4. Hukuk Dairesi 2023/5193 E. , 2024/3419 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2020/179 E., 2022/291 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın kısmen kabulü Taraflar arasında görülen tazminat davasında verilen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine yapılan inceleme sonucunda, kapatılan Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yarg
**4. Hukuk Dairesi 2023/5193 E. , 2024/3419 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2020/179 E., 2022/291 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın kısmen kabulü Taraflar arasında görülen tazminat davasında verilen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine yapılan inceleme sonucunda, kapatılan Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların ...'nin mirasçıları olduğunu, murisin 04.05.2014 tarihinde vefat ettiğini, murisin daha önce Akbank İzmir Yolu Şubesi'nden bireysel ihtiyaç kredisi kullandığını, bu kredi kapsamında 27.300,00 TL ölüm teminatı içeren hayat sigorta poliçesi yapıldığını, sigorta priminin peşin olarak ödendiğini, vefat sonrası tazminat ödenmesi için tüm belgelerin teslim edildiğini, davacıların dava tarihine kadar tüm taksitleri yatırdıklarını, bankaya bizzat yapılan başvurunun reddedildiğini, red gerekçesi olarak murisin hastalığının beyan edilmediğinin gösterildiğini, davalı şirketin gerçekleri saptırdığını, tazminat ödenmemesinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesi anlamında objektif iyi niyet kuralına aykırı olduğunu, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarının da bu yönde olduğunu belirterek hayat sigortası poliçesine dayalı 27.300,00 TL tazminatın riskin gerçekleşme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının aktif dava ehliyetine haiz olmadığını, sigorta poliçesinde lehdarın Akbank T.A.Ş olarak gösterilmesi nedeni ile bu şirketin icazeti olmadan dava açılamayacağını, sigortalı ile şirket arasında 24.10.2013 başlangıç tarihli 1 yıl süreli 8.400,00 TL teminat tutarlı poliçe ile 18.02.2014 başlangıç tarihli bir yıl süreli 27.300,00 TL teminat tutarılı kredili hayat sigorta poliçelerinin imzalandığını, sigortalının 04.05.2014 tarihinde vefat ettiğini, poliçe sözleşmesi kapsamında sigortalıya önceden geçirdiği hastalıkların sözlü olarak sorulup bu beyanların yazıya dökülen başvuru formunda imzalanmasının istendiğini, sigortalının hiçbir hastalık bildirmeyerek formu okuyup kendi iradesi ile imzaladığını, oysaki poliçenin başlangıç tarihinden çok seneler önce mirasçının beyanlarının teyit ettiği sigortalının diyabetes mellitus ve hipertansiyon rahatsızlığı olduğunun anlaşıldığını, bu rahatsızlıkların kalp krizi riskini önemli ölçüde arttıran rahatsızlıklar olduğunu, resmi ölüm belgesinden de ölüm sebebinin hipertansiyon, diyabet ve kardiyopulmoner arrst sonucu olduğunu, sigortalının gerçek hastalık durumunu müvekkil şirketin bilmesi halinde sürprim uygulamasına yer verilmemesi nedeni ile esasen sigorta sözleşmesinin imzalanmayacak olduğunu, sigortalının sözleşme tarihinden kısa bir süre sonra vefat ettiğini, medula kayıtlarının celb edilmesi halinde sigortalının uzun yıllardır diyabet ve hipertansiyon teşhisi ile tedavi gördüğünün ispat edileceğini, sigortalının var olan sağlık sorunlarını gördüğü tedavileri ve kullandığı ilaçları beyan yükümlülüğüne aykırı davranarak davalı şirkete beyan etmediğini, davacıların talebi üzerine 8.400,00 TL teminatlı tazminat bedelinin teminat değerinin 10.000,00 TL'nin altında olması nedeni ile tıbbi incelemeye tabi tutulmadan ödendiğini, sigortalının beyan formunda sağlık durumu hakkında yanlış beyanlar verdiğini, bu nedenle davalı şirketin iradesinin fesada uğradığını ve şirketin gerçeğe uygun risk değerlendirilmesi yapılmadığının bu yönü ile davalı şirketin cayma hakkının riskin gerçekleşmesi halinde engellenmesi gibi bir hususun kabul edilemeyeceğini, davalı şirketin cayma hakkını usule uygun olarak kullandığını belirterek davacıların aktif dava ehliyeti olmadığından davanın usul yönünden reddine, gerçekleşen vefat durumu ile vefat tazminatının yasal hükümler çerçevesinde ödenmesi mümkün olmadığından haksız açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Bursa 3. Tüketici Mahkemesi'nin 20.03.2017 tarihli ve 2016/166 Esas 2017/150 Karar sayılı kararıyla; ...'nin davalı bankadan kredi çektiği, kredi borcu sona ermeden vefat ettiği, kullanılan kredi nedeniyle hayat sigortası poliçesi düzenlediği, borçlunun ölümünden sonra borcun davacılar tarafından ödenmeye devam ettiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık olmadığı, davalının beyan yükümlülüğüne aykırı davranıldığını ileri sürmüş ise de kardiyoloji uzmanı bilirkişinin raporunda sigortalının ölümünün ani kalp krizinden kaynaklanması, şeker hastalığının ve hipertansiyonun kalp krizi geçirme riskini arttırmasına rağmen bu hastalığı olanların mutlaka kalp krizi geçireceği anlamına gelmeyeceği, sigortalının ölüm nedeni olan kalp krizi ile sözleşme tarihindeki hastalık arasında doğrudan illiyet bağı bulunmadığının belirlendiği, beyan yükümlülüğüne aykırı davranıştan söz edilemeyeceği, poliçedeki riskin gerçekleşmesi nedeniyle davalı sigorta şirketinin poliçedeki teminat tutarı kadar sorumluluğu bulunduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile 27.300,00 TL'nin temerrüt tarihi olan 07.07.2014 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince 2018/2933 Esas-2020/1568 Karar sayılı 17.02.2020 tarihli kararı ile; davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile "Davacılar murisinin kullanmış olduğu banka kredisi nedeniyle, 18.02.2014-18.02.2015 tarihleri için hayat sigorta sözleşmesi düzenlenmiş; poliçenin düzenlenmesinden sonra, 04.05.2014 tarihinde davacıların murisi vefat etmiştir. Davalı taraf, davacılar murisinin poliçe tanziminden önce mevcut olan hipertansiyon ve şeker hastalığını bildirmeyip sözleşmenin kurulması sırasında beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı, bu aykırılık nedeniyle de zararın teminat dışı kaldığı savunmasında bulunmuştur. Mahkemece sigortalı muris tarafından bildirilmeyen önceki hastalıkları ile kalp krizi sonucu ölüm arasında illiyet bağının bulunmadığı yönünde görüş bildiren bilirkişi raporunu benimseyerek davalının tazminattan sorumluluğuna karar vermiştir. Poliçenin tanzim edildiği ve rizikonun gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nun 1435. maddesi ile sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki sigortalının doğru bilgi verme (beyan) yükümlülüğü düzenlenmiştir. Sigorta hukukuna ilişkin genel düzenleme mahiyetinde olan bu hüküm, hayat sigortalarında da uygulanmaktadır. 6102 sayılı TTK'nun 1435. maddesinde "Sigorta ettiren, sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır" denilmek suretiyle; sigorta ettirenin, sözleşmenin kurulması sırasındaki doğru beyan yükümlülüğünün kapsamı düzenlenmiştir. Gerek TTK'nun 1435. maddesi ve gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2. maddesi düzenlemesine göre; sigorta şirketinin sorusu üzerine veya herhangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigorta sözleşmesinin kurulması sırasındaki beyan yükümlülüğüne uymamanın sonuçları ise, aynı kanunun 1439/2. maddesinde, "rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder" şeklinde düzenlenmiştir. Hükme esas alınan 22.08.2016 tarihli bilirkişi raporunda; poliçenin akdinden önce sigortalıda mevcut olan hipertansiyon ve şeker hastalığı nedeniyle çeşitli ilaçlar kullandığı, ölüm belgesinde ölüm nedeni olarak kardiyopulmoner arrest olarak belirtildiği, tedavi ve takip bilgilerinin değerlendirilmesinde kalp krizine neden olan koroner kalp hastalığı için herhangi bir ilaç reçete edilmediği, şeker hastalığı ve hipertansiyonun kalp krizi geçirme riskini artırsa da mutlak kalp krizi geçireceği anlamına gelmediği, ölüm nedeni olan kalp krizi ile sigorta sözleşmesinin akdedildiği tarihte mevcut olan hastalıkları arasında illiyet bağı olduğu hususunun ispatlanamadığı yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkeme ise, beyan edilmeyen önceki hastalıklarla ölüm arasında illiyet bağı bulunmadığı, bu nedenle beyan yükümlülüğüne aykırı davranıştan söz edilemeyeceği, proporsiyon hesabı yapılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle, zararın teminat kapsamında kaldığını kabul ederek, poliçedeki vefat tazminatının tamamından davalı sigortacının sorumlu olduğunu kabul etmiş ve davanın poliçe teminat miktarı olan 27.300,00 TL yönünden kısmen kabulüne karar verilmişse de varılan sonuç dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmemektedir. Davacılar murisi tarafından imzalanan Yıllık Kredi Hayat Başvuru Formunda, herhangi bir rahatsızlığı olmadığı bildirilmiş; poliçeden önce mevcut olan hipertansiyon ve şeker hastalığı bildirilmemiştir. Davacılar murisinin poliçe öncesinde mevcut bu hastalıkları için tedavi gördüğü ve en son 11.02.2014 tarihine kadar ilaç almaya devam ettiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Sigortalının ölüm belgesinde kardiyopulmoner arrest, hipertansiyon ve diyabet hastalığı belirtildiği; hükme esas alınan 22.08.2016 tarihli bilirkişi raporunda kalp damar hastalıkları için bağımsız risk faktörleri arasında hipertansiyon ve şeker hastalığı da yazılı olduğu dikkate alındığında riskin kapsamı konusunda değerlendirme yapma hakkı bulunan sigortacıya bildirilmesi gerektiği açıktır. Bu durumda mahkemece öncelikle, dosyanın Adli Tıp Kurumu'na gönderilerek, dosya kapsamındaki tedavi belgeleri ve davacılar murisinin yaşı değerlendirilmek suretiyle, müteveffanın kalp krizi nedeniyle ölümü ile poliçe öncesinde var olduğu anlaşılan hipertansiyon ve şeker hastalığı arasında illiyet bağı olup olmadığının kesin olarak tespiti yönünden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Kabule göre de, Adli Tıp Kurumundan alınacak raporda ölüm nedeni ile davacılar murisinin poliçe öncesinde var olan hipertansiyon ve şeker hastalığı arasında illiyet bağının olmadığının tespit edilmesi halinde, TTK'nun 1439/2. maddesindeki açık ifadelerle, sigortalının ihmali ile beyan yükümlülüğüne aykırı davranılması halinin tazminattan indirim sebebi olduğunun kabul edildiği, dosya kapsamındaki reçetelere göre sigortalının yaklaşık 4 yıldır tedavisi devam eden ve son reçetesi 11.02.2014 (poliçeden 1 hafta önce) tarihine ait olan hipertansiyon ve şeker hastalığını sigortacıya bildirimde bulunmadığı, Yıllık Kredi Hayat Başvuru Formunda "halen tedavi, tetkik, doktor takibi veya ilaç kullanımı gerektiren bir sağlık sorununuz var mı veya kronik bir hastalıktan muzdarip misiniz" sorusuna ve içerisinde yüksek tansiyon ile şeker hastalığının da yazılı olduğu "şimdiye kadar aşağıda belirtilen hastalıklarla ilgili bir şikayetiniz oldu mu veya tedavi gördünüz mü" soruna "hayır" cevabını verdiği düşünüldüğünde, hipertansiyon ve diyabet hastalığı olan kişiyle ilgili risk değerlendirmesini sağlıklı bir kişininkinden farklı yapacak olan sigortacıya eski hastalıkların bildirilmesi gerektiği ve bildirim yapılmayışının da sigortalının ihmali davranışı olduğunun, sigortalı murisin doğru beyan yükümlülüğüne uymadığı anlaşılmaktadır. Buna göre murisin bildirmediği hastalık ile ölüm arasında doğrudan illiyet bağı bulunmadığının anlaşılması halinde, poliçe tanzimi sırasındaki beyan yükümlülüğü kasten ihlal edilmemiş olup davanın tümden reddi gerekmez ise de TTK'nın 1290. maddesi ve 6102 sayılı TTK'nın 1435 ve devamı maddelerinde de düzenlendiği üzere; sigortalının kasıtlı olarak sağlık durumunu gizlemesi haricinde eğer sigortacının sorumluluğunu ağırlaştıran ve daha fazla prim almasını gerektiren bir halin varlığında teminatın indirilmesi gerektiğinden, murisin bu hastalığının belirtilmesi halinde ödenmesi gereken prime göre proporsiyon hesabı yapılarak tazminat hesabının yapılması gerekmektedir." denilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemece yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Yargıtay bozma ilamına uyularak dosya kapsamındaki tedavi belgeleri ve davacılar murisinin yaşı da dikkate alınarak, müteveffanın kalp krizi nedeniyle ölümü ile hayat poliçesi öncesinde var olduğu anlaşılan hipertansiyon ve şeker hastalığı arasında illiyet bağı olup olmadığı tespiti için dosyanın Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'na gönderildiği, raporda "04.05.2014 tarihli TÜİK ölüm belgesinde; kişinin Diyabet hastalığı bulunduğu ve 04.05.2014 tarihinde Hipertansiyon (10 yıl) Serebrovasküler Hemoraji (30 dakika) nedeniyle öldüğünün kayıtlı olduğu, ancak ölüm anına ait ölüm sebebi ve mekanizmasını açıklayacak muayene bulgusu, EKG, laboratuvar tetkiki, röntgen tetkiki gibi herhangi bir tıbbi belge bulunmadığı ve zamanında otopsi yapılarak dokularda makroskopik, histopatolojik ve toksikolojik araştırma yapılmamış olduğundan, mevcut verilerle kişinin ölüm sebebi ve mekanizmasının bilinemediği, kişinin ölüm sebebi ve mekanizmasının bilinemediğinden, sözleşme tarihi öncesi tanısı konulan hastalıkları ile ölüm arasında illiyet bağı olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılamadığı" tespitinin yer aldığı, hastalık ile ölüm arasında doğrudan illiyet bağı bulunduğu hususu ispatlanamadığından, poliçe tanzimi sırasındaki beyan yükümlülüğünün kasten ihlal edilmemiş olduğu kabul edilerek, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 1290 ve 1435 ve devamı maddelerinde de düzenlendiği; sigortalının kasıtlı olarak sağlık durumunu gizlemesi haricinde eğer sigortacının sorumluluğunu ağırlaştıran ve daha fazla prim almasını gerektiren bir halin varlığında teminatın indirilmesi gerektiği, murisin bu hastalığının belirtilmesi halinde ödenmesi gereken prime göre proporsiyon hesabı yapıldığı, sigortalı muris ... tarafından bildirilmeyen mevcut hastalık ve rahatsızlıkların, sigorta şirketi tarafından bilinmesi halinde %100 ilave sürprim talep ve tahsil edilebileceği, sigortalı muris ... mirasçıları olan davacılara ödenecek olan tazminat tutarı proportion yöntemiyle, eksik prim oranı olan %50 proporsiyon yöntemiyle hesaplama yapıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 13.650,00 TL'nin temerrüt tarihi olan 07.07.2014 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; davalı sigorta şirketine ait poliçeler, müteveffa tarafından başvurulan tüketici kredisi başvurusu sırasında gerçekleştirilen prosedür dahilinde imzalandığı, poliçenin düzenlenme amacının müteveffayı korumaktan ziyade kredinin ödenmesinin garanti altına alınması ve dolayısı ile de sözleşmeye aracılık eden bankanın korunması olduğu, aydınlatma yükümlülüğünün sigorta şirketi tarafından ihlal edilmiş olduğu yönündeki iddiaların da haklılığını ortaya koyduğu, Adli Tıp Kurumu raporunda sözleşme tarihi öncesi tanısı konulan hastalıkları ile ölüm arasında illiyet bağı olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılamadığı tespitlerinin yer aldığı, illiyet bağının olmadığı bir durumda beyan yükümlüğünden bahsetmek ve buna dayalı olarak tazminattan indirim yoluna gidilmesinin hatalı olduğu, sigortalının bildirmediği hastalıkları nedeni ile %100 ilave sürprimle tazminat miktarından %50 oranında indirim yapılması yoluna gidilmesinin somut olayın özellikleri ile bağdaşmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; poliçe sözleşmesi kapsamında sigortalının hiçbir hastalık bildirmeyerek formu okuyup kendi iradesi ile imzaladığını, oysaki poliçenin başlangıç tarihinden çok seneler önce mirasçı davacıların beyanlarının teyit ettiği sigortalının diyabetes mellitus ve hipertansiyon rahatsızlığı olduğunun anlaşıldığını, bu rahatsızlıkların kalp krizi riskini önemli ölçüde arttıran rahatsızlıklar olduğunu, resmi ölüm belgesinden de ölüm sebebinin hipertansiyon, diyabet ve kardiyopulmoner arrst sonucu olduğunu, sigortalının gerçek hastalık durumunu müvekkil şirketin bilmesi halinde sürprim uygulamasına yer verilmemesi nedeni ile esasen sigorta sözleşmesinin imzalanmayacak olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesi atfıyla uygulanmasına devam olunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427 vd. maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1435 inci maddesi, Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2 nci maddesi. 3. Değerlendirme Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla temyiz eden taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı, mahkemece bozma ilamından sonra alınan raporda hesaplama yönetiminin doğru olmasına göre temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle Davacılar vekili ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, 6502 sayılı Tüketici'nin Korunması Hakkında Kanun'un 73/2 nci maddesi gereğince davacılar harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 17.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.