadığından bunun sonucu olarak yargılama sonucunda verilecek hükmün sadece davanın taraflarına yönelik verildiği, fer'i müdahil hakkında hüküm kurulmadığı, ancak fer'i müdahil davaya katılmak suretiyle yargılama sonunda verilecek hükmün kendisini olumsuz etkilemesini önleme imkanı elde etmiş olduğu, fer'i müdahil tarafından, asli müdahalede olduğu gibi görülmekte olan davanın taraflarına karşı herhangi bir dava açılmadığı, müdahil olduğu davada taraf olmadığı gibi tarafın temsilcisi konumunda da bulunmadığı, kendi menfaati nedeniyle yanında katıldığı tarafa yardım etmekte olduğu, idari yargıda feri müdahale talebinin, talepte bulunan kişiye taraf olma sıfatını kazandırmayacağı, sadece katıldığı tarafla birlikte hareket etme olanağı sunduğu ve bu nedenle de ancak taraf kararı temyiz ederse müdahilin de kararı tarafla birlikte temyiz edebileceğinin kabul edilmekte olduğu, vekalet ücretinin yargılama giderlerinden olduğu ve ancak taraflar lehine veya aleyhine hükmedilebileceği dikkate alındığında, davacının talebi doğrultusunda Tarifede düzenleme yapılmaması işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı, b- Mahkeme mahalli dışında keşif icra edilen davaların, vekalet ücreti bakımından duruşmalı davalar gibi değerlendirilmesi talebi yönünden; 2022 yılı ve önceki yıllara ait Tarifeler incelendiğinde, vekalet ücretinin belirlenmesi bakımından keşif icrasının kriter olarak belirlendiğine yönelik herhangi bir düzenlemeye rastlanılmadığı, adli yargıda da vekalet ücretinin takdiri bakımından keşif icrasına yönelik herhangi bir düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle 2022 yılı Tarifesinde de böyle bir ayrımın yapılmadığı, keşfin sübut delillerden olup davanın niteliği ve türüne göre yargılamanın bir parçası olduğu, bu nedenle avukatlık ücretinin miktarını keşif icrası ile irtibatlandırmanın hakkaniyete uygun düşmeyeceği, keşif gibi yargılama esnasında yapılan diğer iş ve işlemler, girilen duruşma/celse sayısı, tarafların ve vekillerin çokluğu, tanık dinlenilmesi, tanıkların sayıca çokluğu, bilirkişi incelemesi yaptırılması, duruşmaya katılmak üzere katedilen mesafe vb. için de aynı bakış açısı ile verilecek emek ve çabaya eşdeğer vekalet ücretinin belirlenmesi taleplerinin de gündeme gelebileceği nazara alındığında, davacının bu ayrıma yönelik fazladan vekalet ücretine dair düzenleme yapılması teklifinin taraflar açısından ölçüsüz ve orantısız nimet ve külfete sebebiyet vereceği, hukuk ve ceza yargılamasına ilişkin davalarda öngörülen vekalet ücreti yönünden de adaletsizliğe sebebiyet vereceği değerlendirildiğinde 2022 Tarifesinde getirilen tekliflere dair düzenleme yapılmamasında hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmuştur. Türkiye Barolar Birliğinin Savunması: a-Müdahil lehine/aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi talebi yönünden; idari yargıda, davacının iddiasının aksine feri müdahale talebinin talepte bulunan kişiye taraf olma sıfatını kazandırmayacağı, sadece katıldığı tarafla birlikte hareket olanağı sunduğu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31. maddesinde yer alan “davaya katılma” kurumu, asli müdahilliğin tanımı gereği idari yargıda mümkün bulunmadığından, anılan kurumun feri müdahale olduğunun açık olduğu, yasal düzenlemeler karşısında davacının talebinin karşılanmasına hukuken olanak bulunmadığı, b- Mahkeme mahalli dışında keşif icra edilen davaların, vekalet ücreti bakımından duruşmalı davalar gibi değerlendirilmesi talebi yönünden; Tarife hazırlanırken sistematiğin korunmasına özen gösterildiği, idari yargı, adli yargı ve ceza yargılaması hükümlerinin birbirine paralel hazırlanması konusunda çaba gösterildiği, davacının idari yargıda talep ettiği keşfe ilişkin ücret artışı, gerek adli yargı ve ceza yargısına ilişkin hükümlerde gerekse keşfe ilişkin yasal mevzuatta bulunmadığı, keşfe ilişkin düzenleme getirildiğinde, yargılamada yer alan tanık, bilirkişi gibi kurumların da her yargı alanındaki tarife maddelerinde dikkate alınması zorunluluğu doğacağı ve davalar arasında adaletsiz uygulamalara sebebiyet vereceğinden 2022 yılı Tarifesinde eksik düzenleme bulunduğu iddiasıyla açılan davanın reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : Dava; avukat olan davacı tarafından, 2022 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 04/01/2021 ve 01/09/2021 tarihli dilekçelerinde yer alan öneriye uygun olarak düzenlenmesi istemiyle Türkiye Barolar Birliği'ne yaptığı başvurunun reddedilmesine dair Türkiye Barolar Birliği işlemi ile aynı önerileri içeren dilekçeyle Adalet Bakanlığı'na yaptığı başvurunun reddedilmesine dair Bakanlık işleminin ve bu ret işlemlerine bağlı olarak tesis edilen ve 20/11/2021 tarih ve 31665 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2022 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin önerilen tekliflere uygun düzenlenmemesi (eksik düzenleme) nedeniyle iptaline karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Dosyanın incelenmesinden, avukat olan davacının taleplerinin; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne, 1- idari ve vergi davaları yönünden müdahil hakkında vekalet ücretine hükmedilmesine dair hüküm eklenmesi, 2- Yine idare ve vergi mahkemelerinde görülen davalar yönünden, mahkeme mahalli dışında keşif yapılması halinde daha fazla vekalet ücretine hükmedilmesi yönünden hüküm konulması olduğu anlaşılmaktadır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168. maddesinde, baro yönetim kurullarının, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgari hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderecekleri, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarifenin o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderileceği, tarifenin Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşeceği; ancak Adalet Bakanlığının uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri göndereceği, geri gönderilen bu tarifenin Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılacağı ve sonucun Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirileceği hükme bağlanmıştır. Anılan yasal düzenlemede avukatlık asgari ücret tarifesinin Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu tarafından tüm baroların teklifleri göz önüne alınarak hazırlanması ve yürürlüğe girmesi aşamasına ilişkin usul hükümleri belirlenmiş, tarifenin hazırlanması aşamasında dikkate alınacak esas ve ölçütler konusunda herhangi bir belirleme yapılmamıştır. Avukatlık asgari ücret tarifesinin hazırlanması konusunda Türkiye Barolar Birliğine tanınan yetkinin kullanımında, yargının kurucu unsurlarından savunmayı temsil eden avukatın, Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesinde öngörüldüğü üzere, emek ve mesaisinin dikkate alınmasının yanısıra, kişilerin hak arama özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelikte düzenlemelere de yer verilmemesi gerekmektedir. Üçüncü kişilerin davaya katılması hususunda, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesi ile göndermede bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 04/02/2011 tarih ve 27836 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan ve 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış, anılan Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrasında ise, mevzuatta yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na yapılan atıfların, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı öngörülmüştür. 6100 sayılı Kanun'un 66. maddesinde, üçüncü kişilerin, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla müdahil olarak davada yer alabilecekleri; 68. maddesinde, müdahale talebinin kabulü hâlinde müdahilin, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri sürebileceği, onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul işlemlerini yapabileceği; 69. maddesinde, müdahilin de yer aldığı asıl davada hükmün taraflar hakkında verileceği düzenlemelerine yer verilmiştir. Yargılama usulü açısından müdahale talebinin kabulüne karar verilen üçüncü kişi yani müdahilin, bununla taraf veya bir tarafın temsilcisi olmayacağı, sadece lehine müdahalede bulunduğu tarafın yardımcısı olduğu, davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip edebileceği, kendisinden önce yapılmış olan usul işlemlerinin tekrarlanmasını isteyemeyeceği kabul edilmiştir. Bu açıklamalar çerçevesinde, davada taraf veya bir tarafın temsilcisi olmayan müdahil hakkında idari ve vergi davalarında vekalet ücretine hükmedilmesine dair hüküm eklenmesi talebinin reddinde ve yapılan düzenlemede hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır. Öte yandan, Avukatlık asgari ücret tarifesinin hazırlanması konusunda Türkiye Barolar Birliğine tanınan yetki kapsamında, yargının kurucu unsurlarından savunmayı temsil eden avukat için, Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesinde düzenlenen "Avukatlık ücreti" belirlenirken, avukatın harcadığı emek ve ayırdığı mesainin dikkate alınmasının yanısıra, kişilerin hak arama özgürlüğü kapsamında yüksek yargı maliyetleri nedeniyle yargıya erişimini kısıtlayıcı nitelikte düzenlemelere de yer verilmemesi gerekmektedir. Bu itibarla, idare ve vergi mahkemelerinde görülen davalar yönünden, mahkemenin bulunduğu mahallin dışında keşif yapılması halinde daha fazla vekalet ücretine hükmedilmesi yönünde hüküm konulmasına ilişkin davacı talebinin reddedilerek mevcut haliyle yapılan düzenlemede de hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, yasal dayanaktan yoksun bulunan davanın reddine karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ SÜREÇ : 1- 2021 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 24.11.2020 tarih ve 31314 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanması üzerine, davacı tarafından, Türkiye Barolar Birliğine hitaben düzenlenen 04.01.2021 tarihli dilekçe ile 2021 yılı tarifesinde a. idari davalar ile vergi davalarında müdahil hakkında vekalet ücretine hükmedileceğine dair ve b. mahkeme mahalli dışında keşif icra edilen davaların, vekalet ücreti bakımından duruşmalı davalar gibi değerlendirileceğine yönelik hüküm bulunmadığından bahisle eksik düzenleme yapıldığı, bu kısımlar yönünden Tarifenin yeniden düzenlenmesi gerektiği belirtilerek itiraz başvurusunda bulunulmuştur. 2- Türkiye Barolar Birliğinin ...tarih ve ...sayılı cevabi yazısı ile 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 168. maddesi dikkate alındığında, dilekçede belirtilen değişiklik talebinin yayımlanarak yürürlüğe giren 2021 yılı Tarifesi için gerçekleştirilmesinin olanaklı olmadığı belirtilerek, önerilerin 2022 yılı Tarifesinde değerlendirileceği ifade edilmiştir. 3- Davacı tarafından, bu defa 2022 yılı Tarifesinin hazırlık çalışmalarına başlanıldığı süreçte hem Türkiye Barolar Birliğine hem de Adalet Bakanlığına 01.09.2021 tarihli başvuruları ile yukarıda belirtilen hususların Tarife çalışmaları kapsamında dikkate alınması ve 2022 yılı Tarifesinin belirtilen hususlara uygun olarak düzenlenmesi talebinde bulunulmuştur. 4- Adalet Bakanlığınca davacının dilekçesi Tarife hazırlıklarında değerlendirilmek üzere Türkiye Barolar Birliğine iletilmiş ise de Türkiye Barolar Birliği ve Adalet Bakanlığı tarafından davacının başvurusuna cevap verilmemiştir. 5- Dava konusu 2022 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun "Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması" başlıklı 168. maddesi uyarınca Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanmış, 15.11.2021 tarihli Bakanlık onayını müteakiben 20/11/2021 tarih ve 31665 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: USUL YÖNÜNDEN: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu; 2. fıkrasında, bu sürelerin idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlayacağı; 4. fıkrasında ise, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri kuralına yer verilmiştir. Aynı Kanunun "İdari makamların sükutu" başlıklı 10. maddesinde, "İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer otuz günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Otuz günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren dört ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, otuz günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler." hükmü; "Üst makamlara başvurma" başlıklı 11. maddesinde ise; "İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır." hükmü yer almıştır. Davacı tarafından, dava dilekçesinde; “(…)öneriye uygun olarak hazırlanması ve düzenlenmesi talebinin reddedilmesine dair Türkiye Barolar Birliği işlemlerinin” iptali istemine yer verildiğinden, davacının 04.01.2021 tarihli başvurusu ile 2021 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde belirtilen değişikliğin yapılması talebinin reddine dair 12.01.2021 tarih ve 794 sayılı Türkiye Barolar Birliği işleminin süre yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir. Davacının 04.01.2021 tarihli başvurusunun, idari işlemin değiştirilmesi/yeni bir işlem yapılması talebi mevcut olduğundan 2577 sayılı Kanunun 11. maddesi kapsamında 2021 yılı Tarifesine karşı yapılmış bir itiraz başvurusu olduğu, söz konusu başvurunun Tarifenin Resmi Gazete'de yayımlandığı tarih olan 24.11.2020 tarihinden itibaren 41. gün yapıldığı; başvurunun reddine yönelik tesis edilen 12.01.2021 tarihli işlemin ne zaman davacıya tebliğ edildiğine ilişkin dosyada bir bilgi ve belge bulunmamakta ise de; davacının talebinin reddedildiğine ilişkin 12.01.2021 tarihli işlemden en geç 01.09.2021 tarihli ikinci başvuru dilekçesi ile haberdar olduğu anlaşıldığından bu tarihten itibaren kalan dava açma süresi olan 19 gün hesaplandığında anılan işleme karşı en geç 20.09.2021 pazartesi günü dava açılması gerekirken 16.12.2021 tarihinde açılan işbu davada Türkiye Barolar Birliğinin 12.01.2021 tarih ve 794 sayılı işlemi yönünden süre aşımı bulunduğu sonucuna varılmaktadır. Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1/a bendinde; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları idari dava türleri arasında sayılmış olup, aynı Kanun'un 14. maddesinin 3/d bendinde; dava dilekçesinin dava konusu edilen işlemin idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı yönünden inceleneceği; 15. maddesinin (1/b) bendinde ise, dava konusu edilen işlemin, idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem niteliğinin bulunmaması durumunda davanın reddine karar verileceği kurala bağlanmıştır. İdari işlemler, idarî makamların, kamu gücü kullanarak, idare işlevine ilişkin olarak tesis ettikleri, muhatapları yönünden çeşitli hak ve/veya yükümlülükler doğuran, muhataplarının hukukî durumlarında değişiklik yapan tek yanlı irade açıklamalarıdır. Buna göre, idari işlemlerin "idari makamlarca tesis edilmiş olma", "tek yanlı olma" ve "icrailik niteliğini taşıma" unsurlarını bünyesinde barındırması gerekmektedir. Bir işlemin iptal davasına konu edilebilir nitelikte kesin ve yürütülebilir bir işlem olup olmadığının, işlemin ismine veya idarenin isimlendirmesine bakılarak değil, işlemin içeriğine bakılarak belirlenmesi gerekmektedir. Bir idari işlemin kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem sayılabilmesi; hukuk düzeninde varlık kazanabilmesi için gerekli idarî usulün son aşamasını da geçirmiş bulunmasına, bir başka idari makamın onayına ihtiyaç göstermeksizin hukuk düzeninde değişiklikler meydana getirebilmesine bağlı bulunmaktadır. İlgililerin hukuki durumları üzerinde etki yaparak, ilgililer için yeni hukuki durumlar doğuran, ilgililerin mevcut hukuki durumlarını değiştiren veya ortadan kaldıran işlemler, icrai nitelik taşıyan işlemlerdir. İdarenin belirli konularına ilişkin olarak açıklayıcı ve bilgilendirici mahiyetteki işlemleri ise muhataplarının hukuki durumları üzerinde etkide bulunmayan icrailik niteliği taşımayan işlemlerdir. 1136 sayılı Avukatlık Kanununun "Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması" başlıklı 168. maddesinde, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarifenin o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderileceği, tarifenin Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşeceği, Adalet Bakanlığının uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderebileceği, geri gönderilen bu tarifenin Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılacağı kurala bağlanmıştır. Nihai işlemin oluşumuna kadar aynı ya da değişik merci ve organların irade açıklamalarını gerektiren işlemlere uygulamada “Zincir işlemler” adı verilmektedir. Zincir işlemler, belirli ve nihai bir sonucu doğurmak amacıyla birbirini takip eden ve tamamlayıcı bir dizi işlem olup mahiyeti itibarıyla birden çok idari makamın irade açıklamasını gerektirebilmektedir. Yukarıda yer verilen 1136 sayılı Kanunun 168. maddesinden de anlaşılacağı üzere yurt çapında uygulanacak avukatlık asgari ücret tarifesinin hazırlık aşamasında il bazında örgütlenen baroların yönetim kurullarınca hazırlanan tekliflerin Türkiye Barolar Birliğine gönderilmesini müteakiben Birlik tarafından taslağı oluşturulan tarife metninin onay için Bakanlığa sunulduğu, Bakanlığın onay işlemi ile veyahut tekrar görüşülmek üzere iade edilmesi üzerine Birliğin ısrar kararı ile tarifenin idari anlamda kesinlik kazandığı anlaşılmaktadır. Buna göre; davacı tarafından doğrudan Bakanlığa yapılan başvuru üzerine yasal süresi içinde cevap verilmediğinden bahisle oluştuğu belirtilen zımni ret işlemine karşı bakılan dava açılmış ise de; Adalet Bakanlığının, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca sunulan tarife taslağına ilişkin teklifin onay merci olduğu, TBB Yönetim Kurulu haricinde herhangi bir kişi veya kurum tarafından asgari ücret tarifesinde düzenleme yapılması amacıyla sunulan teklife onay verme veya doğrudan ilk elden düzenleme yapma yetkisinin bulunmadığı anlaşılmakta olup kanunda öngörülen idari usul izlenmeksizin doğrudan Bakanlığa yapılan başvuru sonucu oluştuğu belirtilen zımni ret işlemine karşı dava açılamayacağından, davaya konu edilen Bakanlık işleminin 2577 sayılı Kanunun 14/3-d bendinde yer alan "İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken işlem" niteliği kazanmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. ESAS YÖNÜNDEN: İlgili Mevzuat: 1136 sayılı Avukatlık Kanununun "Avukatlık ücreti" başlıklı 164. maddesinde, "Avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder. (...) Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez."; "Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması" başlıklı 168. maddesinde, "Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgari hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler. Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. (Ek cümle: 16.06.2009 - 5904 S.K/Madde 35) Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir. Bu tarife Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu tarife, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirilir. 8 inci maddenin altıncı fıkrası hükümleri kıyasen uygulanır. Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır."; "Yargı mercilerine karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin miktarı" başlıklı 169. maddesinde, "Yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamaz." hükmü yer almıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31/1. maddesinde, üçüncü şahısların davaya katılması, keşif ve yargılama giderleri konusunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine atıf yapılmış olup 6100 sayılı Kanunun "Asli müdahale" başlıklı 65. maddesinde, "Bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabilir. Asli müdahale davası ile asıl yargılama birlikte yürütülür ve karara bağlanır."; "Fer’i müdahale" başlıklı 66. maddesinde, "Üçüncü kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer’i müdahil olarak davada yer alabilir."; "Fer’i müdahilin durumu" başlıklı 68. maddesinde, "Müdahale talebinin kabulü halinde müdahil, davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip edebilir. Müdahil, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri sürebilir; onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul işlemlerini yapabilir."; "Fer’i müdahalenin etkisi" başlıklı 69. maddesinde, "Müdahilin de yer aldığı asıl davada hüküm, taraflar hakkında verilir. Fer’i müdahilin, tarafla rücu ilişkisinde, asıl davadaki uyuşmazlık hakkında yanlış karar verildiği iddiası dinlenilmez. Ancak, müdahil, zamanında ihbar yapılmadığı için davaya geç katıldığını veya yanında katıldığı tarafın iddia ve savunma imkanlarını kullanmasını engellediğini ya da kendisince bilinmeyen iddia ve savunma imkanlarının, tarafın ağır kusuru sebebiyle kullanılamadığını belirterek, yanında katıldığı tarafın yargılamayı hatalı yürüttüğünü ileri sürebilir."; "Keşif kararı" başlıklı 288. maddesinde, "Hakim, uyuşmazlık konusu hakkında bizzat duyu organları yardımıyla bulunduğu yerde veya mahkemede inceleme yaparak bilgi sahibi olmak amacıyla keşif yapılmasına karar verebilir. Hakim gerektiğinde bilirkişi yardımına başvurur. Keşif kararı, mahkemece, sözlü yargılamaya kadar taraflardan birinin talebi üzerine veya resen alınır."; "Keşfe yetkili mahkeme" başlıklı 289. maddesinde, "Keşif, davaya bakan mahkemece icra edilir. Keşif konusu, mahkemenin yargı çevresi dışında ise inceleme istinabe suretiyle yapılır. Keşif konusu, büyükşehir belediye sınırları içerisinde ise inceleme, davaya bakan mahkeme tarafından da yerine getirilebilir."; "Keşfin yapılması" başlıklı 290. maddesinde, "Keşfin yeri, kapsamı ve zamanı mahkeme tarafından tespit edilir. Keşif, taraflar hazır iseler huzurlarında, aksi takdirde yokluklarında yapılır. Mahkeme keşif sırasında tanık ve bilirkişi dinleyebilir. Keşif sırasında, yapılan tüm işlemler ve beyanları içeren bir tutanak düzenlenir. Tutanağa, hâkimin keşif konusu ve mahalliyle ilgili gözlemleri de yazılır. Plan, çizim, fotoğraf gibi belgeler de tutanağa eklenir. Mahkeme, bir olayın nasıl geçmiş olabileceğini tespit için temsili uygulama da yaptırabilir." "Yargılama giderlerinin kapsamı" başlıklı 323. maddesinde, vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekalet ücretinin yargılama giderleri arasında sayıldığı; "Yargılama giderlerinden sorumluluk" başlıklı 326. maddesinde, "Kanunda yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır. Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir."; "Fer’i müdahale gideri" başlıklı 328. maddesinde, "Fer’i müdahil olarak davada yer alan kimse, yanında katıldığı taraf haksız çıkarsa, yalnızca fer’i müdahale giderinden sorumlu tutulur, aksi halde bu giderler diğer tarafa yükletilir. Ancak, hüküm üçüncü kişinin katıldığı taraf lehine verilmiş olsa bile, lehine hükmolunan tarafın hal ve davranışı, üçüncü kişinin davaya katılmasını gerektirmişse, müdahale giderinin tamamı veya bir kısmı, lehine hüküm verilen tarafa yükletilebilir."; "Vekalet ücretinin taraf lehine hükmedilmesi" başlıklı 330. maddesinde, "Vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekalet ücreti, taraf lehine hükmedilir."; "Yargılama giderlerine hükmedilmesi" başlıklı 332. maddesinde, "Yargılama giderlerine, mahkemece resen hükmedilir. Yargılama gideri, tutarı, hangi tarafa ve hangi oranda yükletildiği ve dökümü hüküm altında gösterilir. Hükümden sonraki yargılama giderlerini hangi tarafın ödeyeceği, miktarı ve dökümü ile bu giderlerin hangi tarafa yükletileceği, mahkemece ilamın altına yazılır." hükümleri yer almaktadır. 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun "Kuruluş" başlıklı 2. maddesinde, "Bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemeleri, bölgelerin coğrafi durumları ve iş hacmi gözönünde tutularak Adalet Bakanlığınca kurulur ve yargı çevreleri tespit olunur. Bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin kuruluş ve yargı çevrelerinin tespitinde, İçişleri, Maliye Bakanlıkları ile Gümrük ve Tekel Bakanlığının görüşleri alınır. Bu mahkemelerin kaldırılmasına veya yargı çevrelerinin değiştirilmesine, İçişleri, Maliye Bakanlıkları ile Gümrük ve Tekel Bakanlığının görüşleri alınarak, Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir. Aynı yargı çevresinde birden fazla idare veya vergi mahkemesinin faaliyet gösterdiği hallerde, özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdirde, ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla, gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak, mahkemeler arasındaki iş bölümü Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenebilir. Bu kararlar Resmi Gazete’de yayımlanır. Mahkemeler, tevzi edilen davalara bakmak zorundadır. Bu mahkemelerin kurulmaları, kaldırılmaları ve yargı çevrelerinin değiştirilmeleri hakkındaki kararlar Resmi Gazetede yayımlanır." hükmüne yer verilmiştir. Dava Konusu Türkiye Barolar Birliğinin zımni ret işlemi ile 20.11.2021 tarih ve 31665 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2022 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin getirilen tekliflere dair düzenleme yapılmaması yönünden incelenmesi: a- "idari davalarda ve vergi davalarında davanın kazanılması halinde, avukatlık ücretinin toplamında herhangi bir değişiklik olmaksızın, müdahilin, müdahil olduğu kişi ile vekalet ücreti üzerinde eşit hak kazanacağı; dava kazanılmazsa (ve karşı taraf kendisini vekil ile temsil ettiriyorsa) eşit olarak buna katlanacağı; ancak müdahil sayısının üç ve üzerinde olduğu ve bunların ayrı avukatlar tarafından temsil edildiği bir durum söz konusu olursa, avukatlık ücretinin %50 fazlasına hükmedileceğine dair Tarifede düzenleme yapılması" talebi yönünden; Davacı tarafından, idari yargılama hukukunda müdahilin yanında davaya katıldığı kişi ile birlikte davanın tarafını oluşturduğu, bazı davalarda davacı menfaat sahibi olurken müdahilin doğrudan hak sahibi olduğu, uyuşmazlıkla ilgili menfaat sahibi olmak idari yargıda dava açmaya yeterli kabul edilerek dava sonucunda lehe veya aleyhe vekalet ücretine hükmedilebilirken hak sahibinin müdahil olarak bulunduğu davalarda lehe veya aleyhe vekalet ücretine hükmedilememesinin idari yargılama hukuku ilkelerine uygun düşmediği, 6100 sayılı Kanunun müdahillik ile ilgili hükümlerinin idari yargıya birebir uygulanmasının olanaklı olmadığı, menfaat sahibi olan herkesin idari yargıda taraf (asli müdahil) sıfatının bulunduğu, bu nedenle müdahilin yanında yer aldığı kişi ile birlikte davada taraf olduğunun ve vekalet ücreti üzerinde hak ve sorumluluğunun bulunduğunun kabulü gerektiği, ayrıca müdahilin bulunduğu bir çok dosyada müdahil ve vekilinin davanın lehe sonuçlanmasında yanında katıldığı taraftan çoğu zaman daha fazla çaba ve emek sarfettiği, söz konusu düzenlemenin Tarifeye eklenmesinin karşı tarafın hukuki durumunda herhangi bir değişiklik yaratmadığı, ona ekstra külfet yüklemediği, ayrıca müdahil ile yanında katıldığı kişi arasında bir ayrım da yapılmadığı, müdahil sayısı üç ve daha fazla olduğunda %50 artırım halinde de aşırı bir külfetten söz etmenin olanaksız olduğu, belirtilen düzenlemenin tarifeye eklenmesinin tüm tarafların hukukunun korunması ve adil dengenin sağlanması açısından elzem olduğu ileri sürülmüştür. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31. maddesi ile üçüncü kişilerin davaya katılması hususunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa atıf yapılmış olup anılan Kanunun müdahillik ile ilgili düzenlemelerinin niteliğine uygun düştüğü ölçüde idari yargıya uygulanması mümkündür. İdari yargıda iptal davalarının özelliği gereği kişilerin davacı sıfatı ile idare aleyhine açtığı davalarda, şekli olarak taraf sıfatını kazanması subjektif menfaat ihlali koşuluna bağlı olup yargılamanın konusuna bağlı olarak davanın sonucundan doğrudan etkilenen kişiler ise idari yargılama hukuku kuralları gereği 6100 sayılı Kanunun 65. maddesinde belirtilen asli müdahale davası açmalarına imkan bulunmadığından aynı Kanunun 66. ve devamı maddelerinde düzenlenen fer'i müdahillik talebinde bulunabilmektedir. Yukarıda fer'i müdahilliğe ilişkin yer verilen düzenlemeler dikkate alındığında, üçüncü kişinin, görülmekte olan bir davaya, taraflardan biri yanında katılabilmesi; davacı ya da davalı konumunda olmamasına karşın, tarafı olmadığı bir davanın sonucundan etkilenme durumunun varlığı halinde mümkündür. Üçüncü kişinin hakkı veya borcunun etkilenmesinden kasıt ise, görülmekte olan davanın, yanında katılmak istediği tarafın aleyhine sonuçlanması durumunda, yanında katılmak istediği tarafın kendisine rücû etmesi veya hukuki durumunu etkileyen bir tasarrufta bulunmasıdır. Bu nedenle, davaya müdahale yoluyla hakkı veya borcu davanın sonucuna bağlı olan üçüncü kişinin, yanında katıldığı tarafla birlikte yargılamaya katkı sağlaması amaçlanmaktadır. Öte yandan; 6100 sayılı Kanunun 66. maddesinde müdahilin yanında katıldığı tarafın "yardımcısı" statüsünde bulunacağının belirtilmesi, 69. maddesinde müdahilin de yer aldığı asıl davada hükmün, taraflar hakkında verileceğinin açıkça ifade edilmesi karşısında davacının, müdahilin yanında davaya katıldığı kişi ile birlikte davanın tarafını oluşturduğuna yönelik iddiasının kabulüne hukuken olanak bulunmadığı, kanun koyucunun iradesinin aksi yönde olması halinde bu hususun açıkça düzenlenmiş olması gerektiği, idari yargılama hukukunda müdahillik kurumu 6100 sayılı Kanuna atfen uygulandığından kanuni düzenlemeyi aşacak şekilde ve içtihadi olarak müdahili taraf kavramı içerisinde değerlendirmenin mümkün olmadığı sonucuna varılmaktadır. Diğer taraftan, davacının, dava kazanılmazsa (ve karşı taraf kendisini vekil ile temsil ettiriyorsa) müdahilin yanında katıldığı taraf ile eşit olarak yasal vekalet ücretine katlanacağına yönelik düzenleme yapılmasına ilişkin teklifinin yasal dayanağı bulunmadığı, aksine 6100 sayılı Kanunun 328. maddesinde, fer’i müdahil olarak davada yer alan kimsenin, yanında katıldığı taraf haksız çıkarsa, yalnızca fer’i müdahale giderinden sorumlu tutulacağına yönelik hüküm ile 330. maddesinde yer alan, vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekalet ücretinin, taraf lehine hükmedileceğine ilişkin hüküm karşısında getirilen teklifin yasal düzenlemelere de aykırılık oluşturacağı tabiidir. Bu durumda, davacının "idari davalarda ve vergi davalarında davanın kazanılması halinde, avukatlık ücretinin toplamında herhangi bir değişiklik olmaksızın, müdahilin, müdahil olduğu kişi ile vekalet ücreti üzerinde eşit hak kazanacağı; dava kazanılmazsa (ve karşı taraf kendisini vekil ile temsil ettiriyorsa) eşit olarak buna katlanacağı; ancak müdahil sayısının üç ve üzerinde olduğu ve bunların ayrı avukatlar tarafından temsil edildiği bir durum söz konusu olursa, avukatlık ücretinin %50 fazlasına hükmedileceğine dair Tarifede düzenleme yapılması" talebi yasal düzenlemelere uygun olmadığından zımnen redde dair Türkiye Barolar Birliği işleminde ve 2022 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde getirilen teklife dair düzenleme yapılmaması yönünden hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Ayrıca davacının talebi idari davalarda ve vergi davalarında söz konusu düzenlemelerin yapılmasına yönelik olup adli yargıda görülen davalar bakımından Tarife sistematiğine uygun düşmeyen talebinin bu yönden de hukuka uygun olmadığı değerlendirilmiştir. b- "İdari davalarda ve vergi davalarında mahkeme mahalli dışında keşif icra edilen davaların, vekalet ücreti bakımından duruşmalı davalar gibi değerlendirilmesi; bir dosyada hem mahkeme mahalli dışında icra edilen keşif hem de duruşma bulunmakta ise duruşmalı davalarda hükmedilen avukatlık ücretinin %50 fazlasına hükmedileceğine dair Tarifede düzenleme yapılması" talebi yönünden; Dava konusu 2022 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine bakıldığında, idare ve vergi mahkemelerinde takip edilen davalar için asgari avukatlık ücretinin saptanmasında duruşma yapılması kıstas alınarak uyuşmazlığın duruşma yapılarak çözümlendiği davalar için öngörülen avukatlık ücreti, duruşma yapılmaksızın uyuşmazlığın çözümlendiği davalardaki ücretten daha fazla olarak belirlendiği görülmektedir. 2016 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin İkinci Kısım, İkinci Bölümünde yer alan 16. maddesinin (a) ve (b) bentleri (İdare ve Vergi Mahkemeleri) ile 21. maddesinin (a) ve (b) bentlerinde (Danıştay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi) duruşmalı uyuşmazlıklara duruşmasız uyuşmazlıklara göre daha yüksek vekalet ücreti takdiri öngören düzenlemelerin iptali istemiyle Adalet Bakanlığının Türkiye Barolar Birliği aleyhine karşı Dairemizin 2015/15049 esasına kayden açtığı davada, Dairemizin 02.10.2018 tarih ve E:2015/15049 K:2018/5104 sayılı kararı ile avukatın ayrı bir hazırlık süreci içinde emek ve çaba sarf ederek söz almak suretiyle iddia ve savunmalarını sunduğu duruşmalı uyuşmazlıklar için görece daha fazla avukatlık ücreti belirlenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, kaldı ki, Tarifenin bütünü, duruşma süreci ve duruşma için gösterilecek emek ve çaba dikkate alındığında duruşmalı uyuşmazlıklar için farklı ücret öngörülmesinin hukukun ve hakkaniyetin bir gereği olduğu yönünde karar verildiği görülmektedir. Davacının ise, idari davalarda ve vergi davalarında mahkeme mahalli dışında keşif icra edilen davaların, vekalet ücreti bakımından duruşmalı davalar gibi değerlendirilmesi talebi bulunmaktadır. Hukuki anlamda keşif, Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlükte, "bir olay veya durumun oluş nedenlerini anlayabilmek için yerinde inceleme yapma" olarak tanımlanmakta olup doktrinde ise, “mahkemenin, kişiler veya nesneler üzerinde doğrudan ve duyu organlarına dayanarak bilgi sahibi olması”, “uyuşmazlık konusu yer (olay, iş) hakkında, yargıcın bütün duyuları ile bilgi edinmesi; doğrudan görerek delil elde etmesi” şeklinde ifade edilmektedir. Keşif delili, hâkimin bizzat gözlem yapması esasına dayanan keşif sırasında bilirkişi görüşüne ve tanık beyanlarına da başvurmanın mümkün olduğu takdiri bir delil olarak kabul edilmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31. maddesi ile keşif konusunda 6100 sayılı Kanuna atıf yapılmış olup uygulamada imar hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklar, yıkım kararlarına dair uyuşmazlıklar, kamulaştırmadan kaynaklı uyuşmazlıklar, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ve Gecekondu Kanunu gibi özel kanunlar kapsamındaki uyuşmazlıklarda keşif deliline başvurulduğu görülmektedir. Öte yandan idarelere belli bir kararı alıp almamak veya kanunda öngörülen değişik çözümler arasında bir seçim yapmak konusunda tanınan serbestiye takdir yetkisi denilmektedir. Bir başka anlatımla takdir yetkisi, belli olguların varlığı halinde, idarenin serbestçe ya da mevcut seçeneklerden birini uygun gördüğünde tercih ederek karar alabilme imkanıdır. Bu yetki, keyfi bir hareket yetkisi olmayıp, ancak mevzuatın belirlediği alan içerisinde hukuka uygun bir şekilde kullanılabilir. Takdir yetkisine dayalı işlemlerin hukukun belirlediği sınırlar ile kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun şekilde objektif, makul ve geçerli neden ve gerekçelere dayalı olarak tesis edilmesi gerektiği idare hukukunun en temel ilkelerindendir. 1136 sayılı Kanun'un 168. maddesinde Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin hazırlanması ve yürürlüğe girmesine ilişkin usul saptanmış olmakla birlikte, Tarife hazırlanırken esas alınacak ölçütler konusunda herhangi bir belirleme yapılmamış, bu hususta idareye takdir yetkisi tanınmıştır. İdarenin takdir yetkisinin denetiminde, yargı merciince avukatların ücretinin asgari sınırlarının belirlenmesinde, gösterilen emek ve çabanın, uyuşmazlığın niteliğinin ve çözüme kavuşturulma şeklinin dikkate alınması gerekmekle birlikte 2577 sayılı Kanunun 2. maddesi gereği idari yargı yetkisinin hukuka uygunluk denetimi ile sınırlı olduğu hususu gözönünde bulundurularak idarenin takdir yetkisi içindeki seçeneklerden birisini tercihe zorlanması veya idareyi belirli bir yönde işlem veya eylem tesis etmeye zorlayacak şekilde yargı kararı verilmesinin de yerindelik denetimine yol açacağı şüphesizdir. Buna göre; feri müdahil lehine avukatlık ücreti ödenmesini emreden yasa kuralının bulunmadığı, avukatın emek ve çabası dikkate alınarak ilk derece ve yüksek mahkemelerde duruşma kriteri esas alınmak suretiyle daha yüksek vekalet ücreti belirlenmesi hususu idarenin takdir yetkisi çerçevesinde belirlediği bir husus olup aynı düzenlemenin idari davalar ile vergi mahkemelerinde görülen davalara özgü olarak mahkeme mahalli dışında keşif icra edilen davalar için de düzenlenmesi talebiyle yapılan başvurunun zımnen reddi işleminde, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 169. maddesinde yer alan ve avukatın yargılama sürecindeki emek ve çabası da dikkate alınmak suretiyle yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin, avukatlık asgari ücret tarifesinde yazılı miktarın üç katına kadar vekalet ücreti takdiri konusunda yargı mercilerine verilen takdir yetkisi de gözetildiğinde, hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının 04.01.2021 tarihli başvurusu ile 2021 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde değişiklik yapılması talebinin reddine dair ...tarih ve ...sayılı Türkiye Barolar Birliği işlemi yönünden, DAVANIN SÜRE AŞIMI NEDENİYLE REDDİNE, 2. Davacının Adalet Bakanlığına yapmış olduğu 01.09.2021 tarihli başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemi yönünden, DAVANIN İNCELENMEKSİZİN REDDİNE, 3. İdari davalarda ve vergi davalarında davanın kazanılması halinde, avukatlık ücretinin toplamında herhangi bir değişiklik olmaksızın, müdahilin, müdahil olduğu kişi ile vekalet ücreti üzerinde eşit hak kazanacağı; dava kazanılmazsa (ve karşı taraf kendisini vekil ile temsil ettiriyorsa) eşit olarak buna katlanacağı; ancak müdahil sayısının üç ve üzerinde olduğu ve bunların ayrı avukatlar tarafından temsil edildiği bir durum söz konusu olursa, avukatlık ücretinin %50 fazlasına hükmedileceğine dair ve İdari davalarda ve vergi davalarında mahkeme mahalli dışında keşif icra edilen davaların, vekalet ücreti bakımından duruşmalı davalar gibi değerlendirilmesi; bir dosyada hem mahkeme mahalli dışında icra edilen keşif hem de duruşma bulunmakta ise duruşmalı davalarda hükmedilen avukatlık ücretinin %50 fazlasına hükmedileceğine dair Tarifede düzenleme yapılması istemiyle yapılan 01.09.2021 tarihli başvurunun zımnen reddine ilişkin Türkiye Barolar Birliği işleminin iptali istemi ile 20.11.2021 tarih ve 31665 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2022 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde getirilen tekliflere dair düzenleme yapılmaması yönünden, DAVANIN REDDİNE, 4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... -TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine, 6. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine, 7. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 07/03/2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.