T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 31. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/129 - 2026/210 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31.HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2026/129 Esas KARAR NO : 2026/210 (İnceleme aşamasında / Duruşmasız) (Davacının istinaf başvurusunun Esastan reddine,Davalının istinaf başvurusunun kabulü ile Kararın kaldırılarak Yeniden Hüküm Kurulması 353-1-b-2 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 10. ASLİYE TİCAR…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 31. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/129 - 2026/210 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31.HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2026/129 Esas KARAR NO : 2026/210 (İnceleme aşamasında / Duruşmasız) (Davacının istinaf başvurusunun Esastan reddine,Davalının istinaf başvurusunun kabulü ile Kararın kaldırılarak Yeniden Hüküm Kurulması 353-1-b-2 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 05/11/2025 NUMARASI : 2025/760 Esas-2025/696 Karar DAVANIN KONUSU : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 03/03/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 02/04/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, dairemize gönderilen dosyanın yapılan istinaf incelemesi sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İSTEM; Davacı vekili tarafından verilen 02/01/2017 tarihli dilekçesinde özetle; Taraflar arasında 21/05/2012 tarihinde imzalanan alt taşeorunluk sözleşmesi ile davalıların yükleniciliğini üstlendiği inşaatın mekanik işlerinin yapımının müvekkili tarafından üstlenildiğini, davalı ortaklığın ana işverenle olan sözleşmesinin 30/12/2014 tarihinde sona ermesi üzerine alt yükleniciler ile olan sözleşmenin de aynı tarihler itibariyle feshedildiğini, davacı müvekkilinin 12 nolu hak ediş bedelinden kalan 81.876,20 USD karşılığı KDV hariç 289.841,75 TL alacağı ile mühendislik hizmetleri ve kâr kaybından dolayı 339.701,00 USD karşılığı (KDV hariç) şimdilik 10.000,00 USD karşılığı olan 35.400,00 TL alacağın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Dava dilekçesinin konu başlığında "itirazın iptali ile borçlunun %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi talebidir." yazması üzerine davacı vekilinden alınan talebin açıklamasına ilişkin 12/10/2017 tarihli dilekçede 12 nolu hak ediş bedelinden kalan 81.876,20 USD'nin TL karşılığı KDV hariç 289.841,75 TL ile mühendislik hizmetlerinden, kâr kaybından dolayı 339.701,00 USD (KDV hariç) 'den şimdilik 10.000,00 USD karşılığı 35.400,00 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istediklerini ve taleplerinin alacak istemine ilişkin olduğunu belirtmişlerdir. YANIT: Davalılar vekili tarafından verilen 02/03/2017 davayı cevap dilekçesinde özetle; Davacının uyarılmasına rağmen imalatlardaki hata ve ayıpları gidermediğini, işin yapılmasını geciktirdiğini, ana işveren ile imzalanan sözleşmenin 31/12/2014 tarihi itibariyle feshedilmesi üzerine tüm alt yüklenici ve tedarikçiler ile olan sözleşmelerin sona erdirildiğini, bu hususun 30/12/2014 tarihli yazı ile davacıya bildirildiğini, davacının hiç bir gerekçe ileri sürmeden 01/09/2015 tarihli hak edişi imzalamadığını, 04/08/2015 tarihli ihtarname ile de bir takım haksız taleplerde bulunduğunu, dava dışı şirkete olan 67.513,00 TL borcun başlatılan takip ile müvekkilinden tahsil edildiğini, 12 nolu hak edişin KDV'siz tutarının icra takibinden önce davacıya ödendiğini, davacının 12 nolu hak edişine karşılık düzenlediği 17/09/2015 tarihli faturanın yasaya ve sözleşmeye uygun düzenlenmemesi nedeni ile kabul edilmeyerek iade olunduğunu, davacı tarafından başlatılan takibe itiraz olunduğunu, takip tutarı ile davadaki taleplerin uyumlu olmadığını, müvekkilinin sözleşmeyi feshetme yetkisi bulunduğunu, fesihte müvekkilinin kusurunun olmadığını, bu sebeple davacının sadece hak ediş alacağını isteyebileceğini, mühendislik hizmetleri ve kâr kaybı adı ile belirtilen taleplerinin yerinde olmadığını, davacının teminat senedi ile hak edişlerden kesilen nakit teminatının müvekkilinde durduğunu, iade şartlarının oluşmadığını belirterek haksız davanın reddine, davacının %20'den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatı ödemeye mahkum edilmesine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 05/11/2025 tarihli ve 2025/760 Esas ve 2025/696 Karar sayılı kararında özetle; Dava, eser sözleşmesinden kaynaklı bakiye hak ediş alacağı ile mühendislik ve kar kaybı tazminatının tahsili istemine yöneliktir. Somut uyuşmazlıkta taraflar arasında 21/05/2012 tarihli taşeron-alt taşeron sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşme uyarınca davacının, davalıların yükleniminde olan inşaatın mekanik işlerinin yapılmasını üstlendiği, sözleşme kapsamında bir kısım edimlerini ifa ettiği, süreçte davalıların ana iş vereni dava dışı firma tarafından asıl sözleşmenin 30/12/2014 tarihinde sona erdirildiği, anılan bu tarih itibariyle de davalıların davacı ile sözleşmelerini feshettiği hususları uyuşmazlık konusu değildir. Çekişme, davacının bakiye hak ediş alacağı ile kar kaybı ve mühendislik hizmetleri alacağının olup olmadığı, varsa miktarı ile davalılardan tahsilinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İddia, savunma, toplanan kanıtlar, daha önce tesis edilen kararlar, BAM kaldırma kararları, sözleşme hükümleri ve alınan bilirkişi kurulu raporu ile tüm dosya kapsamından, taraflar arasında düzenlenen 21/05/2012 tarihli alt taşeronluk sözleşmesinin davalılarca feshedildiği sabittir. Anılan sözleşmenin 17/A maddesinde sözleşmenin feshi durumunda davacının, masraf, tazminat, kar mahrumiyeti adı altında herhangi bir taleple bulunmayacağı, sadece kusursuz olması halinde temin ettiği malzeme bedelleri ile hak ediş alacaklarının talep edebileceği kararlaştırıldığından, davacının gerek kar kaybı gerekse mühendislik hizmeti bedeline yönelik taleplerinin yerinde olmadığı sonucuna varılmış, bu istemlerin reddi gerekmiştir. Öte yandan, sözleşmenin feshedilmesi sonrasında tasfiye kapsamında davacının kural olarak hak ediş alacağını talep etmesi yerinde görülmüştür. Gerek kaldırma kararı öncesinde gerekse sonrasında alınan bilirkişi raporlarında davacının hak ediş alacağının KDV dahil 108.706,63 USD olduğu tespit edilmiştir. Bu kalem alacak bakımından bilirkişi raporları dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli olduğundan mahkememizce de kabul edilmiştir. Bu hak edişe, KDV alacağı da dahildir. Davalılar tarafından sözleşme 31/12/2014 tarihinde feshedilmiştir. Ancak, taraflar sözleşmede belirtilen şekilde tasfiye hükümlerine uyarak sözleşmeyi tasfiye etmemişlerdir. Başka bir anlatımla, son hak ediş itibariyle anlaşma sağlanmamıştır. Zamanaşımı, tasfiyenin tamamlanması ile başlayacaktır. İşbu dava, tasfiye tamamlanmadan açılmıştır. Islah edilen kısım itibariyle de zamanaşımı henüz gerçekleşmemiş olup, davalılar vekilinin ıslah edilen tutara yönelik zamanaşımı def'ine itibar edilmemiştir. Anılan hak ediş alacağı içinde teminat kesintileri de yer almaktadır. Yine taraflar arasındaki sözleşmenin 7.3.3 ve 7.3.4 ile ek 2. maddesinde hangi hallerde teminat kesintisinin iade edileceği detaylı şekilde hükme bağlanmıştır. Gerek kaldırma kararı öncesi gerekse kaldırma kararı sonrası yaptırılan bilirkişi incelemelerinde teminat kesintisi iadesi koşulları tartışılmıştır. Bu koşullar kapsamında davacının, davalı tarafa 2015 yılının Temmuz ayı içerisinde başvurular yaptığı, bu başvurularında sözleşme ve sözleşme eki 2. maddedeki şartları tamamlama bakımından karşılıklı yazışmaların olduğu, ibranameler, SGK ilişiksiz belgesi, SMM raporu ile bir takım belgeleri sunduğu, davalılarca incelemelerin yapıldığının bildirildiği, keza dava dışı SGK kurumu tarafından da ilgili dönemi itibariyle davacının prim borcunun olmadığının teyit edildiği, esasen davalılar ile dava dışı kurumun sulh yolu ile ana sözleşmeyi sona erdirdikleri, gerek dava tarihine kadar gerekse halen davalılarca teminat kesintisinin iadesi koşullarını engelleyen herhangi bir neden, bilgi ve belge sunulmadığı, davacı tarafa bir ihtarnamede keşide edilmediği, taraflarca başka bilgi ve belge sunulmayacağının bildirildiği, gelinen bu aşama ve dosya kapsamına göre, davacının teminat kesintilerini de talep etme koşullarının oluştuğu sonucuna varılmıştır. Davacı taraf, 30/07/2024 tarihinde alacağını 26.830,43 USD artırarak 108.706,63 USD olarak tahsilini içerir ıslah dilekçesi sunmuştur. Her ne kadar davalı yan, bu talebe karşı davacının 12/10/2017 tarihinde ıslah dilekçesi verdiğini ve ikinci defa ıslah olmayacağı yönünde karşı koymuş ise de anılan ilk dilekçenin ara karar uyarınca dava dilekçesindeki çelişkiyi giderir şekilde dava dilekçesinin açıklaması niteliğinde olduğu mahkememizce kabul edilmiş, 30/07/2024 tarihli bu dilekçesi ıslah dilekçesi olarak kabul edilmiştir. Ancak, ıslah dilekçesinde davacı alacağını USD olarak tahsili yönünde talepte bulunmuş ise de kısmi davasını yabancı para üzerinden talep edebilecekken tercih hakkını TL olarak kullanması ve bu durumun davalılar yararına usulü kazanılmış hak oluşturması dikkate alınarak, ıslah tarihindeki 26.830,43 USD'nin TL karşılığı olan 885.597,36 TL ıslah edilen tutarda esas alınarak hüküm kurulmuştur. Bu durum karşısında, davacının davasının hak ediş alacağı bakımından kısmen subut bulduğu, diğer istemlerin yerinde olmadığı sonucuna varılmış, gerek temerrüt tarihi gerekse temerrüt faizi oranları bakımından usulü kazanılmış haklar ve ıslah edilen tutarla ilgili olarak yasal oranda temerrüt faizi talebiyle bağlı kalınarak davanın kısmen kabulü ile 289.841,74 TL 'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans oranında 885.597,36 TL'nin ise ıslah tarihi olan 30/07/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine diğer taleplerin ise reddine dair karar verildiği görülmüştür. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili tarafından verilen 26/12/2025 tarihli istinaf kanun yolu başvuru dilekçesinde özetle; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. HD'nin 2025/150 E. 2025/722 K. Sayılı kararı ile yerel mahkeme ilamının kaldırılması sonrasında Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2025/760 E. Sayılı dosyasında yapılan yargılaması sonucunda 2025/696 K. Sayılı karar ile davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin, 20. maddesinde açıkça düzenlenen “Ana Sözleşmeye Tabiyet (Back to Back)” hükmü gereği, klasik alt yüklenici sözleşmesi olmadığını, buna rağmen ilk derece mahkemesince sözleşmenin, genel nitelikli ve geleneksel bir alt yüklenici sözleşmesi gibi değerlendirildiğini, sözleşmenin özel ve özgün niteliğinin göz ardı edildiğini, davalı ile dava dışı İDARE (... Gayrimenkul Yatırım ve Geliştirme Ltd. Şti.) arasında 24.01.2012 tarihinde imzalanan ANA SÖZLEŞMEnin bedelinin 28.990.748,35 USD + KDV olup, davacı alt yüklenici olan taraflarının bu sözleşmeye, taraflar arasındaki sözleşmenin 20. maddesi (Back to Back – Ana Sözleşmeye Tabiyet) uyarınca bağlı olduğunu, sözleşmenin 20. maddesinde, “tüm idare uygulamalarının, lehe veya aleyhe ayrım yapılmaksızın, birebir alt yükleniciye yansıtılacağı” nın açıkça kararlaştırıldığını, taraf iradelerinin bu yönde olmasına rağmen, İDARE tarafından ANA SÖZLEŞME’nin feshi nedeniyle davalıya yapılan ödemelerin davacıya yansıtılmadığını, sözleşmenin açık hükmünün fiilen bertaraf edildiğini, ANA SÖZLEŞMEnin tarafların kusuru olmaksızın, tamamen İDARE’nin talebiyle feshedildiğini, feshe ilişkin hükümlerin Fesih/Sulh Sözleşmesi ile düzenlendiğini, ANA SÖZLEŞME’nin eki ve devamı niteliğinde olduğunu, mahkemece, Fesih/Sulh Sözleşmesi kapsamında yapılan ödemelerin davacıya yansıtılması gerektiği hususunun dikkate alınmadığını, dosyada mevcut, Back to Back sözleşmeler konusunda uzman bilirkişi ... tarafından düzenlenen rapor ve ek raporda; taraflar arasındaki sözleşmenin özel nitelikli olduğu ve fesih nedeniyle İDARE tarafından yapılan ödemelerin Back to Back ilkesi gereği alt yükleniciye de yansıtılması gerektiğinin açıkça belirtildiğini, bilirkişinin ayrık görüşünün, hükme esas alınmaksızın değerlendirme dışı bırakıldığını, Fesih/Sulh Sözleşmesi uyarınca İDAREnin, proje paydaşlarının tamamı için %15 oranında kar kaybı ödemesi yaptığını, davacının fesih tarihine kadar kestiği faturalar sabit olmasına rağmen, bu tutar üzerinden hesaplanan kar kaybı alacağının mahkemece reddedildiğini, bu durumun sözleşmeye ve hakkaniyete açıkça aykırı olduğunu, ANA SÖZLEŞMEnin, tarafların kusuru olmaksızın, tamamen İDARE’nin talebiyle 31.12.2014 tarihinde feshedildiğini, feshe ilişkin tüm hükümlerin, ANA SÖZLEŞME’nin eki ve devamı niteliğinde olan Fesih/Sulh Sözleşmesi ile düzenlendiğini, bu nedenle, bu sözleşme kapsamında yapılan tüm ödemeler de Back to Back ilkesi gereği davacı alt yükleniciye yansıtılmadığını, davacı ile davalı arasındaki sözleşme bedelinin 3.100.000 USD + KDV olduğunu, bu tutarın ANA SÖZLEŞME bedeline oranının %10,693 olduğunu, bu oran doğrultusunda 3.000.000 USD’lik ödemeden davacıya 320.791,99 USD, Gerçekte verildiği ispatlanamayan ve danışmanlık hizmeti niteliği taşımayan 1.800.000 USD’lik ödemeden 192.475,19 USD, ödenmesi gerektiğini, kar kaybı kalemi bakımından, davacının fesih tarihine kadar kestiği 1.719.025,37 USD tutarındaki faturalara %15 oranı uygulanarak 257.853,80 USD kar kaybı alacağı doğduğunu, bu kalemler toplamında, Back to Back prensibi gereği davacıya ödenmesi gereken tutarın, 771.120,98 USD + KDV olduğunu, Fesih/Sulh Sözleşmesi kapsamında davalıya ödenen 1.800.000 USD “danışmanlık bedeli”nin, fiilen verilmiş bir danışmanlık hizmetine dayanmamakta olup, davalının bu hizmeti verdiğini ispatlayamadığnı, gerçekten bir danışmanlık hizmeti verilseydi bunun ayrı bir danışmanlık sözleşmesi ile imza altına alınması gerektiğini, çünkü kanunen, Danışmanlık Sözleşmelerinin başka bir sözleşmenin içinde yer alamayacağını, yani sözleşme içinde ayrı bir sözleşme olamayacağının izahtan vareste olduğunu, 24.01.2012 tarihinde Davalı Şirket ile İdare arasında imza altına alındığı ve tutarının 28.990.748,35 USD + KDV olan Ana Sözleşmenin dava dışı idare olan ... Gayrimenkul Yatırım ve Geliştirme Ltd. Şti.' ne müzekkere yazılarak, Ana Sözleşme bedelinin teyidi amacıyla sözleşme aslının celbi yoluna gidilmediğini, bu hususun eksik incelemeye sebebiyet verildiğini, itirazın iptalinin alacak davasına dönüştüğü huzurdaki yargılamada hem takip talebinde, hem de 2017/2 E. Sayılı dosyaya sundukları 12/10/2017 tarihli dilekçelerinde 81.876,2 USD (x3,54=289.841,78 TL) alacağın şimdilik 10.000,00 USD miktarının (x3,54=35.400,00 TL) davalılardan tahsiline karar verilmesinin talep edildiğini, yerel mahkeme tarafından hükümde alacağın TL cinsinden hükme esas alınmasının usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, zira hem icra takibindeki taleplerinden, hem itirazın iptalinden, hem de bu davanın ıslah ile alacak davasına çevrilmesindeki beyanlardan kur oranının harç miktarı için belirtilmekle alacağın cinsinin değişmeyeceğinin açık olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmelerin ve bugüne kadar yapılan kısmi ödemelerin de USD cinsinden yapıldığını, tarafların birbirlerine noter aracılığı ile gönderdiği ihtarnamelerde bakiye miktarların USD üzerinden belirtildiğini belirterek istinaf başvurularının kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasını ve tüm taleplerinin kabulü yönünde hüküm kurulmasını talep etmiştir. Davalılar vekili tarafından verilen 13/01/2026 tarihli istinaf kanun yolu başvuru dilekçesinde özetle; Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından, davanın kısmen kabulü ile 289.841,74 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi oranında, 885.597,36 TL'nin ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz oranında temerrüt faiziyle birlikte tahsiline hükmedildiğini, davacının diğer talepleri ile ilgili ise hüküm tesis edilmeyerek mühendislik hizmetleri ve kar kaybı taleplerinin yerinde olmadığının bir kez daha ortaya konulduğunu, kararın, davacıların kar kaybı taleplerine yönelik kısmının hukuka ve dosya kapsamına uygun olduğunu, bu yönüyle onanmasına karar verilmesini talep ettiklerini, ancak davacı tarafından yapılan ıslahın usul ve yasaya aykırı olduğundan, mahkemece ıslah esas alınarak verilen kararın da usul ve yasaya aykırı olduğunu, HMK'nun 176/2 maddesi uyarınca "Aynı davada, tarafların ancak bir kez ıslah yoluna başvurabileceğini" bu sebeple usul ve yasaya aykırı ıslah talebinin reddinin gerektiğini, davacı tarafın 12.10.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile aynen “davamızı itirazın iptali olarak değil bir alacak davası olarak değiştirdiğimizi” ifadelerine yer verilmek suretiyle, huzurdaki davayı alacak davası olarak ıslah ettiklerini beyan ettiklerini, mahkemece verilen hükümde, "ara karar uyarınca dava dilekçesindeki çelişkiyi giderir şekilde dava dilekçesinin açıklaması niteliğinde olduğunun kabul edildiği" denilerek davacı tarafın işbu dilekçesinin ıslah dilekçesi olarak değerlendirilmediğini, oysa davacı tarafça verilen 12.10.2017 tarihli dilekçesinde açıkça davasının tümden ıslah edildiğinin belirtildiğini, davanın işbu ıslah sonrasında "itirazın iptali" davası yerine "alacak davası" olarak görüldüğünü, davacı tarafın davasını "itirazın iptali davası" olarak ikame ettiğini, itirazın iptali davasının açılabilmesinin usuli şartları gerçekleşmediğinden, davasının reddinin gerektiğini, mahkemenin davacıya süre vermesi üzerine davacının bu kez davasını "alacak davası" olarak ıslah ettiğini bildirdiğini, diğer bir anlatımla, davacının davası "itirazın iptali" olarak görülse idi, davanın tümüyle usulden reddi gerekecek iken, davacının davasını tümden ıslah etmesi neticesinde "alacak davası" olarak görüldüğünü, davacının davasını ıslahının ise usul ve yasaya aykırı olmasına karşın, bu kez ilk ıslahın ıslah olarak değerlendirilmemesi neticesinde bir kez daha davacı lehine haksız bir durum gündeme geldiğini, mahkemece verilen kararda, zamanaşımının, tasfiyenin tamamlanması ile başlayacağı, işbu davanın tasfiye tamamlanmadan açıldığı, bu sebeple ıslah edilen tutarlar bakımından davanın zamanaşımına uğramadığının belirtildiğini, TBK'nun 147. Maddesi uyarınca; "Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar"ın beş yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, davacının davasını TL cinsinden ikame ettiğini, buna rağmen, mahkemece davanın ıslah edilen tutarlar bakımından dava tarihindeki TL kuru esas alınarak hüküm altına alınması gerekir iken, ıslah tarihindeki TL kuru esas alınarak hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece davacının davasının hak ediş alacağı bakımından kısmen sübut bulduğu belirtilerek 289.841,74 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans oranında, 885.597,36 TL'nin ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz oranında temerrüt faiziyle birlikte tahsiline hükmedildiğini, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi'nin kaldırma kararında "KDV alacağının doğması ve talep edilmesi için fatura düzenlenmesinin şart olmadığı hususları"nın değerlendirilmesi gerektiğinin belirtildiğini, davacının Sözleşme kapsamında yaptığı işlere ilişkin olarak, Sözleşme'nin sona ermesi ile birlikte 12 no’lu son/kesin hak ediş düzenlediğini, davacının bu hakedişi haklı hiçbir gerekçe olmaksızın imzalamadığını ve bu hakedişe uygun fatura tanzim etmediğini, mahkemenin bu kabulünün de hatalı olduğunu, daha önce de birçok dilekçelerinde açıkladıkları üzere, sözleşmeye göre davacıya teminatlarının iade edilebilmesi için gerçekleşmesi gereken şartların tamamının gerçekleşmediğini, tüm bu sebeplerle, gerek yukarıda açıklanan, gerekse resen gözetilecek sebeplerle, istinaf başvurularının kabulü ile, Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/760 E., 2025/696 K. sayılı kararında müvekkilleri aleyhine hükmedilen ve yukarıda açıklanan yönler bakımından usul ve esasa aykırı olması sebebiyle kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda; Dava, taraflar arasında düzenlenen 21/05/2012 tarihli, alt taşeronluk sözleşmesi ile davalıların yükleniciliğini yaptığı inşaatın mekanik işlerinin davacı tarafından üstlenilmesi konusundaki sözleşmenin bir kısmının ifa edilmesinden sonra davalı ortaklığın, ana işveren ile olan sözleşmesinin 30/12/2014 tarihinde sona ermesi üzerine, davacı alt yüklenici ile olan sözleşmenin de aynı tarih itibariyle davalı yüklenici ortaklık tarafından feshedilmesi üzerine, davacı alt yüklenici tarafından açılan ödenmeyen 12 nolu hakediş bedeli karşılığı olan 81.876,20 USD karşılığı KDV hariç 289.841,75 TL alacak ile mühendislik hizmetleri ile kar kaybından dolayı 339.701,00 USD karşılığı KDV hariç şimdilik 10.000,00 USD karşılığı 35.400,00 TL alacağın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili isteğine ilişkindir. Daha önce mahkemenin vermiş olduğu 2017/2 Esas, 2019/260 Karar 2021/426 Esas, 2022/243 Karar ve 2022/704 Esas, 2024/756 Karar sayılı kararlar ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, bu kararların taraflarca istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 2020/600 Esas, 2021/547 Karar sayılı 01/06/2021 tarihli, 2022/649 Esas, 2022/838 Karar sayılı 04/10/2022 tarihli ve son olarak 2025/150 Esas, 2025/722 Karar sayılı 16/09/2025 tarihli kaldırma kararları ile kaldırılmasına karar verilerek dosyanın kaldırma kararları doğrultusunda yeniden yargılama yapılarak karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Mahkemece dairemizin son olarak vermiş olduğu, 2025/150 esas 2025/722 Karar sayılı kaldırma kararı kapsamında yapılan yargılama sonucunda mahkemece verilen 05/11/2025 tarihli 2025/760 Esas, 2025/696 Karar sayılı karar ile; kaldırma kararı gereklerinin yerine getirildiği söylenerek davacının mühendislik hizmetleri bedeli ile kar kaybından dolayı alacak taleplerinin reddine, ancak davalılar tarafından sözleşmenin 31/12/2014 tarihinde feshedilmiş olması sebebiyle 12 nolu hakediş bedelinden dolayı KDV dahil 108.706,63 USD hakediş alacağı bedeli talep edebileceği, her ne kadar davalı yanın ıslaha karşı verdiği cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunmuş ise de taraflar arasındaki sözleşmenin 2014 tarihinde yapılan feshinden sonra tarafların aralarındaki sözleşmeyi tasfiye etmemiş olmaları nedeniyle zamanaşımının tasfiye ile başlayacağı, bu sebeple ıslah tarihi itibariyle de taraflar arasındaki tasfiyenin henüz tamamlanmadığı anlaşıldığından, ıslaha karşı yapılan zamanaşımı defi kabul edilmeyerek davacının ıslah tarihindeki 26.830,43 USD arttırılmış alacak talebinin TL karşılığının 885.597,36 TL olduğu ve davacının, alacağının her ne kadar ıslah dilekçesinde USD olarak tahsili talebinde bulunmuş ise de kısmi davasını yabancı para üzerinden talep edebilecekken tercih hakkını TL olarak kullanması ve bu durumun davalılar yararına usuli kazanılmış hak oluşturması dikkate alınarak ıslahla arttırılan 26.830,43 USD'nin TL karşılığı olan miktarın hüküm altına alınması gerektiği kabul edilmek suretiyle ve yine gerek temerrüt tarihi gerekse temerrüt faizi oranları bakımından usuli kazanılmış haklar ve ıslah edilen tutarla ilgili olarak yasal oranda temerrüt faizi talebiyle bağlı kalınması gerektiği kabul edilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne, 289.841,74 TL' nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile 885.597,36 TL alacağın ise ıslah tarihi olan 30/07/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal oranda temerrüt faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, diğer istemlerin reddine karar verilmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda ve dairemizin daha önceki kaldırma kararları doğrultusunda davacının mühendislik hizmetleri alacağı talebi ile kar kaybı alacağı taleplerinin reddine karar verilmiş olmasında ve dava dilekçesi ile talep ettiği 289.841,74 TL hakediş alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi oranında davalılardan tahsili ile davacıya verilmiş olmasında dairemizce usul ve yasa hükümlerine ve sözleşme hükümlerine aykırı bir durum görülmediğinden taraf vekillerinin bu hususlara ilişkin olarak yapmış oldukları istinaf başvuruları dairemizce yerinde görülmemiş ve reddine karar verilmesi gerekmiştir. Ancak mahkemece davalılar vekilinin, davacı yanın 30/07/2024 tarihli ıslah dilekçsene karşı yapmış oldukları zamanaşımı definin, taraflar arasındaki tasfiyenin henüz tamamlanmamış olduğu ve zamanaşımının tasfiyenin tamamlanmasıyla başlayacağı kabul edilmek suretiyle reddine karar verilmiş ise de mahkemenin bu kabulünde isabet bulunmamaktadır. Zira davaya konu sözleşmenin davalı tarafça gönderilen 31/12/2014 tarihli yazı ile feshedildiği, her iki tarafın kabulündedir. Davanın 02/01/2017 tarihinde açıldığı, ıslahın ise 30/07/2024 tarihinde yapıldığı, davalı yanın ıslaha karşı verdiği cevap dilekçesi ile süresi içinde, zamanaşımı def’inde bulunduğu görülmektedir. Sözleşmenin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan TBK'nın 147/5.maddesinde; eser sözleşmelerinde zamanaşımının başladığı tarih; eserin sözleşmesine uygun teslim edildiği veya tarafların fesih iradelerinin birleştiği tarihten itibaren 5 yıldır. Somut olayda eserin teslimi söz konusu olmayıp, davalı sözleşmeyi feshetmiştir. Fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr edilen hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının, bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelmektedir. Kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, saklı tutulan kısım için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan kısmı için kesilir. Somut olayda davacı yüklenicinin alacağı bakımından fesih tarihi olan 31/12/2014 tarihinde işlemeye başlayan zamanaşımı süresi 31/12/2019 tarihinde dolmuştur. Fesih iradesinin davacıya ulaştığı tarihten, davanın açıldığı tarih olan 02/01/2017 tarihine kadar dava dilekçesi ile talep edilen talepler zamanaşımına uğramamıştır. Ancak ıslah ile arttırılan istem yönünden ıslahın tarihi olan 30/07/2024 tarihi itibariyle 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği ve davalı yanca süresinde zamanaşımı def’inde bulunulduğu anlaşıldığından, ıslah ile arttırılan tutarlar yönünden bu tutarların zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekmektedir. Bu sebeple mahkemece ıslah ile arttırılan hakediş tutarı yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken ıslah ile arttırılan alacak talebinin de kabulüne karar verilmiş olması sebebiyle bu konudaki davalılar vekilinin istinaf başvurusunun dairemizce kabulüne karar verilmesi gerekmiştir. ( Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2021/3925 Esas, 2022/2982 Karar sayılı ilamı) Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b/1 maddesi gereğince esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun ise HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince kısmen kabulüne, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde düzelterek yeniden esas hakkında karar verilebileceğinden mahkeme kararının, HMK'nun 353/1-b.2 maddesi gereğince kaldırılmasına ve davacının mühendislik hizmet bedelleri ile kar kaybı alacağı taleplerinin reddine, ıslah ile arttırılan 885.597,36 TL'lik hakediş alacağı talebinin zamanaşımı nedeniyle reddine ve davacının hakediş alacağı talebinin kısmen kabulü ile 289.841,74 TL hakediş alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi oranında davalılardan müştereken tahsili ile davacıya verilmesine dair dairemizce yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b/1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun, HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince KABULÜ ile, Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 05/11/2025 tarihli ve 2025/760 Esas, 2025/696 Karar kararının HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-a)Davacının mühendislik hizmet bedelleri alacağı ile kar kaybı alacağı taleplerinin REDDİNE, b) Davacının ıslah ile arttırılan 885.597,36 TL hakediş alacağı talebinin ZAMANAŞIMI NEDENİYLE REDDİNE, c) Davacının hakediş alacağı talebinin kısmen kabulü ile dava dilekçesinde talep edilen 289.841,74 TL hakediş bedeli alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, 4-Kabul edilen miktar üzerinden Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 19.799,08 TL harç bedelinden peşin alınan 85,39 TL peşin harç bedeli, 4.469,00 TL tamamlama harcı ve 15.123,79 TL ıslah harcı toplamı olan 19.678,18 TL'nin mahsubu ile kalan 120,90 TL harç bedelinin davalılardan müştereken tahsili ile hazineye irad kaydına, (önceki kararlar gereğince yazılan harç tahsil müzekkerelerinin işlemsiz iadesinin istenilmesine, tahsil edilmiş ise tahsil edilen miktarların davalılara iadesi işlemlerinin dairemizce yerine getirilmesine, bu harçtan mahsubuna) 5- davacı tarafça peşin olarak yatırılan toplam 19.678,18 TL harç bedelinin davalılardan müştereken tahsili ile davacıya verilmesine, 6-Davacı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/1 ve 2 maddeleri uyarınca hesaplanan 46.374,67 TL nispi vekalet ücretinin davalılardan müştereken tahsili ile davacıya verilmesine, 7-Davalılar kendini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/1 ve 2 maddeleri uyarınca hesaplanan 138.839,04 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 8-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında harç, posta tebligat ve bilirkişi gideri olarak yapılan toplam 14.706,00 TL yargılama giderinin davanın kabul oranına göre hesaplanan 3.676,50 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken tahsil edilerek davacıya verilmesine, bakiyenin davacı üzerinde bırakılmasına, 9-Davalılarca ilk derece yargılaması sırasında posta ve tebligat gideri olarak yapılan toplam 791,20 TL yargılama giderinin davanın reddi oranına göre hesaplanan 593,40 tl'sinin davacılardan alınarak davalılara verilmesine, bakiyenin davalılar üzerinde bırakılmasına, 10-Taraflarca yatırılan gider ve delil avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, İstinaf incelemesi yönünden; 11-Davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olduğundan, davacıdan alınması gerekli 732,00 TL istinaf maktu karar harcından peşin olarak yatırılan 615,40 TL nin mahsubu ile bakiye kalan 116,60 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak Hazineye irad kaydına, 12-Davacının yatırmış olduğu 1.683,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 13-Davalıların istinaf başvurusunun kabul edilmiş olması sebebiyle istinaf karar harcı alınmasına yer olmadığına, davalılar tarafından yatırılan 20.074,00 TL istinaf nispi peşin karar harcının karar kesinleştiğinde talep halinde davalılara iadesine, 14-Davalılar tarafından yatırılan 2.002,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 15-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 16-Kararın dairemizce taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay nezdinde TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere 03/03/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Başkan Üye Üye Katip e-imzalıdır