Başvuru, yasal dayanağı bulunmamasına karşın disiplin cezası verilmesi nedeniyle suçların ve cezaların kanuniliği ilkesinin; idari para cezası verilmesi işleminin iptali istemiyle açılan davada hukuka aykırı karar verilmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, yasal dayanağı bulunmamasına karşın disiplin cezası verilmesi nedeniyle suçların ve cezaların kanuniliği ilkesinin; idari para cezası verilmesi işleminin iptali istemiyle açılan davada hukuka aykırı karar verilmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 22/4/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, özel bir sağlık kuruluşu (ağız ve diş sağlığı merkezi) bünyesinde mesul müdür olarak görev yapmaktadır. Sağlık kuruluşunun bulunduğu binada yer alan afişlerde reklam niteliğini haiz yazılara yer verilmesi ve tabela standartlarına uyulmaması nedeniyle 20/5/1991 tarihli ve 20876 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Dişhekimleri Birliği ve Dişhekimleri Odaları Disiplin Yönetmeliği'nin maddesinin (a) ve (e) bentleri uyarınca başvurucuya mesul müdür olmasına istinaden disiplin cezası verilmiştir. Disiplin cezası İstanbul Diş Hekimleri Odasının 22/1/2009 tarihli işlemiyle verilmiş ve bu işlem Türk Diş Hekimleri Birliğinin 21/5/2009 tarihli kararı ile uygun bulunmuştur. Başvurucu, söz konusu işleme karşı Ankara İdare Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde iptal davası açmıştır. Mahkeme 17/1/2011 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Ret gerekçesinde öncelikle konuya ilişkin mevzuat hükümlerine yer verilmiştir. Bu bağlamda ilk olarak 11/4/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatların Tarzı İcrasına Dair Kanun'un maddesi uyarınca mesleklerini uygulayan hekimlerin ilan ve reklam yapmalarının yasak olduğu hatırlatılmıştır. 19/2/1960 tarihli ve 10436 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Tıbbi Deontoloji Tüzüğü'nün , ve maddeleri uyarınca tabiplerin ve diş tabiplerinin her ne suretle olursa olsun yazılarında kendi reklamını yapamayacağı, meslektaşlarının hastalarını elde etmeye yönelik hareket ve teşebbüslerde bulunamayacağı ifade edilmiştir. 7/6/1985 tarihli ve 3224 sayılı Türk Diş Hekimleri Birliği Kanunu'nun maddesinde uyarınca disiplin cezalarını gerektiren fiiller ve bu fiillere uygulanacak disiplin cezalarının yöntem ve usullerinin Türk Diş Hekimleri Birliği tarafından düzenlenecek yönetmelikte gösterileceği vurgulanmıştır. 3224 sayılı Kanun'u dayanak alan Türk Dişhekimleri Birliği ve Diş Hekimleri Odalarının Disiplin Yönetmeliği'nin maddesinin (a) ve (e) bentleri uyarınca reklam yapmak veya sanal ortamlar da dâhil olmak üzere her türlü iletişim araçlarında reklam amacına yönelik yazılar yazmak, yazdırmak, çalıştığı veya ortağı olduğu kuruluş veya şirket aracılığı ile anılan eylemlerin yapılmasını sağlamak veya yapılmasına göz yummak fiilleri ile tabela standardına uymamak fiilinin idari para cezası ile cezalandırılacağı ifade edilmiştir. Son olarak 27/3/2002 tarihli ve 24708 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin maddesi uyarınca özel hastanenin tıbbi, idari ve teknik hizmetlerini mevzuata uygun olarak idare etmek ve denetlemekle görevli olan kişinin mesul müdür olduğu hatırlatılmıştır. Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin maddesi uyarınca da özel hastanelerin tıbbi deontoloji ve mesleki etik kurallarına aykırı şekilde talep yaratmaya yönelik diğer hastaneler aleyhine haksız rekabet yaratan davranışlarda bulunamayacağı ve bu mahiyette tanıtım yapamayacağı, belirtilen esaslara uymayan özel hastane sahipleri ve mesul müdürleri hakkında ilgili mevzuat hükümlerindeki müeyyidelerin uygulanacağı belirtilmiştir. Başvurucunun mesul müdürlüğünü yaptığı ağız ve diş sağlığı merkezinin bulunduğu binaya giydirilen yazılarda 24 saat diş ibaresine ve telefon numaralarına yer verildiği, tabelanın tabela standartlarına uygun olmadığı, binada bulunan yazı ve resimlerin reklam unsuru içerdiği hususlarının dosyada yer alan bilgi ve belgelerden tespit edildiği ifade edilmiştir. Başvurucunun ilgili mevzuat hükümleri uyarınca eylemine uyan disiplin cezası ile tecziye edilmesine dair dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılarak ret gerekçesi oluşturulmuştur. Ret hükmü Danıştay Sekizinci Dairesinin 16/4/2014 tarihli kararı ile onanmış, karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 19/2/2015 tarihli hükmü ile reddedilmiştir. Başvurucu, karar düzeltme isteminin reddine dair kararı 26/3/2015 tarihinde tebellüğ ettikten sonra 22/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 1219 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: "İcrayı sanat eden tabipler hasta kabul ettikleri mahal ile muayene saatlerini ve ihtısaslarını bildiren ilanlar tertibine mezun olup diğer suretlerle ilan, reklam ve saire yapmaları memnudur." Tıbbi Deontoloji Tüzüğü'nün , ve maddeleri sırasıyla şöyledir:"Tabiplik ve diş tabipliği mesleklerine ve tedavi müesseselerine, ticari bir veçhe verilemez.Tabip ve diş tabibi, yapacağı yayınlarda tababet mesleğinin şerefini üstün tutmaya mecbur olup, her ne suretle olursa olsun, yazılarında kendi reklamını yapamaz.Tabip ve diş tabibi, gazetelerde ve diğer neşir vasıtalarında, reklam mahiyetinde teşekkür ilanları yazdıramaz. " ..."Tabip ve diş tabibi, gazete ve sair neşir vasıtaları ile yapacağı ilanlarda ve reçete kağıtlarında, ancak ad ve soyadı ile adresini, Tababet İhtisas Nizamnamesine göre kabul edilmiş olan ihtısas şubesini, akademik ünvanını ve muayene gün ve saatlarını yazabilir.Muayenehane kapılarına veya binaların dışına asılacak tabelaların ebadı ve adedi, mahalli tabip odaları tarafından tesbit edilebilir. Tabipler ve diş tabipleri,tabip odalarının bu husustaki kararlarına riayet etmekle mükelleftirler.Tabelalarda en çok iki renk kullanılabilir. Işık verici vasıtalarla tabelaları süslemek yasaktır"..."Tabip ve diş tabibi, meslektaşlarını zemmedemiyeceği gibi onları küçük düşürecek diğer tavır ve hareketlerde de bulunamaz.Tabip ve diş tabibi, her hangi bir şahsın haysiyet kırıcı hücumlarına karşı meslektaşlarını korur" 3224 sayılı Kanun'un "Disiplin cezaları" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısımları şöyledir: "Diş hekimliği vakar ve onuruna veya meslek düzen ve geleneklerine uymayan fiil ve hareketlerde bulunanlar ile mesleğini gereği gibi uygulamayan veya kusurlu olarak uygulayan veyahut görevin gerektirdiği güveni sarsıcı davranışlarda bulunan meslek mensupları hakkında; fiil ve hareketin niteliği ve ağırlık derecesine göre aşağıdaki disiplin cezaları verilir....c) Para cezası; bölgesinde o yıl uygulanan asgari muayene ücretinin on katından az elli katından fazla olmamak üzere verilecek para cezalarıdır....Disiplin cezalarını gerektiren fiiller ve bu fiillere uygulanacak disiplin cezaları; bir derece ağır veya hafif disiplin cezalarının uygulanacağı haller; disiplin kovuşturması yapılması konusunda karar verecek merci; disiplin cezalarını vermeye yetkili merciler; disiplin cezalarına karşı yapılacak itirazın usul ve şartları; disiplin kurullarının çalışma usul ve esasları; disiplinle ilgili diğer işlemler Birlikçe düzenlenecek bir yönetmelikle gösterilir." Türk Dişhekimleri Birliği ve Diş Hekimleri Odalarının Disiplin Yönetmeliği'nin "Para cezası" kenar başlıklı maddesinin (a) ve (e) bentleri şöyledir: "Para cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:a) Reçete kağıtları, el ilanları, promosyon malzemeleri ve benzeri araçlarla reklam yapmak veya sanal ortamlar da dahil olmak üzere her türlü iletişim araçlarında reklam amacına yönelik veya haksız rekabeti sağlayıcı yazılar yazmak, yazdırmak veya açıklamalarda bulunmak; çalıştığı veya ortağı olduğu kuruluş veya şirket aracılığı ile anılan eylemlerin yapılmasını sağlamak veya yapılmasına göz yummak,...e) Birlikçe çıkartılmış Tabela Standardına uymamak," Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin "Mesul müdürün görev, yetki ve sorumlulukları" kenar başlıklı maddesinin (a) bendi şöyledir: "Mesul müdürün görev, yetki ve sorumlulukları şunlardır:a) Özel hastanenin tıbbî, idarî ve teknik hizmetlerini mevzuata uygun olarak idare etmek ve denetlemek," Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin maddesinin ilgili kısımları şöyledir: "Özel hastaneler; tıbbî deontoloji ve meslekî etik kurallarına aykırı şekilde, insanları yanıltan, yanlış yönlendiren ve talep yaratmaya yönelik, ruhsatında yazılı kabul ve tedavi ettiği uzmanlık dallarından başka hastaları kabul ve tedavi ettiği intibaını uyandıran, diğer hastaneler aleyhine haksız rekabet yaratan davranışlarda bulunamazlar ve bu mahiyette tanıtım yapamazlar. Özel hastaneler tarafından; sağlığı koruyucu ve geliştirici nitelikteki bilgilendirme ve tanıtımlar yapılabilir. Bilgilendirme ve tanıtım faaliyetleri kapsamında, yanıltıcı, abartılı, doğruluğu bilimsel olarak kanıtlanmamış bilgilere ve talep yaratmaya yönelik açıklamalara yer verilemez.,...Yukarıda belirtilen esaslara uymayan özel hastane sahipleri ve mesul müdürleri hakkında ilgili mevzuat hükümlerindeki müeyyideler uygulanır."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir: " Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir... Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır." Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:" Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin maddesinde yer alan "suç oluşturmayan eylem" ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini de Sözleşme'nin maddesinde yer alan "suç ile itham edilme" kavramına ilişkin ortaya koyduğu üç kıstas ile açıklamaktadır. AİHM, Sözleşme'nin maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer bulan "suç ile itham edilme" kavramının taraf devletlerin iç hukuklarındaki karşılıklarından bağımsız, otonom bir yapıya sahip olduğunu vurgulamaktadır (Adolf/Avusturya, B. No: 8269/78, 26/3/1982, § 30). Yine AİHM'e göre tek başına "itham" kavramı da Sözleşme'nin anlamı dâhilinde anlaşılmalıdır. Bu kapsamda "itham" kavramı yetkili makamlarca bir kişiye suç işlediği iddiasının resmî olarak bildirimi şeklinde açıklanabilir. Böyle bir tanım aynı zamanda şüpheli kişilerin sonuçlarından büyük ölçüde etkilendikleri durumları da içine alır (Deweer/Belçika, B. No: 6903/75, 27/2/1980, §§ 42-46; Eckle/Almanya, B. No: 8130/78, 15/7/1982,§ 73). AİHM, suç isnadını değerlendirirken üç kriter dikkate almaktadır. Bunlar iç hukuktaki sınıflandırma, suçun türü ve cezanın türü ile ağırlığıdır (Engel ve diğerleri/Hollanda [GK], B. No: 5100/71, 5101/71, 5102/71, 5354/72, 5370/72, 8/6/1976,§§ 82, 83). AİHM'e göre birinci kriterin diğer kriterlere göre göreceli olarak ağırlığı olsa da değerlendirme için birinci kriter ancak bir başlangıç noktası oluşturur. Şöyle ki eğer taraf devletin iç hukuku bir eylemi suç olarak nitelendirmiş ise bu, maddenin kapsamının uygulanması bakımından belirleyicidir. Ancak eğer ulusal hukukta böyle bir nitelendirme yok ise AİHM yine de başvuru konusu edilen cezai sürecin ulusal sınıflandırmasının ötesine bakacak ve maddi gerçeği inceleyecektir (Engel ve diğerleri/Hollanda, § 81). Sözleşme'nin maddesinin kapsamının uygulanmasını belirleyecek daha önemli bir kriter olarak değerlendirilen (Jussila/Finlandiya [BD], B. No: 73053/01, 23/11/2006) suçun türü kriteri ise şu faktörlerin hesaba katılmasını gerektirmektedir:i. Başvuruya konu cezai sürecin doğrudan -örneğin bir meslek grubu gibi- belirli bir gruba mı yönelik olduğu yoksa herkes için bağlayıcılığı olan genel bir etki mi yarattığı (Bendenoun/Fransa, B. No: 12547/86, 24/2/1994, § 47)ii. Cezai sürecin kamu gücünü kullanan bir kamu otoritesi tarafından yürütülüp yürütülmediği (Benham/Birleşik Krallık [BD], B. No: 19380/92, 10/6/1996, § 56)iii. Cezai sürecin cezalandırıcı ya da caydırıcı bir amacının bulunup bulunmadığı (Öztürk/Almanya [GK], B. No: 8544/79, 21/2/1984, § 53; Bendenoun/Fransa, § 47)iv. Cezai sürecin sonunda öngörülen cezanın uygulanmasının bir suç tespitine bağlı olup olmadığı (Benham/Birleşik Krallık, § 56)v. Benzer cezai süreçlerin diğer taraf devletlerin hukuklarında nasıl sınıflandırıldığı (Öztürk/Almanya, § 53) Üçüncü ve son kriter cezanın türü ve ağırlığı ise maddenin uygulanma kapsamının belirlenmesinde cezai sürecin sonunda öngörülen cezanın olası en yüksek miktarının da dikkate alındığını ortaya koymaktadır (Campbell ve Fell/Birleşik Krallık, B. No: 7819/77, 7878/77, 28/6/1984, § 72; Demicoli/Malta, B. No: 13057/87, 27/8/1991, § 34). AİHM'e göre Sözleşme'nin maddesinin cezai süreçler bakımından kapsamının belirlenmesinde Engel ve diğerleri/Hollanda başvurusuna ilişkin kararda altı çizilen ikinci ve üçüncü kriterlerin birlikte uygulanması gerekli değildir. Yine de her bir kriterin ayrı ayrı analizi üzerinden sonuca varılamayan durumlarda kriterlerin kümülatif olarak değerlendirilmesine ilişkin bir yaklaşım da benimsenebilir (Bendenoun/Fransa, § 47). AİHM, söz konusu üç kriteri uygulayarak sonuca ulaştığı disiplin işlemine karşı yapılan bir başvuruda (Çelikateş ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 45824/99, 7/11/2000), kamu görevine giriş ile kamu görevine son verilmesi şartlarına karşı yapılan bir başvuruda (Sidabras ve Džiautas/Litvanya (k.k.), B. No: 55480/00 ve 59330/00, 1/7/2003) ve anayasa ihlalleri nedeniyle cumhurbaşkanı aleyhine başlatılan itham sürecine karşı yapılan bir başvuruda (Paksas/Litvanya [BD], B. No: 34932/04, 6/1/2011, §§ 64-69) şikâyetlerin Sözleşme'nin ve maddelerinin kapsamı dışında kaldığı sonucuna varmıştır.