Başvuru, bir grup akademisyen tarafından yayımlanan bir bildiriye imza veren başvurucunun yurt dışına çıkmasının yasaklanması sonucu yurt dışındaki akademik birtakım olanaklardan yararlanamaması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, bir grup akademisyen tarafından yayımlanan bir bildiriye imza veren başvurucunun yurt dışına çıkmasının yasaklanması sonucu yurt dışındaki akademik birtakım olanaklardan yararlanamaması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 4/10/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Arka Plan Bilgisi Anayasa Mahkemesi başvurucunun imza verdiği bildiriye ilişkin arka plan bilgisinin detaylarına daha önce Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri ([GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, §§ 9-14) kararında yer vermiştir.B. Somut Olaya İlişkin Bilgiler Başvurucu, başvuru tarihinde Düzce Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünde yardımcı doçent öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Başvuruya konu bildirinin yayımlanmasından sonra başvurucu hakkında terör örgütünün propagandasını yapma ve Türk milletini, Cumhuriyeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılama suçlarından Düzce Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmış, ev ve işyerinde arama yapılmış, yakalama emri çıkarılmış ve başvurucu 15/1/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı ifadesini aldıktan sonra başvurucuyu tutuklama istemiyle Düzce Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Düzce Sulh Ceza Hâkimliği 15/1/2016 tarihinde başvurucunun sorgusunu yaparak tutuklanması istemini reddetmiş ve yurt dışına çıkışının yasaklanması suretiyle adli kontrol altına alınmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:"Şüpheli savunması, dosyada mübrez 'bu suça ortak olmayacağız' başlıklı yazı içeriğinden atılı suçların işlendiğine ilişkin kuvvetli suç şüphesi bulunmakta ise de, delillerin toplanmış olup karartılma ve gizleme ihtimalinin bulunmaması, atılı suçların vasıf ve mahiyetleri, soruşturmanın devam etmekte oluşu dikkate alınarak tutuklama tedbirinin ölçülü olmayacağı kanaatine varıldığından şüpheli hakkında tutuklama talebinin reddi ile CMK.nın maddesi gereğince adli kontrol altına alınmasına,Adli kontrol süresince; şüphelinin CMK 109/3-a maddesi gereğince yurt dışına çıkışının yasaklanmasına, şüphelinin geçerli bir mazereti olmaksızın adli kontrol hükümlerine uymadığı takdirde tutuklanabileceğinin ihtarına (ihtar yapıldı)..." Başvurucu, adli kontrol kararına karşı itiraz etmiş ancak itirazı Bolu Sulh Ceza Hâkimliğince "atılı suçun niteliği, dosya kapsamı ve mahkeme adli kontrol kararındaki gerekçeler yerinde" görülerek 2/2/2016 tarihinde reddedilmiştir. Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı 11/2/2016 tarihinde yetkisizlik kararı vererek dosyayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Başvurucu adli kontrol kararının kaldırılmasını talep etmiş ancak talebi bu kez İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğince "şüphelinin üzerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, atılı suçların yasada ön görülen cezanın alt ve üst sınırı, şüphelinin üzerine atılı suçları işlediğine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren" delillerin bulunması gerekçeleriyle 11/5/2016 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucu, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin bahse konu ret kararına karşı 9/6/2016 tarihinde itiraz etmiştir. Başvurucu itirazında; adli kontrol kararı verilmesi için aranan şartların olayda mevcut olmadığını, yurt dışı yasağı nedeniyle 2/5/2016-6/5/2016 tarihlerinde Paris Dauphine Üniversitesinde yapılan ve konuşmacı olarak çağrıldığı seminere katılamadığını, ayrıca Goethe Üniversitesinden post doktora araştırma bursu almaya hak kazandığını, bu bursun 1/7/2016-30/6/2018 tarihleri arasında kullanılacağını ancak yurt dışı yasağı nedeniyle eğitimi ve kariyeri açısından önemli olan bu bursu kaybetme riski ile karşı karşıya olduğunu, bunun kendisi açısından orantısız sonuçlar doğurduğunu belirtmiştir. İtirazı inceleyen İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği 14/6/2016 tarihinde "verilen kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı" gerekçesiyle itirazı reddetmiştir. Başvurucu 10/8/2016 tarihinde aynı gerekçelerle bir kez daha adli kontrol kararının kaldırılmasını talep etmiş ancak talebi İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğince "verilen adli kontrol kararlarının usul ve yasaya uygun olduğu, kararların gerekçelerine göre yerinde oldukları" gerekçesiyle 25/8/2016 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucu bu karara 9/9/2016 tarihinde itiraz etmiş ancak itirazı İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğince "kararının usul ve yasaya uygun olduğu" gerekçesiyle 22/9/2016 tarihinde reddedilmiştir. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğinin kararı başvurucuya 27/9/2016 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 4/10/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu hakkında terör örgütünün propagandasını yapma suçundan 4/1/2019 tarihinde kamu davası açılmıştır. Düzce Ağır Ceza Mahkemesi yaptığı yargılama sonucunda Anayasa Mahkemesinin Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri kararına atıf yaparak 12/9/2019 tarihinde başvurucunun atılı suçtan beraatine hükmetmiş, yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol tedbirinin ise karar kesinleşinceye kadar devamına karar vermiştir. Beraat hükmünün kesinleşmesiyle birlikte başvurucu hakkındaki yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol tedbiri 25/9/2019 tarihinde kaldırılmıştır. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) (Değişik fıkra: 02/07/2012-6352 S.K./md.) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.(2) Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hallerde de, adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir.(3) Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir:a) Yurt dışına çıkamamak...." 5271 sayılı Kanun'un maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Şüpheli, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararı ile soruşturma evresinin her aşamasında adlî kontrol altına alınabilir.(2) Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle, adlî kontrol uygulamasında şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir; kontrolun içeriğini oluşturan yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), alınan bir tedbir sonucu bir kimsenin pasaport gibi bir seyahat belgesinden yoksun bırakılmasın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 4 No.lu Protokol'ün maddesinde güvence altına alınan serbest dolaşım özgürlüğünün kullanılmasına yönelik bir müdahale olarak değerlendirmektedir (Baumann/Fransa, B. No: 33592/96, 22/5/2001, § 62; Sissanis/Romanya, B. No: 23468/02, 23/1/2007, § 63). Ancak AİHM, anılan Protokol hükümlerinin Protokol'e taraf olmayan ülkeler ile ilgili davalarda uygulanamayacağına dikkat çekerek bu durumda serbest dolaşıma ilişkin şikâyetlerin konu bakımından Sözleşme'yle bağdaşmayacağına karar vermiştir (Riener/Bulgaristan B. No: 28411/95, 11/4/1997, § 2; Paşaoğlu/Türkiye, B. No: 8932/03, 8/7/2008, § 41). Öte yandan AİHM, Sözleşme'nin madde hükümlerinin 4 No.lu ek Protokol'ün maddesi ile değiştirilemeyeceğine dikkat çekerek Protokol maddesi hükmüyle madde arasında sıkı bir bağ olduğunu kabul etmiştir. Bu bağlamda AİHM; serbest dolaşımın ve özellikle sınır ötesi serbest dolaşımın özel hayatın geliştirilmesi açısından esas olarak değerlendirildiği bir çağda, başka ülkede ailevi, mesleki ve ekonomik bağlara sahip olan kişiler söz konusu olduğunda herhangi bir gerekçe göstermeksizin bu özgürlüğü reddetmesinin Sözleşme'ye taraf devlet açısından yükümlülüklerin ciddi ihlalini teşkil edeceğini ifade etmiştir (İletmiş/Türkiye, B. No: 29871/96, 6/12/2005, § 50; Paşaoğlu/Türkiye, § 42). Bu bağlamda AİHM, Türkiye'nin ek Protokol'ü imzalamasına rağmen onay sürecinin tamamlanmadığını tespit ettiği iki kararında serbest dolaşım/seyahat özgürlüğüne ilişkin şikâyetleri giriş yapılmak istenen ülkede kişisel, ailevi ve ekonomik bağların olması ölçütünü uygulayarak özel hayata saygı hakkı kapsamında incelemiştir. İletmiş/Türkiye (aynı kararda bkz. §§ 8-15) kararında eşi ve iki çocuğu ile Almanya'da ikamet eden ve bu ülkede çalışan başvurucu, Türkiye'ye ziyarete geldiği sırada 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu'nun maddesinde düzenlenen yabancı ülkede millî menfaatlere zarar verici faaliyette bulunmak suçundan yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınmış, ifadesi alınarak serbest bırakılmasına rağmen pasaportuna el konulmuş, pasaportu ise on beş yıl süren yargılama sonunda verilen beraat kararı sonrası iade edilmiştir. Anılan kararda; başvurucunun uzun süredir Almanya'da yaşadığı, tüm ailesinin ve işinin bu ülkede olduğu, dolayısıyla gitmek istediği ülke ile sıkı kişisel bağlarının mevcut olduğu kabul edilerek pasaporta el konulması ve uzun süre iade edilmemesi nedeniyle özel hayata saygı hakkına müdahale edildiği sonucuna varılmıştır. AİHM'e göre hiçbir gelişme göstermeden yargılama uzadıkça ve başvuran aleyhine kanıt yokluğu devam ettikçe önleyici tedbirin meşru amacına bağlı yarar, zamanla ağırlığını yitirecektir. Bu bağlamda AİHM, başvurucu hakkında yurt dışı çıkış yasağını öngören bir mahkeme kararının mevcut olmadığını, idari makamların yasağı gerekçelendiremediğini belirttikten sonra alınan tedbirin belirsiz bir şekilde uzun süre devam ettirilmesinin kaçınılmaz sosyal bir ihtiyaç olmadığı ve izlenen müdahalenin Sözleşme'nin maddesinde verilen amaçlarla orantılı olmadığı sonucuna ulaşmıştır (İletmiş/Türkiye, §§ 42-50). Paşaoğlu/Türkiye kararında ise başvurucu, eşi ve çocuğuyla Yunanistan'da ikamet etmektedir. Başvurucunun 18/10/1999 yılında yaptığı pasaport süre uzatım talebi Selanik Başkonsolosluğu tarafından ülke güvenliği açısından sakıncalı olduğu gerekçesiyle hakkında düzenlenen tahdit fişi nedeniyle reddedilmiştir. AİHM; öncelikle başvurucu hakkında uygulanan idari tasarrufun bir ceza mahkûmiyeti ya da ceza soruşturmasından kaynaklanmadığını, İçişleri Bakanlığı tarafından düzenlenen tahdit fişine dayandığını tespit etmiştir. AİHM; önleyici tedbirlerin meşru amacına bağlı yararın zamanla ağırlığını yitirebileceğini, dört yılı aşkı bir süre devam eden idari süreç boyunca başvurana yöneltilen iddialarla ilgili bir ithamda bulunulmadığını vurgulayarak gizli bakanlık verilerine dayanan belirginlikten yoksun tedbirin uzun süre devam ettirilmesinin başvuranın hayatında yol açtığı belirsizlik ve sarsıntının hesaba katılması gerektiğini ifade etmiştir (Paşaoğlu/Türkiye, §§ 44-48). Son olarak AİHM'in Parmak ve Bakır/Türkiye (B. No: 22429/07 ve 25195/07, 3/12/2019) kararında ikinci başvuran, hakkında uygulanan yurt dışına çıkış yasağı tedbirinin haksız olduğundan ve bunun sonucunda özel hayatına yapılan müdahalenin orantısız olduğundan şikâyet etmiştir. İkinci başvuran ayrıca, yakalanmadan önce tüm hayatı boyunca Almanya’da kaldığını ve Türkiye’de kendini idame ettirecek bir geliri, ikameti veya sağlık güvencesi olmadığını belirtmiştir. Somut davada AİHM; seyahat yasağının ikinci başvurana, tutukluluk yerine önleyici tedbir olarak 21/1/2003 tarihinde tahliye edilmesinin ardından konulduğunu ve cezasını çektikten sonra talebi üzerine 24/6/2009 tarihinde kaldırıldığını tespit etmiştir. AİHM; ikinci başvuranın yargılama süresince, her defasında söz konusu tedbirin yerleşik bulunduğu Almanya’yla olan kişisel ve mesleki bağlarını sürdürmesine engel olduğunu belirterek ve kefalet gibi daha uygun bir tedbir uygulamasını isteyerek yasağın kaldırılması talebiyle yerel mahkemelere yedi kez başvuruda bulunduğunu ancak mahkemelerin her defasında, devam eden kısıtlamanın belirli bir zamanın geçmesinden sonra davanın kendine özgü koşullarında halen orantılı olup olmadığını değerlendirmeksizin sadece yargılamanın bulunduğu aşamaya işaret etmek suretiyle bu başvuruları incelememiş ya da onlara bir yanıt vermemiş olduğunu ifade etmiştir (Parmak ve Bakır/Türkiye, § 93). Anılan kararda AİHM; bir bireyin seyahat özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaya başlangıçta izin verilse dahi bunun uzunca bir süre otomatik şekilde devam ettirilmesinin bireyin haklarını ihlal ederek orantısız bir tedbir hâline gelebileceğini belirterek somut davada yerel mahkemelerin ikinci başvuranın mükerrer başvurularına karşın söz konusu seyahat yasağının haklılığını yeniden değerlendirmemeleri ve söz konusu tedbiri otomatik bir şekilde onayladıklarını ifade etmiş ve Sözleşme’nin maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Parmak ve Bakır/Türkiye, § 94). İlgili diğer ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, §§ 46-57; Tamer Mahmutoğlu [GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020, §§ 37-