3. Ceza Dairesi 2022/1230 E. , 2025/3546 K. MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2016/429 E., 2017/771 K. SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret İNCELEME KONUSU KARAR : 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a maddesi uyarınca ayrı ayrı beraat TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Sanıklar hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçu nedeniyle başlatılan soruşturma neticesinde açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda Mersin 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.11.2017 tar…
**3. Ceza Dairesi 2022/1230 E. , 2025/3546 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2016/429 E., 2017/771 K. SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret İNCELEME KONUSU KARAR : 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a maddesi uyarınca ayrı ayrı beraat TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Sanıklar hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçu nedeniyle başlatılan soruşturma neticesinde açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda Mersin 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.11.2017 tarih ve 2016/429 Esas, 2017/771 sayılı kararı ile sanıkların üzerilerine atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatlerine karar verilmiştir. Verilen bu karar aleyhine müşteki vekilinin talebi üzerine Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesi uyarınca, 20.01.2020 tarihli ve 94660652-105-33-6387-2019-Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 27.01.2020 tarihli ve 2020/11363 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Dairemize gönderilmiştir. Dairemizin 13.03.2020 tarihli ve 2020/1485 Esas - 2020/2039 sayılı ilamı ile eksik hususların ikmali için dosyanın mahalline tevdiine karar verilmiştir. İlamda belirtilen eksiklik giderilerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 21.12.2021 tarihli ve 2021/133756 sayılı ek tebliğnamesi ile dava dosyası Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM A.Kanun Yararına Bozma İstemi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin; "Dosya kapsamına göre, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 19.07.2017 tarihli ve 2016/6928 Esas, 2017/4807 sayılı ilamında ''...Sanığın yukarıda belirtilen tarihlerde kendi facebook sayfasında aynı suç kastıyla ve birden fazla kez Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını kastettiği açıkça anlaşılacak şekilde; katil, yezit, hapisten korktuğu için zulmeden, teröristleri besleyen gibi doğrudan Cumhurbaşkanını halk nezdinde küçük düşürücü, onur ve saygınlığını zedeleyici, isnatlarda bulunmak suretiyle AİHS ve hukuk düzenimizin koruduğu düşünce özgürlüğü kapsamında kalmayan, anlam ve içerik derinliğinden yoksun, sloganik tarzda aşağılayıcı ve hakaret kastıyla söylenmiş paylaşımlardan ibaret sanığın eyleminin Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturacağı gözetilmeden, 5237 sayılı Kanun'un 299/1-2 ve 43/1 maddeleri uyarınca sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken beraat kararı verilmesi...'' şeklinde belirttiği gerekçeye göre; sanıkların 19/04/2016 tarihinde saat 17:30 sıralarında, Mersin ilinde bulunan Halkların Demokratik Partisi Akdeniz İlçe Teşkilatı önünde, üzerlerinde mavi renkli ESP (Ezilenlerin Sosyal Partisi) amblemli önlük olduğu halde " Saray diktatörlüğü ve başkanlık uğruna yürütülen savaşa karşı barış için 1 Mayıs'a.... Saray çetelerine ve faşizme karşı 1 Mayıs'a...." ve "Saray için başlatılan savaşlarda kadınlar katlediliyor, göçe zorlanıyor, tacize ve tecavüze uğruyor..." şeklinde ifadeler içeren bildirileri dağıtması şeklindeki eylemlerinin, incitici, küçük düşürücü ve Cumhurbaşkanının toplum içindeki saygınlığını zedeleyici mahiyette olması nedeniyle hakaret vasfı taşıdığı gözetilmeden yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. B.Hukuki Süreç 1.Sanık ...'ın 09.06.1994 Yüreğir doğumlu olup suç tarihinde öğrenci olduğu, sanık ...'ün 06.08.1992 Elbistan doğumlu olup suç tarihinde işsiz olduğu anlaşılmıştır. 2.Sanıklar hakkında, 19.04.2016 tarihinde saat 17.30 sıralarında, Mersin ili, .... ilçesi, ... Mahallesi 156. Cadde üzerinde bulunan Halkların Demokratik Partisi Akdeniz İlçe Teşkilatı önünde, üzerlerinde mavi renkli ESP (Ezilenlerin Sosyal Partisi) amblemli önlük olduğu halde " Saray diktatörlüğü ve başkanlık uğruna yürütülen savaşa karşı barış için 1 Mayıs'a....", "Saray çetelerine ve faşizme karşı 1 Mayıs'a...." ve "Saray için başlatılan savaşlarda kadınlar katlediliyor, göçe zorlanıyor, tacize ve tecavüze uğruyor..." şeklinde ifadeler içeren bildirileri dağıtarak Cumhurbaşkanına hakaret suçunu işledikleri iddiasıyla yapılan soruşturma sonucunda, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 27.05.2016 tarihli ve E.6386 sayılı yazısı ile kovuşturma izni verilmesi üzerine Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 13.06.2016 tarihli ve 2016/18825 Soruşturma sayılı iddianamesi ile kamu davası açılmıştır. 3.Mersin 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.11.2017 tarihli ve 2016/429 Esas - 2017/771 sayılı kararında özetle, sanıkların dağıttıkları kabul edilen davaya konu bildirilerde yer alan ifadelerin ağır eleştiri mahiyetinde olduğu ve düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilerek hakaret suçunun unsurları oluşmadığından sanıklar hakkında CMK 223/2-a maddesi uyarınca ayrı ayrı beraat kararı verilmiştir. 4.Kovuşturma aşamasında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından gönderilen 12.04.2017 tarih ve E.47634 sayılı yazıda Cumhurbaşkanı ...'ın bahse konu dava ile ilgili herhangi bir şikayetinin ve davaya katılma talebinin bulunmadığı bildirilmiştir. Bu nedenle kararın Cumhurbaşkanı ...'a ve dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'ne tebliğ edilmediği anlaşılmıştır. 5.İncelemeye konu gerekçeli karar görüldü işlemi için gönderilmiş ve 13.12.2017 tarihinde 174596 sicil numaralı Cumhuriyet savcısı tarafından kararın görüldü işlemi yapılmış, söz konusu karar istinaf edilmediğinden 21.12.2017 tarihinde kanun yollarına başvuru yapılmaksızın kesinleşmiştir. 6.Cumhurbaşkanı ... vekili Av. ... tarafından sunulan 16.04.2019 tarihli dilekçe ile sanıklar tarafından dağıtılan bildirilerde yer alan ifadelerin Cumhurbaşkanı'nı küçük düşürücü, onur ve saygınlığını zedeleyici nitelikte olduğu, bahse konu ifadelerin düşüncü hürriyeti kapsamında değerlendirilemeyeceği, sanıkların üzerlerine atılı suçun unsurları oluştuğu halde beraat kararı verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğu belirtilerek, yanlış bir hukuki emsal oluşmaması amacıyla Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden söz konusu kararın kanun yararına bozulması için talepte bulunulduğu anlaşılmıştır. 7.Adalet Bakanlığının, 20.01.2020 tarihli ve 94660652-105-33-6387-2019-Kyb sayılı yazısı ile Mersin 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.11.2017 tarih ve 2016/429 Esas - 2017/771 sayılı kararının CMK 309. maddesi gereğince kanun yararına bozulması talep edilmiştir. 8.Dairemizce yapılan inceleme neticesinde, 13.03.2020 tarihli ve 2020/1485 Esas - 2020/2039 Karar sayılı ilam ile sanık ... yönünden ilk derece mahkemesi kararının usulüne uygun şekilde kesinleşmediği belirlenerek eksik hususların ikmali için dosyanın mahalline tevdiine karar verilmiştir. 9.Tevdi kararı üzerine, İlk Derece Mahkemesince gerekçeli karar sanık ...'ün vekaletnameli müdafine elektronik olarak tebliğ edilmiş, sanık müdafii tarafından istinaf başvurusunda bulunulmaması üzerine verilen karar kesinleştiği için Dairemizin ilamında belirtilen eksiklik giderilerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 21.12.2021 tarihli ve 2021/133756 sayılı ek tebliğnamesi ile dava dosyası Dairemize gönderilmiştir. C.İlgili Hukuk Konu ile ilgili uluslararası düzenlemeler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 19. maddesi ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10. maddesinin 1. Fıkrası; ulusal düzenlemeler ise temel hak ve hürriyetlere ilişkin Anayasa’nın 2, 13, 14 ve 26/2. maddeleri ile Cumhurbaşkanına hakaret suçunu düzenleyen 5237 sayılı TCK'nın 299 uncu maddesidir. D.Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlığın kapsamı, sanıkların dağıttıkları el broşürlerinde yer alan "Saray diktatörlüğü ve başkanlık uğruna yürütülen savaşa karşı barış için 1 Mayıs'a....", "Saray çetelerine ve faşizme karşı 1 Mayıs'a...." ve "Saray için başlatılan savaşlarda kadınlar katlediliyor, göçe zorlanıyor, tacize ve tecavüze uğruyor..." şeklindeki ibarelerin Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir. 14.11.1977 tarihli ve 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış 03.04.2012 tarih 2011/10-438 Esas - 2012/141 Karar; 10.05.2011 tarih 2011/6-80 Esas - 2011/90 Karar; 14.12.2010 tarih 2010/4-210 Esas 2010/259 sayılı kararlarında açıklandığı üzere; sübutu kabul edilen eylemin suç oluşturup oluşturmayacağı ya da hangi suçu oluşturacağı yönündeki hukuki tespit, kabul ve uygulamaların, uygulama birliği ve hukuk güvenliği amaçları bağlamında kanun/kamu yararı taşıdığından kanun yararına bozma yasa yoluna konu olabileceğinde şüphe yoktur. T.C. Anayasası'na göre, Cumhurbaşkanı Devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanına hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, Devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur. Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı olan kişiye karşı işlenmekte ise de, suçla korunan ve bu nedenle ihlal edilen hukuki değer Devletin siyasal iktidar yapısıdır (Özek, Çetin, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İst 1967 s. 10). Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakarette ihtilat öğesi aranmamaktadır. Hakaret suçları ifade özgürlüğünü sınırlayan hallerden bir tanesidir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir. İfade hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Temel hak ve özgürlüklerden olan bu hak birçok uluslararası belgeye, Anayasa ve kanunlara konu olmuştur. Bu cümleden olarak, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/1. maddesinde, T.C. Anayasasının 25 ve 26. maddelerinde birbirlerine benzer şekilde; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir." biçiminde teminat altına alınmıştır. Ancak mutlak haklardan olmayan ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa belli şartlarda sınırlandırılabileceği de aynı metinlerde yer bulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10/2 maddesine göre; görev ve sorumluluklar da yükleyen bu hakkın kullanılması, kanunla öngörülen ve demokratik bir toplumda başkalarının şöhret ve haklarının korunması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir. Anayasanın 26/2. maddesine göre de: "Bu hürriyetlerin kullanılması... başkalarının şöhret veya haklarının... korunması amaçlarıyla sınırlanabilir." Sınırlama veya müdahale için yasal bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı, fıkrada sayılan sınırlama nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve demokratik toplum bakımından “zorunlu” olması gerekmektedir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine göre; “Sınırlama için belli bir sınırlama nedeninin varlığı yeterli olmayıp, aynı zamanda demokratik bir toplum bakımından zorunluluk bulunmalıdır. Zorunluluk, ölçüsüz bir sınırlamaya olanak tanımaz. Üye devletlere sınırlamada bir takdir alanı tanınmakla birlikte, ifade özgürlüğünün önemi nedeniyle devletler üzerindeki denetim sıkı olmalı, sınırlandırma zorunluluğu inandırıcı bulunmalıdır. Dolayısıyla, sınırlamalar dar ve sınırlayıcı bir ölçüde yorumlanmalıdır. ‘Kamu düzeni’ genel hükmünde düşünülebilecek sınırlama nedenleri, genel çıkarların, yargı gücünün otorite ve yansızlığının ve başkalarının ünü ya da haklarının korunması amacıyla sınırlamaya konu olabilir. Anılan önlemin izlenen meşru amaçla sınırlı olması şeklinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, demokratik bir rejimin dayandığı ‘değerler’, (çoğulcu, hoşgörülü, hukuka ve bireysel özgürlüklere saygılı) öne çıkarılarak titiz ve derinleştirilmiş bir denetime tâbi tutulmalıdır” (Prof. Dr. İ.Özden Kaboğlu; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde İfade Özgürlüğü, sh. 111 ve 112.), “Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti, sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tölerans ve hoşgörünün gerekleridir” (Prof. Dr. D.Tezcan, Yrd. Doç. Dr. M. R. ..., Yrd.Doç.Dr.O.Sancaktar, Türkiyenin İnsan Hakları Sorunu, 2.Baskı, sh.462.). Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnaları dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama hakkı korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır. İftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzeni cebir yoluyla değiştirmeye yönelen nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle ceza yaptırımlarına bağlanmaktadır. Anayasa’nın 2, 13, 14 ve 26/2. maddeleri ile İHAS’nin 10/2 ve 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak; ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otoritesinin ve tarafsızlığının korunması için kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. Nitekim, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükârda gelişimi zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşü genel bir kabul görmüştür. Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan, diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. Bu kapsamda, basın yoluyla işlenen suçlarda hukuka uygunluk nedeni oluşturan haber verme ve eleştiri hakkı üzerinde de durulmasında yarar bulunmaktadır. Temelini Anayasa'nın 28 ve devamı maddelerinden alan haber verme ve eleştirme hakkının kabulü için, açıklama veya eleştiriye konu olan haberin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamu ilgisinin ve yararının bulunması, açıklanış şekliyle konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması gerekir. Düşünce özgürlüğü ve dolayısıyla eleştiri, demokratik toplumlarda vazgeçilmez bir haktır. Toplumun ilerlemesi ve yararı için zorunludur. İfade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenilmeye değmez görülen haber ve düşünceler için değil, devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bu, demokratik toplum düzeninin ve çoğulculuğun gereğidir. Eleştiri de kaynağını bu özgürlükten alır. Eleştirinin doğasından kaynaklanan sertlik suç oluşturmaz. Eleştiri övgü olmadığına göre sert, kırıcı ve incitici olması da doğaldır. Ancak eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmamalı; küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birisinin olmaması hâlinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilemeyecek, eylem hukuka aykırı olacaktır. Bu kapsamda, Devletin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının da diğer Anayasal ve yasal kurumlar gibi eleştiriye açık olması doğaldır. Bu açıklamalar ışığında ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış 21.10.2021 tarih 2018/18-407 Esas - 2021/492 Karar; 10.05.2022 tarih 2017/(Kapatılan)16-1160 Esas - 2022/331 Karar; 13.09.2022 tarih 2018/(Kapatılan)16-62 Esas - 2022/542 Karar sayılı kararları çerçevesinde; Cumhurbaşkanına hakaret suçundan mahkûmiyetin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelip gelmediği ve gerçekleşmesi amaçlanan meşru amaçla orantılı olup olmadığı hususu açısından; siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle eleştiriye daha fazla katlanmak durumunda oldukları ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğu her zaman vurgulanmıştır. Demokratik bir toplumda siyasetçilere diğer siyasetçileri, hükûmet mensuplarını ve kamu görevlilerini eleştirme ve onlar hakkında yorum yapma hakkı tanındığı, seçmenlerini temsil eden, onların taleplerini, endişelerini ve düşüncelerini politik alana aktaran ve çıkarlarını savunan seçilmiş kimseler için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu, bu sebeple müdahale eğer bir siyasetçinin ifade özgürlüğüne yönelik ise başvuruların çok daha sıkı bir denetimden geçirilmesi gerektiği göz önüne alındığında, sanıklar tarafından dağıtılan bildirilerin, yasal bir siyasal parti olarak faaliyet yürüten Ezilenlerin Sosyalist Partisi tarafından düzenlenecek bir mayıs etkinliğine davet amacıyla dağıtıldığı, broşürlerin içeriğinde gündelik hayatın farklı bir çok noktasına yönelik bir kısmı ağır eleştiri mahiyetinde ifadelerin yer aldığı, dağıtılan bildirilerin içerikleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davaya konu edilen ifadelerin rahatsız edici, ağır eleştiri ve kaba hitap tarzında olmakla birlikte müştekinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelik taşımaması ve sövme fiilini de oluşturmaması nedenleriyle Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, dolayısıyla sanıkların beratine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. II.KARAR Yukarıda açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE, Dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.02.2025 tarihinde karar verildi.