10. Hukuk Dairesi 2025/19892 E. , 2026/919 K. "" MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/420 E., 2025/1142 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Diyarbakır 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2016/702 E., 2024/568 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ile davalılar ... İnşaat ... Ltd. Şti. ile ... ... ... A.Ş. vekilleri tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesin…
10. Hukuk Dairesi 2025/19892 E. , 2026/919 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/420 E., 2025/1142 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Diyarbakır 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2016/702 E., 2024/568 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ile davalılar ... İnşaat ... Ltd. Şti. ile ... ... ... A.Ş. vekilleri tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili asıl dava dava dilekçesinde özetle; davalı işyerinde çalışan davacıların murisi ...'ın 06.04.2016 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası nedeni ile vefat ettiğini, davalılar, .... .... San. ve .... Ltd. Şti., .... ve İletişim ... San. ve .... Ltd. Şti. ve ... ... ... A.Ş.'nin sorumlu olduğunu iddia edilerek, maddi ve manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacılar vekili birleşen Diyarbakır 4. İş Mahkemesinin 2019/104 Esas, 2019/217 Karar Sayılı dava dilekçesinde özetle; davalı işyerinde çalışan müvekililerinin murisi ...'ın 06/04/2016 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası nedeni ile vefat ettiğini, davalılar .... .... San. ve .... Ltd. Şti., ... ve ...'ın sorumlu olduğunu iddia edilerek, maddi ve manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiştir. Davacı vekili Birleşen Diyarbakır 1. İş Mahkemesinin 2019/559 Esas, 2019/385 Karar sayılı dosyası dava dilekçesinde özetle; davacı ...'ın babası muris ...'ın 06.04.2016 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası nedeni ile vefat ettiğini, davalılar, ... ... ... A.Ş., .... .... San. ve .... Ltd. Şti., .... .... San. ve .... Ltd. Şti., ... ve ...'ın sorumlu olduğunu iddia edilerek, davanın Diyarbkakır 2. İş mahkemesinin 2016/702 esas sayılı dosyası ile birleştirilerek maddi ve manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; işin anahtar teslimi sureti ile yapıldığını, davada taraf olmadıklarını ve şirketin kusurunun bulunmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... İnşaat ... .... San. ve .... Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; iş kazasının meydana gelmesinde müreveffanın ağır kusurlu olduğunu savunarak davanın reddi talep etmiştir. Davalı ... ve.... San. vekili cevap dilekçesinde özetle; davada taraf olmadıklarını, müteveffanın kendi bünyelerinde 02.10.2015-11.03.2016 tarihleri arasında çalıştığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. Davalı ...vekili cevap dilekçesinde özetle; ... ... ile aralarında herhangi bir iş sözleşmesi bulunmadığını, müteveffanın ... İnşaat ... .... San ve .... Ltd. Şti. çalışanı olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davacılar vekili ile davalılar ... İnşaat ... Ltd.Şti. ile ... ... ... A.Ş. vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; kusur oranlarının eksik ve hatalı şekilde belirlendiğini, dava konusu olayda ... ... ... A.Ş. başta olmak üzere diğer davalıların asli kusurlarının yeterince dikkate alınmadığını, müteveffanın %10 olarak belirlenen kusur oranının gerçek durumu yansıtmadığını, davalıların asıl kusurlu olduğunu, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmadığını, hükmedilen manevi tazminat miktarlarının, davacı ve yakınlarının yaşamış olduğu derin acı ve elem göz önüne alındığında yetersiz olduğunu, hükmedilen manevi tazminatın artırılması gerektiğini, müteveffanın iş grupları içerisinde ''ağır tehlikeli'' olarak nitelendirilen bir iş karşılığında 2.400,00 TL almasının imkanı bulunmadığını, tutarın bu şekilde kabul görülmesinin yapılan bütün hesaplamaları da yetersiz kıldığını, tanık beyanları ve emsal ücret araştırmalarının göz ardı edildiğini, hesaplama yapılırken davacıların zararına yapılan birtakım indirimlerin hukuki dayanağı bulunmadığını, aktüerya bilirkişi raporlarında yapılan maddi ve manevi tazminat hesaplamalarının tamamının hatalı olup çelişki barındırdığını beyan ederek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... İnşaat ...Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı şirketin birleşen dosya Diyarbakır 4. İş Mahkemesi 2019/104 E. 2019/207 K sayılı dosyasının davalısı olduğunu, ek dava yolu ile dava açıldığından alınan kusur raporlarının bir kısmının tebliğ olmaması ve toplanan delillere karşı savunma haklarının kısıtlanması nedeni ile adil yargılama ilkesine aykırı bir şekilde yargılama yapıldığını, davalı şirketin, ... ... ... A.Ş. ile arasında yapmış olduğu iş ilişkisini, alt yüklenici olan ... .... San. ve .... A.Ş. firmasına devrettiğini (... ... San. ve .... A.Ş.), .... .... San. ve .... Ltd. Şti. ile ... .... San. ve .... A.Ş. Arasında anahtar teslim sözleşme yapıldığını, işlerin bölünmeyerek tamamen devredildiğini, husumet itirazında bulunduklarını, ... ...'ın ... İnşaat ... .... San ve .... Ltd. Şti. çalışanı olduğunu, mütevvefa ... ile imam nikahlı eş ...'ın hangi tarihten itibaren gayri resmi birlikteliklerinin bulunduğu veya bu birlikteliğin ... ...'ın ölüm tarihinde de devam edip etmediğine ilişkin bilgi ve belgelerin taraflarına gönderilmediğini, imam nikahlı eş ... ve çocukları yönünden yapılan hesaplamaların hukuka aykırı olduğunu, davalılar tarafından iş sağlığı ve güvenliği hususunda tüm yasal yükümlülüklerin yerine getirildiğini, maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi gerektiğini, olayın müteveffanın kusuru eylemi neticesi ile gerçekleştiğini, tazminata hükmedilecekse de müterafik kusurun dikkate alınması ve zarar ve tazminat miktarına ilişkin indirim yapılması, Sosyal Sigorta Kurumlarınca sağlanan peşin sermaye değerlerinin tazminat miktarından düşürülmesi gerektiğini, kusur bilirkişilerin kusur oranı belirleme hususunda yetkisi bulunmadığını, hesap raporunda işçinin net geliri asgari ücretin 2.03 katı olarak tespit edilmiş ise de ...'dan gelen cevabi yazıda ... ...'ın asgari ücret üzerinden priminin yatırıldığının belirtilmesi nedeni ile yapılan hesaplamaların hukuka aykırı olduğunu, pasif döneme ve bilinen dönem ilişkin hesaplama yapılırken; yıllık net ücret hesaplamasında asgari geçim indirimi düşürülmeyerek hatalı hesaplama yapıldığını, bilirkişilerce hesaplanan zarar miktarından uygun bir miktar indirim yapılması gerektiğini beyan ederek, kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı şirketin dava konusu işi, kamu ihale kanununa göre ihale usulü ile yüklenici firmaya verdiğini, müteveffanın davalıdan anahtar teslimi iş alan yüklenici şirkette çalıştığını, devreden davalının işverenlik sıfatı olmadığını, diğer davalı ...-.... San ve .... Ltd. Şti. Arasında anahtar teslimi sözleşme imzalandığını, bilirkişi raporunda davalı Şirkete % 20 kusur atfedilmesi ve bu kusur oranına göre hesap yapılmasını kabul etmediklerini, dosya kapsamındaki bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğunu, kazanın müteveffanın dikkatsiz ve tedbirsiz davranması neticesinde meydana geldiğini, davalı işveren şirkete herhangi bir sorumluluk yükletilmemesi gerektiğini, müteveffanın ağır kusuru nedensellik bağını kestiğinden davalı şirkete kusur atfedilemeyeceğini, diğer davalılar ... ile ...'e atfedilen kusur oranlarının da hatalı olduğunu davalı şirketin mevzuatının kendisine yüklediği sorumluluğu yerine getirdiğini, olayın önlenebilir olup olmadığı ile olayda kaçınılmazlık olup olmadığı hususları incelenmeden karar verildiğini, davacılar murisinin hesaplamaya esas alınan kazancının hatalı olarak asgari ücretin 2.03 katı olarak tespit edildiğini, işçinin çalışma dönemine ilişkin tüm maaş bordroları dosya arasına alınarak günlük kazancının ona göre belirlenmesi gerektiğini, ...' dan gelen cevabi yazıda ... ...'ın asgari ücret üzerinden priminin yatırıldığının belirtildiğini, aktüerya hesabında aktif dönem hesaplamasında hesaplamaya asgari geçim indiriminin dahil edilmesinin hatalı olduğunu, hükme esas alınan hesap raporunda eşlerin ve muris çocukların destek sürelerinin mütevvefanın kalan ömrü ile sınırlı olması gerektiği hususuna dikkat edilmediğini, müteveffanın imam nikahlı eşi ...'ın hangi tarihten itibaren gayri resmi birlikteliklerinin bulunduğu veya bu birlikteliğin ... ...'ın ölüm tarihinde de devam edip etmediğine ilişkin bilgi ve belgelerin dosyaya sunulmadığını, imam nikahlı eş ... ve çocukları yönünden yapılan hesaplamalar hukuka aykırı olduğunu, evlilik sözleşmesi olmaksızın birlikte yaşayan nikâhsız eşin, desteğin ölümü ile nikâhlı eş gibi, ölen kocasının evinde yaşamını sürdüremeyeceği, güçlü olmayan aile bağı nedeniyle müşterek haneyi terk edeceği varsayımı gözönünde tutularak, uygun bir indirim yapılması gerektiğini, resmi nikahlı eş ve imam nikahlı eş yönünden evlilik tenzili yapılmamasının hatalı olduğunu, bilinen dönem, bilinmeyen dönemde % 10 artış ve % 10 iskontolama yapılmadan hesaplama yapıldığını, dava dosyasının 30/10/2024 tarihli karar celsesinde davacı vekilinin "davayı 2016 yılında açmıştık, o günün şartları ile manevi tazminat talebinde bulunduk, paranın alım gücü nazara alınarak manevi tazminat talebimizin tamamının reddedilmesini talep ediyoryoruz" şeklinde beyanda bulunduğunu, mahkemece taleple bağlılık ilkesine aykırı bir şekilde manevi tazminata hükmedildiğini, hükmedilen manevi tazminat miktarının sebepsiz zenginleşmeye neden olacak boyutta olup ve hakkaniyete uygun olmadığını, mahkemece hükmedilen tazminata olay tarihinden itibaren faiz yürütülerek tazminat fahiş bir rakama ulaştığını beyan ederek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. B.Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davacılar murisi işyeri sigortalısı ...'ın, davalı ...-.... San. ve .... Ltd. Şti. unvanlı işyerinde ... tesis işletme bakım işçisi olarak çalışmaktayken davaya konu iş kazasının; 06.04.2016 tarihinde yapılan görevlendirmeye istinaden, Mardin ili ... ilçesi Ulu ... Mahallesi ... Sitesi B Blok'ta bulunan panoya mobil sistemi yerleştirmek üzere işyeri sigortalısı ... ... ile birlikte görevlendirildikleri, kazazede ...'ın ... kesilmesi talebi doğrultusunda site yakınında bulunan trafoya ... ... ... A.Ş. görevlilerinin gelerek elektriği kesmesi üzerine ...'ın site panosunda çalışmaya başladığı, ancak panoda çalışırken aniden gelen ... akımına kapılarak kaza geçirdiği ve hayatını kaybetmesi şeklinde gerçekleştiği, sorumluluk ve sözleşme ilişkileri yönünden yapılan incelemede; davalılar ... ... ... A.Ş. (...) ile .... San. ve .... Ltd. Şti. (Yüklenici) arasında imzalanan 19.10.2015 tarihli "... ... Şebekeleri ve ...-... (...) ... Hatları Sözleşmesi (Anahtar Teslimi Yapım İşleri)" ile ... ... Mardin ili ..., ..., ... ve ... İlçeleri çok katlı binalarda .... sayaç ... panoları ve sayaç montajı işinin 90 takvim günü sürede yapılmasının kararlaştırıldığı saptanmıştır. Öte yandan, davalılar.... San. ve .... Ltd. Şti. ile ... ... ... A.Ş. (...) arasında "...(...) ... ... Şebekelerinde Arıza-Onarım-Yapım-Bakım Hizmet Alımı, Müşteri Hizmetleri (Açma-Kesme, Endeks Okuma, Kaçak Kontrol)" sözleşmesinin 30.12.2013 tarihinde akdedildiği; .... unvanlı işyerinin, söz konusu bu işin yürütümü için ... ... ...San. ve .... A.Ş. ile tarihi yazılı olmayan 37 maddelik bir sözleşme imzaladığı, böylece .... firmasının ...'tan ihale ile aldığı işi ... ... ...San. ve .... A.Ş. firmasına devrettiği tespit edildiği, İlk Derece Mahkemesince toplanan delillere ve hükme esas alınan 24.02.2022 tarihli kusur bilirkişi raporuna göre; asıl işveren ...'ın %20, alt işveren .... San. .... Ltd. Şti.'nin %20, diğer alt işveren.... San. ve .... Ltd. Şti.'nin %20, ...'ün %20, ...'ın %10 ve ... ...'ın %10 oranında kusurlu olduğu, ...ve.... San. Şti.'nin ise dava konusu olayla ilgisinin bulunmadığı kanaati bildirildiği, söz konusu kusur raporunda; ... kesme-verme işinde görevli olup kendilerine kusur atfedilen davalılar ... ile ...'ın, ... inceleme raporuna göre .... San. ve .... A.Ş. çalışanı oldukları belirtildiği ve aynı raporda; ... ... ...San. ve .... A.Ş. ile .... San. ve .... A.Ş. arasında yapılmış bir sözleşme dosyada bulunamadığından, bu firmaların birbirleriyle olan iş ilişkisi ve illiyet bağının anlaşılamadığı; bu nedenle her iki firmanın da ticaret sicil kayıtları ile işyeri bilgilerinin getirtilmesi, ayrıca ... ve ...'ın gerçek işverenlerinin tespit edilerek işe giriş bildirgeleri ile varsa görevlendirme yazılarının celbedilmesi gerektiği değerlendirmesine yer verildiği ve buna rağmen, Mahkemece dava dışı İşgün firmasının sorumluluğu hususunun değerlendirilmediği anlaşılmakla birlikte hesap kriterleri yönünden yapılan incelemede ise; davacılar vekilinin, Mahkemece aldırılan 19.09.2019 tarihli ilk hesap raporunda davacılar murisinin ücretinin asgari ücretin 1,729 katı olarak esas alınmasına, bakiye ömür sürelerinin tespitinde PMF-1931 tablosunun uygulanmasına ve 05.02.2021 tarihli hesap raporunda ise davacı resmi nikahlı eş ile dini nikahlı eş için esas alınan evlenme indirimi oranlarına bir itirazının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Buna karşılık, Mahkemece hükme esas alınan 06.02.2024 tarihli son hesap raporunda ise; murisin ücretinin asgari ücretin 2,03 katı olarak esas alındığı, bakiye ömür sürelerinin tespitinde TRH-2010 tablosunun kullanıldığı ve evlenme indiriminin her iki eş yönünden de %0 olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır. 4857 sayılı Kanun'un 2. maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İş Kanunu'nun 2. maddesinin 7. fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. 5510 sayılı Kanun'un 12/6. maddesi ile de asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumlu tutulmuştur. 4857 sayılı Kanun'un 2/7. maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları, 5510 sayılı Kanun'un 12/6. maddesi ile de Kurumun alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 48 57... sayılı Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu. Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2. maddesinin 6. fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler. Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır. a) İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır. b) Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır. c) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır. d) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır. e) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır. f) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İşyerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da aynı yöndedir.) İş kazası ve dava tarihinde yürürlükte olan ve uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 470. maddesinde eser sözleşmesi; “Yüklenicinin bir eser meydana getirmesi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme” olarak nitelendirilmiş, sözleşmenin tarafları yüklenici ve iş sahibi olarak isimlendirilmiştir. Eser sözleşmesinde tarafların edimleri birbirinin karşılığını oluşturmakta olduğundan tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmedir. Bu sözleşmenin unsuru olan meydana getirilecek eser, aynı zamanda sözleşmenin konusunu oluşturur. Ayırt edici diğer bir temel unsuru ise bedeldir. Meydana getirilecek bir sonuç bulunmasına rağmen bedel ödenmeyeceği kararlaştırılmış ise eser sözleşmesinin varlığından söz edilemez. Bedel, eser sözleşmesinin unsuru ise de tarafların anlaşırken bedeli kararlaştırmamış olmaları sözleşmenin kurulmasına etki etmez. Taraflar kararlaştırmamış olsa da bedel ödeneceğini taraflar biliyor veya bilmesi gerekiyor ise eser sözleşmesinin bulunduğu yine kabul edilecektir. Eser sözleşmesinin konusu, meydana getirilmesi istenen sonuçtur. İstenen sonuç, bir şeyin yapılmasına ilişkin olabileceği gibi, ortadan kaldırılmasına, iyileştirilmesine veya montajına ilişkin de olabilecektir. Diğer bir ifadeyle baştan yeni bir eser meydana getirilmesine ilişkin olabileceği gibi mevcut bir eserde yapılacak değişiklik veya ilavelerle farklı bir hale getirilmesine de ilişkin olabilir. Eser sözleşmesinde yüklenici, iş sahibinin istemi üzerine kural olarak bir şey meydana getirmeyi ve bedel karşılığında teslim etmeyi üstlenmektedir. Sözleşmede beceriye dayalı sonuç unsuru yerine emek verilmesi üstün ise eser sözleşmesi değil, hizmet sözleşmesi söz konusu olacaktır. (YHGK’nun 14.11.20 19... /21-627 E- 2019/1192 K sayılı ilamı da bu yöndedir) Öte yandan, insan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde: "İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede; a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar. c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır. ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır. d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur: a)Risklerden kaçınmak, b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek, c)Risklerle kaynağında mücadele etmek, ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek, d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak, e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek, f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek, g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek, ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır. Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.20 13... /21-1 02... /1456 sayılı kararı). 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir. Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.20 13... /21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır. Somut olayda; Mahkemece, davalıların davaya konu iş kazasından kaynaklanan sorumluluklarına ilişkin olarak aralarındaki hukuki ilişkinin niteliği ve sorumluluk sebepleri ortaya konulmadan hüküm tesisi yoluna gidilmesi hatalı olmuştur. Bunun yanı sıra, davacılar vekilinin 19.09.2019 tarihli ilk hesap raporunda davacılar murisinin ücretinin asgari ücretin 1,729 katı olarak esas alınmasına, bakiye ömür sürelerinin tespitinde PMF-1931 tablosunun uygulanmasına ve 05.02.2021 tarihli hesap raporunda ise davacı resmi nikahlı eş ile dini nikahlı eş için esas alınan evlenme indirimi oranlarına itirazlarının bulunmadığı hususları atlanarak maddi tazminata hükmedilmesi de isabetsizdir. O halde Mahkemece yapılacak iş; her ne kadar davacılar murisi sigortalıya atfedilen %10 oranındaki kusur olayın oluş biçimine uygun görülmüş ise de, bakiye %90 oranındaki kusurun dağılımı yönünden -varsa davaya konu iş kazasına ilişkin rücu ve ceza dosyaları ile davalılar ile dava dışı ... ... firması ve... arasındaki sözleşmeler ve bu şirketlere ait ticaret sicil kayıtları getirtilerek- davalılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, bir başka ifadeyle asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunup bulunmadığının yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde usulünce incelenip değerlendirilmesidir. Bu kapsamda; Kurum denetmen raporu, rücu ve ceza dosyasında aldırılan kusura ilişkin bilirkişi raporları da dikkate alınarak çelişkileri giderecek ve belirtilen hususları gözetecek şekilde; dava dışı şahıs veya firmaların asıl işveren sıfatıyla mı, yoksa asıl-alt işveren ilişkisinin bulunmadığı kanaatine varılması halinde üçüncü kişi sıfatıyla mı sorumluluğunun bulunduğu hususlarında, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden, oluşa ve mevzuata uygun, kusur oran ve aidiyetini tereddüde yer bırakmayacak şekilde kesin olarak tespit eden bir rapor almak devamla davacılar vekilinin temyiz isteminin yerinde olmadığı gözetilerek, davacılar murisinin ücretinin asgari ücretin 1,729 katı olarak esas alınması, bakiye ömür sürelerinin tespitinde PMF-1931 tablosunun uygulanması ve 05.02.2021 tarihli hesap raporunda ise davacı resmi nikahlı eş ile dini nikahlı eş için esas alınan evlenme indirimi oranlarının uygulanması suretiyle hükme esas alınan 06.02.2024 tarihli bilirkişi hesap raporundaki bilinen (iskontosuz) ve bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ile bitiş tarihleri değiştirilmeksizin yeniden hesaplama yapılmasını gerektiğini göz önünde bulundurmak ve oluşacak sonuca göre taraflar lehine oluşan usulü kazanılmış hakları gözeten bir karar vermekten ibarettir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.