7. Ceza Dairesi 2009/12641 E. , 2011/27320 K. "İçtihat Metni" Marka hakkına tecavüz suçundan sanık ...'nun Türk Ticaret Kanununun 57/5. maddesi delaletiyle aynı kanunun 64/1, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 62. maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığın 5237 sayılı kanunun 53/1. maddesinde belirtilen hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına, adli emanetin 2008/612 sırasında kayıtlı taklit çay tabaklarının 5237 sayılı kanunun 54. maddesi uyarınca müsaderesine, 5271 say
**7. Ceza Dairesi 2009/12641 E. , 2011/27320 K.** **"İçtihat Metni"** Marka hakkına tecavüz suçundan sanık ...'nun Türk Ticaret Kanununun 57/5. maddesi delaletiyle aynı kanunun 64/1, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 62. maddeleri gereğince 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığın 5237 sayılı kanunun 53/1. maddesinde belirtilen hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına, adli emanetin 2008/612 sırasında kayıtlı taklit çay tabaklarının 5237 sayılı kanunun 54. maddesi uyarınca müsaderesine, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanığın 5 yıl denetim süresine tabi tutulmasına dair Samsun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.02.2009 tarihli ve 2008/334 Esas, 2009/55 sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 10.06.2009 gün ve 31231 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığının 23.06.2009 gün ve KYB. 2009-154730 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu. Mezkür ihbarnamede; Dosya kapsamına göre, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 23.02.2009 tarihli ve 2007/14317 Esas, 2009/2264 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, sanık hakkında 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 61/A-c maddesi uyarınca cezalandırılması için kamu davası açıldığı, bu maddenin atıf yaptığı 61 inci maddede ise kararname hükmüyle suç tanımlarının düzenlendiği, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun geçici 1 inci maddesinde "Diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanır.", 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5/1 inci maddesinde "Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır" ve aynı kanunun genel hükümleri arasında bulunan 2 inci maddesinin birinci fıkrasında ise "Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanmaz..." hükümlerinin yer aldığı, olayımızda sanığa atılı eylemin, ceza içeren özel bir hukuk düzenlemesi olup, 5 inci maddede sözü edilen özel ceza kanunları ya da ceza içeren kanunlar kapsamında bulunduğu ve Türk Ceza Kanununun 2 inci maddesi hükmü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, bu duruma göre, kanun hükmünde kararname hükmüyle getirilen bu düzenlemenin Türk Ceza Kanununun 2 inci maddesinde öngörülen kanunilik ilkesine uygun bulunmadığı, nitekim Anayasa Mahkemesinin 03.01.2008 tarihli ve 2005/15 Esas, 2008/2 sayılı iptal kararı gerekçesinde kanunsuz suç ve ceza konulamayacağını, kanun hükmünde kararname hükmüyle suç ve ceza getirilemeyeceğini açıkça vurguladığı, bu durum karşısında, 5252 sayılı kanunun geçici birinci maddesi ile Türk Ceza Kanununun 2 inci maddesi ve 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5 inci maddesi birlikte değerlendirildiğinde; 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin suç tanımlayan hükümlerinin tümüyle zımni olarak ilga edildiğinin kabulü gerektiği, bu hukuki değerlendirmeye göre, atılı eylemin 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri kapsamında suç oluşturmayacağı, öte yandan 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye göre suç oluşturmayan eylemin Türk Ticaret Kanununda düzenlenen haksız rekabet suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da bu noktada ayrıca değerlendirilmesi gerektiği, buna göre, 01.01.1957 tarihinde yürürlüğe giren 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 57 nci maddesinin 5 inci fıkrasında; başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, işaret gibi tanıtma vasıtaları haklarına tecavüzün yanında, tescilli ve tescilsiz ayırımı yapmadan marka hakkına tecavüzün de haksız rekabet suçu olarak tanımlandığı ve cezasının 64 üncü maddede belirtildiği, bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra 3 Mart 1965 tarihinde yürürlüğe giren 551 sayılı Markalar Kanununun 47 nci maddesinde de tescil edilmiş marka hakkına tecavüz hallerinin ayrı ayrı tanımlandığı ve yaptırımının da 51 ve 52 nci maddelerde belirtildiği, her iki düzenlemede de tescilli marka kullanma haklarına tecavüz hallerinin belirlendiği ve yaptırıma bağlandığı, bu nedenle gerek Türk Ticaret Kanunu ve gerekse 551 sayılı Markalar Kanunundaki düzenlemeyle korunan ortak değerin, marka kullanma hakkından doğan haklar olduğu, marka hakkına tecavüz fiillerinin unsurlarının her iki düzenlemede de aynı olduğu ve iki yasa birlikte uygulanamayacağından tam olarak oluşan yasa çatışması kuralları uyarınca sonradan yürürlüğe giren, tescilli markalara hukuki ve cezai koruma getiren 551 sayılı kanundaki düzenlemenin Türk Ticaret Kanununun 57/5. fıkra hükmünü tescilli markalarla sınırlı olmak üzere örtülü olarak yürürlükten kaldırdığı, bu kanunun da (551 sayılı kanun), 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin değişik 82 nci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış bulunduğundan ve yürürlükten kalkan eski düzenlemelerin canlanamayacağından, sanığa atılı eylemin haksız rekabet suçunu da oluşturmadığı, dolayısıyla atılı eylemin 01.01.2009 tarihinden itibaren suç olmaktan, aynı tarih itibarıyla bu tür eylemler nedeniyle el konulan eşyaların da suç konusu eşya olmaktan çıktığı, inceleme tarihi itibarıyla söz konusu eşyaların bulundurulmasını bizatihi suç sayan herhangi bir yasa hükmünün de bulunmadığı, bu nedenle dava konusu eşyanın da iadesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Samsun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.02.2009 gün ve 2008/334 Esas, 2009/55 Karar sayılı kararının CMK.nun 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, cezanın kaldırılmasına, atılı eylem 01.01.2009 tarihinde 5252 sayılı yasanın geçici 1. maddesi ile TCK.nun 5 ve 2.maddeleri uyarınca suç olmaktan çıkarılmış ve bu nedenle el konulan eşya da suç konusu olmaktan çıktığından, inceleme tarihinde söz konusu eşyanın bulundurulmasının da bizatihi suç olduğuna dair yasal bir düzenleme bulunmadığından sanığa İADESİNE, adli emanetin 2008/612 sırasında kayıtlı 1 adet orijinal çay tabağının şikayetçiye İADESİNE, 26.12.2011 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.04.2010 tarih 2010/2-76 E, 2010/77 karar sayılı ilamında detaylı olarak izah edildiği üzere; Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verildiği ahvalde hükmün içeriğine dahil bulunan hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma yoluyla denetlenmesi mümkün olmadığından kanun yararına bozma talebinin reddine karar verilmesi gerektiğinden sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.