T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I DOSYA NO: 2024/1054 Esas KARAR NO : 2026/66 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ: 18/04/2024 NUMARASI : 2022/224 Esas, 2024/81 Karar MAHKEMENİN 2022/225 ESAS SAYILI BİRLEŞEN DOSYASINDA MAHKEMENİN 2022/226 ESAS SAYILI BİRLEŞEN DOSYASINDA MAHKEMENİN 2022/227 ESAS SAYILI BİRLEŞEN DOSYASINDA DAVANIN KONUSU: Markaya Tecav…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I DOSYA NO: 2024/1054 Esas KARAR NO : 2026/66 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ: 18/04/2024 NUMARASI : 2022/224 Esas, 2024/81 Karar MAHKEMENİN 2022/225 ESAS SAYILI BİRLEŞEN DOSYASINDA MAHKEMENİN 2022/226 ESAS SAYILI BİRLEŞEN DOSYASINDA MAHKEMENİN 2022/227 ESAS SAYILI BİRLEŞEN DOSYASINDA DAVANIN KONUSU: Markaya Tecavüzün Tespiti, Meni, Refi, Tazminat İstemli KARAR TARİHİ: 19/01/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili asıl ve birleşen davalardaki dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin uzun yıllardan bu yana saç sektöründe ticari faaliyetlerine devam ettiğini, şirket çatısı altında kullanılan "... ..." markasının ... nezdinde müvekkil adına koruma altına alındığını, müvekkili şirketin bu markayı işyerlerinde, reklam panolarında, tabela ve reklam vasıtalarında kullanarak hizmet kalitesini haklı bir üne kavuşturduğunu ve bilinen, aranan bir marka haline getirdiğini, netice olarak müvekkilin işletmesinin tescilli markası ile ilişkilendirilir bir hale geldiğini, müvekkil şirket adına tescilli "... ..." ibareli markanın neredeyse aynı sayılacak benzeri niteliğindeki "..." ibaresinin davalı tarafından ticari amaçlı olarak kullanıldığını, bu kullanımdan haksız kazanç elde edildiğini ve SMK'nın 29. maddesi kapsamında marka hakkına tecavüz eyleminin gerçekleştiğinin tespit edildiğini, davalılara tecavüzün durdurulmasına ilişkin ihtarname gönderildiğini, ancak davalı tarafların iş bu ihtarnameyi tebliğ almasına rağmen müvekkili adına tescilli markaya karşı devam ettirdiğini, belirterek davalının müvekkilin marka hakkına karşı işlediği tecavüz fiilinin tespitine, söz konusu fiilin durdurulması ve ortadan kaldırılmasına, müvekkil şirketin tecavüz sebebiyle uğramış olduğu şimdilik 1.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacı müvekkile ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Birleşen dosyada davalı ... Ticaret Limited Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin faaliyet konusunun genel olarak medikal cihaz imalatı ve satışı olduğunu, müvekkil şirketin davacı yanın dava dilekçesinde iddia ettiği şekilde ne davacının ne de diğer şirketler tarafından tescili alınmış hiçbir markanın kullanımını gerçekleştirmediğini, marka tecavüzünde bulunmadığını, davacının iddialarının asılsız olduğunu, davacının cins bir ismi kullanarak haksız kazançlar elde etmeye devam etmeye çalıştığını, özellikle "..." yani Türkçe anlamı olarak "..." gibi cins bir ismi bu denli geniş çapta kullanan davacının, aynı sektördeki kişilerin "..." yani "..." kelimesi ile ilgili olarak herhangi bir alanda dahi çalışmasına müsaade etmeme amacı taşıdığını, diğer davalılardan da görüleceği üzere davacı yanın açıkça sektörde tekelleşmeye çalıştığını, ayrıca müvekkil şirket ile diğer şirketlerin faaliyet alanlarının birbirinden farklı olduğunu, bahsi geçen "..." markasının davacı tarafın markasıyla karışıklık oluşturmadığını ve benzerlik göstermediğini, her iki markanın iştigal konularının birbirinden farklı olup, her iki tarafın kendi tescili bulunan alanlarda işlemler gerçekleştirdiğini, her iki kelimenin İngilizce dilinde farklı anlamlara geldiğini, "... ..." markasının "..." anlamını taşımaktayken "..." markasının "... ..." anlamına geldiğini, bu doğrultuda anlamları farklı olan iki kelimenin birbirine benzerlik taşıdığı iddiasıyla dava ikame edilmesinin açıkça kötüniyet teşkil ettiğini, müvekkili şirketin bahsi geçen "..." "... ..." ve "... ..." ibareli markaları tescil etmek gayesiyle Türk Patent ve Marka Kurumu'na başvurduğunu, müvekkilin başvurusunun kabulü ile markaların koruma altına alındığını, bununla beraber davacı tarafın bahsi geçen dava konusu markalara tescil başvuru süresi içerisinde itiraz etmediği gibi süresi içerisinde marka tescili iptal davasını da ikame etmediğini, ayrıca davacının SMK m. 157, Türk Borçlar Kanunu kapsamında davasını süresi içerisinde açmadığını, davacı tarafın tazminat talepleri yönünden ise öncelikle bir marka tecavüzünün bulunması gerektiğini, müvekkil şirket tarafından hiçbir şekilde marka tecavüzünde bulunulmadığını beyan ederek; süresinde açılmayan huzurdaki davanın öncelikle zaman aşımından ötürü reddine, davacının iş bu davayı ikame etmekte yararı bulunmadığından, davanın hukuki yarar yokluğundan reddine, davacının haksız ve kötüniyetli davasının esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. -Diğer davalılar süresi içinde cevap dilekçesi sunmamıştır. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI: "... davalı ... tarafından sosyal medya hesabı ve bu hesapta belirtilen iş yerinin kendisine ait olmadığı belirtilmiş ise de dosya içerisine alınan vergi kayıtlarından davanın açıldığı tarihte sosyal medya hesabında belirtilen iş yeri adresinde bu davalının faaliyet gösterdiğinin anlaşıldığı, davalı ...'nın davacı tarafça iddia edilen kullanımlarının tespit ve ispat edilemediği, davalı ... ... yönünden sosyal medya hesabının ve kullanımlarının bu davalıya ait olduğunun tespit ve ispat edilemediği, bu davalıya ait olduğu iddia edilen sosyal medya hesabındaki kullanımlar ile davalı ... yönünden sosyal medya hesabındaki kullanım ve davalı ... yönünden youtube hesabındaki kullanımlara ilişkin olarak tecavüz iddiası değerlendirildiğinde bu kullanımlarda üzerinde ... ibarenin esas unsur olarak bulunduğu cihazların tanıtımının yapıldığı, bu cihazların zayıflama, vücutta ... ve şekillendirme amacıyla kullanıldığının belirtildiği, davacıya ait "... ..." ibareli markanın...yönünden tescilli olduğu, ... ... ibaresi İngilizce olup Türkçe ... anlamına geldiği, davaya konu ... ibaresinin bulunduğu cihazların kullanıldığı faaliyet alanı ile davacının markasının tescilli olduğu güzellik bakım hizmetleri ve tıbbi hizmetler birlikte değerlendirildiğinde davacı marka ibaresinin ayırt edicilik gücü zayıf marka konumunda olduğu, ayırt edicilik gücü zayıf marka yönünden koruma kapsamı değerlendirilirken iltibas tehlikesinin yapılacak küçük bir değişiklik ile dahi ortadan kaldırılabileceği, davacı markasının "... ..." ibaresinden oluştuğu, tecavüz oluşturduğu iddia edilen kullanımların ise davacı markasının ilk kelimesi olan ... ibaresinin başına e ve m harflerinin eklenerek ... ibaresinden oluştuğu, davacının ayırt edicilik gücü zayıf bu marka karşısında bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere ... ibaresinin ayırt ediciliğinin bulunduğu, karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırdığı, davaya konu ... ibareli kullanımlarının davacının marka hakkına tecavüz oluşturmayacağı anlaşılmakla yukarıda açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davaların reddine karar verilerek; 1-Asıl davanın REDDİNE, 2-Birleşen mahkememizin 2022/225 Esas sayılı dosyasında açılan dava yönünden davanın REDDİNE, 3-Birleşen mahkememizin 2022/226 Esas sayılı dosyasında açılan dava yönünden davanın REDDİNE, 4-Birleşen mahkememizin 2022/227 Esas sayılı dosyasında açılan dava yönünden davanın REDDİNE, " Şeklinde karar vermiştir. İSTİNAF İSTEMİ: Davacı vekili 30.05.2024 Tarihli istinaf isteminde özetle; Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, kararın hukuki anlamda gerekçesiz olduğunu, bilirkişi raporuna atıf veya kopyalayarak gerekçe şeklinde yazıldığını, uzman görüşüne yer verilmediğini, uzman görüşüne neden itibar edilmediğinin açıklanmadığını, bilirkişi raporunda hatalı şekilde zayıf marka olarak değerlendirmesi yapıldığı için mahkemece aynen kabulünün hak arama özgürlüğünü anlamsız kıldığını, markanın zayıf marka olmadığını, sektöründe önde gelen tanınmış bir marka olduğunu, davalıların müvekkilinin emeğini hiçe sayarak pazarladıkları ... uygulaması (.... - ... ) ... yöntemine ilişkin bir ibare olup kullanıma özgü şekilde tescil edilen ve müvekkili firmanın Ar-ge ve tanıtım faaliyetleri kapsamında yaygınlaşarak tanınır hale geldiğini, müvekkiline ait ... ... ibaresinin ... uygulama isminden yola çıkılarak ... şeklinde pazarlanmasının nedeninin de bu tanınmışlık olduğunu, Hem markanın tanınmışlığından haksız yarar sağlanmakta hem de itibar ve ayırt edici karakteri zedelenmekte olduğunu, zayıf marka tespitinin yerinde olmadığını, Kabul mahiyetine gelmemek kaydıyla ibarenin zayıf marka kapsamında kaldığı düşünülüyorsa bile markanın müvekkili tarafından fasılasız ve yoğun şekilde kullanıldığı ve kuvvetli tanıtım sonucu ayırt edici hale geldiğini, "... ...” markasının müvekkili şirket ile tamamen özdeşleştiğini, Davalıların müvekkilinin markasını taklit ederek, "...", "... ...", "... ..." ve "... ..." ibarelerini kullanarak müvekkilin marka hakkına tecavüz ettiğini, Davalıların Instagram ve diğer sosyal medya hesaplarında "..." ve benzeri ibareleri kullanması, marka hakkına tecavüzün açık bir örneği olduğunu, Toplumda "..." ibaresinin, ...kavramlarıyla özdeşleştiğini, davalıların "..." ibaresini kullanarak bu konsepti benimsemesi, markanın ...sektöründe aynen kullanılması yoluyla orta düzeydeki tüketicinin zihninde yanıltıcı bir algı oluşturmayı amaçladığını, iltibas söz konusu olduğunu, hem marka tecavüzü hem de haksız rekabet oluştuğunu, Davalı ile müvekkilinin markaları karşılaştırıldığında tecavüz eyleminin sübuta erdiği açık olduğunu, sınıfsal benzerlik açısından aynılık söz konusu olduğu gibi dava konusu markalar aynı sektörde kullanılmakta olup,hitap edilen tüketici kitlesi açısından da aynılık olduğunu, bilinç düzeyinin ortalama olduğunu, ...ve ... markalarının farklı değerlendirilmeyeceğini, Görsel, İşitsel ve Kavramsal Benzerlik oluştuğunu, ... ... markasının ... anlamını taşıdığı, ... davalı markasının ... anlamını taşıdığını, davalının bir kısım markalarında müvekkilinin "..." şeklinin dahi taklit ettiğini, Bilirkişi kök ve ek raporu kanunun aradığı anlamda teknik inceleme içermediğinden hükme esas alınmasının hatalı olduğunu, davalının cevap dilekçesi içeriğinin dikkate alınmadığını, raporda marka tecavüzü tespit edildiği halde okunuş nedeniyle benzerlik bulunmadığı iddia edilerek çelişkili sonuca varıldığını belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulünü talep etmiş, 18.07.2024 Tarihli ek beyan dilekçesi ile ek inceleme talebinde bulunmuştur. GEREKÇE Asıl ve birleşen davalar, markaya tecavüzün tespiti, meni refi ile maddi manevi tazminat istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Somut uyuşmazlıkta; davacının "... ... ..." markasında yer alan ve İngilizce bir kelime olan ... ... ibaresinin Türkçe'de "..." anlamına geldiği, davacı tarafça sunulan davalıların sosyal medya hesaplarındaki ..., ... ..., ... ... ibareli markasal kullanımların "... vaadi ile hizmet sağlanmasına ilişkin cihazlarda" olduğu, dosyada sektör bilirkişisinin de yer aldığı kök ve ek bilirkişi raporunda; ... ibaresinin ihtilaf konusu markasal kullanıma konu ürün ve hizmet bakımından zayıf marka muhteviyatında ve ayırt ediciliğinin düşük olduğunun tespit edildiği, uzman görüşüne itibar edilmemesinin gerekçelerinin açıklandığı, davalıların ürünler üzerindeki markasal kullanımlarında harf ve ... unsurları ile davacı markasından uzaklaştığı ve markaya tecavüz oluşmadığının tespit edildiği, raporun yeterli ve hükme elverişli olduğu, asıl dosya davalısı ... ve birleşen dosya davalısı ... ..ŞTİ yönünden yargılama sırasında alınan raporda dava dilekçesinde belirtilen kullanımların ve sosyal medya hesabının davalılara ait olduğunun tespit edilemediği dikkate alındığında ilk derece mahkemesince davaların reddine karar verilmesinde usul ve esas yönünden hukuka aykırılık görülmemiş, davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar ... gerekmiştir. Açıklanan nedenle ilk derece mahkemesinin kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığından davacı vekilini istinaf siteminin esastan reddine karar verilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi ayrıntılı kararda açıklandığı üzere; 1-6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince, davacı vekilinin asıl ve birleşen davalar yönünden yerinde görülmeyen istinaf isteminin ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Asıl ve birleşen davalarda alınması gereken (732TLx4) 2.928,00TL harçtan, peşin alınan 1.710,40TL harcın mahsubu ile bakiye 1.217,60TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Artan gider avanslarının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince taraflara iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nun 361.maddesi uyarınca tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.19/01/2026