Başvuru, üzerinde fabrika ve işletmeleri bulunan taşınmazın birinci derece doğal sit alanı olarak tescil ve ilan edilmesi sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, üzerinde fabrika ve işletmeleri bulunan taşınmazın birinci derece doğal sit alanı olarak tescil ve ilan edilmesi sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 25/12/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, İzmir'in Çiğli ilçesi Kaklıç köyünde kain 1098 parsel sayılı taşınmazın müşterek maliklerindendir. Başvurucunun beyanına göre aynı mevkide bu taşınmazına komşu olan 192 ve 201 parsel sayılı iki taşınmazı daha bulunmaktadır. Taşınmaz tapuda tarla vasfıyla kayıtlı iken 27/2/1986 tarihinde fabrika ve tesisleri olarak tapuda cins tashihi yapılmıştır. İzmir Numaralı Koruma Bölge Kurulunun (Koruma Bölge Kurulu) 18/2/1999 tarihli kararıyla Gediz Delta Ovası'nda bulunan taşınmaz 1/25000 ölçekli plana dayalı olarak birinci derece doğal sit alanı olarak ilan edilmiştir. Başvurucu bu karar üzerine iptal davası açmıştır. İzmir İdare Mahkemesinin (Mahkeme) 26/12/2001 tarihli kararıyla davaya konu taşınmazın sit alanı sınırları dışında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Başvurucunun beyanına göre süreç içerisinde taşınmazın sit alanı içerisinde kaldığı kendisine bildirilmiştir. Başvurucu bunun üzerine taşınmazın sit alanından çıkarılması için talepte bulunmuş, bu talebinin Koruma Bölge Kurulu tarafından 14/11/2008 tarihinde reddedilmesi üzerine kararın iptali için 9/2/2009 tarihinde dava açmıştır. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve 23/2/2010 tarihinde dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. Kararda bilirkişi raporuna atıf yapılarak taşınmazın bütününün birinci derece doğal sit alanı niteliği taşımadığı ve sit sınırları dışına çıkarılması durumunda taşınmazın çevresinin ve sit bütünlüğünün etkilenmeyeceği vurgulanmıştır. Danıştay Altıncı Dairesi 22/12/2010 tarihinde hükmün bozulmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, birinci derece doğal sit alanı içerisinde bulunan ve uluslararası korumaya sahip delta ekosisteminin bir parçası olan taşınmazın sit niteliğinin yapay etkenlerle kaybedildiğinin kabulünün mümkün olmadığı belirtilmiştir. Kararda aksi yönde bir değerlendirmenin delta ekosisteminin yapılaşma baskısı altına girmesi ve birinci derece doğal sit alanının bütünlük içerisinde özgün dokusunun korunabilmesi olanağının yitirilmesi sonucunu doğuracağı vurgulanmıştır. Bozma kararına uyan Mahkeme 18/9/2012 tarihinde bozma ilamında belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Danıştay Ondördüncü Dairesi (Daire) 24/9/2014 tarihinde kararın onanmasına hükmetmiştir. Dairenin 21/10/2015 tarihli kararıyla karar düzeltme isteminin reddi üzerine hüküm kesinleşmiştir. Nihai karar başvurucu vekiline 27/11/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 25/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 1/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun ''Tanımlar ve kısaltmalar'' kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "(3) "Sit"; tarih öncesinden günümüze kadar gelen çeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültür varlıklarının yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alanlardır.'' 2863 sayılı Kanun'un "Tespit ve tescil" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının ve doğal sit alanlarının tespiti, Kültür ve Turizm Bakanlığının koordinatörlüğünde ilgili ve faaliyetleri etkilenen kurum ve kuruluşların görüşü alınarak yapılır.Yapılacak tespitlerde, kültür ve tabiat varlıklarının tarih, sanat, bölge ve diğer özellikleri dikkate alınır. Devletin imkanları gözönünde tutularak, örnek durumda olan ve ait olduğu devrin özelliklerini yansıtan yeteri kadar eser, korunması gerekli kültür varlığı olarak belirlenir.Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili yapılan tespitler koruma bölge kurulu kararı ile tescil olunur.'' 2863 sayılı Kanun’un "Sit alanlarında geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları ile koruma amaçlı imar plânı" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "a) Bir alanın koruma bölge kurulunca sit olarak ilanı, bu alanda her ölçekteki plân uygulamasını durdurur. Sit alanının etkileşim-geçiş sahası varsa 1/000 ölçekli plân kararları ve notları alanın sit statüsü dikkate alınarak yeniden gözden geçirilerek ilgili idarelerce onaylanır....b) Koruma amaçlı imar plânlarıyla kesin yapılanma yasağı getirilen sit alanlarında bulunan gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetindeki taşınmazlar malikin başvurusu üzerine, belediye ve il özel idaresine ait taşınmazlarla takas edilebilir."Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 19/6/2007 tarihli ve 728 sayılı İlke Kararları'nın ilgili bölümü şöyledir: ''( Derece Doğal (Tabii) Sit: Bilimsel muhafaza açısından evrensel değeri olan, ilginç özellik ve güzelliklere sahip olması ve ender bulunması nedeniyle kamu yararı açısından mutlaka korunması gerekli olan, korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak alanlardır."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün maddesi şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sinan Yıldız ve diğerleri/Türkiye (B. No: 37959/04, 12/1/2010) kararında başvurucuların taşınmazının sit alanı ilan edilmesine yönelik şikâyetlerini mülkiyet hakkı yönünden incelemiştir. AİHM öncelikle somut olayda, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğinin incelenmesinin gerekli olmadığını ifade etmiştir. AİHM bundan sonra başvurucuların taşınmazının Koruma Kurulu tarafından birinci derece sit alanı ilan edilmesinin mülkiyet hakkına müdahale olduğunu ve müdahalenin mülkiyetin kullanımını kontrolüne ilişkin ikinci paragraf çerçevesinde inceleneceğini belirtmiştir.AİHM, müdahalenin 2863 sayılı Kanun hükümlerine dayalı olduğunu ve kültür varlıklarının korunması yönünde meşru bir amacının olduğunu vurgulamıştır. Son olarak ölçülülük yönünden ise başvurucunun kanuna uygun olmak kaydıyla mülkünü kullanabildiği ve getirilen kısıtlamaların söz konusu mülkün kullanımını önemli ölçüde sınırlamadığı ifade edilmiştir. Bunun yanında mutlak bir inşaat yasağı öngörülmediği ve bütünüyle bir satış yasağının söz konusu olmadığı belirtilerek, Kanunda yer alan trampa imkânına da değinilmiştir. Sonuç olarak müdahalenin meşru amacı ile karşılaştırıldığında aşırı bir külfet yüklemediği gerekçesiyle başvuru açıkça dayanaktan yoksun bulunmuştur.