Başvuru, ticari sır olduğu düşüncesiyle mahkeme tarafından istenilen ithalat faturalarının gönderilmemesinden dolayı idari yaptırıma tabi tutulması nedeniyle özel hayata saygı hakkının, mahkemece delillerin hatalı değerlendirilerek ret kararı verilmesi ve ilamda aleyhine para cezasına hükmedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; ticari sır olduğu düşüncesiyle mahkeme tarafından istenilen ithalat faturalarının gönderilmemesinden dolayı idari yaptırıma tabi tutulması nedeniyle özel hayata saygı hakkının, mahkemece delillerin hatalı değerlendirilerek ret kararı verilmesi ve ilamda aleyhine para cezasına hükmedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 30/10/2013 tarihinde İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanıtarafından 25/05/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 27/7/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, 5/8/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Şirketin taraf olmadığı, başka bir kişi tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) karşı, piyasadan temin edilen tıbbi malzeme bedelinin eksik ödenmesi nedenine dayalı olarak açılan davanın yargılaması sırasında Ankara İş Mahkemesi tarafındanbaşvurucuya ait ithalat faturaları istenilmiş, başvurucunun bu bilgilerin ticari sır niteliğinde bulunduğundan bahisle söz konusu faturaları mahkemeye göndermemesi üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Kabahatler Bürosunun 16/6/2011 tarihli ve 2011/2990 sayılı kararıyla 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun maddesi uyarıncabaşvurucuya 155 TL idari para cezası verilmiştir. Başvurucunun söz konusu idari yaptırıma itirazı, Ankara Sulh Ceza Mahkemesinin 19/8/2011 tarihli ve E.2011/701 Değişik İş sayılı kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:“...yargılama faaliyetinin Türk Milleti adına yapıldığı, tüm kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek veya tüzel kişilerin yargılama faaliyetine yardımcı olma zorunluluğunun bulunduğu ve mahkemece istenilen belgelerin gönderilmesinin zorunlu olduğu, kaldı ki…gerektiğinde devlete ait sırların dahi yargılamalarda dosya içerisine konulduğu ve delil olarak değerlendirildiği göz önüne alındığında, ilgili firma temsilcisinin istenilen faturaların ticari sır niteliğinde olduğundan mahkemeye gönderilmeyeceğine ilişkin itirazı yerinde görülmemiş(tir).” Başvurucu, tarafına idari yaptırım uygulanması nedeniyle zarara uğradığını; benzer konuda Ankara Sulh Ceza Mahkemesine yaptığı itirazın, ithalat belgelerinin ticari sır kapsamında olduğu, bu nitelikteki belgelerin verilip verilmemesinin belgesahibinin takdirinde olduğu gerekçesiyle kabul edilmesine rağmen Ankara Sulh Ceza Mahkemesi tarafından davanın reddine karar verildiğini; buna göre davasının reddinde hâkimlik görevinin kötüye kullanılması veya ihmalinin söz konusu olduğunu ileri sürerek devlet aleyhine Yargıtay Hukuk Dairesinde 155 TL maddi ve 000 TL manevi tazminata hükmedilmesi talebiyledava açmıştır. İlk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay Hukuk Dairesi, 1/10/2013 tarihli ve E.2012/56, K.2013/68 sayılı ilamıyla davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:"...Dava, hâkimlerin hukuki sorumluluğuna dayalı olarak maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Hâkimlerin yargısal faaliyetleri nedeniyle sorumlulukları, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ve devamı maddelerinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Yasa’da gösterilen sorumluluk nedenleri, örnek niteliğinde olmayıp sınırlı ve sayılı durumları ifade etmektedir. Somut olayda, sorumluluğa dayanak yapılan olgular, ticari sır niteliğinde bulunduğu düşüncesiyle mahkemeye gönderilmeyen faturalar nedeniyle verilen idari yaptırım kararına yapılan itirazın reddedilmiş olmasına ve aynı konuda farklı kararlar verilmiş bulunmasına ilişkindir. Dosya kapsamından, tıbbi malzeme bedelinin eksik ödenmesi nedeniyle dava dışı gerçek kişi ile Sosyal Güvenlik Kurumu arasındaki davanın yargılaması sırasında, davacı firma tarafından ithal edilen malzemelerin faturalarının gönderilmesinin istenildiği, ticari sır gerekçesiyle istemin yerine getirilmediği, bunun üzerine, idari yaptırım kararı verildiği ve itirazın da reddedildiği, aynı konuda bir başka mahkeme tarafından ise, itiraz isteminin yerinde görüldüğü anlaşılmaktadır. Dava konusu edilen olgular, yargı yetkisinin ve takdir hakkının kullanılmasına ilişkindir. Mahkeme kararlarına karşı, olağan ve olağanüstü yargı yolları açık olup, derece mahkemeleri tarafından farklı kararlar verilmesi de, yargı yetkisinin ve bu bağlamda takdir hakkının kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Şu durumda, hukuki sorumluluk nedenlerinin bulunduğundan söz edilemez. Davanın reddi gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun maddesi uyarınca, davanın esastan reddi halinde disiplin para cezasının takdir edilerek hüküm altına alınması gerekir. Bu konuda, para cezasında yeniden değerleme oranında yapılması gereken artırım miktarı ile dava konusu olayın gelişim biçimi ve dosyaya yansıyan olgular göz önünde tutulmuştur. Diğer yandan, 6110 sayılı Yasa'nın maddesi ile düzenlenen 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 93/A maddesindeki kanun yoluna başvurulması için miktar veya değere ilişkin olarak öngörülen sınırlamalar, hâkim ve savcıların işlem, faaliyet veya kararlarına dayanılarak açılan her türlü tazminat ve rücu davalarında uygulanamaz hükmü uyarınca, dairemiz kararına karşı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu nezdinde temyiz yasa yolu açık bulunmaktadır..." Başvurucunun temyizi üzerine karar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16/4/2014 tarih ve E.2014/4-375, K.2014/522 sayılı ilamıyla onamıştır. Onama ilamının gerekçesi şöyledir:"...Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında 2802 sayılı Kanun’un 93/A maddesinin inceleme tarihi itibariyle yürürlükten kaldırıldığı, bu nedenle miktar itibariyle temyiz yolunun açık olup olmadığı önsorun olarak incelenmiş, azınlıkta kalan bir kısım üyelerce usul kurallarının kamu düzenine ilişkin olduğu ve derhal uygulanması gerektiği ileri sürülmüş ise de, gerek karar tarihi, gerekse de kararın temyiz edildiği tarih gözetildiğinde 93/A maddesinin yürürlükte olması nedeniyle temyiz yolunun açık olduğuna oyçokluğu ile karar verilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kısa kararda, miktar itibariyle kararın kesin olduğu belirtilmiş, ancak karar gerekçesinde 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 93/A maddesi uyarınca bu tür davalarda yasa yolu için miktar ve değer sınırlaması bulunmadığından, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu nezdinde temyiz yasa yolunun açık bulunduğunun belirtilmesi karşısında, kısa karar gerekçeli karar çelişkisinin bulunup bulunmadığı hususu başka bir önsorun olarak öncelikle ele alınıp tartışılmış, kararın kesin olduğu yönündeki ifadenin açık olan yasa yolu hakkını ortadan kaldırmayacağı, bu nedenle de anılan hususun bir çelişki oluşturmayacağı gerekçesiyle kısa karar gerekçeli karar çelişkisi bulunmadığına oyçokluğu ile karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.Dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, Daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve dava konusu edilen olguların, yargı yetkisinin ve takdir hakkının kullanılmasına ilişkin olmasına ve sorumluluk şartlarının bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir." Başvurucu, Dairenin 1/10/2013 tarihinde tefhim edilen kısa kararında kararın kesin olduğu belirtildiği için 30/10/2013 tarihinde başvuruda bulunmuş olup başvurunun süresinde olduğu anlaşılmıştır.B. İlgili Hukuk 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun "Devletin sorumluluğu ve rücu" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir:a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması.ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması.d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması.e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması.(2) Tazminat davasının açılması, hâkime karşı bir ceza soruşturmasının yapılması yahut mahkûmiyet şartına bağlanamaz.(3) Devlet, ödediği tazminat nedeniyle, sorumlu hâkime ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder.” 6100 sayılıKanun’un "Davaların açılacağı mahkeme" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde; Yargıtay Başkan ve üyeleri ile kanunen onlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda açılır ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür. Yargıtay ilgili hukuk dairesinin tazminat davası sonucunda vermiş olduğu kararlara ilişkin temyiz incelemesi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca; bu Kurulun ilk derece mahkemesi sıfatıyla tazminat davası sonucunda vermiş olduğu kararlara ilişkin temyiz incelemesi ise Yargıtay Büyük Genel Kurulunca yapılır.” 6100 sayılıKanun’un "Dava dilekçesi ve davanın ihbarı" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Tazminat davası dilekçesinde hangi sorumluluk sebebine dayanıldığı ve delilleri açıkça belirtilir; varsa belgeler de eklenir.(2) Mahkeme, açılan tazminat davasını, ilgili hâkime resen ihbar eder.” 6100 sayılıKanun’un "Davanın reddi hâlinde verilecek ceza" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Dava esastan reddedilirse davacı, beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm edilir.” 6100 sayılıKanun’un maddesi şöyledir:"Tarafların ellerinde bulunmayan ve incelenmesine karar verilen delillerin getirtilmesi için, mahkemece ilgili resmî makam ve mercilerle üçüncü kişilere bu husus bildirilir. Mahkemeye getirtilmesi mümkün olmayan deliller, bulunduğu yerde incelenebilir veya dinlenebilir” 6100 sayılıKanun’un "Mahkemece belge aslının istenmesi ve geri verilmesi" kenar başlıklı maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları şöyledir: "(2) Belgenin aslını elinde bulunduran taraf, üçüncü kişi veya resmî makamlar, istenmesi hâlinde bunu mahkemeye vermek zorundadır.(3) Mahkeme, belge aslının verilmesi durumunda, belgenin saklanması için gerekli tedbirleri alır veya istendiğinde tekrar verilmek üzere belgeyi ibraz edene geri verebilir.” 5326 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: "İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî yaptırım kararı kesinleşir." 5326 sayılı Kanun'un maddesinin (10) numaralı fıkrası şöyledir: "Üçbin Türk Lirası dahil idarî para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen kararlar kesindir."