Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 5/9/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyon tarafından bu kararda incelenen şikâyet haricindeki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, bu şikâyet yönünden ise başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25). Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350). Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) 16/7/2016 tarihli kararı ile İstanbul Anadolu Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta olan başvurucunun görevinden uzaklaştırılmasına ve 24/8/2016 tarihli kararı ile de meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Anılan karar başvurucunun yeniden inceleme talebinin reddedilmesiyle birlikte 29/11/2016 tarihinde kesinleşmiştir. HSYK'nın suç duyurusu üzerine İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında başvurucu 18/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. Başvurucunun ifadesi 21/7/2016 tarihinde İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığında alınmıştır. Başvurucu ifadesinde özetle orta öğrenimini devlet okullarında tamamladığını, üniversiteye hazırlık kursunu İzmir'de FETÖ/PDY ile bağlantısı olmayan bir dershanede aldığını, meslek sınavına hazırlanırken herhangi bir kursa gitmediğini ve staj döneminde örgüt evlerinde kalmadığını ifade etmiştir. Başvurucu 2003 yılında FETÖ/PDY ile bağlantısı olmayan bir Bakanlık bürokratının teklifi ile Bakanlık tetkik hâkimi olarak görevlendirildiğini, sonrasında İşyurtları Daire Başkanlığı, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü (vekâleten) görevlerinde bulunduğunu, daha sonra Yargıtay Cumhuriyet savcısı olarak atandığını, en son atandığı İstanbul Anadolu Cumhuriyet savcılığı görevini yaparken 15 Temmuz darbe teşebbüsünün yaşandığını, darbeye teşebbüsün yaşandığı gece yıllık iznini geçirmek üzere İzmir'de bulunduğunu, darbeyle ilgili olarak kendisine herhangi bir şekilde bilgi gelmediğini ve hayatının hiçbir döneminde FETÖ/PDY ile bağlantısının olmadığını beyan ederek suçlamayı kabul etmemiştir. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucuyu anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve terör örgütüne üye olma suçlarından tutuklanması istemiyle 21/7/2016 tarihinde İstanbul Anadolu Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. İstanbul Anadolu Sulh Ceza Hâkimliği aynı tarihte başvurucunun sorgusunu yapmıştır. Başvurucu sorgudaki ifadesinde de Savcılıktaki savunmasına benzer şekilde beyanda bulunmuş ve suçlamaları kabul etmemiştir. İstanbul Anadolu Sulh Ceza Hâkimliği başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve terör örgütüne üye olma suçlarından tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"Şüpheliler hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs suçlarından dolayı yürütülen soruşturmada HSYK'nın şüpheliler aleyhinde vermiş olduğu 16/7/2016 tarihli açığa alma kararı ve bu karar neticesinde İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yazılan aynı tarihli müzekkere dikkate alındığında şüpheliler aleyhinde kuvvetli suç şüphesi olarak kabul edilebilecek somut deliller bulunduğu, 2802 sayılı yasanın 5/ maddesine göre HSYK'nın Hakim ve Savcılar üzerinde gözetim ve denetim hakkının bulunduğu bu kapsamda Hakim ve Savcılar ile ilgili tüm bilgi ve belgelerin HSYK'da toplandığı HSYK'nın uzun süredir Fetullahçı Terör Örgütü olarak bilinen Paralel Devlet Yapılanmasının Yargı Teşkilatını oluşturduğu iddia olunan Hakim ve Savcılarla ilgili olarak esaslı bir çalışma yaptığının malum olduğu, 15/7/2016 günü paralel devlet yapılanmasının askeri gücü tarafından gerçekleştirildiği iddia olunan suç konusu eylem nedeniyle HSYK'nın bu yapılanmasını yargı organını oluşturan Hakim Savcılarla ilgili açığa alma kararı verdiği, söz konusu karar, bu aşamada kesin ve bağlayıcı olmasa da soruşturma aşamasında şüpheye dayalı olarak tedbir niteliğinde karar verici makam olarak Hakimliğimizce kuvvetli suç şüphesi olarak kabul edilebilecek somut bir delil olduğu ... tüm kurumlara yerleşmiş olan üyeler tarafından 15 Temmuz 2016 tarihinde hareket edildiğine ilişkin verilerin bulunması, HTS raporları, imajlar, aramalar neticesinde elde edilen deliller üzerinde yapılan incelemelerin tamamlanmamış oluşu, aynı şekilde önceki HSYK seçimlerinden önce seçim çalışması için rapor alıp almadıklarının henüz tespit edilmemiş oluşu, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen Silahlı Darbe eyleminin 2802 sayılı Kanunun maddesi gereğince ağır cezalık suç ve darbeye teşebbüs niteliğindeki suçüstü hali olabileceği, HSYK Dairesi'nin 16/7/2016 tarihli 40 gündem numaralı, 36 tutanak ve sayfa 1/109 nolu 2016/4 Tedbir esas nolu kararının gerekçesinde 'Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başmüfettişliği'nin 16 Temmuz 2016 tarihli ve 37007-282-07/16-1 sayılı HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın 16/7/2016 tarihli bildiriminin gerekçesinin henüz dosyaya girmemiş oluşu, 2745 kişinin FETÖ/PDY yapılanmasına ilişkin somut bilgilerin bu aşamada dosya içinde bulunmadığı, idarenin iş ve işlemlerinin usul ve yasaya uygun olduğuna güven duyulması gerektiği gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milletinin açık bir saldırıyla karşı karşıya olması nedeniyle de bu şüphelilerin bu aşamada tedbir mahiyetinde tutuklanmalarında hukuki yarar olduğu, bu itibarla, yaşanılan olayın vehametide dikkate alındığında hakimliğimizde oluşan şüphenin haklı ve makul olduğu, şüphelilere yüklenen suçun kapsamı ve içeriği ile verilmesi muhtemel ceza miktarının yüksekliğine binaen, şüphelilerin, kaçma ve delilleri karartma şüphesi altında oldukları, daha önceki birçok Cumhuriyet Savcılıklarınca yapılan soruşturmalarda sivil ya da kamu görevlisi birçok şahsın yurtdışına kaçtığı, 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Maddesi aracılığıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin maddesinde belirlenen özgürlüğün kısıtlanmasını gerektirir kriterlerin bu aşamada mevcut olduğu CMK'nın 100/3-a. maddesine istinaden somut olarak varsayıldığı kanaatine varılmakla şüpheliler ... Mustafa Onuk'un üzerlerine atılı suçlardan... tutuklanmalarına ... karar verildi." Başvurucunun tutuklama kararına yaptığı itiraz, İstanbul Anadolu Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 4/8/2016 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. Başvurucu, anılan kararı 8/8/2016 tarihinde öğrendiğini bildirmiştir. Başvurucu 5/9/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Soruşturma dosyası yetkisizlik kararı ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 3/8/2017 tarihli iddianame ile başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve terör örgütüne üye olma suçlarından cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY'nin yapılanmasına ve faaliyetlerine ilişkin açıklamalar yapılmış, sonrasında başvurucuya yönelik suçlama ve delillere yer verilmiştir. Başsavcılık, başvurucunun FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer almak suretiyle üzerine atılı suçları işlediğini iddia etmiştir. İddianamede, suçlamaya esas alınan olgular özetle şöyledir:i. HSYK'nın başvurucuyu meslekten çıkardığı ve söz konusu kararın kesinleştiği belirtilmiştir. Bu bağlamda Küçükçekmece Cumhuriyet savcısı olan G.nin 26/7/2016 tarihli ifadesinde başvurucunun örgüt bağlantısına dair beyanlarının bulunduğu ve başvurucunun eşinin ByLock kullanıcısı olduğu bilgilerine yer verilmiştir.ii. Başvurucuya yöneltilen suçlamaya dayanak olarak gösterilen FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan haklarında soruşturma yürütülen bir kısım şüphelinin ifadesine ve tanık ifadelerine yer verilmiştir. Bu bağlamda;- K.Ö.nün 28/10/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde, 1997 yılında Çemişgezek ilçesine atandığında tanıştığı Cumhuriyet savcısı olan İ.H.Ş.nin kendisini cemaat sohbetlerine götürdüğünü, Sivrice Cumhuriyet savcısı olan başvurucunun da sohbetlere katıldığını ve birlikte Fetullah Gülen kasetlerini izlediklerini, yine Adalet Bakanlığında görev yaptığı dönemlerde başvurucunun da sohbetlere katıldığını ve sohbet grubu abiliği yaptığını beyan ettiği belirtilmiştir.- G.nin 26/7/2016 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığında alındığı belirtilen ifadesinde, Hâkim ve Savcı Adayları Eğitim Merkezinde eğitim gördüğü dönemde başvurucunun FETÖ/PDY'ye yakın kişilerden olduğunu beyan ettiği belirtilmiştir.- Ş.Ş.nin 25/8/2016 tarihinde Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde, 1996 yılı Ocak ayında Hâkim ve Savcı Adayları Eğitim Merkezinde staj yaptığı sırada başvurucunun FETÖ/PDY mensubu olduğunu beyan ettiği belirtilmiştir.- K.nın 16/11/2016 tarihinde Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde, Diyarbakır Başsavcılığından İzmir Başsavcılığına atandıktan sonra tanıştığı ve örgüt yapılanmasının içinde olduğunu bildiği kişiler arasında o tarihte Ceza Tevkifevleri genel müdür vekili olan başvurucunun da bulunduğunu beyan ettiği belirtilmiştir.- İ.O.nun 26/12/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde, başvurucuyu Adalet Bakanlığında tetkik hâkimi olarak görevlendirildiğinden beri tanıdığını, İşyurtları Daire Başkanlığına atanmasında FETÖ/PDY'nin etkin olduğunu düşündüğünü beyan ettiği belirtilmiştir.-Tanık A.Ş.nin 10/1/2017 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde, başvurucunun örgüt mensubu olduğunu beyan ettiği belirtilmiştir. - Tanık B.E.nin 2/12/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde, 2012 yılına kadar yaptığı gözlemlere dayanarak örgüt içinde önde gelen ve aktif olduğunu düşündüğü isimler arasında başvurucunun da bulunduğunu beyan ettiği belirtilmiştir.- Gizli tanık Şahin'in 17/8/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde, hukuk fakültesinde eğitim gördüğü sırada örgüte ait evlerde kaldığını, o tarihlerde tanıştığı başvurucunun kendisini "Muzaffer" ismiyle tanıttığını ve "bölge abisi" olduğunu beyan ettiği belirtilmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 16/8/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve Mahkemenin E.2017/128 sayılı dosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme 7/12/2017 tarihinde yaptığı ilk duruşmada başvurucunun savunmasını almıştır. Mahkeme; duruşma sonunda başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu yönünden tahliyesine, terör örgütüne üye olma suçundan tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Mahkeme 20/2/2018 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan tahliyesine ve hakkında yurt dışına çıkmama şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermiştir. Mahkeme yargılama aşamasında bir kısım tanığın ifadesinin alınması için talimat yazmıştır. Bu bağlamda tanıklar B.E. ve K.Ö.nün Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde 3/11/2017 tarihinde ifadeleri alınmıştır.- Tanık B.E.nin ifadesinin ilgili kısımları şöyledir:"Ben 1996-2010 yılları arasında Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde Tetkik hakimliğinden başlayarak Personel Genel Müdürlüğüne kadar bütün görevlerde çalıştım, 2010 yılında HSYK üyesi oldum, 2011 yılı Ekim ayında Müsteşar olarak tekrar Bakanlığına döndüm, bendeki Bakanlık kayıtlara göre Mustafa Onuk 2013 yılında Bakanlığa gelmiş, kendisi Bakanlığa geldikten sonra uzun süre ceza ve tevkif evleri genel müdürlüğünde çalıştı diye hatırlıyorum, ben müsteşar olarak Bakanlığa döndüğümde kendisi sanıyorum İşyurtları kurumunda çalışıyordu. Önce işyurtları kurumu başkanı oldu. Daha sonra da o dönem müsteşar yardımcısı olan S.nin önerisiyle CTE genel müdürlüğü yürütmek üzere vekaleten görevlendirildi. Ayrıca Mustafa Onuk ile Yaşamkentte bulunan Sedef Evler sitesinde aynı lojmanda ve aynı blokta oturuyorduk. Kendisiyle ailecek bir görüşmemiz olmamakla birlikte sanığın alt katlarda bir dairede oturduğunu biliyorum. Müsteşar olduktan sonra da kendisi İşyurtları kurumunu temsilen toplantılara katıldığından kendisini yakınen tanıma imkanım oldu. Benim gözlem ve tespitlerime göre Mustafa Onuk o zamanki adıyla cemaat diye bilinen daha sonra paralel yapı vs. diye isimlendirilen yapıya mensup olduğunu düşündüğüm bir kişidir. Bakanlıktaki birlikte olduğu, birlikte hareket ettiği kişiler hep bu yapıya mensup olduğu kişilerdir. Uzun süre çalışmış olduğu İşyurtları kurumunda ve CTE genel müdürlüğünde tercih ettiği ve önerdiği Hakim ve Savcıların da genelde bu yapıya mensup olduğu anlaşılmıştır. Özellikle CTE genel müdürü olarak çalıştığı dönemde o sırada kamu oyunda Ergenekon ve Balyoz davalarının sanıkları olarak bilinen tutuklu asker şahıslarla ilgili sıkıntılar yaşandı. Ergenekon ve Balyoz davalarının bazı sanıklarının çok ağır hastalıklarının olmasına rağmen ve özellikle Orgeneral E.S.un hastaneye sevk işlemleri sürekli sıkıntı çıkarırdı. Bu konuda Bakan beyin ve benim yakın takiplerimize rağmen kamu oyununa yansıyan şikayetlerin giderilmesi konusunda fazla bir mesafe alamadık, bunun üzerine Mustafa Onuk'un CTE genel müdürlüğü görevi üzerinden alınarak Eğitim Dairesi Başkanlığında görevlendirildi. Biz o zaman bu konuda bir çözüm bulunamamasını bu yapı mensuplarının bu davalara ve sanıklarına yönelik ön yargılı ve taraflı tutumlarından kaynaklandığını düşünmüştük. 2014 HSYK seçimlerinin yaklaşması nedeniyle 2013 yılının Mart-Nisan aylarından itibaren Bakanlıkta bir çalışma başlatmıştık, yargıda birlik grubu adı altında bir araya gelmek suretiyle bu yapı mensuplarına karşı bir çalışma yürüttük, 2013 yılının Ağustos ayından itibaren de bakanlıktan personel, ceza işleri, hukuk işlerinden 5-6 arkadaş Ankara Adliyesinden HSYK'dan 3-4 arkadaş olmak üzere 10-12 kişiyle her ay düzenli toplantılar yaptık, bu toplantılardan aldığımız ilk kararlardan biriside bu seçimlerde başarılı olmak istiyorsak, bu yapı mensuplarını tanımaz gerektiği hususuydu, bu nedenle hem Bakanlıkta hem de taşra teşkilatında bu yapı mensuplarını tespit etmeye yönelik bir faaliyet başlattık, ben görevden ayrılmadan önce bu çalışmanın Bakanlık ayağıyla idari yargı bölümü ve Yargıtay ile Danıştay üyelerine ilişkin kısmı tamamlanmış ve bana teslim edilmişti. Esasen Yargıtay ve Danıştay üyelerine ilişkin kısmı bizzat kendim yürüttüm, bu çalışma sırasında sanık Mustafa Onuk bu yapıya mensup kişiler arasında gösterilmiştir. Ben bu listeyi de Ankara Başsavcılığına daha önce vermiştim, ayrıca o çalışmalar sırasında bana şifaen söylenen bilgiler ve gözlemlere göre Bakanlıkta bu yapıyı koordine eden isimlerden biriside Mustafa Onuk'tu. Bu kişiye gelen giden kişilerden ve bu kişinin bu kişiye karşı gösterilen tavırlardan birimdeki Hakim ve Savcıları seçerken özellikle bu yapıya mensup olanları tercih etmesinden bu çalışmayı yürüten arkadaşlar ve şahsım böyle bir sonuç çıkarmıştık, ama tam olarak bu yapı içindeki konumunu ve görevini bilemiyoruz, ancak bu yapı içinde aktif ve önemli şahıslardan biri olduğunu gözlemlemiştik, sanıyorum, irtibatları ve görüşmeleri tarandığında bu hususu teyit eden hususlara rastlanacaktır."- Tanık K.Ö.nün ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:"Sanık Mustafa Onuk'u tanırım, kendisi ben Çemişgezek'e 1997 yılında hakim olarak atandığımda, kendisi de 1998 yılında oraya atandı. Yine İ.H.Ş.te orada Cumhuriyet savcısı olarak çalışıyordu. Fettullah Gülen cemaati sohbet toplantılarına ben ve sanık Mustafa Onuk'da katılırdı. Fettullah Gülenin konuşmalarını içeren kasetlerini ara ara izlerdik, ben Adalet Bakanlığında göreve başladığımda Mustafa Onuk'da sanırım İşyurtları Daire Başkanlığında çalışıyordu. Sohbet abiliğini bize yapardı. Yaptığımız iş gereği sürekli toplanma durumumuzda olmadı, herkes yoğun bir şekilde çalışıyordu. Ben Mustafa Onuk'u tanıdığım süre içerisinde vatanına, milletine hizmet etmeye çalışan vatansever biri olarak bilirim. Bu sohbet toplantılarını da Allah rızası için yaptığını düşünüyorum." Mahkeme 21/11/2019 tarihli duruşmada gizli tanık Şahini dinlemiştir. Gizli tanık Şahinin ifadesinin ilgili kısmı şöyledir. "Okumuş olduğunuz ifadeler bana ait değildir, tekrar söylemem gerekirse Mustafa Onuk isimli şahsı tanımıyorum, ben 1989-1993 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde okudum, belirttiğiniz dönemde İstanbul ilinde bulunmadım, ben halen Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmaktayım, geçmişte meslekten istifa gibi bir durum söz konusu olmadı, daha önce sağlık memurluğu da yapmadım, [R.G.] isminde bir şahsı da tanımam, ben 1998 yılı Ocak ayında kura sonucu mesleğe başladım, hakimlik savcılık sınavına 1995 yılında girmiştim." Mahkeme Şahin isminde başka bir gizli tanık bulunup bulunmadığının araştırılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazmıştır. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla derece mahkemesinde derdesttir. İlgili hukuk için bkz. Mustafa Özterzi [GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §§ 33-