T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I DOSYA NO: 2024/818 Esas KARAR NO: 2025/1580 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ: 12/12/2023 NUMARASI : 2022/277 Esas, 2023/276 Karar DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 10/12/2025 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HM…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I DOSYA NO: 2024/818 Esas KARAR NO: 2025/1580 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ: 12/12/2023 NUMARASI : 2022/277 Esas, 2023/276 Karar DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 10/12/2025 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; “...” ibaresi ve logosunun, müvekkili şirketin birçok ülkede tescil ettirilmiş tanınmış markası olduğunu, davalının 2021/057695 no'lu “...... ...+ŞEKİL” markasının tescilinin kötüniyetli olduğunu, müvekkilinin markasının ve davaya konu marka ibaresinin ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, aynı mal ve hizmetleri kapsadığını, davaya konu marka sahibi, müvekkili firmanın tanınmışlık düzeyinden yararlanmak amacıyla logosunu tescil ettirmeye çalışarak, müvekkili firmaya ait “...” ibaresini ve logosunu içeren markanın kalitesinden, güvenilirliğinden yararlanarak kendi markası lehine haksız yarar sağlamaya çalıştığını, davalı markasında müvekkili tarafından yaratılan logonun, yalnızla rengini değiştirmek suretiyle birebir aynısını kullanıldığını, bahsi geçen değişikliğin işbu markaya herhangi bir ayırt edicilik katmayıp, aksine karıştırılmaya son derece elverişli bir durum ortaya çıkardığını, ileri sürerek, dava konusu markanın SMK 6/1, 6/3, 6/4, 6/6, 6/9 hükümleri kapsamında hükümsüz kılınmasını talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıya ait davaya mesnet markalar ile müvekkiline ait dava konusu markanın benzemediğini, müvekkilinin markasının yeterince ayırt edici olduğunu, ortalama tüketicilerin işaretleri karıştırmayacağını, karşılaştırmaya tabi markaların farklı mal ve hizmet sınıflarında tescilli olduklarını, gerçekten detaylı inceleme dahi yapılmaksızın, “... ...” ibareli marka logosu ile müvekkili firmaya ait “... ...” ibaresini taşıyan marka logolarının ortalama tüketici tarafından rahatlıkla ayırt edilebilecek derecede farklı olduğunu, müvekkilinin tescil edilmiş markasında yer alan “... ... ...” ibaresinin, KHK anlamında ayırt edici bir nitelik taşıdığını, davacıya ait marka ismi ile yazılı ya da işitsel anlamında hiçbir benzerlik teşkil etmediğinden, ortalama tüketici nezdinde müvekkile ait markanın davacıya ait marka ile karıştırılmasının imkansız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, alınan bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere; davacı markalarının da, davalı markasının da şekil unsuru olarak ok işaretlerinin çeşitli biçimde kullanımlarını ihtiva ettikleri, ilgili şekil unsurları birebir benzerlik arz etmemekle birlikte, “ok işareti” şeklindeki kullanımın çeşitli emtialarda ve hizmetlerde sıklıkla tercih edilen bir kullanım olduğu, ilgili işaretin basit biçimiyle kullanımının markaya ayırt edicilik katmayacak nitelikte tali bir kullanım olacağı, davalı yan markasında yer alan renk unsurları ve asli unsur mahiyetinde olan “... ... ...” şeklindeki ibare de göz önünde bulundurulduğunda davacı yan markaları ile davalı markasının birbirinden uzaklaştığı, davacı tarafın dava konusu markaları tescilli oldukları mal ve hizmetler yönünden maruf hale getirdiğini ispat edemediği, davacının dayanak markalarının tanınmış marka olarak değerlendirilemeyeceği, davalı markanın ana unsuru olan ... ... ... ibaresinin davacının markalarının ya da ticaret unvanının ana unsuru ya da telif hakkını içermediği, davacının ticaret ünvanının kendi markalarının ana unsuru olan "...-..." ibaresi olduğu, davalı tarafın kötüniyetli olduğunu ispatlar bir delil sunulmadığı, bu haliyle SMK 6/1, 6/3, 6/4, 6/6 ve 6/9 maddelerindeki hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF İSTEMİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde, dava dilekçesindeki beyanlarını tekrar ederek; “...” ibaresi ve logosunun, müvekkili şirketin birçok ülkede tescil ettirilmiş tanınmış markası olduğunu, davaya konu marka sahibinin kötüniyetli olduğunu, müvekkili markası ve davaya konu marka ibaresinin ayırt edilemeyecek derecede benzer ve aynı mal ve hizmetleri kapsamakta olduğunu, müvekkilinin markasının tüm dünyada ve Türkiye’de çok yüksek bilinirliğe sahip olduğunu ve bu şekildeki taklit markaların müvekkil markasının ayırt ediciliğini zayıflatacağını, markasının itibarına zarar vereceğini, müvekkili markasının tanınmışlığını sulandıracağını, davaya konu markanın başvuruda bulunduğu 09. sınıf bakımından tescilinin devam etmesi halinde, aynı faaliyet alanında birbirlerine ayırt edilemeyecek derecede benzer olan iki marka olacağını, markalarla ilgili olarak tüketici nezdinde karışıklık yaratılmış olacağını ve bu durumun, markasının tanıtımı için uğraşan müvekkilinin ciddi meblağlarda kazanç kaybına uğramasına neden olacağını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. GEREKÇE: Dava, marka hükümsüzlüğü talebine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, yukarıda yazlı şekilde davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı markasının ok işaretlerinden oluşan şekil unsuru ile davacının ok işaretlerinden oluşan şekil markaları arasında benzerlik bulunmakla birlikte, davalı markasında yer alan renk unsurları ve asli unsur mahiyetinde olan “... ... ...” şeklindeki ibare de göz önünde bulundurulduğunda, davacı markaları ile davalı markasının birbirinden uzaklaştığı, davacı tarafın dava konusu markaları tescilli oldukları mal ve hizmetler yönünden maruf hale getirdiğini ispat edemediği, mevcut delillere göre davacının dayanak markalarının tanınmış marka olarak değerlendirilemeyeceği, davalı markanın ana unsuru olan ... ... ... ibaresinin davacının markalarının ya da ticaret unvanının ana unsuru ya da telif hakkını içermediği, davacının ticaret ünvanının kendi markalarının ana unsuru olan "...-..." ibaresi olduğu, davalı tarafın kötüniyetli olduğunu ispatlar bir delil sunulmadığı, somut olayda SMK 6/1, 6/3, 6/4, 6/6 ve 6/9 maddelerindeki hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf talebinin reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf talebinin HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gereken 615,40 TL harçtan, peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nun 361.maddesi uyarınca tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.10/12/2025