1. Hukuk Dairesi 2011/3328 E. , 2011/4381 K. "" MAHKEMESİ : ANKARA 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 28/12/2010 Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada; Davacı, kayden maliki olduğu 26729 parsel sayılı taşınmazda yer alan camiye davalı Turkcell tarafından baz istasyonu kurulmak suretiyle müdahale edildiğini, diğer davalı vakfında yetkisi olmadığı halde kira sözleşmesi yaparak, muaraza çıkardığını ileri sürerek, elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteklerinde bu…
**1. Hukuk Dairesi 2011/3328 E. , 2011/4381 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : ANKARA 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 28/12/2010 Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada; Davacı, kayden maliki olduğu 26729 parsel sayılı taşınmazda yer alan camiye davalı Turkcell tarafından baz istasyonu kurulmak suretiyle müdahale edildiğini, diğer davalı vakfında yetkisi olmadığı halde kira sözleşmesi yaparak, muaraza çıkardığını ileri sürerek, elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteklerinde bulunmuştur. Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır. Davanın sıfat yokluğundan reddine ilişkin olarak verilen karar, Dairece;" davacının mülkiyet hakkı sahibi olduğu, dava açma sıfatının bulunduğu, iddia ve savunma doğrultusunda taraf delilleri toplanarak, işin esasının incelenmesi" gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece hükmüne uyalan bozma ilamı doğrultusunda yapılan yargılama sonucu elatmanın önlenmesi isteklerinin kabulüne, ecrimisil isteği konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir. Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi . . raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteğine ilişkindir. Mahkemece, elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne, ecrimisil isteği konusuz kaldığından bu yönde hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Bilindiği üzere, tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten ve HUMK. nun 376. maddesine göre; son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hâkimin; aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne varki, uygulamada söz konusu yasanın 38l. Maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. İşte bu gibi hallerde, HUMK.'nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hâkimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın l4l. Maddesi ile HUMK. nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.