Ceza Genel Kurulu 2021/72 E. , 2022/596 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi:Ağır Ceza Sanıklar ... ve ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda; sanıkların eylemlerinin basit dolandırıcılık suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK'nın 37/1, 157/1, 158/3, 168/1, 62, 52/2-4 ve 53/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis ve 8.320 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, adli para cezalarının taksitlendirilmesine ve hak yoksunluklarına, CMK'nın 231. ma
**Ceza Genel Kurulu 2021/72 E. , 2022/596 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi:Ağır Ceza Sanıklar ... ve ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda; sanıkların eylemlerinin basit dolandırıcılık suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK'nın 37/1, 157/1, 158/3, 168/1, 62, 52/2-4 ve 53/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis ve 8.320 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, adli para cezalarının taksitlendirilmesine ve hak yoksunluklarına, CMK'nın 231. maddesi uyarınca hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulmalarına ilişkin ... Anadolu 13. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 19.02.2019 tarihli ve 223-69 sayılı karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir. ... Bakanlığının 12.09.2019 tarihli ve 11628-2019 sayılı kanun yararına bozma talebi ve bu talep üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01.10.2019 tarihli ve 93078 sayılı ihbarnamede; "Dosya kapsamına göre, sanıklar hakkında dolandırıcılık suçunu üç kişi olarak iştirak hâlinde işlediği gerekçesiyle cezasının, yürürlükteki 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158/3. maddesinde yer alan, 'Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçların, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında; suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır.' şeklindeki hüküm uyarınca 3 yıl olarak belirlenen temel cezanın yarı oranında arttırılmak suretiyle mahkûmiyetine karar verilmiş ise de, suç tarihi itibarıyla anılan Kanun'un 158/3. maddesinin yürürlükte olmayıp suç tarihinden sonra 24.11.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun ile ceza miktarını ağırlaştırıcı neden olarak öngörüldüğü, ancak suç tarihinin 07.03.2016 olması karşısında aleyhe kanun değişikliğinin sanıklar hakkında uygulanamayacağı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7/2. maddesinde yer alan, 'Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.' şeklindeki düzenleme karşısında, sanıklar lehine olarak değişiklik öncesi ceza miktarları göz önüne alınarak hüküm kurulması gerekirken, aleyhe düzenleme uyarınca fazla cezaya hükmedilmesinde isabet görülmediği," gerekçesiyle kararın kanun yararına bozulmasının istenmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince 13.01.2020 tarih, 9012-20 sayı ve oy çokluğu ile; "...Kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden ... Anadolu 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.02.2019 tarihli ve 2018/223 esas, 2019/69 sayılı kararının bozulmasına, aynı maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca müteakip işlemlerin mahallinde mercisince yerine getirilmesine," karar verilmiş, Daire Üyeleri S. Öztürk ve M. Demirel; "Yerel Mahkemenin sanıklar ... ve ... hakkında verdiği hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları, daha sonra davanın düşmesine hükmedildiğinde veya hükmün açıklanması ya da yeni bir hüküm kurulması hâlinde varlık kazanacağından ve ancak bu hâlde 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 305 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddeleri uyarınca temyiz edilebilme olanağına kavuşabileceğinden, bu aşamadan önce henüz hukuken varlık kazanmamış bulunan bu kararların temyiz mercisince denetlenebilme olanağı bulunmamaktadır. Kanun yararına bozma yasa yolu ise temyiz ve istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlere karşı başvurulabilen olağanüstü bir kanun yolu olup amacının hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi olup bu kanun yoluna başvurulabilmesi için ilk ve temel koşulun, verilen hüküm veya kararın istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş olmasıdır. Yine hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 5271 sayılı CMK'nın 223. maddesinde belirtilen hükümlerden olmaması nedeniyle, 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin 5-14. fıkralarındaki şartlar kapsamında denetlenerek, somut olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartlarının bulunup bulunmadığı, ceza miktarı, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkûmiyet, zararın giderilip giderilmediği, suçun inkılap kanunlarında belirtilen suçlardan olup olmadığı ve denetim süresi ile denetim süresi içerisinde uygulanacak denetimli serbestlik tedbirinin doğru tayin edilip edilmediği gibi hususlara ilişkin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozulabilecek, belirlenen hukuka aykırılıkların yeni bir yargılamayı gerektirdiği ahvalde yeniden yargılama yapılarak karardaki hukuka aykırılığın giderilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilecek, yargılama gerekmeyen ahvalde ise hukuka aykırılık Yargıtay ilgili ceza dairesince veya Ceza Genel Kurulunca giderilecektir. Özetlemek gerekirse; kurulan hükmün sanık hakkında hukuksal bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, davayı sonuçlandıran ve uyuşmazlığı çözen bir 'hüküm' değildir. Tüm bu hususlar ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli ve 11/70-159 sayılı ve ayrıca 11.03.2014 tarihli ve 2013/14-102 esas, 2014/128 sayılı kararları da dikkate alındığında; belirtilen hukuka aykırılığın kanun yararına bozma konusu yapılması olanaklı bulunmadığı," düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 17.04.2020 tarih ve 93078 sayı ile; "İtirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz edilmeksizin kesinleşmesi hâlinde, hüküm açıklanmadan kararın içeriğinin esas bakımından kanun yararına bozma yoluyla incelenip incelenemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir. Sanık hakkında kurulan hükmün hukuki sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile kanun koyucu, belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde kişilerin işledikleri bir takım suçlardan dolayı adli yönden lekelenmemeleri için bir fırsat tanımak istemiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunda mahkeme, sanık hakkında devam eden kovuşturma sonucunda, belirli bir cezayı aşmayan müeyyideye hükmetmesi hâlinde, suça meyilli olmayan sanığa bir şans vererek bu hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verip, toplum nazarında da lekelenmemesini sağlayabilir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması hâlinde dava dosyası derdest olmaya devam etmektedir. Derdest olan dava kapsamında belirlenen deneme süresi içerisinde, sanık hakkında verilmiş ancak kesinleşmemiş olan hüküm açıklanmamıştır. Hükmün muhatabı olan failin, sanık sıfatı, deneme süresi müddetince devam edecektir. Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.05.2018 tarihli ve 503-199, 16.05.2017 tarihli ve 399-274 ile 19.02.2008 tarihli ve 346-25 sayılı kararlar başta olmak üzere birçok kararında açıkça belirtildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesinin 5. fıkrasına göre verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar aynı maddenin 12. fıkrası uyarınca itiraz kanun yoluna tabidir. Olağan kanun yollarından olan itiraz, 5271 sayılı CMK'nın 267 ila 271. maddeleri arasında düzenlenmiş olup 'İtiraz olunabilecek kararlar' başlıklı 267. maddesinde; 'Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.' şeklindeki düzenlemeye göre, kural olarak sadece hâkim kararlarına karşı gidilebilecek olan itiraz yoluna, kanunlarda açıkça gösterilmiş olunması kaydıyla mahkeme kararlarına karşı da başvurulması mümkündür. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları itiraza tabi ise de somut olayda itiraz yoluna başvurulmadığından, karar itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir. Bu nedenle itiraz mercisi, kanun yararına bozmaya konu edilen kararı usul ve esas yönünden denetleyememiştir. İtiraz mercisi tarafından olağan kanun yolu incelemesinde denetlenmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, kanun yararına bozma yolunda sadece usul yönünden incelenebilecektir. Hüküm henüz açıklanmadan, verilen kararın içeriğinin esas yönünden olağanüstü kanun yolu incelemesinde kanun yararına bozma yoluyla denetlenmesi kanaatimizce mümkün görülmemektedir. Somut olayda hüküm açıklanınca mahkemece verilen ve hüküm niteliği kazanan karar zaten olağan kanun yolu incelemesinde denetlenecektir. Açıklanmayan hükmün içeriğindeki eylemin vasfı veya cezanın miktarı yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre ancak itiraz mercisi tarafından denetlenebilecektir. İtiraz edilmeden kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının Yargıtay denetimine açılması hâlinde, tarafların itiraz yoluna özellikle başvurmayarak karar içeriğindeki hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma yoluyla denetlenmesini isteyecekleri de gözden kaçırılmamalıdır. Kaldı ki, verilen kararın hüküm niteliğinde olduğu kabul edilerek kanun yararına bozulması hâlinde Yüksek Dairece bozmanın CMK'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca yapılması ve sanığın lehine daha az ceza içeren yeni bir hüküm kurulması gerekmektedir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; ... Anadolu 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından sanıklar ... ve ... hakkında dolandırıcılık suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karara karşı yapılan kanun yararına bozma talebinin reddedilmesi, Yüksek Dairece kanun yararına bozma talebinin kabul edilmesi hâlinde ise anılan kararın 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca kanun yararına bozulmasına karar verilmesi gerekirken, Yüksek Dairece 5271 sayılı CMK'nın 309/4-a bendi uyarınca kanun yararına bozma kararı verilmesinin usul ve kanuna aykırı görüldüğü," görüşüyle, itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince 21.09.2020 tarih ve 1612-8517 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararındaki hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma yasa yolu ile incelenip incelenemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Katılan ...'ın babasına ait .plakalı aracı vekâlet yolu ile satmak amacıyla "..." adlı internet sitesinde ilan verdiği, katılanı arayıp kendisini doktor olarak tanıtan ve kimliği tespit edilemeyen .isimli bir şahsın aracı eşi olan sanık ...'a hediye olarak almak istediğini söylediği, 07.03.2016 tarihinde sanıklar ... ve ...'ın aracın devrinin yapılacağı noterliğe geldikleri, pazarlık yapıldığı sırada kimliği tespit edilemeyen ...isimli şahsın aracın anahtarını katılandan isteyip aldığı, sanıklar . ve .ın katılana ... bedelini banka yoluyla havale ettiklerini söyleyip aracın devrinin sanık ... adına yapılmasını sağladıkları, katılanın paranın hesaba gelmediğini söylemesi üzerine sanık ...'nin bir yanlışlık olduğunu, paranın başka bir hesaba gittiğini, hatayı düzelteceklerini söylediği ve sanık ... ile birlikte bir taksiye binip uzaklaştıkları, katılanın şikâyeti üzerine ... kaydına şerh konulması nedeniyle sanıklar tarafından aracın satılamadığı, 09.03.2016 tarihinde sanık ...'nin aracın satışı için katılan adına vekâletname çıkardığı ve aracı da katılanın alabileceği bir yere bıraktığı olayda; Yerel Mahkemece sanıklar ... ve ...'ın TCK'nın 37/1, 157/1, 158/3, 168/1, 62, 52/2-4 ve 53/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis ve 8.320 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, adli para cezalarının taksitlendirilmesine ve hak yoksunluklarına, CMK'nın 231. maddesi uyarınca hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulmalarına ilişkin verilen 19.02.2019 tarihli ve 223-69 sayılı kararın itiraz edilmeksizin kesinleştiği, ... Bakanlığının 12.09.2019 tarihli ve 11628-2019 sayılı talebi üzerine hazırlanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 01.10.2019 tarihli ve 93078 sayılı ihbarnamesi ile; TCK'nın 158/3. maddesinin suç tarihinden sonra 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun ile ceza miktarını ağırlaştırıcı neden olarak öngörüldüğü, ancak suç tarihinin 07.03.2016 olması karşısında aleyhe kanun değişikliğinin sanıklar hakkında uygulanamayacağı belirtilerek ... Anadolu 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.02.2019 tarihli ve 223-69 sayılı kararının kanun yararına bozulması gerektiğinin ihbar olunduğu, Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesince 13.01.2020 tarih, 9012-20 sayı ve oy çokluğu ile; kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden Yerel Mahkeme kararının bozulmasına, CMK'nın 309/4. maddesinin (a) bendi uyarınca müteakip işlemlerin mahallinde mercisince yerine getirilmesine karar verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca da 17.04.2020 tarih ve 93078 sayı ile; "İtiraz mercisi tarafından olağan kanun yolu incelemesinde denetlenmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, kanun yararına bozma yolunda sadece usul yönünden incelenebileceği, Kabule göre de; verilen kararın hüküm niteliğinde olduğu kabul edilerek kanun yararına bozulması hâlinde Yüksek Dairece bozmanın CMK'nın 309/4. maddesinin (d) bendi uyarınca yapılması ve sanığın lehine daha az ceza içeren yeni bir hüküm kurulması gerektiği," görüşüyle, itiraz kanun yoluna başvurulduğu, Covid-19 salgını nedeniyle 26.03.2020 tarihli ve 31080 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete'de yayımlanan 7226 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesiyle 13.03.2020'den 30.04.2020 tarihine kadar duran tüm adli süreler 30.04.2020 tarihli ve 31114 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2480 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 15.06.2020 tarihine kadar durdurulduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanıklar aleyhine itirazının süresinde olduğu, Anlaşılmaktadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesine eklenen 5 ilâ 14. fıkralarıyla büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun'un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun'un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır. Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun'un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa'nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 6008 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna "Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez." cümlesi, 6545 sayılı Kanun'un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasına karar verilemez." cümlesi eklenmiştir. 5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanun'larla 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için; 1- Suça ilişkin olarak; a) Yapılan yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması, b) Suçun Anayasa'nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlardan olmaması, 2- Sanığa ilişkin olarak; a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması, b) Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması, c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, d) Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması, e) Sanığın, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması, Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve on sekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmüdür. İkinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır. Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildikten sonra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK'nın 223. maddesi uyarınca düşmesine karar verilecek, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise CMK'nın 231. maddesinin 11. fıkrası gereğince hüküm açıklanacak, ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilecektir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek kanun yolu, 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında açıkça "itiraz" olarak belirtilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına yapılan itirazlar ve bunların incelenmesi usulüne ilişkin olarak Ceza Genel Kurulunca 03.02.2010 tarih ve 13-12 sayı ile; "...İtiraz mercisince, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar, 231. maddenin 6. fıkrasında yer alan suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılması gerektiği" kabul edilmiş ve bu uygulama Özel Dairelerce istikrarlı olarak uygulanmış ise de, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı yapılan itirazlarda, kararın sadece suça ve sanığa ilişkin objektif şartların gerçekleşip gerçekleşmediğiyle sınırlı olarak incelenmesi uygulamasının ihtilaf konusu hususlara köklü çözüm sağlamadığından bahisle öğretide yoğun olarak eleştirilere maruz kalmıştır. İtiraz mercisi, sadece CMK’nın 231. maddesindeki koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği hususuyla sınırlı bir inceleme yapmayacaktır. İtiraz mercisi, bu inceleme kapsamında sübuta ilişkin değerlendirme de yapabilecektir. Örneğin sanığa yüklenen suçun oluşmaması sebebiyle hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğinden bahisle itirazın kabulü yönünde karar, yani hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılması kararı, verilebilir. Keza, itiraz mercisi, vasıf değişikliği nedeniyle de hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına karar verebilecektir. Örneğin kasten yaralama olarak nitelendirilen fiilden dolayı sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmüyle ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi hâlinde; itiraz mercisi, sanığa yüklenen fiilin kasten yaralama suçunu değil de kasten öldürme suçuna teşebbüs olarak nitelendirmek suretiyle de itirazın kabulü yönünde karar verebilir. Yine, örneğin görevi kötüye kullanma suçundan dolayı sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmüyle ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi hâlinde; itiraz mercisi, sanığa yüklenen fiilin görevi kötüye kullanma suçunu değil de, zimmet veya icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturduğu gerekçesiyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına karar verebilecektir (İzzet Özgenç, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, 3. Yılında Ceza ... Sistemi-Hukuk Devletinde Suç Yaratılmasının ve Suçun Aydınlatılmasının Sınırları Sempozyumu, ... Kültür Üniversitesi, Seçkin, 2008, s. 54-55; Cumhur Şahin, Neslihan Göktürk, Ceza Muhakemesi Hukuku, ..., Seçkin, C. 2, s. 159-161, 203.). Bu konudaki yoğun eleştirilerden sonra Ceza Genel Kurulunun 22.01.2013 tarihli ve 534-15 sayılı kararıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı yapılan itirazın hem maddi olay hem de hukuki yönden itiraz mercisince incelenmesi gerektiği kabul edilmiş, 17.02.2022 tarihli ve 90-98 sayılı kararıyla da aynı uygulama devam ettirilerek itiraz mercisince, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın, CMK'nın 231. maddenin 6. fıkrasında yer alan suça ve sanığa ilişkin objektif uygulama koşullarının var olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılması durumunda hak arama özgürlüğü ile AİHS'nin 13. maddesindeki etkili başvuru hakkının ihlal edilebileceği ve ayrıca ceza muhakemesi hukukunun maddi gerçeğe ulaşma amacıyla da bağdaşmayan sonuçlara neden olabileceği göz önüne alındığında itiraz mercisinin CMK’nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığına dair yapılacak şekli denetim dışında esas bakımından da (suçun sübutu, nitelendirilmesi vb. konularda) değerlendirme yapması ve açıklanmayan hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıkları denetlemesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Diğer yandan, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının üzerine inşa edildiği hüküm ise, bilahare davanın düşmesi kararı verildiğinde veya hükmün açıklanması ya da yeni bir hüküm kurulması hâlinde varlık kazanacağından ve ancak bu halde 1412 sayılı CMUK'nın 305 ve 5271 sayılı CMK'nın 223. maddeleri uyarınca temyiz edilebilme olanağına kavuşabileceğinden, bu aşamadan önce henüz hukuken varlık kazanmamış bulunan bu hükmün temyiz mercisince denetlenebilme olanağı bulunmamaktadır. Bu noktada, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvurulabilecek kanun yolu ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin 20.07.2022 tarihli ve 121-88 sayılı kararına da değinmek gerekmektedir. CMK'nın 231. maddesinin, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebileceği hükmünü ihtiva eden 12. fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptalinin istenilmesi üzerine Anayasa Mahkemesince; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun ve bu kurumun işleyişinin birçok temel hak ve özgürlüğe müdahale teşkil etmesi nedeniyle itiraz konusu fıkranın Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı bağlamında incelenmesi neticesinde, CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı itiraz yolunun açık olduğunu düzenleyen kuralın; bu kanun yoluna başvuranların iddia ve delillerinin dikkate alınmasında, çatışan menfaatlerin dengelenmesinde, temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunun ve ölçülülüğünün belirlenebilmesinde belirli ve etkili bir denetim yolu öngörmediği, bu durumun temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin giderilmesinde ve kamu gücünü kullananların keyfi davranışlarının önüne geçilmesinde bireye tanınmış olan yetkili makama başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkını ihlal ettiği ve etkili başvuru hakkıyla bağdaşmadığı gerekçeleriyle Anayasa'nın 40. maddesine aykırı görülerek iptal edilmiştir. Kanun yararına bozma yasa yolu ise temyiz ve istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlere karşı başvurulabilen olağanüstü bir kanun yolu olup, amacı, ülke sathında uygulama birliğine ulaşılması, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesidir. Bu kanun yoluna başvurabilmenin ilk ve temel koşulu verilen hüküm veya kararın istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş olmasıdır. Bu kapsamda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz kanun yoluna tabi bulunması nedeniyle, gerek itiraz edilerek gerekse itiraz kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi hâlinde olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceğinde kuşku bulunmamaktadır. Ancak kanun yararına bozma yasa yolunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesinde aleyhe bozma yasağının sadece davanın esasını çözümleyen hükümlerle sınırlı olarak kabul edilmesi nedeniyle 5271 sayılı CMK'nın 5-14. fıkralarındaki koşullar kapsamında denetlenerek, somut olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığı, ceza miktarı, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkûmiyet, zararın giderilip giderilmediği, suçun inkılap kanunlarında belirtilen suçlardan olup olmadığı ve denetim süresinin doğru tayin edilip edilmediği gibi objektif hususlara ilişkin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozulabilecek, saptanan hukuka aykırılıkların yeni bir yargılamayı gerektirdiği ahvalde yeniden yargılama yapılarak karardaki hukuka aykırılığın giderilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verilecek, yargılama gerekmeyen ahvalde ise hukuka aykırılık Yargıtay ilgili ceza dairesince veya Ceza Genel Kurulunca giderilecektir. Burada unutulmaması gereken husus, bu yasa yolunda denetlenenin hüküm olmayıp, hükmün üzerine inşa edilmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı olduğudur. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının dayanağını oluşturan mahkûmiyet hükmü ise; hükmün açıklanması, düşme kararının verilmesi veya yeni bir mahkûmiyet hükmünün tesisinden sonra temyiz incelemesine konu olabilecek ve ancak bu aşamadan sonra temyiz yasa yoluna başvurulmadan kesinleşmesi hâlinde, koşulları bulunduğu takdirde kanun yararına bozma yasa yolu ile denetlenebilecektir. Görüldüğü gibi, hükmün içeriğindeki hukuka aykırılıklar ancak hükmün hukuken varlık kazanması hâlinde olağan ve olağanüstü yasa yolları denetimine konu olabileceğinden, henüz hukuken varlık kazanmayan bir hükmün ne olağan ne de olağanüstü yasa yolu denetimine konu edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verildiği ahvalde hükmün içeriğine dahil bulunan hukuka aykırılıkların, kanun yararına bozma yasa yoluyla denetlenmesi olanağı bulunmamaktadır. Yasa koyucu, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının üzerine inşa edildiği mahkûmiyet hükmünün olağan yasa yolu olan temyizen incelenmesini dahi yasaklamışken, henüz hukuken varlık kazanmamış bu hükümdeki hukuka aykırılıkların olağan denetim süreci sonlanmadan, olağanüstü bir yasa yolu olan "kanun yararına bozma" yasa yoluyla denetlenebileceğini kabul etmek, yasa yollarında hakim olan temel ilkelere açıkça aykırılık oluşturacağı gibi, temyiz ve kanun yararına bozma yasa yolunun gerek başvuru koşulları, gerekse sonuçlarındaki farklılıklar ile olağanüstü bir yasa yolu olan kanun yararına bozma kurumunun konuluş amacı nazara alındığında ileride telafisi mümkün olmayan sorunlara da yol açabilecektir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 29.06.2010 tarih ve 70-159 sayılı kararı da bu doğrultuda olup "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları 5271 sayılı CMK 223. maddesinde belirtilen hükümlerden olmaması nedeniyle, CMK 231/5-14 fıkralarındaki koşullar kapsamında denetlenerek somut olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığı denetlenip bu hususlara yönelik aykırılıklardan hükmün bozulacağı" sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.04.2018 tarihli ve 487-151 sayılı kararında; "CMK'nın 231/5. maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmayacağı hüküm altına alınmış ise de; sanığın belirli sürelerle denetime tabi tutulmasını öngörmesi, adli sicile işlenmese dahi kendisine mahsus bir sisteme kaydedilmesi, 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra ikinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel teşkil etmesi, yine müsadere, yargılama giderleri ve bu kapsamda vekâlet ücretinin sanığa yüklenmesi bakımından hukuki etkilerinin bulunması nedenleriyle bu karar, esasında kesin bir hükmün bir kısım hukuki sonuçlarını doğurmaktadır. Bu bağlamda temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği kabul edilmelidir." şeklindeki gerekçe ile sanık hakkında mala zarar verme suçundan verilip itiraz edilmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının şikâyetçinin şikâyetinden vazgeçmiş olması nedeniyle düşme kararı verilmesi gerektiğinden bahisle kanun yararına bozma konusu yapılması üzerine Özel Dairece TCK’nın 73/4 ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca sanık hakkında mala zarar verme suçundan açılan kamu davasının düşmesine dair kararının isabetli olduğu sonucuna ulaşılmış ise de, henüz hukuki varlık kazanmayan bir hükmü, ancak kesinleşmiş hükümlere karşı son yasal çare olarak başvurulabilecek bir yasa yolu denetimine tabi kılmak, 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin 5. fıkrasının; "…Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.", 11. fıkrasının; "Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar.", 10. fıkrasının; "Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.", 8. fıkrasının; "Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.", Şeklindeki düzenlemelerine açıkça aykırı olduğu gibi, bir kararın olağan denetim yolları ile incelenmeksizin doğrudan olağanüstü yasa yoluna tabi kılınması sonucunu doğuracağından, yasa yollarındaki sisteme de aykırılık oluşturur. Ayrıca, bir kararın biri olağanüstü diğeri olağan olmak üzere iki kez aynı temyiz mercisince farklı yöntemlerle incelenmesi usul karmaşasına yol açacak ve böyle bir uygulama yasa yollarının konuluş amacına da aykırılık teşkil edecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; ... Bakanlığının kanun yararına bozma istemi, TCK'nın 7. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur." şeklindeki düzenlemeye rağmen, suç tarihi itibarıyla TCK'nın 158. maddesinin üçüncü fıkrası yürürlükte olmayıp suç tarihinden sonra 24.11.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun ile ceza miktarını ağırlaştırıcı neden olarak öngörüldüğü ancak suç tarihinin 07.03.2016 olması karşısında aleyhe kanun değişikliğinin sanıklar hakkında uygulanamayacağı nedenine dayanmakta ise de; belirtilen hukuka aykırılığın objektif nitelikteki hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşulları kapsamında bulunmaması ve hükmün içeriğinin denetlenmesini gerektirmesi nedeniyle "kanun yararına bozma" konusu yapılması olanaklı görülmediğinden, Özel Dairece, "kanun yararına bozma isteminin reddi" yerine, kabulü ile bozma kararı verilmesi isabetli değildir. Bu itibarla, açıklanması geri bırakılan hükmün içeriğine ilişkin olan her türlü hukuka aykırılıkların değil, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi ve ülke sathında uygulama birliğine ulaşma amaçlarını hedeflemesi gerektiği, objektif koşullar dışında olağan kanun yolunda giderilebilecek aykırılıkların olağanüstü kanun yolu ile denetleme imkanının bulunmaması karşısında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309/1. maddesi gereğince olağanüstü kanun yolu olarak düzenlenen kanun yararına bozma kanun yoluna başvurabilmenin ilk ve temel koşulu, verilen hüküm veya kararın istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş olmasıdır. Anayasa Mahkemesinin 23.09.2022 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 20.07.2022 tarihli ve 2021/121 esas, 2022/88 sayılı kararında açıklandığı üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı için, olağan kanun yolu olarak itiraz kanun yolunu düzenleyen CMK'nın 231/12. bendi, etkin bir denetim yolu olmadığı tespit edilerek Anayasa'nın 40. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, gerek itiraz edilerek gerekse itiraz kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi hâlinde, CMK'nın 309. maddesinde düzenlenen ve olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabilmesini engelleyici bir düzenleme olmadığı gibi, olağan kanun yolu olan itiraz kanun yolunun etkinliği sürekli tartışma konusu olmuş ve ilgili düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali sonucunu doğurmuştur. Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2019/7-90 esas, 2022/98 karar sayılı kararında açıklandığı üzere, CMK'nın 231/5. maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmayacağı hüküm altına alınmış ise de, sanığın belirli sürelerle denetime tabi tutulmasını öngörmesi, adli sicile işlenmese dahi kendisine mahsus bir sisteme kaydedilmesi, 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra ikinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel teşkil etmesi, yargılama giderleri ve bu kapsamda vekâlet ücretinin sanığa yüklenmesi bakımından hukuki etkilerinin bulunması nedenleriyle bu karar, esasında kesin bir hükmün bir kısım hukuki sonuçlarını doğurmaktadır. Bu bağlamda temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin ya da itiraz kanun yolundan geçerek kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararı için, ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği kabul edilmelidir. Açıklanan sebeple sanıklar hakkında ... Anadolu 13. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 19.02.2019 tarihli ve 2018/223 esas, 2019/69 karar sayılı hükümlerin açıklanmasının geri bırakılması kararlarının kanun yararına bozma yoluyla incelenmeleri gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum." Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "... 13. Ağır Ceza Mahkemesinin dolandırıcılık suçundan bir kısım sanıklar hakkında verdiği hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarında, sanıklar hakkında suç tarihinden sonra yürürlüğe giren TCK'nın 158/3. maddesindeki düzenlemenin uygulanması nedeniyle kanunun yanlış uygulandığı gerekçesi ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı kanun yararına bozma kanun yoluna başvurulmuştur. Başvuruyu inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesi hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı yapılan kanun yararına bozma yasa yolu başvurusunu kabul ederek ... 13. Ağır Ceza Mahkemesinin dolandırıcılık suçundan verdiği hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının bozulmasına karar vermiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının kanun yararına bozma yasa yolu ile incelenemeyeceği görüşü ile Yargıtay 15. Ceza Dairesi kararına itirazda bulunmuştur. Yargıtay Ceza Genel Kurulunda oy çokluğu ile itirazın kabulüne karar verilmiştir. Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızdaki ihtilaf, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının kanun yararına bozma yasa yolu ile incelenip incelenemeyeceğine ilişkindir. Kanun yararına bozma yoluna kimlerin, ne şekilde başvurabileceği CMK'nın 309. maddesinde belirtilmiştir. 309. maddenin 3. fıkrasında, 'Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse hükmü kanun yararına bozar.' denilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde hüküm altına alınan 'adil yargılanma hakkı' hukukun üstünlüğü ile adalete erişimi koruyan ve kişilerin ceza muhakemesinin ilk aşaması olan soruşturmanın başından itibaren açık ve adil bir şekilde yargılanmalarını teminat altına alan mutlak bir hak olup kişilerin hukuk devleti kuralları içinde makul sürede yargılanmasını öngörür. Adil yargılanma hakkı hukuk devleti ilkesinin bir gereği olup bireyler için bir hak, devlet için ise bir görevdir. Adil yargılanma hakkının amacı, yargılamanın doğru, hakkaniyete uygun ve adil bir biçimde yerine getirilmesini sağlamaktır. Anayasa Mahkemesi 2021/121 esas, 2022/88 karar sayılı ve 20.07.2022 tarihli kararı ile HAGB kararlarına itirazı düzenleyen CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasını itiraz kanun yolunun etkin, yeterli ve tatmin edici bir başvuru yolu olmadığı gerekçesi ile iptal etmiştir. İptal kararının yürürlük tarihini dokuz ay sonraya bırakmıştır. Dokuz ay içinde HAGB kararlarına karşı yasa yolu başvurusu konusunda yeni düzenleme yapılmazsa, HAGB kararlarının da istinaf kanun yoluna tabi olma ihtimalî vardır. İncelenen ... 13. Ağır Ceza Mahkemesinin dolandırıcılık suçundan verdiği hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarında, sanıklar hakkında suç tarihinden sonra yürürlüğe giren TCK'nın 158/3. maddesindeki düzenlemenin yanlış uygulanması nedeniyle fazla cezaya hükmetmiştir. Bu nedenle kanunun yanlış uygulanması nedeniyle fazla ceza verilerek hak ihlaline neden olunmuş, kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmaktadır. HAGB kararlarına karşı kanun yararına bozma kanun yoluna başvurabilmenin ilk ve temel koşulu CMK'nın 309. maddesinde belirtilen şekilde verilen hüküm veya kararın istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş olmasıdır. Bu kapsamda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz kanun yoluna tabi bulunması nedeniyle, gerek itiraz edilerek gerekse itiraz kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi hâlinde olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceğinde kuşku bulunmamaktadır. Benzer olaylarla ilgili daha önce Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/15-487 esas, 2018/151 karar sayılı ve 10.04.2018 tarihli kararında, yine Ceza Genel Kurulunun 2019/07-90 esas, 2022/98 karar sayılı ve 07.02.2022 tarihli kararında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının kanun yararına bozma yasa yolu ile incelenebileceğine karar vermiştir. Ceza Genel Kurulunun aynı konuda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının kanun yararına bozma yasa yolu ile incelenemeyeceğine dair önceki yerleşmiş içtihatlarının aksi yönde karar vermesi benzer konularda hukukun nasıl uygulanacağı konusunda karışıklık ve karmaşaya neden olmakta ve hukuk güvenliğine zarar vermektedir. Bu itibarla, Özel Dairenin kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden, ... 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.02.2019 tarihli ve 223-69 sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi gereğince bozulmasına dair Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin bozma kararının isabetli olduğu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı itirazın kabulüne karar veren Ceza Genel Kurulu sayın çoğunluğunun görüşüne katılmıyorum." gerekçesiyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle, Karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, 2- Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin 13.01.2020 tarihli ve 9012-20 sayılı kanun yararına bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- ... Bakanlığının kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 29.09.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğu ile karar verildi.