Başvuru, kolluk görevlilerince darbedilme ve bu konuda yapılan ceza soruşturmasının etkin olmaması nedeniyle kötü muamele yasağının; hukuka aykırı şekilde gözaltına alınma nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, kolluk görevlilerince darbedilme ve bu konuda yapılan ceza soruşturmasının etkin olmaması nedeniyle kötü muamele yasağının; hukuka aykırı şekilde gözaltına alınma nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 10/6/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 20/9/1995 doğumlu olup İstanbul'un Fatih ilçesinde mukimdir. 29/7/2014 tarihinde başvurucunun arkadaşı B.nin bir kavgaya karışması nedeniyle başvurucu ile kolluk görevlileri arasında birtakım olaylar yaşanmıştır. Başvurucu, iddiasına göre aynı mahallede ikamet ettikleri arkadaşı B.nin karıştığı bir kavga nedeniyle olay tarihinde kolluk görevlilerince gözaltına alınması üzerine arkadaşının gözaltına alındığı karakolun önünde beklemeye başlamış, bir süre sonra yanına gelen polis memurlarınca kolları kıvrılarak ve darbedilerek zorla karakola götürülmüştür. Başvurucu, karakol girişinde kamera olması nedeniyle polis memurlarınca merdiven altına götürülerek tekme ve yumrukla darbedilmiş, elleri arkadan kelepçelenerek karın boşluğuna elektrik şok cihazı ile elektrik verilmiştir. Ayrıca kolluk görevlileri başvurucunun cinsel organını sıkarak kendisine acı vermiş ve onurunu kırmışlardır. Yaptıkları bu muamele nedeniyle polis memurlarına haklarında şikâyetçi olacağını söylediğinde ise "Sen şikâyetçi olma, biz de senin hakkında tutanak tutmayalım" şeklinde karşılık almıştır. Başvurucu, şikâyetçi olacağını ısrarla belirtmesi üzerine usulsüz şekilde gözaltına alınmıştır. Başvurucu ve arkadaşı B. hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçu kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Cumhuriyet Başsavcılığı) olay tarihinde adli soruşturma başlatılmıştır. Söz konusu soruşturma kapsamında Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla adli kolluk tarafından başvurucuyu gözaltına alan üç polis memurunun müşteki sıfatıyla, başvurucunun ise şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınmış ve gözaltı işlemi uygulanan başvurucu hakkında sağlık kuruluşunca düzenlenen geçici adli rapor temin edilmiştir. Başvurucu ve arkadaşı B. hakkında adli kollukça düzenlenen Yakalama ve Gözaltına Alma Tutanağında yakalama tarihi 29/7/2014, yakalama saati 50, gözaltına alınma saati ise 15 olarak belirtilmiştir. Başvurucu hakkında düzenlenen Gözaltından Salıverilme Tutanağında gözaltından çıkış tarih ve saatine dair alan boş bırakılmıştır. Ancak başvurucunun 30/7/2014 tarihinde gözaltından çıkarılarak Cumhuriyet Başsavcılığına götürüldüğü ve burada Cumhuriyet savcısınca ifadesinin alındığı adli kolluk fezlekesinden ve ifade zaptından anlaşılmaktadır. Başvurucu; müdafii olmaksızın adli kolluk tarafından alınan ifadesinde, üzerine atılı görevi yaptırmamak için direnme suçunu işlemediğini belirtmiş ve kolluk görevlilerinin kendisine karşı herhangi bir suç işlediğinden bahsetmemiştir. Başvurucuyu gözaltına alan polis memurları S.N., Y.T. ve A.E.nin ifadeleri ise müşteki sıfatıyla, başka polis memurları tarafından adli kolluk sıfatıyla alınmıştır. Bu ifadelerde, hakkında silahla kasten yaralama suçu işlediği iddiası bulunduğundan başvurucunun arkadaşı B.nin ikamet ettiği mahalleden polis merkezine götürülmek üzere alınmak istendiği esnada orada bulunan arkadaşları tarafından kendilerine mani olunmaya çalışıldığı vurgulanmıştır. Polis memurları ifadelerinde destek ekip çağırmak zorunda kaldıklarını, destek gelmesi sonrası B.yi polis aracına bindirebildiklerini, ancak başvurucunun buna tepki olarak polis aracını tekmelediğini, olay yerinin kalabalık olması nedeni ile başvurucuyu teşhis etmekle yetinmek durumunda kaldıklarını belirtmişlerdir. Aynı ifadelerde kolluk görevlileri, daha sonra başvurucuyu karakol önünde görerek gözaltına almak istediklerinde başvurucunun direndiğini, bu nedenle kademeli güç kullanarak yakaladıklarını, kendilerine direndiği için başvurucudan şikâyetçi olduklarını belirtmişlerdir. Ayrıca adli kolluk görevlisi olan başka iki polis memuru tarafından 30/7/2014 tarihinde 30'da tutulan Olay Anlatımı Tespit Tutanağında direnmesi nedeniyle başvurucuya kelepçe takıldığı hususu da belirtilmiştir. Adli kolluk tarafından 29/7/2014 tarihinde tutulan Tespit Tutanağı'nda başvurucunun tekmelediği iddia olunan polis aracında herhangi bir hasar bulunmadığı belirtilmiştir. Soruşturma dosyasında polis memurları S.N., Y.T. ve A.E.nin kendilerine karşı direnildiği iddiası kapsamında yaralandıklarına ilişkin bir bilgi ya da belgeye veya bu doğrultuda haklarında düzenlenen bir adli rapora da rastlanmamıştır. Başvurucu hakkında 30/7/2014 tarihinde 48'de gözaltına giriş nedeniyle düzenlendiği belirtilen adli raporda, başvurucunun karnının her iki yanında yaklaşık 1 cm çapında iki adet ekimotik yaralanma olduğu tespitine yer verilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığınca, geçici adli rapor doğrultusunda Adli Tıp Kurumundan (ATK) kati adli rapor da temin edilmiştir. ATK tarafından başvurucu hakkında düzenlenen kati adli raporda; yumuşak doku lezyonuna neden olan yaralanmanın kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı, kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde, hafif nitelikte olduğu, kemik kırığına da neden olmadığı tespitleri bulunmaktadır. Başvurucu hakkında gözaltından çıkış işleminden sonra adli rapor tanzim edildiğine dair bir bilgi ya da belgeye soruşturma dosyası kapsamında rastlanmamıştır. Cumhuriyet Başsavcılığınca 30/7/2014 tarihinde başvurucunun şüpheli sıfatıyla -avukat yardımından faydalanabileceği hatırlatılarak müdafii olmaksızın- alınan ifadesinde başvurucu; üzerine atılı suçu kabul etmediğini, devlet malına zarar verdiğini söyleyen kolluk görevlilerinin kendisini zorla karakola götürdüklerini, burada kendisini darbettiklerini, kimseden şikâyetçi olmadığını belirtmiştir. Başvurucunun alınan bu ifadesinde kolluk görevlileri tarafından darpbedildiği iddiası bulunduğundan Cumhuriyet Başsavcılığınca 27/2/2015 tarihinde dosyada tefrik kararı verilmiştir. Ana dosya üzerinden devam eden soruşturma sonucunda başvurucu ve arkadaşı B. hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan 27/2/2015 tarihinde iddianame düzenlenmiş, iddianamenin İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi (Mahkeme) tarafından kabul edilmesiyle kamu davası açılmıştır. Başvurucu ve arkadaşının müşteki sıfatının bulunduğu tefrik edilen dosya üzerinden devam eden soruşturmada ise 27/2/2015 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"...Müşteki Metin Baştürk'ün [başvurucu] şüpheli olarak alınan ifadesinde;'Yedikule Mh. Hacıpiri Sokak üzerinde arkadaşları ile birlikte sohbet ederken polislerin geldiğini, [B]. ile polisler arasında küçük bir tartışma yaşandığını, polislerin biber gazı sıktığını, gözlerinin yandığını, arkadaşı []yi alarak polis merkezine götürdüklerini, durumunu öğrenmek için bu polis merkezinin önüne geldiğinde polislerin kendisini gözaltına aldıklarını, polis aracına tekme atmadığını' beyan ettiği.Müştekilerin şüpheli olarak beyanlarında; 'Gözaltına alınırken polislerin kendilerini darp ettiklerini' söylemedikleri, şikayetçi olmadıkları, ihbar edilen şüpheli polislerin müştekileri yakalarken zor kullanma yetkilerini aşmadıkları anlaşıldığından;İhbar edilen şüpheli polis memurları [S.], [A.E.] ve [Y.T.]nin zor kullanma yetkisini aşmadıkları, atılı suç işlenmediğinden K'nın maddesince KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA,..." Başvurucu anılan karara itiraz etmiştir. Başvurucu itiraz dilekçesinde yukarıda (bkz. § 9) belirtilen iddialarını tekrarladıktan sonra yeterince araştırma yapılmadan ve delil toplanmadan karar verildiğini, karakol kamera kaydının dahi alınmadığını, olayı gören arkadaşlarının tanık olarak dinlenilmediğini, hakkında düzenlenen adli raporun görmezden gelindiğini, Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği ifadesinde şikâyetçi olduğunu söylemesine rağmen aksinin yazıldığını ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın adli kollukta müdafii olmaksızın baskı altında alınan ifadesine dayandırıldığını belirtmiştir. İtiraza bakan İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği 10/4/2015 tarihli kararıyla, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usule ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle itirazı reddetmiştir. Ret kararı başvurucuya 12/5/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 10/6/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Öte yandan başvurucunun görevi yaptırmamak için direnme suçundan sanık olduğu dava derdesttir. Bu yargılama kapsamında Mahkemenin 14/1/2016 tarihli duruşma celsesinde aldığı (5) numaralı karar ile 8/3/2018 tarihli duruşma celsesinde aldığı (4) numaralı karar şöyledir:"5-Her ne kadar sanık Metin Baştürk müdafi tarafından emniyetteki suç tarihinde bulunan kamera kayıtlarının istenilmesi talep edilmiş ise de suç tarihinden bugüne kadar geçen sürede kayıtların bulunmadığı, başka bir anlatımla kayıtların otomatik olarak silindiği, böyle bir CD olsaydı, hazırlık aşamasında dosyada bulunacağı da nazara alınarak talebin reddine, sanık müdafinin kendisinin gerekirse emniyetten bu konuda talepte bulunmakta muhtariyetine,...4-Sanık Metin müdafiinin belirtmiş olduğu Anayasa Mahkemesine hak ihlaline ilişkin başvuru sonucunun beklenmesine," 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kasten yaralama" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur. (3) Kasten yaralama suçunun;…d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,…işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır." 5237 sayılı Kanun'un "Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Polis,A) Suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hallerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri,...E) Polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri, eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına alır, uzaklaştırır ya da yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar....Yakalanan kişilerin kaçması veya saldırıda bulunmasının önlenmesi bakımından kişinin sağlığına zarar vermeyecek şekilde her türlü tedbir alınabilir....Yakalananlardan,...B) Zor kullanılarak yakalananların,...Yakalanma anındaki sağlık durumları tabip raporuyla tespit edilir...." 2559 sayılı Kanun'un "Zor ve silah kullanma" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir. İkinci fıkrada yer alan;a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,ifade eder.Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir...." 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi"kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. (2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür."