Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, aleyhe vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 20/5/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş sunulmayacağını bildirmiştir. A. Başvuru Tarihine Kadar Yaşanan Gelişmeler Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Birinci başvurucu Şükran Cantayan hamile olduğu sırada meydana gelen kanama nedeniyle 6/3/2004 tarihinde Erciş Devlet Hastanesine (Hastane) müracaat etmiş ve kadın doğum servisine yatışı sağlanmıştır. Aynı tarihte uygulanan tedavi sırasında başvurucuya enjeksiyon yapılmış daha sonra birinci başvurucunun sol bacağında ağrı ve uyuşma şikâyetleri ortaya çıkmıştır. Başvurucu 18/3/2004 tarihinde taburcu edilmiştir. Başvurucular, hizmet kusuru nedeniyle birinci başvurucunun sol bacağında incelme ve kısalma şeklinde kalıcı sakatlık meydana geldiğinden bahisle Sağlık Bakanlığı aleyhine 7/10/2005 tarihinde Van İdare Mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açmışlardır. Mahkeme konuyla ilgili olarak Adli Tıp Kurumundan (ATK) bilirkişi raporu istemiştir. ATK'nın 25/5/2009 tarihli raporunda; enjeksiyonun kim tarafından ne zaman yapıldığına dair tıbbi delil bulunmadığı, bu nedenle görüş bildirilemeyeceği belirtilmiştir. Mahkemece söz konusu rapor yeterli görülmeyerek yeniden bilirkişi raporu verilmesi istenmiştir. ATK'nın 8/2/2010 tarihli raporunda; birinci başvurucuya Erciş Devlet Hastanesinde düşük riski nedeniyle gördüğü tedavi sırasında enjeksiyon yapılmış olduğu, ancak Hastanedeki tedavi sırasında veya taburcu işlemleri sırasında kişinin bacağında veya ayağında herhangi bir şikâyet olduğuna dair tıbbi belgelerde kayıt bulunmadığından siyatik sinir zedelenmesine neden olan olayın hangi tarihte meydana geldiği ve neye bağlı olduğunun eldeki mevcut verilerle bilinemeyeceği bildirilmiştir. Mahkeme tarafından 7/10/2010 tarihli ara kararla önceki raporlar arasında çelişkiler bulunduğu belirtilerek ATK Genel Kurulundan bilirkişi raporu istenilmiştir. Mahkemenin söz konusu ara kararında birinci başvurucuya Erciş Devlet Hastanesindeki tedavisi sırasında 6/3/2004 tarihinde enjeksiyon yapıldığının açık ve taraflar arasında tartışmasız olduğu belirtilmiştir. Aynı şekilde taburcu olmasından on altı gün sonra yapılan muayene raporunda hastanın şikâyeti kısmında "yaklaşık 20 gün önce sol kalça bölgesinden iğne yapılmış, ayakta uyuşma başlamış" ifadesiyle başvurucunun şikâyetlerinin tıbbi belgelerde kayda geçmiş olduğu vurgulanmıştır. Mahkeme, aşağıda belirtilen şu hususlar hakkında rapor düzenlenmesini talep etmiştir:a) Birinci başvurucunun sol bacağında meydana gelen incelme ve kısalma şeklindeki kalıcı sakatlığın 6/3/2004 tarihinde yapılan enjeksiyondan ya da enjekte edilen ilacın etken maddesinden kaynaklanmış olup olamayacağı (ilacın içerdiği etken maddenin niteliği ve muhtemel komplikasyonları, enjeksiyonun hatalı uygulanmış olması hâlinde böyle bir sakatlığa sebebiyet verip vermeyeceği gibi konular etraflıca değerlendirilmek suretiyle),b) Enjeksiyonun tıp kurallarına uygun şekilde yapılmış olması hâlinde bile böyle bir sakatlığın gerçekleşmesinin mümkün olup olmadığı,c) Birinci başvurucudaki sakatlık ile 6/3/2004 tarihli enjeksiyon arasında uygun illiyet bağı kurulamıyor ise bu türden sakatlığın sebeplerinin neler olabileceği, başvurucunun bacağında meydana gelen sakatlığın sebepleri ortaya konulamıyorsa bunun nedenlerinin ne olduğu. ATK Genel Kurulunun 3/2/2011 tarihli raporunda şunlar belirtilmiştir:a) Birinci başvurucunun taburcu olmasından on altı gün sonra yapılan elektromiyografi (EMG) tetkiklerinde tespit edilen enjeksiyon nöropatisiyle uyumlu bulguların EMG çekiminden en az beş gün öncesine ait olması gerektiği, kişinin hastanede yattığı dönemi de içine alan dönemde sinir hasarının oluştuğunun kabul edildiği ancak ne zaman oluştuğunun kesin olarak tespit edilemeyeceği, b) Enjeksiyon doğru yere yapılsa dahi sinir hasarının ödem, hematom gibi kitle oluşturan nedenlerle olabileceği gibi sinire nüfuz ederek toksik sebeplerle de oluşabileceği, c) Birinci başvurucuya enjekte edilen P. isimli ilacın toksik etkilerinin araştırıldığına dair literatür bilgisi saptanmadığı, olayın bir komplikasyon olarak değerlendirildiği. Başvurucu anılan rapora itiraz etmiştir. Ancak Mahkemece itiraz yerinde görülmeyerek ATK Genel Kurulunun 3/2/2011 tarihli raporu esas alınmak suretiyle 17/4/2012 tarihinde dava reddedilmiştir. Karar gerekçesinde olayda idareye yüklenebilir ağır bir hizmet kusurunun bulunmadığı ve meydana gelen zararla sağlık hizmeti arasında nedensellik bağlantısı kurulamadığı ifade edilmiştir. Temyiz incelemesinde Danıştay Onbeşinci Dairesinin 20/5/2014 tarihli ilamıyla derece mahkemesi kararının tazminat talebinin reddine ilişkin kısmı onanmış, idare lehine maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle vekâlet ücretine ilişkin kısmı bozulmuştur. Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Dairenin 18/2/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Bu karar başvurucular vekiline 21/4/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular 20/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.B. Başvuru Tarihinden Sonra Yaşanan Gelişmeler Mahkeme tarafından bozma kararına uyulmuş ve 19/6/2015 tarihli kararla idare lehine 600 TL maktu vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Söz konusu karar Danıştay Onbeşinci Dairesinin 8/2/2016 tarihli kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme istemi 15/11/2016 tarihinde reddedilmiştir. A. Ulusal Hukuk 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesi. Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine ilişkin mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (ilgili hukuk için bkz. Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 11-14).B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin maddesi kapsamı içerisinde yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye (k.k.), B. No: 46156/11, 21/5/2013). AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini, hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 49). AİHM'e göre taraf devletler, uygulanması planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda, ilgili devlet hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir (Şerif Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No: 28870/05, 25/5/2010). Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin sorumluluğunun Sözleşme'nin maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesi için yeterli olup olmadığı hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında ve hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye, B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında olmadığına işaret etmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, § 119, Yardımcı/Türkiye, § 59).