1. Hukuk Dairesi 2025/5474 E. , 2026/807 K. "" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2010/355 E., 2012/528 K. Mahkeme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: -K A R A R- Dava, muris muvazaası hukuki nedenine…
1. Hukuk Dairesi 2025/5474 E. , 2026/807 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2010/355 E., 2012/528 K. Mahkeme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: -K A R A R- Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacılar; mirasbırakan babaları ...’ın maliki olduğu 652 parsel sayılı taşınmazını 27.07.1982 tarihinde davalı oğlu ...’a satış suretiyle devrettiğini, 618 parsel sayılı taşınmazını ise 24.01.1984 tarihinde davalı oğlu ...’e bağış suretiyle devrettiğini, temliklerin mirastan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak yapıldığını ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Davalılar; murisin yaptığı bağış işleminin tasarruf nisabı içinde kaldığını, murisin davalı oğlu ...’ı evlendirirken borçlandığını, bu nedenle ... isimli kişiye senet verdiğini, bu kişinin muris hakkında icra takibi yaptığını, bu borcu ödemek için taşınmazını satmaya karar verdiğini, ...’ın ise taşınmazın yabancıya satılmasını engellemek için düğününde takılan altın ve paralar ile murisin borcunu kapattığını, karşılığında da dava konusu 652 parsel sayılı taşınmazı ...’a devrettiğini, temlikin gerçek satış olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, dava konusu 618 parsel sayılı taşınmazın davalı ...’e bağış suretiyle devredildiği, dava konusu 652 parsel sayılı taşınmazın ise davalı ...’a muvazaalı olarak devredildiği gerekçesiyle 618 parsel sayılı taşınmaz yönünden davanın reddine, 652 parsel sayılı taşınmaz yönünden ise davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm sadece kabul kararı verilen 652 parsel sayılı taşınmaz yönünden kayıt maliki davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1911 doğumlu muris ...’ın 15.04.1987 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacı kızları ... ve ... ile davalı oğulları ... ve ..., dava dışı kızları ... ve ... ile dava dışı oğlu ...’in kaldığı, davalı ...’in yargılama sırasında ölümü ile mirasçıları olan eşi ... ile çocukları ..., ..., ..., ... ve ...’ın davaya dahil edildiği, murisin maliki olduğu 652 parsel sayılı taşınmazını 27.07.1982 tarihinde davalı oğlu ...’a satış suretiyle devrettiği, yine murisin 618 parsel sayılı taşınmazının 2531/6531 payını üzerinde bırakarak 4000/6531 payını 24.01.1984 tarihinde davalı oğlu ...’e bağış suretiyle devrettiği murisin geriye bir kısmı tam pay, bir kısmı da paylı olmak üzere altı adet taşınmazının kaldığı ve bu taşınmazların mirasçılara intikal ettiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.19 74... /2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun 706, Türk Borçlar Kanunu'nun 237. (Borçlar Kanunu'nun213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Öte yandan, 6100 sayılı HMK'nın 190. maddesi ile 4721 sayılı TMK'nın 6. maddesi uyarınca herkes iddiasını ispatla mükelleftir. Bir başka ifade ile temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı olduğunu ispat külfeti davacı tarafa aittir. Somut olaya gelince; davacının tek tanığının sadece davalı ...’ın taşınmazı satın alacak maddi gücü olmadığını, temlikler konusunda bilgisinin olmadığını beyan ettiği, özellikle davanın kabulünde menfaati olan muris ...’in kızı davalı tanığı ... ’ün, murisin dava konusu 652 parsel sayılı taşınmazı 1982 yılında işlerinin bozuk olması nedeni ile satılığa çıkardığını, taşınmazın yabancıya gitmemesi için ...’ın satın aldığını, davalı ...’ın da o yıl yeni evlendiğini, düğününde takılan altınları satarak ve biraz da dışarıdan yardım isteyerek parayı denkleştirdiğini ve taşınmazı satın aldığını, taşınmazın hiçbir şekilde davalı ...’a bağışlanmadığını, murisin ...’tan aldığı para ile borçlarını kapattığını, yine davanın kabulünde menfaati olan davalı tanığı dava dışı kardeş ..., murisin borçları olduğunu, ...’ın da eşinin bileziklerini borçlarını kapatması için murise verdiğini bildirmişlerdir. Bununla birlikte, murisin geriye bir kısmı tam pay, bir kısmı da paylı olmak üzere altı adet taşınmazının kaldığı ve bu taşınmazların mirasçılara intikal ettiği sabittir. Tüm bu olgular yukarıda değinilen ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, mirasbırakanın mal kaçırma amacı ile çekişmeli temliki yaptığı hususu kanıtlanabilmiş değildir. Mirasbırakanın mal kaçırma amacı olsa idi tüm taşınmazlarını devredebileceği, ne var ki bu şekilde hareket etmediği görülmektedir. Öte yandan tanık beyanları uyarınca mirasbırakanın davacılardan mal kaçırmasını gerektirecek herhangi bir nedeni de bulunmamaktadır. Hâl böyle olunca, dava konusu 652 parsel sayılı taşınmaz yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Davalı ... vekilinin açıklanan nedenlerden ötürü yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı ...’a iadesine, Dosyanın Serik 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.02.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.