3. Hukuk Dairesi 2022/185 E. , 2022/5422 K. "" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında menfi tespit davasında verilen davanın reddine dair verilen kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, davalıya her hangi bir nedenle borçlu olmadığını ancak hakkında davalı tarafından haksız olarak ilamsız icra takibi başl…
**3. Hukuk Dairesi 2022/185 E. , 2022/5422 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında menfi tespit davasında verilen davanın reddine dair verilen kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, davalıya her hangi bir nedenle borçlu olmadığını ancak hakkında davalı tarafından haksız olarak ilamsız icra takibi başlatıldığını ileri sürerek takipten dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalı, davacı ile kardeş olduklarını, davacıya tereke yönetimi için vekalet verdiğini, davacının bu vekaletle murislerinin hesabından para çektiğini ve bir kısım altınları da uhdesine geçirdiğini, kendisine miras payı oranında ödeme yapması gerektiğini, takibin haklı olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen karar davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesi’nin 20.09.2017 tarih ve 2016/6911 Esas ve 2017/8336 Karar sayılı ilamıyla “...davalının talep ettiği alacak için zamanaşımı süresi hesap vermeden itibaren başlar, o halde dosya kapsamına göre takip konusu alacağın zamanaşımına uğradığından bahsedilemez. Mahkemece, işin esasına girilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken davalı alacağının zamanaşımına uğradığından bahisle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir...” gerekçesiyle bozulmuş ve mahkemece bu kez bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde tarafların kardeş olduğu, ödeme iddiasının tanıkla ispatı mümkün olduğu, davacı tanığı olarak dinlenen tarafların kardeşi ...’ın görgüye değil tahmine dayalı beyanda bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Dava, menfi tespit talebine ilişkindir. Davalı, kardeşi olan davacının vekaleten bankadan çektiği parayı tarafına ödemediğini savunmuş, davacı ise, aşamalardaki beyanlarında söz konusu bedelin ödendiğini beyan ederek davanın kabulünü istemiştir. İddianın ileri sürülüş şekli ve dayanılan olgular çerçevesinde, davanın temelinin vekalet görevinin kötüye kullanması, özellikle de vekilin özen ve sadakatle iş görme ve hesap verme yükümlülüğüne aykırı davranması hukuksal nedenine dayandırıldığı açıktır. Vekilin; ..., özen ve sır saklama borcu, uyuşmazlığın doğduğu tarihte yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 390 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiş olup, bu maddede “Vekil, müvekkile karşı vekâleti iyi bir surette ifa ile mükelleftir.” yazılıdır.