T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2026/105 KARAR NO : 2026/280 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 14.10.2025 NUMARASI : 2016/191 Esas 2025/898 Karar DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit KARAR TARİHİ : 19.02.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 19.02.2026 İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 14.10.2025 tarih 2016/191 Esas 2025/898 Karar sayıl…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2026/105 KARAR NO : 2026/280 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 14.10.2025 NUMARASI : 2016/191 Esas 2025/898 Karar DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit KARAR TARİHİ : 19.02.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 19.02.2026 İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 14.10.2025 tarih 2016/191 Esas 2025/898 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkette çalıştığını ve 19/09/2013 tarihinde kendi isteği ile işten ayrıldığını, daha sonra davalı şirket müvekkili hakkında İzmir 13. İcra Müdürlüğü'nün 2013/13916 E sayılı dosyasıyla ilamsız icra takibini başlattığını, müvekkiline hizmet sözleşmesi kapsamında imzalatılan 06/02/2012 tarihli Gizlilik Sözleşmesi'ne dayanıldığını, işçi olan müvekkilinin önüne sürülen bu sözleşmeyi işini kaybetmemek için hiç bir şekilde görüşüp müzakere dahi etmeden, baskı altında imzalandığını, bu tek yanlı sözleşmenin müvekkili yönünden geçersiz ve dolayısıyla geçersiz sözleşmeye dayalı tazminat veya cezai şart koşulunun da buna bağlı olarak hükümsüz olduğunu belirterek, icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespitine ve İİK'nun 72/5 maddesi uyarınca tazminata hükmedilmesini istemiştir. CEVAP :Davalı vekili, davacının davasının haksız ve yersiz olduğunu ve reddinin gerektiğini, davacı ...'ın müvekkili şirkette 05.05.2010 tarihinde işe giren ve 19.09.2013 tarihinde kıdem tazminatı ödenmek suretiyle bildirimli fesih ve iş ilişkisine son verilen müşteri temsilcisi olarak çalışan birisi olduğunu, iş akdi imzalandığı dönem içerisinde 06.02.2012 tarihli Gizlilik Sözleşmesi imzalayan davalının bu sözleşme kapsamında, çalıştığı sürece konumu gereği öğrendiği ticari sırları saklama yükümü altına girdiğini, gerçi sır saklama yükümlülüğü yasalardan kaynaklandığını ancak işveren tarafından bu sır saklamak yükümlülüğünün sınırları açık ve net olarak çizilmiş ve de okudum anladım denilerek davacının da imzasının alındığını, davacı iş akdinin feshinden 4 gün sonra iş yerine geldiğini ve bilgisayarın başına oturarak 67 adet gizli içerikli ticari sır nitelikle ekonomik açıdan son derece değerli ve şirketin tüm geçmişi bugünü ve gelecek perspektifini içeren dosyaları elektronik ortamda kendi mail adresine attığını, bu durumu müvekkili şirket yetkilisi tarafından şirket sahibinin sağlık sorunları nedeniyle İstanbul'da olduğu dönem sonunda, müvekkili firmanın bazı müşterilerin ayrılmaları ve başka sigorta şirketlerine yönelmeleri esnasında davacının müvekkili firmaya ait şirket mail adresine gelen maillerden öğrendiğini, güvenlik kameralarının kontrol edildikten sonra maillerin atıldığı saatte davacının işten ayrılmış olmasına rağmen eski masasında bilgisayardan işlemler yaptığının anlaşıldığını belirterek davanın reddine, %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, "davacı işçinin davalının iş yerinde pazarlama ve satış departmanında çalıştığı dönemde, müşteriler ile iletişim halinde olduğu ve olması gerektiği, istifa sonrası açmış olduğu kendi işyerinde de davalının faaliyet konusu ile aynı nitelikte faaliyette bulunduğu davacı ile davalı şirketin ortak coğrafi alanda benzer konuda sigortacılık işlemi yaptığından, davanın her her iki tarafınında ortak müşteri portföyüne sahip olabileceği, bu itibarla davalı iş yerinde edinmiş olduğu yönetim deneyimine, gerekse ortak müşteri portföyü ve benzer ürün isim ve içerik bilgilerine sahip olan davacı işçinin, davalı şirketin gizli bilgilerine sahip olarak, ekonomik alanda davalı şirketi önemli ölçüde zarar yönünde etkileyebileceği sonuç ve kanaati hasıl olmakla somut olayda davacı işçinin rekabet yasağını ihlal ettiği, davalının cezai şart talebinin yerinde olduğu kanaatine varılmıştır. Davalının cezai şart talep etme hakkı bulunmakla birlikte TBK.'nın 182/son maddesi uyarınca; hakim, fahiş bulduğu cezai şartı resen terkin edebilir. Davaya konu olayda, davalının rekabet yasağını ihlal etmesi halinde 1.000.000 USD cezai şart olarak kararlaştırılmıştır.Bu cezai şart karşılığında, davalı işveren herhangi bir yükümlülük üstlenmemiş olup,1.000.000 USD tutarının fahiş olduğu, takipte yabancı para cinsi üzerinden alacak talep edilmediğinden takip miktarı üzerinden takdiren indirim yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır. Davalının, TBK'nın 182/2. maddesi uyarınca, tenkis edilen cezai şart tutarını önceden takdir ve tespit etmesi de mümkün değildir. Bu nedenle, sözleşme ile belirlenen cezai şartın tahsilini talep hakkına sahip davalının, başlattığı takip sonucu açılan menfi tespit davası neticesinde cezai şartın mahkememizce fahiş görülerek tenkisi nedeniyle, tenkis edilen miktardan dolayı davacı yararına vekalet ücretine hükmedilemeyeceği açıktır. Diğer bir ifadeyle, hakimin takdir hakkını kullanarak TBK'nın 182/son maddesini uygulamak suretiyle yapmış olduğu indirim miktarı vekalet ücretinin hesabında dikkate alınamayacağından, reddolunan kısım üzerinden davacı lehine vekalet ücretine ve yargılama giderlerine hükmedilmeyerek hüküm kurulması gerekecektir. Bu gerekçelerle davanın kısmen kabulü ile; davacının İzmir 13. İcra Müdürlüğü'nün 2013/13916 E sayılı takip dosyasında 50.000,00 TL asıl alacak ve 61,64 TL işlemiş faiz yönünden borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin istemin reddine, tarafların tazminat istemlerinin ayrı ayrı reddine" karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili, somut olay bakımından haksız rekabet sözleşmesi tarihi olan 06/02/2012 tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun uygulanması gerektiğini, TBK'nın yürürlüğe girmesinden yaklaşık 5 ay önce akdedilmiş sözleşmeye TBK hükümlerinin uygulanamayacağını, BK md. 349 uyarınca rekabet yasağı sözleşmesi ancak yer, konu ve zaman bakımından uygun bir sınırlama içeriyorsa geçerli sayılması gerektiğini, İlk derece mahkemesinin yer, konu ve zaman bakımından uygun bir sınırlama içermeyen, bu bağlamda yapıldığı anda geçersiz olan rekabet yasağı sözleşmesini geçerli saydığını, davacının istifa sonrası aynı ilde yaklaşık 2 ay sonra 21/11/2013 tarihinde kendi şahıs firmasını kurduğu belirtilerek, başkaca ayrıntılı bir inceleme ve araştırma yapılmaksızın, gerekli diğer koşulların mevcut olup olmadığı tartışılmaksızın, herhangi bir gerekçe göstermeye gerek duyulmaksızın haksız rekabetin gerçekleştiği sonucuna varılmasının hatalı olduğunu, yine işverenin hissedilebilir bir zarara uğrayacağının kabulü halinde, rekabet yasağı sözleşmesinin geçerliliğinden söz edilebileceğini, davacının ne tür bir ticari sırra vakıf olduğu ve bu bilgilerin kullanılmasının davalı işverene önemli bir zarar verip vermediği hususunun açıklığa kavuşturulması gerektiğini, davanın kısmen kabulüne karar verilmesine rağmen vekalet ücretine ve İİK 72. Maddesi uyarınca tazminata hükmedilmemesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir. GEREKÇE : Dava, rekabet etme yasağına aykırılığa dayalı cezai şartın tahsili amacıyla girişilen icra takibi nedeniyle İİK'nun 72. Maddesi gereğince borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Taraflar arasındaki sözleşmenin sona erdiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun rekabet yasağının koşullarının düzenlendiği 444. maddesi uyarınca “Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.” Aynı Kanunun rekabet yasağının sınırlandırılmasına ilişkin 445. maddesi gereğince de “Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir. Her ne kadar davacı vekilince, taraflar arasında imzalanan 06.02.2012 tarihli gizlilik sözleşmesi tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 818 sayılı BK’nın 349. Maddesinin somut olayda uygulanması gerektiği belirtilmiş ise de, ilk derece mahkemesince, işten ayrılan davacı işçinin, yeni işe başladığı tarih itibariyle yürürlüğe girmiş olan 6098 sayılı TBK'nın 444 vd. maddelerinin somut olaya uygulanmasında herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.Buna göre, davalı iş yerinde 05.05.2010-19.09.2013 tarihleri arasında pazarlama ve satış departmanında çalışan davacının, önceki iş sahibinin müşterilerini tanıyacak bir pozisyonda çalışması ve işte ayrıldıktan 2 ay sora davacı ile aynı iş kolunda faaliyet gösteren kendi şahıs firmasını kurup işe başlaması, davalı şirketin davacı ile ortak coğrafi alanda, benzer konuda sigortacılık faaliyeti yapması nedeniyle ortak müşteri portfoyüne sahip olabileceği, bu durumda kanunun aradığı anlamda bir tehlikenin, zararın varlığı için yeterli olup, davalı tarafça, davacı işçinin önceki çalıştığı şirketteki müşterileri, yeni çalışmaya başladığı şirkete fiilen aktardığının ve bu nedenle de somut bir zarar doğduğunun ayrıca ispatı gerekmez. (aynı yönde Yargıtay 11.HD'sinin 2018/989 E- 2019/2742 K sayılı kararı) Mahkemece, bu gerekçeye dayalı olarak davanın kısmen kabulüne karar verilerek, indirim yapılan kısım yönünden davacı lehine vekalet ücretine ve koşulları oluşmadığından İİK 72/5. Maddesi uyarınca tazminata hükmedilmemesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı değerlendirilmiş, bu itibarla yerinde görülmeyen davacı vekilinin istinaf itirazının reddine kara vermek gerekmiştir. Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları belgelere göre; ilk derece mahkemesince verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmadığı, bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuran taraf vekillerinin dilekçelerinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 732,00-TL'den peşin alınan 615,40-TL'nin mahsubu ile bakiye 116,60-TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 19.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.