Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ------sayılı dosyasından kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatıldığını, davacının söz konusu takibe konu bonodan dolayı hiçbir borcu bulunmadığını, yapılan takibin haksız ve mesnetsiz olduğunu, takibe konu bononun, kambiyo senedi vasfına haiz olmadığını, icra müdürlüğüne sunulan takibe konu bonoda TTK 776. Maddesinde sayılan bononun zorunlu unsurlarından olan " Kime veya kimin emrine ödenecek ise onun adını, " unsurunu ihtiva etmediği
davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirkette pay sahibi olduğunu, şirket ana sözleşmesinin 5. maddesine göre, şirketin sermayesinin A ve B Grubu hisse sahiplerinin sermaye paylarından oluştuğunu, sözleşmenin 8. maddesine göre şirektin yönetimi ve dışarıya karşı temsilinin Yönetim Kuruluna ait olduğunu, Yönetim Kurulunun üyelerinin en az bir tanesi A Grubu ve en az bir tanesinin B Grubu olmak üzere seçilecek en az iki üyeden oluşacak bir yönetim kurulu tarafından yürütüldüğünü, B grubu hissedarlardan yönetim kurulu üyesi ...'un 24/01/2017 tarihinde vefat ettiğini, şirketin B grubu hisse sahiplerinden Yönetim Kurulu üyesi.... 14/02/2017 tarihinde şirket Genel Müdürü ...'ya ve ....'a B Grubu hisse sahiplerini temsilen ilk genel kurula kadar ...'nun atınmasını talep ettiğine dair maili göndermiş olduğunu, ....'nun da bu metni ve eklerinin Noterde Türkçeye çevirterek ...'a 16/02/2017 tarihinde iki kez gönderdiğini, ancak ...'ın 14/02/2017 tarihinde Yönetim Kurulunu toplayarak kendisinin ortağı olduğu ... Akaryakıt A.Ş.'de çalışanı ...'u Yönetim Kurulu üyesi olarak atayıp B Grubu hisse sahiplerini de temsil yetkisi vermiş olduğunu, bu kararın TTK m. 391'de yer aldığı şekilde şirket ana sözleşmesine, şirketin temel yapısına, organın devredilmez yetkisine aykırı bir karar olduğunu, TBK m. 27 gereği batıl ve yok hükmünde bir karar olduğunu, zira şirketin yönetimi ve temsili A ve B Grubu imza yetkililerinin müşterek imzası ile olmak zorunda olduğunu, ...'ın bunu bildiği için bahsi geçen maili gönderdiğini, bu sebeple 14/02/2017 tarihli Yönetim Kurulu kararının yokluğunun ve butlanının tespiti ile bu karara dayalı yapılan ve yapılacak işlemlerin tedbiren durdurulmasını da talep etmelerinin gerekli olduğunu belirterek, mahkeme kararına kadar Yönetim Kurulu kararının yürütmesinin ve uygulanmasının durdurulması doğrultusunda tedbir kararı verilmesine, yönetim kurulu kararının yokluğunun ve butlanının tespitine, TTK m.530 gereğince şirketin feshine, feshe kadar şirket işlerinin devam edebilmesi için B Grubu Yönetim Kurulu üyesi .. ...ın talebi gibi şirket eski genel müdürü ...'nun B Grubu adına imza atması için mahkemece tedbiren atanmasına, masraf ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili savunmasında özetle; TTK m. 390-(1) uyarınca, "Esas sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde, yönetim kurulu üye tam sayısının çoğunluğu ile toplanır ve kararlarını toplantıda hazır bulunan üyelerin çoğunluğu ile alır. Bu kural yönetim kurulunun elektronik ortamda yapılması halinde de uygulanır." hükmünün cari olduğunu, buna göre müvekkili şirketin yönetim kurulunun 5 kişiden oluştuğunu ve üye tamsayısının çoğunluğu, yani 3 kişi ile toplanabileceğini ve karar alınabileceğini, bu itibarla organsızlık iddiasının kabul edilebilir olmadığını, vefat nedeniyle boşalan yönetim kurulu üyeliğinin doldurulmasa dahi yönetim kurulu toplanma ve karar alma yeteneğine sahip olduğunu, yönetim kurulunun kendi içerisinde iki ayrı grup imza yetkisi yaratmış olduğunu, TTK m.370'te işaret edilen kuralın esas sözleşmeye geçirilmesinden ibaret olduğunu A ve B grubu hissedarlık ile A ve B grubu imaz yetkisinin apayrı şeyler olduğunu, davacı iddiaları içerisinde bir kısım ödemelerden bahsederek sanki oğlunun yönetim kurulu üyesi seçilmemesi nedenini bu ödemeler olduğunu ileri sürdüğünü, gerçekte ise zaten davacının oğlu olan genel müdürün bu ödemeleri yapması gerektiği halde gerçekleştirmediği için durumun ve gerçeğin farkında olduklarını belirterek, haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini istemiştir.