Başvuru, tıbbi hata nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi hata nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 21/5/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş bildirilmesine gerek görülmediğini değerlendirmiştir. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu dava dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular, yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle 3/5/2012 tarihinde hayatını kaybeden 1987 doğumlu H.K.nın anne ve babasıdır.A. H.K.nın Tedavi Süreci ve Ölümü Başvuru formu ve eklerindeki bilgi ve belgelere göre başvurucuların on beş yaşındaki kızı H.K. 1/1/2002 tarihinde baş ağrısı şikâyetiyle Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Polikliniğine götürülmüştür. Burada doldurulan tıbbi müşahade ve muayene kâğıdında; başvuruculardan anne Zübeyde Koca'nın gece saat 00 sıralarında kızı H.K.nın odasına gittiği ve H.K.yı gözlerini hiç kırpmadan tavana bakar vaziyette gördüğü, bunun üzerine H.K.yı hastaneye getirdiği, hastaneye getirilen H.K.nın tonik-klonik (tüm vücut kaslarında meydana gelen kasılma ve gevşeme) kasılmaları ile ishal ve ateşinin olmadığı ancak on beş kez kustuğu ifade edilmiştir. Tıbbi müşahade ve muayene kâğıdında ayrıca H.K.nın annesinin 35 yaşında ve sağlıklı olduğu, babasının ise 42 yaşında olduğu ancak babasında kan pıhtılaşması hastalığının bulunduğu belirtilmiştir. Son olarak müşahade altına alınan H.K.nın bilgisayarlı beyin tomografisinin pediatri kliniği tarafından acil olarak istendiği ve çektirildiği ifade edilmiştir. Beyin tomografisi tetkik raporunda, sağda daha belirgin olmak üzere her iki sentrum semiovale düzeyinde enfarktla uyumlu olabilecek hipoekoik alanlar (doku bozukluğu) izlendiği belirtilmiştir. Beyin tomografisi ile diğer bazı tetkik ve araştırmalardan sonra H.K.nın beyin cerrahisi kliniğine devrine karar verilmiştir. Devir notunda özetle H.K.nın bilincinin açık ancak sol alt ekstremitede (bacak ve ayak) kuvvet azlığı olduğu belirtilmiştir. Yapılan tetkikler neticesinde H.K.nın abse drenajı ameliyatına alınmasına karar verilmiştir. Başvuruculardan Arif Koca, üzerinde herhangi bir tarih bulunmayan "Hastalardan Alınacak Muvafakatname" başlıklı bir belgeyi veli sıfatıyla imzalamıştır. Bu belgede "Yapılması Düşünülen Operasyon" şeklinde bir başlık bulunmakla birlikte bu başlığın karşısında herhangi bir açıklama yer almamaktadır. Başvuruculardan Arif Koca'nın imzaladığı belgenin ilgili kısmı şöyledir:"...Ankara Hastanesi Nöroşirürji Kliniği mütehassıs tabipleri tarafından yapılmasına lüzum gösterilen cerrahi ameliyeler ve bu ameliyat esnasında görülmesi melhuz arıza ve ihtilatların dahi fenni lüzum halinde keza cerrahi ameliyat yapılmak suretiyle tedavisine aklım başımda olduğum halde muvafakat ederim." H.K. 2/1/2002 tarihinde abse drenajı ameliyatına alınmıştır. Gerçekleştirilen ameliyattan sonra düzenlenen ameliyat kâğıdında herhangi bir komplikasyon yaşandığından söz edilmemiştir. Başvuru dosyasındaki 13/1/2002 tarihli tıbbi belgede de hastanın genel durumunun iyi, hayati bulgularının stabil olduğu ifade edilmiştir. Bununla birlikte H.K. 15/1/2002 tarihinde ikinci defa ameliyata alınmıştır. Bu ameliyatta sağ pariyeto occipital hemotom ile subtotal kitle eksizyonu yapılmıştır. Beyin cerrahisindeki tedavi sürerken H.K.ya pıhtılaşmaya eğilimli genetik kan hastalığı tanısı konulmuştur. Bu tanı üzerine H.K. hastanenin çocuk hematolojisi bölümüne devredilmiştir. Başvurucular bireysel başvuru formunda, pıhtılaşmaya eğilimli genetik kan hastalığı tanısı kapsamında tedavi gören kızlarının hastaneden 26/2/2002 tarihinde taburcu edildiğini belirtmişlerdir. Başvurucular, kızlarını taburcu edildiği tarihten 15/7/2003 tarihine kadar aynı hastanenin beyin cerrahisi ile çocuk hastalıkları bölümlerine üç ay aralıklarla kontrole götürdüklerini ifade etmişlerdir. Başvurucular, kızlarının el ve ayaklarında uyuşma hissi yaşaması ve konuşma yetisini yitirmesi şikâyetiyle 15/7/2003 tarihinde tekrar aynı hastaneye götürdüklerini, kızlarının bu tarihten sonra bu hastanede birçok defa tedavi gördüğünü belirtmişlerdir. Başvuru formu ve ekleri bu kapsamda incelendiğinde H.K.nın 2003 yılının Temmuz ayından 2004 yılının başlarına kadar Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesine birçok kez başvurduğuna ve burada pıhtılaşmaya eğilimli genetik kan hastalığı tanısı doğrultusunda tedavi edildiğine ilişkin tıbbi bilgi ve belgelerin bulunduğu görülmüştür. Başvuru formu ve eklerindeki belgeler arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesince düzenlenen 19/12/2008 tarihli bir konsültasyon kâğıdı bulunmaktadır. Bu belgeye göre H.K. konuşma bozukluğu ve sol alt ektremitede güçsüzlük şikâyetiyle hastaneye başvurmuş ve burada beyin tomografisi çekilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ayrıca H.K.nın 2009 yılı içinde Ankara Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde tedavi gördüğüne ilişkin bilgi ve belgeler yer almaktadır. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi tarafından düzenlenen belgelere göre 2009 yılının Şubat ayında çektirdiği MR sonucunda beyninde tümör olduğu anlaşılan H.K. kendi isteğiyle Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine başvurmuştur. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesince düzenlenen belgelere göre H.K. 16/4/2009 tarihinde hastaneye yatırılmış ve 26/5/2009 tarihinde taburcu edilmiştir. Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 24/6/2009 tarihli sağlık kurulu raporuna göre H.K.nın anılan tarihteki engel oranı %92'dir. H.K.3/5/2012 tarihinde hayatını kaybetmiştir.B. Tam Yargı Davası Süreci H.K. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerçekleştirilen sağlık hizmetlerinde hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürerek 30/11/2006 tarihinde Sağlık Bakanlığına müracaat etmiş ve bu olay nedeniyle ortaya çıkan zararlarının tazmin edilmesi talebinde bulunmuştur. Sağlık Bakanlığı, H.K.nın talebini reddetmiştir. Sağlık Bakanlığının ret kararı üzerine H.K. 2/2/2007 tarihinde Ankara İdare Mahkemesinde dava açmış ve 939,20 TL maddi, 000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. H.K. dava dilekçesinde özetle 1/1/2002 tarihinde çeşitli şikâyetlerle Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurduğunu, yapılan tetkikler sonucunda "beyninden apse boşaltılacağı" gerekçesi ile ameliyata alındığını, bu ameliyattan sonra genel durumunun iyi olduğunun söylendiğini ancak 15/1/2002 tarihinde ikinci bir ameliyata alındığını, bu ameliyatla ilgili olarak ne kendisine ne de ailesine bilgi verildiğini belirtmiştir. H.K. ikinci ameliyattan sonra üç gün daha hastanede kaldıktan sonra kan pıhtılaşması tanısıyla çocuk kliniğine sevk edildiğini, 26/2/2002 tarihine kadar burada yattığını, daha sonra ise üç ay aralıklarla kontrole gidip geldiğini ifade etmiştir. H.K. sağ kol ve sağ ayağında uyuşmaların başlaması ve konuşmasında bazı problemler yaşaması üzerine 2003 yılının Temmuz ayında yine Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Polikliniğine başvurduğunu, temmuz ve ağustos ayında birçok defa hastanenin çocuk polikliniğine gittiğini ve 26/9/2003 tarihinde tekrar hastaneye yatırıldığını belirtmiştir. H.K. anılan hastanede birçok defa yatarak tedavi gördüğünü, 10/5/2006 tarihli sağlık raporuna göre %40 oranında engelli olduğunu ifade etmiştir. H.K. dava dilekçesinde ayrıca 2002 yılından 2004 yılının Şubat ayına kadar".." adlı bir ilaç kullandığını, nöbetlerinin artması üzerine bu ilacın kullanımından vazgeçildiğini, daha sonra bu ilacın yan etkilerinin olduğunu öğrendiğini ancak çoğu konuda olduğu gibi bu konuda da bilgilendirilmediğini belirtmiştir. Sağlık Bakanlığı savunma dilekçesinde özetle 1/1/2002 tarihinde Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran H.K.nın beyin tomografisinin çekildiğini ve tomografi sonuçlarının 3 cm ve 5 cm çaplarında iki adet apseyle uyumlu kistik kitle lezyonuyla ilgili olduğunun değerlendirildiğini belirtmiştir. Sağlık Bakanlığı H.K.nın bu tanıyla 2/1/2002 tarihinde ameliyata alındığını, ameliyat sonrasında herhangi bir problemle karşılaşılmadığını ve hastada mevcut olan kuvvet kaybının düzeldiğinin görüldüğünü ifade etmiştir. Bu ameliyat sırasında çıkarılan parçaların patolojik incelemeye tabi tutulduğunu, 10/1/2002 tarihli histoloji raporunda tetkik sonucunun "iltihap", 15/1/2002 tarihli patoloji raporunda ise "ensefalitis" olarak belirtildiğini, hastanın 15/1/2002 tarihinde ikinci defa ameliyata alındığını ifade etmiştir. Sağlık Bakanlığı, post-op herhangi bir sorunu olmayan hastanın klinik takibi sırasında genel durumunun iyi, vital bulgularının stabil olarak tespit edildiğini, 16/1/2002 tarihinde hematolojik pediatri konsültasyonunun yapıldığını, bu konsültasyon sonrasında gerçekleştirilen DNA tetkikleri sonucunda hastanın "faktör V leiden mutasyonunu heterezigot" taşıdığının belirlendiğini, bunun üzerine hastanın 18/1/2002-7/2/2002 tarihleri arasında aynı hastanenin çocuk hastalıkları kliniğine yatırıldığını belirtmiştir. Hastanın 2003 yılının Ağustos ayından itibaren de hastanede çeşitli defa tedavi gördüğünü, hastanın tekrar tekrar yatarak tedavi görmesinin nedeninin faktör V leiden mutasyonunun meydana getirdiği komplikasyonlar olduğunu ifade etmiştir. Olayların gelişimini anılan şekilde özetleyen Sağlık Bakanlığı; somut olayda hastaya gerekli tıbbi muayene ve tetkiklerin yapılmış olduğunu, olayda hizmet kusurunun bulunmadığını savunmuştur. Başvuru formu ve eklerindeki bilgi ve belgeler incelendiğinde olay hakkında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Hematoloji Onkoloji Ana Bilim Dalından bilirkişi raporu alındığı anlaşılmıştır. 4/2/2009 tarihli bu bilirkişi raporunda "Hasta[nın] faktör V leiden mutasyonunu heterezigot olarak taşıdığı, bu hastalarda enfeksiyon, cerrahi girişim vb. gibi durumlarda vücutta çeşitli yerlerde pıhtılar gelişebileceği, bu hastada da beyinde pıhtıların oluştuğunun anlaşıldığı, pıhtı oluşumunda tedavinin ["H..."] veya [".."] ile yapıldığı, pıhtı yönünden yapılan tedavilerin uygun olduğu" belirtilmiştir. Ankara İdare Mahkemesi ayrıca Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde H.K. hakkında düzenlenen hasta dosyasının tamamını ve çekilen tüm beyin tomografilerini temin ettikten sonra ekleriyle birlikte tüm dava dosyasını Adli Tıp Kurumu Başkanlığına göndermiş ve H.K.nın tedavisinde kusur olup olmadığını sormuştur. Aralarında nöroloji, nöroşirurji, genel cerrahi, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlarının da bulunduğu Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu, olaya ilişkin tüm adli ve tıbbi evrakı dikkate alarak 18/3/2009 tarihli bir rapor hazırlamıştır. Bu raporun hazırlanmasından önce H.K. Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu tarafından muayene de edilmiştir. Anılan raporun sonuç kısmı şöyledir:"Arif kızı 1987 doğumlu [H.K.] adına düzenlenmiş adli ve tıbbi bilgiler incelendiğinde, kişinin 2002 tarihinde Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesine bayılma şikayeti ile başvurduğu, beyin apsesi tanısı konularak ameliyatının yapıldığı ve ameliyat sonrası bir şikayetinin kalmadığı, beyin cerrahi servisinde yattığı süre içerisinde faktör V leiden mutasyonu (pıhtılaşmaya eğilimli genetik kan hastalığı) tanısı konularak çocuk hematoloji bölümüne devredildiği ve bu bölümce tedavisi başlanarak takiplerinin yapıldığı, hastalığına bağlı çeşitli komplikasyonlarla pek çok kez hastanede yatarak da tedavi gördüğü, ancak hastalığına bağlı olarak tekrarlayan serebral infarktlar nedeniyle nörolojik defisitlerinin geliştiği, uygun tedaviye rağmen bu sekellerin gelişebileceği, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde [H.K.ya] uygulanan tanı ve tedavilerinin tıp kurallarına uygun olduğu oy birliği ile mütalaa olunur." Taraflar, anılan bilirkişi raporuna herhangi bir itirazda bulunmamışlardır. Ankara İdare Mahkemesi, anılan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilir nitelikte olduğuna kanaat getirmiş ve bu bilirkişi raporu ile dava dosyasında bulunan diğer bilgi ve belgeleri dikkate alarak 24/12/2009 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Ankara İdare Mahkemesi hastaya uygulanan tanı ve tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu, olayda idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. H.K. anılan kararın bozulması istemiyle 22/2/2010 tarihinde temyiz yoluna başvurmuştur. H.K. temyiz dilekçesinde özetle hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve yetersiz olduğunu, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinden alınan 24/6/2009 tarihli sağlık kurulu raporuna göre engel oranının artarak %92'ye ulaştığını, bu raporda hastalığın multibl skleroz (MS) olarak teşhis edildiğini, bu teşhisi daha önce yapamayan idarenin kusurunun bulunduğunu, Adli Tıp Kurumundan alınan raporda MS hastalığının değerlendirilmediğini, dolayısıyla bu raporun eksik ve hatalı olduğunu belirtmiştir. H.K. temyiz dilekçesinde ayrıca hastaneye ilk başvuru tarihi olan 1/1/2002 tarihindeki şikâyetlerin MS hastalığı şikâyetleriyle aynı olduğunu, 1/1/2002 tarihinde MS hastalığı teşhisi konulamadığından bu tarihten sonra yanlış tedaviler uygulandığını ifade etmiştir. Son olarak ilerleyen dönemde kendisini tedavi eden Hacettepe Üniversitesi doktorlarının önceki ameliyatların yapılmaması gerektiğini, söz konusu ameliyatlardan önce de MS hastası olduğunu, ani bir kararla ameliyat yapılmasının bugünkü sonuçlara yol açtığını ifade ettiklerini belirtmiştir. Temyiz süreci devam ederken H.K. 3/5/2012 tarihinde yaşamını yitirmiştir. Ankara Noterliği tarafından düzenlenen mirasçılık belgesine göre başvurucuların her biri 1/2 oranında miras payı sahibidir. Danıştay Onbeşinci Dairesi 27/5/2014 tarihinde ilk derece mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir. Bu karar üzerine başvurucular; kızları H.K.nın 3/5/2012 tarihinde yaşamını yitirdiğini, yasal mirasçıları olarak davaya kendilerinin devam edeceğini belirterek karar düzeltme yoluna başvurmuşlardır. Başvurucular, genel olarak temyiz dilekçesinde belirtilen hususları yinelemişlerdir. Ayrıca 15/1/2002 tarihinde yapılan ameliyat için aydınlatılmış rızalarının alınmadığını, önceden alınan tarihsiz ve gerekçesiz muvafakatnamenin hukuki hiçbir değerinin olmadığını belirtmişlerdir. Son olarak ".." adlı ilacın kullanılmasından sonra kızlarının geçirdiği nöbetlerin arttığını, ameliyat sonrası gelişen klinik durum ile ölüm arasında nasıl bir ilişki olduğu hususunun tartışılmadığını ifade etmişlerdir. Danıştay Onbeşinci Dairesi, kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle başvurucuların karar düzeltme talebini 26/2/2015 tarihinde reddetmiştir. Bu karar 24/4/2015 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucular 21/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. İlgili hukuk için bkz. Ali Abidin Saruhanoğlu ve diğerleri, B. No: 2014/15478, 6/12/2017, §§ 39-42; Fındık Kılıçaslan, B. No: 2015/97, 11/10/2018, §§ 19-27; Fatma Müge Tekin ve Özge Tekin, B. No: 2014/2504, 20/3/