23. Hukuk Dairesi 2012/4976 E. , 2012/6193 K. "" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekilllerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -K A R A R- Davacı vekili, borçluya ait bedeli paylaşıma konu taşınmazın satışı üzerine ... 14. İcra Müdürlüğü'nün 2005/3487 E. sayılı dosy…
**23. Hukuk Dairesi 2012/4976 E. , 2012/6193 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekilllerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -K A R A R- Davacı vekili, borçluya ait bedeli paylaşıma konu taşınmazın satışı üzerine ... 14. İcra Müdürlüğü'nün 2005/3487 E. sayılı dosyasında düzenlenen 24.09.2007 tarihli sıra cetvelinde gerçekte alacağı bulunmadığı halde davalıya pay ayrıldığını ileri sürerek, davalının alacağının sıra cetvelinden çıkarılmasına ve davalıya ayrılan payın tamamının öncelikle davacı müvekkili bankaya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı bankanın icra takip konusu edilen senetler üzerinden alacağının 07.08.2007 tarihinden itibaren 744.876,00 TL asıl alacak, 535.317,54 TL işlemiş faiz ve 26.765,87 TL faizin gider vergisi olmak üzere toplam 1.306.959,41 TL olduğu, İİK'nun 100. maddesindeki koşulların davalı yönünden gerçekleştiği gerekçesiyle sıra cetvelinin iptaline, davalı bankanın, davacı bankanın ilk kesinleşen haczine iştiraki ile satış bedelinin aralarında garameten paylaştırılmasına karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1- Dava, 1. sırada yer alan alacağın muvazaalı olduğu iddiasına dayalı sıra cetveline itiraz davasıdır. Tarafların tüm delilleri toplanıp, inceledikten ve son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, HUMK'nun 388 nci (HMK'nun 298/3 ncü) maddesi uyarınca kararı, gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu HUMK'nun 389 ncu (HUMK'nun 294/3'ncü) maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada HUMK'nun 381/son (HMK'nun 294/4 ncü) fıkra hükmüne dayanılarak zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekle, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. İşte bu gibi hallerde, HUMK'nun 389 ncu (HMK'nun 294/3 ncü) maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyeti ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olarak gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak bulunmamaktadır. HMK'nun 298/2'nci maddesinde, "Gerekçeli karar tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz." hükmü mevcuttur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili ya da farklı olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa'nın 141 nci maddesi ile HUMK'nun ve HMK'nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca, anılan husus kamu düzeni ile