Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/3275 E. , 2024/3785 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/3275 Karar No : 2024/3785 DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1- ... Bakanlığı / ... VEKİLİ : Av. ... 2- ... Valiliği / ... DAVANIN_KONUSU: ... ili, ... ilçesinde taşınmaz ticareti (emlakçılık) faaliyeti sürdürmekte olan davacı tarafından, yetki belgesi verilmesi talebiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin ... Valiliği İl Ticaret Müdürlüğünün 14/05/2020 tarihli iş…
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/3275 E. , 2024/3785 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/3275 Karar No : 2024/3785 DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1- ... Bakanlığı / ... VEKİLİ : Av. ... 2- ... Valiliği / ... DAVANIN_KONUSU: ... ili, ... ilçesinde taşınmaz ticareti (emlakçılık) faaliyeti sürdürmekte olan davacı tarafından, yetki belgesi verilmesi talebiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin ... Valiliği İl Ticaret Müdürlüğünün 14/05/2020 tarihli işlemi ile bu işlemin dayanağı olan 05/06/2018 tarih ve 30442 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 5 nolu alt bendinin hukuka aykırı olduğu, Geçici 1. maddesinin ise eksik düzenleme içerdiği iddiasıyla iptali istemiyle açılmıştır. DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu düzenlemelerin çalışma hürriyetini ihlal ettiği, Kanunda olmayan bir düzenlemenin Yönetmelikle getirildiği, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırı olduğu, kazanılmış haklarının ihlal edildiği, Yönetmeliğin yürürlüğünden önce taşınmaz ticaretiyle iştigal edenlerin, Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 5 nolu alt bendinden muaf tutulması gerektiği, dava konusu edilen Geçici 1. maddede yer alan şartların hırsızlık suçundan kesinleşmiş mahkumiyeti bulunan davacı bakımından yerine getirilmesinin hukuken ve fiilen mümkün olmadığı, dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. DAVALILARIN_SAVUNMASI: Davalı Ticaret Bakanlığınca, dava konusu Yönetmeliğin Kanunda verilen yetkiye dayanılarak ve Kanuna uygun olarak düzenlendiği, taşınmaz ticareti ile iştigal edenlerin mesleki itibarının korunmasının ve tüketicinin korunarak güvenli bir ticaret ortamı oluşturulmasının hedeflendiği, dava konusu işlemin de Yönetmeliğe uygun olarak tesis edildiği savunulmuştur. Davalı ... Valiliğince savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ... DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI: ... DÜŞÜNCESİ : Dava, ... ili, ... ilçesinde taşınmaz ticareti (emlakçılık) faaliyeti sürdürmekte olan davacı tarafından; yetki belgesi verilmesi talebiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin 14/05/2020 tarihli işlem ile işlemin dayanağı olan Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 5 nolu alt bendinin ve geçici 1. maddesinin iptali istemiyle açılmıştır. Dava konusu 05/06/2018 tarih ve 30442 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulan Taşınmaz Ticareti hakkında Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 5 nolu alt bendi ve geçici 1. Maddesi dava devam ederken değişikliğe uğramış ise de, anılan madde hükümlerine dayalı olarak tesis edilen işlemde dava konusu edildiğinden anılan maddelere yönelik olarakta işin esası incelenmiştir. 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 1. maddesinde; bu Kanunun amacının; perakende işletmelerin açılış ve faaliyete geçiş işlemlerinin kolaylaştırılması, perakende ticaretin serbest piyasa ortamında etkin ve sürdürülebilir rekabet şartlarına göre yapılması, tüketicinin korunması, perakende işletmelerin dengeli bir şekilde büyüme ve gelişmesinin sağlanması ve perakende işletmelerin faaliyetleri ile bunların birbirleri, üretici ve tedarikçilerle ilişkilerinin düzenlenmesi olduğu, 2. maddesinde ise, bu Kanun'un; perakende işletmelerin açılış, faaliyet ve denetimlerine ilişkin usul ve esaslar ile bu Kanunun uygulanmasında Bakanlık, yetkili idare ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının görev, yetki ve sorumluluklarını kapsadığı hüküm altına alınmış; Aynı Kanun'un "Görev ve yetkiler" başlıklı 16. maddesinde ise, "Bakanlık; a) Perakende sektörünün ve perakende işletmelerin ülke genelinde dengeli bir şekilde yayılması, büyümesi ve gelişmesine yönelik çalışmalar yapmaya, b) Taşınmaz ve ikinci el motorlu kara taşıtı alım satımı gibi ticari faaliyetleri yürütenlere yönelik mesleki davranış kurallarını belirlemeye ve bu faaliyetlerin yürütülmesine ilişkin düzenlemeler yapmaya, c) İstatistiki bilgileri derlemeye, düzenlemeye ve yayımlamaya, ç) Bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak oluşan tereddütleri gidermeye, ikincil düzenlemeler yapmaya ve her türlü idari tedbiri almaya, görevli ve yetkilidir." hükümlerine yer verilmiştir. 10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 446. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinde; ilgili Kanun kapsamında, esnaf ve sanatkâr işletmelerinin ticari faaliyetlerini ilgilendiren hususlarda ilgili Genel Müdürlükle işbirliği içinde hareket etmek suretiyle perakende ticarete yönelik düzenlemeler yapmak, perakende ticarete ilişkin mevzuatla verilen görevleri yerine getirmek, perakende sektörünün sağlıklı bir şekilde büyümesi ve gelişmesine yönelik çalışmalar yapmak ve gerekli tedbirleri almak İç Ticaret Genel Müdürlüğü'nün görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine dayanılarak hazırlanan ve 05/06/2018 tarih ve 30442 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulan Taşınmaz Ticareti hakkında Yönetmeliğin (1). Maddesinde ," Bu Yönetmeliğin amacı, taşınmaz ticaretine ilişkin usul ve esasları düzenlemek" olduğu hükmü, Kapsam başlıklı 2. Maddesinde "(1) Bu Yönetmelik, tapu kütüğüne kayıtlı olsun ya da olmasın taşınmaz alım satımı ve kiralanması ile tapu işlemlerine aracılık eden, taşınmazla ilgili danışmanlık ve yönetim hizmeti veren gerçek veya tüzel kişi tacirler ile esnaf ve sanatkârların mesleki faaliyetlerini, yetki belgesinin verilmesi, yenilenmesi, askıya alınması ve iptaline ilişkin usul ve esasları, taşınmaz ticaretiyle iştigal eden işletmelerde aranan şartları, bu işletmelerin faaliyetlerine ilişkin yükümlülüklerini ve Bakanlık, yetkili idareler ile ilgili diğer kurum ve kuruluşların taşınmaz ticaretine ilişkin görev, yetki ve sorumluluklarını kapsar. " hükmü yer almış; "Yetki belgesi verilmesinde aranan şartlar" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 5 nolu alt bendinin dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan halinde, taşınmaz ticaretiyle iştigal edecek gerçek kişi tacirler ile esnaf ve sanatkârların kendilerinin, ticaret şirketleri ile diğer tüzel kişi tacirlerin bu alandaki faaliyetlerini yürütmek için görevlendirdikleri ve yetkilendirdikleri temsile yetkili kişilerinin, şubelerde ise şube müdürünün; kasten işlenen bir suçtan dolayı veya affa uğramış olsa dahi Devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörün finansmanı, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme, cinsel saldırı ve çocukların cinsel istismarı, hayasızca hareketler, müstehcenlik, fuhuş, kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçlarından hüküm giymemiş ya da ticaret ve sanat icrasından hükmen yasaklanmamış olması gerektiği düzenlemesine yer verilmiş; Geçiş hükümleri başlıklı geçici 1. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte bulunan şekliyle " (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla taşınmaz ticaretiyle iştigal eden ve üçüncü fıkra kapsamında yer almayan tacirler ile esnaf ve sanatkârların faaliyetlerine devam edebilmeleri için bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren durumlarını on sekiz ay içinde, 6 ncı maddenin birinci fıkrasındaki şartlara uygun hale getirerek yetki belgesi alması gerekir. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla gelir veya kurumlar vergisi kaydı bulunan ve meslek odasına kayıtlı olarak taşınmaz ticaretiyle iştigal eden tacirler ile esnaf ve sanatkârlar faaliyette bulundukları işletmenin adresini değiştirmedikleri sürece bu kişilere yetki belgesi verilmesinde 12 nci maddede belirtilen şartlar aranmaz. (3) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla gelir veya kurumlar vergisi kaydı bulunan ve meslek odasına kayıtlı olarak taşınmaz ticaretiyle iştigal eden tacirler ile esnaf ve sanatkârlarda 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde belirtilen lise mezunu olma şartı aranmaz. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla taşınmaz ticaretiyle iştigal eden, gelir veya kurumlar vergisi kaydı ile meslek odası kaydı bulunan ve halk eğitim merkezleri ya da Milli Eğitim Bakanlığınca yetkilendirilen meslek odalarınca verilen eğitim sonucunda taşınmaz ticareti ile ilgili sertifika almış olan tacirler ile esnaf ve sanatkârlarda 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde belirtilen mesleki yeterlilik belgesi şartı aranmaz. (5) Bilgi Sistemi, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde kurulur." hükmü yer almıştır. İdarelerin düzenleyici işlemler yapabilme yetkisi Anayasanın 124. maddesine dayanan anayasal bir yetki olması nedeniyle, idareler tarafından mevzuatla verilen görevlerin yerine getirilmesi amacıyla düzenleyici işlemler yapılabileceği kuşkusuzdur. Ancak, bu düzenlemeler yapılırken, Anayasada yer alan hukuk devleti ilkesi uyarınca, kazanılmış hak, haklı beklenti, idari faaliyetlerin belirliliği ve hukuki güven ilkesi gibi ilkelerin de göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır. Belirli bir alanda idareye düzenleme yapma yetkisi verildiği durumlarda, kanunda geçiş hükümlerine yer verilmese de, idare tarafından yapılacak düzenlemelerde, hukuk devleti ilkesi göz önünde bulundurularak, ilgililerin kazanılmış haklarının korunması için gerekli düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Ayrıca, yine hukuk devleti ilkesinin gereklerinden birisi de idarenin belirliliği ilkesidir. Bu ilke uyarınca, hukuk devletinde idarenin eylem ve işlemlerinin idare edilenler tarafından önceden tahmin edilebilir olması gerekir. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu düzenleme ile taşınmaz alım satımı ve kiralanması ile tapu işlemlerine aracılık eden, taşınmazla ilgili danışmanlık ve yönetim hizmeti veren gerçek veya tüzel kişi tacirler ile esnaf ve sanatkârların mesleki yetki belgesi alabilmeleri için kasten işlenen bir suçtan dolayı beş yıldan fazla kesinleşmiş hapis cezası almamış olmalarının gerektiği kuralına yer verildiği görülmekle birlikte söz konusu düzenleme yapılırken, önceki düzenleme döneminde taşınmaz alım satımı işiyle iştigal eden işletmelerin kazanılmış haklarının korunmasına yönelik olarak herhangi bir hükme yer verilmediği, öte yandan Yönetmeliğin Geçici 1. maddesinin 1. fıkrasında da, bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla taşınmaz ticaretiyle iştigal edenlerin,31/08/2020 tarihine kadar durumlarını bu Yönetmelikteki şartlara uygun hale getirerek yetki belgesi almaları gerektiği hükmüne yer verilerek, yine anılan işle iştigal edenlerin kazanılmış haklarının korunması hususunda herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, dava konusu Yönetmeliğin yürürlüğünden önce çalışma hakkı elde etmiş ve halihazırda da çalışan taşınmaz ticareti işiyle iştigal edenlerin kazanılmış haklarının korunmasına yönelik herhangi bir geçiş hükmüne yer verilmediği anlaşıldığından eksik düzenleme içeren dava konusu Yönetmelik hükmünde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Sonuç itibarıyla, davalı idarenin ilgili mevzuatta verilen yetki kapsamında taşınmaz ticari faaliyetleri yürütenlere yönelik mesleki davranış kurallarını belirleme ve bu faaliyetlerin yürütülmesine ilişkin düzenlemeler yapma hususlarında yetkili olduğu, bu kapsamda ikincil düzenleme yapma yetkisi bulunduğu anlaşılmakta ise de, söz konusu düzenleme yapma yetkisi kapsamında idarece Yönetmeliğin yayınından önce çalışma hakkı elde etmiş ve halihazırda da çalışan kişilerin haklarının da göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Bu durumda, dava konusu düzenlemede hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmış olup anılan düzenlemelere dayalı işlemde de hukuka uyarlık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle,davacının yetki belgesi verilmesi talebiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin 14/05/2020 tarihli işlem ile Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 5 nolu alt bendinin ve geçici 1. maddesinin iptali yolunda karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ: Davacı, hayvan hırsızlığı suçunu işlediğinin sabit olduğu gerekçesiyle, ... Asliye Ceza Mahkemesinin ... tarihli ve E:..., K:... sayılı kararıyla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142. maddesinin 2. fıkrasının (g) bendi uyarınca 2 yıl 4 ay hapis cezasına mahkum edilmiş, hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinin 1. fıkrasının (a), (b), (d) ve (e) bentlerindeki hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına, (c) bendindeki hakları koşullu salıverme tarihine kadar kullanmaktan yasaklanmasına karar verilmiş; anılan karar, Yargıtay .... Ceza Dairesinin ... tarihli ve E:..., K:... sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir. Bu kararın kesinleşmesinden önce davacı, 08/04/2013 tarihi itibarıyla Vergi Dairesine gelir vergisi ile Esnaf ve Sanatkarlar Odasına üyelik kaydı yaptırmak üzere taşınmaz ticareti işiyle iştigal etmeye başlamıştır. Ardından 05/06/2018 tarih ve 30442 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmeliğin dava konusu 6. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 5 nolu alt bendinde, hırsızlık suçundan hüküm giyen esnaf ve sanatkârlara, taşınmaz ticareti işiyle iştigal etmeleri için almaları zorunlu bulunan yetki belgesinin verilemeyeceği düzenlenmiş; Geçici 1. maddesinde de, Yönetmeliğin yayım tarihi itibarıyla taşınmaz ticaretiyle iştigal eden esnaf ve sanatkârların, anılan kurala 18 ay içinde (11/12/2019 tarihli Yönetmelik değişikliği ile 31/08/2020 tarihine kadar) uyumlu hale gelerek yetki belgesi almaları gerektiği kurala bağlanmıştır. Davacı, anılan Yönetmeliğin yürürlüğünden sonra taşınmaz ticaretiyle iştigal edebilmek için yetki belgesi verilmesi istemiyle Taşınmaz Ticareti Bilgi Sistemi (TTBS) üzerinden ... Valiliği İl Ticaret Müdürlüğüne başvurmuş; ancak başvurusu, yukarıda aktarılan nitelikli hırsızlık suçundan almış olduğu 2 yıl 4 ay hapis cezası nedeniyle 14/05/2020 tarihli dava konusu işlemle, "Yönetmeliğin ilgili fıkrasındaki suçlardan hüküm giydiğinin tespit edildiği" belirtilerek TTBS üzerinden reddedilmiştir. Bunun üzerine davacı tarafından, bahsi geçen uygulama işleminin ve dayanağını teşkil eden Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 5 nolu alt bendi ile Geçici 1. maddesinin iptali istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır. Her ne kadar, 05/06/2018 tarih ve 30442 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmeliğin dava konusu edilen 6. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 5 nolu alt bendinde ve Geçici 1. maddesinde, 14/10/2020 tarihli ve 31274 sayılı, 16/4/2021 tarihli ve 31456 sayılı, 14/5/2024 tarihli ve 32546 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikler ile değişiklikler yapılmış ise de, yapılan değişiklikler ile davacının iddialarının ortadan kalkmadığı, bu haliyle uyuşmazlığın konusuz kaldığından bahsedilemeyeceği anlaşılmakla işin esasına geçilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : ESAS YÖNÜNDEN: İlgili Mevzuat: 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, bu Kanunun amacının; perakende işletmelerin açılış ve faaliyete geçiş işlemlerinin kolaylaştırılması, perakende ticaretin serbest piyasa ortamında etkin ve sürdürülebilir rekabet şartlarına göre yapılması, tüketicinin korunması, perakende işletmelerin dengeli bir şekilde büyüme ve gelişmesinin sağlanması ve perakende işletmelerin faaliyetleri ile bunların birbirleri, üretici ve tedarikçilerle ilişkilerinin düzenlenmesi olduğu; 2. maddesinde, bu Kanun'un; perakende işletmelerin açılış, faaliyet ve denetimlerine ilişkin usul ve esaslar ile bu Kanunun uygulanmasında Bakanlık, yetkili idare ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının görev, yetki ve sorumluluklarını kapsadığı; 3. maddesinde, bu Kanunun uygulanmasında; "Bakanlık" ibaresinin, Ticaret Bakanlığını; "Esnaf ve sanatkâr işletmesi" ibaresinin, 7/6/2005 tarihli ve 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde tanımlanan esnaf ve sanatkârlarca işletilen işletmeyi; "Perakende işletme" ibaresinin, alışveriş merkezi, büyük mağaza, zincir mağaza, bayi işletme, özel yetkili işletme, perakende ticaretle uğraşan diğer ticari işletmeler ile esnaf ve sanatkâr işletmelerini ifade ettiği hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun'un "Görev ve yetkiler" başlıklı 16. maddesinde ise, "Bakanlık; a) Perakende sektörünün ve perakende işletmelerin ülke genelinde dengeli bir şekilde yayılması, büyümesi ve gelişmesine yönelik çalışmalar yapmaya, b) Taşınmaz ve ikinci el motorlu kara taşıtı alım satımı gibi ticari faaliyetleri yürütenlere yönelik mesleki davranış kurallarını belirlemeye ve bu faaliyetlerin yürütülmesine ilişkin düzenlemeler yapmaya, c) İstatistiki bilgileri derlemeye, düzenlemeye ve yayımlamaya, ç) Bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak oluşan tereddütleri gidermeye, ikincil düzenlemeler yapmaya ve her türlü idari tedbiri almaya, görevli ve yetkilidir." hükümlerine yer verilmiştir. 10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin, Ticaret Bakanlığının kuruluş ve görevlerinin düzenlendiği Onaltıncı Bölümünün "İç Ticaret Genel Müdürlüğü" başlıklı 446. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinde, ilgili Kanun kapsamında, esnaf ve sanatkâr işletmelerinin ticari faaliyetlerini ilgilendiren hususlarda ilgili Genel Müdürlükle işbirliği içinde hareket etmek suretiyle perakende ticarete yönelik düzenlemeler yapmak, perakende ticarete ilişkin mevzuatla verilen görevleri yerine getirmek, perakende sektörünün sağlıklı bir şekilde büyümesi ve gelişmesine yönelik çalışmalar yapmak ve gerekli tedbirleri almak; (i) bendinde, lüzumu halinde, ticari faaliyetlere ya da bu ticari faaliyetleri yürütenlere yönelik düzenlemeler yapmak ve bunların uygulanmasını sağlamak İç Ticaret Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Anılan mevzuat hükümlerine istinaden davalı Bakanlıkça hazırlanan ve 05/06/2018 tarihli ve 30442 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren dava konusu Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmeliğin, uygulama işlemi tarihinde yürürlükte olan haliyle; "Kapsam" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında, "Bu Yönetmelik, tapu kütüğüne kayıtlı olsun ya da olmasın taşınmaz alım satımı ve kiralanması ile tapu işlemlerine aracılık eden, taşınmazla ilgili danışmanlık ve yönetim hizmeti veren gerçek veya tüzel kişi tacirler ile esnaf ve sanatkârların mesleki faaliyetlerini, yetki belgesinin verilmesi, yenilenmesi, askıya alınması ve iptaline ilişkin usul ve esasları, taşınmaz ticaretiyle iştigal eden işletmelerde aranan şartları, bu işletmelerin faaliyetlerine ilişkin yükümlülüklerini ve Bakanlık, yetkili idareler ile ilgili diğer kurum ve kuruluşların taşınmaz ticaretine ilişkin görev, yetki ve sorumluluklarını kapsar." kuralına; "Taşınmaz ticaretiyle iştigal edebilecek kişiler ve yetki belgesi" başlıklı 5. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında, (1) Taşınmaz ticareti, işletmesi adına yetki belgesi alan tacirler veya esnaf ve sanatkârlar tarafından yapılır. (2) Yetki belgesi, işletmenin bulunduğu yerdeki il müdürlüğü tarafından Bilgi Sistemi üzerinden verilir, yenilenir, askıya alınır ve iptal edilir." hükmüne; "Yetki belgesi verilmesinde aranan şartlar" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında, "(1) İşletmeye yetki belgesi verilebilmesi için; .... ç) Gerçek kişi tacirler ile esnaf ve sanatkârların kendilerinin, ticaret şirketleri ile diğer tüzel kişi tacirlerin bu alandaki faaliyetlerini yürütmek için görevlendirdikleri ve yetkilendirdikleri temsile yetkili kişilerinin, şubelerde ise şube müdürünün; 1) On sekiz yaşını doldurmuş olması, 2) En az lise mezunu olması, 3) İflas etmemiş veya iflas etmiş olsa bile 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre itibarının yerine gelmiş olması, 4) Konkordato ilan etmemiş olması, 5) Kasten işlenen bir suçtan dolayı veya affa uğramış olsalar dahi devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörün finansmanı, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme, cinsel saldırı ve çocukların cinsel istismarı, hayasızca hareketler, müstehcenlik, fuhuş, kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçlarından hüküm giymemiş ya da ticaret ve sanat icrasından hükmen yasaklanmamış olması gerekir." hükmüne; " Geçiş hükümleri" başlıklı Geçici 1. maddesinde, "(1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla taşınmaz ticaretiyle iştigal eden tacirler ile esnaf ve sanatkârların faaliyetlerine devam edebilmeleri için (Değişik ibare:RG-11/12/2019 – 30975) 31/8/2020 tarihine kadar durumlarını, 6 ncı maddenin birinci fıkrasındaki şartlara uygun hale getirerek yetki belgesi alması gerekir. (2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla gelir veya kurumlar vergisi kaydı bulunan ve meslek odasına kayıtlı olarak taşınmaz ticaretiyle iştigal eden tacirler ile esnaf ve sanatkârlar faaliyette bulundukları işletmenin adresini değiştirmedikleri sürece bu kişilere yetki belgesi verilmesinde 12 nci maddede belirtilen şartlar aranmaz. (3) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla gelir veya kurumlar vergisi kaydı bulunan ve meslek odasına kayıtlı olarak taşınmaz ticaretiyle iştigal eden tacirler ile esnaf ve sanatkârlarda 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde belirtilen lise mezunu olma şartı aranmaz. (4) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla taşınmaz ticaretiyle iştigal eden, gelir veya kurumlar vergisi kaydı ile meslek odası kaydı bulunan ve halk eğitim merkezleri ya da Milli Eğitim Bakanlığınca yetkilendirilen meslek odalarınca verilen eğitim sonucunda taşınmaz ticareti ile ilgili sertifika almış olan tacirler ile esnaf ve sanatkârlarda 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde belirtilen mesleki yeterlilik belgesi şartı aranmaz. (5) Bilgi Sistemi, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde kurulur." hükmüne yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1-Dava Konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 5 nolu alt bendi yönünden: Davacı tarafından, dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 5 nolu alt bendinde yer alan ve işletmeye yetki belgesi verilebilmesi için aranan şartlardan biri olan "Kasten işlenen bir suçtan dolayı veya affa uğramış olsalar dahi devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörün finansmanı, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme, cinsel saldırı ve çocukların cinsel istismarı, hayasızca hareketler, müstehcenlik, fuhuş, kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçlarından hüküm giymemiş ya da ticaret ve sanat icrasından hükmen yasaklanmamış olması" kuralının iptali istenilmiş ise de; dava dilekçesinde öne sürülen hukuka aykırılık sebepleri ile uygulama işleminin sebep unsuru (dolayısıyla süre ve menfaat hususları) dikkate alınarak, anılan bende yönelik hukuka uygunluk denetimi, bentte yer alan "hırsızlık" ibaresine hasren ve esnaf ve sanatkarlar yönünden yapılmıştır. Uyuşmazlık konusu taşınmaz ticaretinin, 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile buna dayanılarak hazırlanıp 05/06/2018 tarih ve 30442 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan dava konusu Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelik öncesinde, kanun koyucu ve idare tarafından özel olarak düzenlenmemiş, genel hükümler çerçevesinde yürütülen, bu nedenle kısmen denetimsiz kalan, meslek odası kaydı, gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti gibi asgari koşullar dahi sağlanmadan yürütülebilen bir faaliyet olduğu; başka bir ifadeyle taşınmaz ticareti faaliyetinin usul ve esaslarının, kimler tarafından hangi şartlarda yürütülebileceğinin, taşınmaz ticaretine ilişkin ilke, kural ve yükümlülüklerin ilk defa 6585 sayılı Kanun ve dava konusu Yönetmelik hükümleri ile belirlendiği anlaşılmaktadır. Dava konusu Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelik'in yukarıda aktarılan düzenlemelerinden; taşınmaz ticaretinin, işletmesi adına yetki belgesi alan tacirler veya esnaf ve sanatkârlar tarafından yapılabileceği, yetki belgesinin verilebilmesi için gerekli olan şartlardan birinin de, gerçek kişi tacirler ile esnaf ve sanatkârların kendilerinin, ticaret şirketleri ile diğer tüzel kişi tacirlerin bu alandaki faaliyetlerini yürütmek için görevlendirdikleri ve yetkilendirdikleri temsile yetkili kişilerinin, şubelerde ise şube müdürünün, kasten işlenen bir suçtan dolayı veya affa uğramış olsalar dahi devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, terörün finansmanı, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme, cinsel saldırı ve çocukların cinsel istismarı, hayasızca hareketler, müstehcenlik, fuhuş, kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçlarından hüküm giymemiş ya da ticaret ve sanat icrasından hükmen yasaklanmamış olması şartı olduğu görülmektedir. Yukarıda metinlerine yer verilen dayanak mevzuat hükümleri ile perakende sektörünün ve perakende işletmelerin ülke genelinde dengeli bir şekilde yayılması, büyümesi ve gelişmesine yönelik çalışmalar yapmak, taşınmaz ve ikinci el motorlu kara taşıtı alım satımı gibi ticari faaliyetleri yürütenlere yönelik mesleki davranış kurallarını belirlemek ve bu faaliyetlerin yürütülmesine ilişkin düzenlemeler yapmak, Kanun'un uygulanmasıyla ilgili olarak oluşan tereddütleri gidermek, ikincil düzenlemeler yapmak ve her türlü idari tedbiri almak, perakende ticarete ilişkin mevzuatla verilen görevleri yerine getirmek konusunda Ticaret Bakanlığına yetki verilmiş; anılan yetki kapsamında da dava konusu düzenleme ile taşınmaz ticareti işiyle iştigal eden veya edecek işletmelerin yetki belgesi alabilmeleri için tacir ile esnaf ve sanatkârların, kasten işlenen bir suçtan dolayı veya affa uğramış olsalar dahi sayılan suçlardan hüküm giymemiş veya ticaret ve sanat icrasından hükmen yasaklanmamış olmaları gerektiği kuralına yer verilmiş olup, taşınmaz ticaretinde nitelikli insan kaynağı oluşturularak bu ticaretin nitelikli ve güvenli bir ortamda yapılması, bu işletmelerde hizmet kalitesi ile tüketici memnuniyetinin arttırılması ve bu sayede kamu yararının gözetilmesi amacıyla yapıldığı anlaşılan dava konusu düzenlemenin, davalı idarenin düzenleme yapma yetkisi kapsamında olduğu, dolayısıyla kanuni dayanağı ve meşru amacı haiz olduğu, diğer bir ifadeyle yetki ve amaç unsurları bakımından hukuka uygun bulunduğu değerlendirilmiştir. Diğer taraftan, davalı Bakanlığa tanınan söz konusu yetki kapsamında getirilen dava konusu düzenlemenin, çalışma ve sözleşme hürriyeti kapsamında yer alan ticari faaliyette bulunma (serbest teşebbüs) özgürlüğüne bir sınırlama içerdiği muhakkaktır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemeyle ulaşılmak istenen amaçlar ile getirilen kısıtlama arasında ölçülülük prensibinin sağlanıp sağlanmadığının da irdelenmesi gerekir. Ölçülülük ilkesi; “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”, başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik” başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, “orantılılık” ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bu bakımdan, kuralla ulaşılmak istenilen amaç ile bu amaca ulaşılırken kullanılan araç arasında makul bir dengenin bulunması zorunlu olup, kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması güç veya imkansız külfetler yüklenmemesi gerekmektedir. Bu çerçevede, daha önce hırsızlık suçundan mahkum olmuş esnaf ve sanatkârların; şahsi taşınmazının alım-satımını yapan, taşınmaz ticareti hakkında yeterli malumata ve aracının (esnaf ve sanatkârların) faaliyetlerini kontrol bakımından yeterli araç ile olanaklara sahip olmayan kişilerle doğrudan muhatap olduğu da dikkate alınarak, ticaretin güvenliğini tehlikeye düşürebileceğinin, aracılık yaptığı alım-satım işinin taraflarını aldatıcı fiil ve işlemlerde bulunabileceğinin, dolayısıyla güvenilirliğinin şüpheli olduğunun kabulü suretiyle taşınmaz ticareti alanında faaliyetinin kısıtlanmasının; taşınmaz ticaretinin güvenilir ortamda yapılmasını sağlama ve işlem taraflarını koruma amacına ulaşmak bakımından elverişli olduğu, taşınmaz ticaretinin ülke genelindeki işlem hacmi ve denetim zorluğu da gözetildiğinde, daha hafif bir tedbirle bu amaca ulaşılması mümkün görülmediğinden gerekli olduğu, ayrıca esnaf ve sanatkârların yalnızca taşınmaz ticaretine yönelik faaliyetlerine sınırlama getirmesi ve yasaklanmış hakların geri verilmesi müessesesinin varlığı karşısında yukarıda aktarılan üstün kamu yararı amacı ile orantılı olduğu sonucuna varılmıştır. Nitekim, benzer bir uyuşmazlık hakkında Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca verilen 17/05/2023 tarihli ve YD İtiraz No:2023/207 sayılı karar da bu yöndedir. Buna göre, 6585 sayılı Kanun'un amacı doğrultusunda, taşınmaz ticaretinin güvenilir bir ortamda yapılmasını sağlamak ve işlem taraflarını korumak için "hırsızlık" suçundan mahkum olan esnaf ve sanatkârlara yetki belgesi düzenlenmemesi suretiyle taşınmaz ticareti alanında faaliyet kısıtı getirilmesine ilişkin dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin 5 numaralı alt bendinde yer alan "hırsızlık" ibaresinde hukukun genel ilkelerine ve 6585 sayılı Kanun hükümlerine aykırılık görülmemiştir. 2-Dava Konusu Yönetmeliğin Geçici 1. maddesi yönünden: Davacı tarafından, dava konusu edilen Geçici 1. maddede yer alan şartları yerine getirmesinin hukuken ve fiilen mümkün olmadığı, nihayetinde işlenmiş ve mahkum olunmuş bir fiilin söz konusu olduğu, bu durumun değiştirilmesinin mümkün olmadığı, dava konusu edilen madde ile Yönetmeliğin yürürlüğünden önce taşınmaz ticareti ile iştigal edenlerin kazanılmış haklarının kendisi gibi sayılan suçlardan hüküm giyen ve fiilen taşınmaz ticareti işi ile iştigal edenler yönünden korunmadığı, bu nedenle eksik düzenlemenin iptalinin gerektiği ileri sürülmüştür. Mevzuatla verilen görevlerin yerine getirilmesi amacıyla düzenleyici işlemler yapabilme yetkisi, Anayasa'nın 124. maddesi gereği idareye tanınan anayasal bir yetkidir. Düzenleyici işlem yapma yetkisi olan idarenin, toplumsal ihtiyaçlar, teknolojik gelişmeler gibi farklı nedenlerle var olan düzenlemelerde değişikliğe gidilebileceği ve bu değişikliklerin kişilerin beklentilerini etkileyebileceği de kuşkusuzdur. Bununla birlikte, idarenin düzenleme yapma ya da bu düzenlemeleri değiştirme yetkisi sınırsız değildir. Bu yetki, hukukun genel ilkeleri ile anayasal ve yasal hükümlerle sınırlandırılmış durumdadır. Zira hukuk kuralları değişirken bir yandan toplumun ihtiyaçlarının karşılanması amaçlanırken, diğer yandan değişiklik tarihine kadar var olan mevcut hukuki durum sebebiyle ilgilisi lehine doğmuş olan hakların ve/veya mevcut hukuki durum sebebiyle oluşan beklentilerin göz önünde bulundurulması ve korunması gerekir. Bu durum hukuk devleti ilkesi ve bu ilkenin uzantısı olan idari faaliyetlerin belirliliği, hukuk güvenliği ilkelerinin bir gereğidir. Hukuk devletinin ön koşullarından biri olan hukuk güvenliği ile kişilerin hukuki güvenliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Hukuki güvenlik ilkesi, sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni değil aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de içerir. Bu nedenle hukuki güvenlik ilkesi, yürürlükte bulunan hukuk kurallarına uygun olarak teessüs etmiş kazanılmış hakları korumanın yanında kazanılmış hakka dönüşmemiş beklentileri de belli ölçüde korumaktadır (AYM, E.2016/195, K.2017/158, 16/11/2017, § 68). Kazanılmış hak, özel hukuk ve kamu hukuku alanlarında genel olarak, bir hak sağlamaya elverişli nesnel yasa kurallarının bireylere uygulanması ile onlar için doğan öznel hakkın korunmasıdır. Kazanılmış bir haktan söz edilebilmesi için bu hakkın, yeni kanundan önce yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekir. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş haktır. Bir statüye bağlı olarak ileriye dönük beklenen haklar, kazanılmış hak niteliği taşımamaktadır (AYM, E:2014/61, K:2014/166, 07/11/2014). Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin 20/09/2012 tarih ve E:2012/65, K:2012/128 sayılı kararında da ifade edildiği üzere, kanunların uzun süreli uygulanmasına güvenerek hayatını yönlendiren, hukuki iş ve işlemlere girişen bireyin bu kanunların uygulanacağı yolunda oluşan beklentisinin mümkün olduğunca korunması gerekmektedir. Ancak hukuki güvenlik ilkesi, her türlü beklentinin korunmasını zorunlu kılmaz. Aksi takdirde kanun koyucunun hukuk düzeninde değişiklik yapması olanaksız hâle gelir. Zira her hukuk kuralının yürürlüğe girdiği andan itibaren bireylerde az veya çok bir beklenti yaratması ve değişmesi durumunda da beklentilerin boşa çıkması, bireylerin az veya çok hayal kırıklığı yaşaması işin doğası gereğidir. Bu nedenle her türlü beklentinin hukuki güvenlik ilkesi kapsamında koruma görmesi düşünülemez. Korunmaya değer beklenti belli bir yoğunluğa ulaşan, diğer bir ifadeyle meşru (haklı) hâle gelen beklentilerdir. (AYM, E.2016/195, K.2017/158, 16/11/2017, § 69). Bir beklentinin hukuken koruma görebilmesi için, meşru (haklı) beklenti seviyesine ulaşması gerekmektedir. Beklentinin meşru olup olmadığı tespit edilirken başvurulacak ölçüt, 'hakkaniyet'tir (AYM, E:2014/61, K:2014/166, 07/11/2014). Haklı beklenti kavramı, Anayasa Mahkemesi kararlarında, mâkûl bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne, idari düzenlemeye veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklenti olarak tanımlanmıştır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 01/07/2015, §21). Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesinin 04/05/2017 tarihli ve E.2015/41, K.2017/98 sayılı kararında haklı beklentinin şartları da ele alınmıştır. Buna göre haklı beklenti, bireyin kendisine güvenerek hareket ettiği lehine olan bir kanunda öngörülemez bir değişiklik yapılması ve bu öngörülemez değişikliğin herkes yönünden objektif olarak beklenebilecek bir beklentiyi sonuçsuz bırakması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gündeme gelmektedir. Ancak bir beklentinin hukuken korunabilmesi için anılan koşulların gerçekleşmesi yeterli olmayıp bu beklentinin ihlalini gerektiren bir kamu yararının da bulunmaması gerekmektedir. Bu yönüyle anayasa yargısında kişi yararıyla kamu yararının karşı karşıya geldiği durumlarda ancak önemli bir kamu yararının bulunmadığı durumlarda haklı beklentinin korunması kabul edilebilir. Aksi takdirde kanun koyucunun kamu yararını gerçekleştirmek üzere değişen koşullara göre yeni politikalar belirlemesi imkânı önemli ölçüde zedelenebilir. (AYM, E.2016/195, K.2017/158, 16/11/2017, § 70) Anayasa Mahkemesinin yukarıda aktarılan kararlarından da anlaşılacağı üzere; önceki idari düzenlemeden doğan hakların, sonraki idari düzenlemeye taşınmaması veya daha ağır koşulların sağlanması kaydıyla devamının öngörülmesi halinde, haklı beklenti ilkesinin ihlal edildiğinden ve mülga düzenlemeden doğan haklı beklentilerin korunması zorunluluğundan bahsedilebilmesi için, yeni düzenlemenin, kişinin bahse konu yararından (mülga düzenlemeyle tanınan hakkından) daha üstün bir kamu yararının tesisini öngörmemiş olması gerekir. Daha açık bir anlatımla, yeni idari düzenlemenin, kişinin yararı ile kıyaslandığında üstün bir kamu yararını amaçlaması halinde, haklı beklentinin korunması gerekliliğinden söz edilmesi mümkün değildir. Uyuşmazlık konusu taşınmaz ticaretinin, yukarıda ifade edildiği üzere, 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile buna dayanılarak çıkarılan dava konusu Yönetmelik öncesinde, kanun koyucu ve idare tarafından özel olarak düzenlenmemiş, genel hükümler çerçevesinde yürütülen, bu nedenle kısmen denetimsiz kalan, meslek odası kaydı, gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti gibi asgari koşullar dahi sağlanmadan yürütülebilen bir faaliyet iken; ilk kez 6585 sayılı Kanun ve dava konusu Yönetmelik ile normatif düzenlemeye kavuşturulan bir alan olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, dava konusu Yönetmeliğin yürürlüğü öncesinde taşınmaz ticareti ile iştigal eden esnaf ve sanatkârların, pozitif hukuk kurallarının uygulanması suretiyle kazandığı bir statüden bahsedilmesi mümkün olmadığından, bir statü hukuku kavramı olan kazanılmış haklarının bulunduğundan ya da yine pozitif hukuk kurallarına güvenilerek hareket edilmesi halinde doğduğu kabul edilen haklı beklentilerinin olduğundan söz etmeye olanak bulunmamaktadır. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesinin yukarıda aktarılan kararlarından da anlaşılacağı üzere; yeni idari düzenlemenin, kişinin yararı ile kıyaslandığında üstün bir kamu yararını amaçlaması halinde, kazanılmış hakkın ve haklı beklentinin, sınırsız, süresiz veya koşulsuz bir şekilde korunması gerekliliğinden söz edilmesi de mümkün değildir. Başka bir anlatımla, dava konusu Yönetmelik'in yürürlük tarihinden önce hiç düzenlenmemiş bir alanda genel hükümlere göre faaliyete başlayan ve halihazırda taşınmaz ticareti işiyle iştigal eden işletmelerin sahibi olan esnaf ve sanatkârların, mevcut faaliyetlerini eskisi gibi koşulsuz olarak devam ettirmelerinin kabul edilmesine dair zorlayıcı bir hukuk kuralı ya da ilkesi bulunmayıp bu husus bütünüyle idarenin takdir yetkisi içerisindedir. Davalı idare bu takdir yetkisini, uyuşmazlığa konu Yönetmelikle üstün kamu yararı lehine kullanarak ilgililere koşulsuz devam imkanı sunmamış olup, bu haliyle takdir yetkisinin hukuka ve kamu yararı ile hizmet gereklerine uygun kullanıldığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu Yönetmelik'in yürürlük tarihinden önce genel hükümlere göre faaliyete başlayan ve halihazırda taşınmaz ticareti işiyle iştigal eden işletmelerin sahibi olan esnaf ve sanatkârların, yukarıda hukuka uygunluk denetimi yapılan bentte sayılı hırsızlık suçundan hüküm giymesi halinde söz konusu şartı sağlamaları gerektiğinden, dava konusu düzenlemede, dayanağı Kanun'a ve kazanılmış hak ile haklı beklenti ilkelerine aykırılık görülmemiş ve davacının aksi yöndeki iddiasına itibar edilmemiştir. Ayrıca, dava konusu Yönetmelik yürürlüğe girmeden önce taşınmaz ticareti alanında halihazırda faaliyet sürdüren esnaf ve sanatkâr işletmelerinin, tâbi olacakları kuralların açık, net olarak ortaya konulması ve yeni düzenlemeye intibak etmeleri (koşulları sağlamaları veya ticareti terk etmeleri) amacıyla 18 aylık geçiş süresi (bu süre bilahare 3108/2020 tarihine kadar uzatılmıştır) tanınmasının hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine uygun olduğu gibi öngörülen sürenin de makul ve hakkaniyete uygun bir süre olduğu, bu yönde bir düzenleme sevk edilmemesinin bahse konu işletmelerin derhal faaliyetten alıkonulmalarına ve hak ihlaline neden olacağı anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede bu yönüyle de hukuka, kamu yararına ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmamaktadır. 3- Dava Konusu Bireysel İşlemin İncelenmesi: Uyuşmazlıkta, taşınmaz ticareti işiyle iştigal eden davacı tarafından yetki belgesi verilmesi talebiyle yapılan başvurunun, davacının, yukarıda hukuka uygunluğu tespit edilen dava konusu Yönetmelik hükmünde özel olarak sayılan suçlar arasında yer alan "hırsızlık" suçundan 2 yıl 4 ay hapis cezasına mahkum edildiğinden bahisle reddine ilişkin bireysel işlemde de hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. DAVANIN REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı Ticaret Bakanlığına verilmesine, 4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 08/10/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.