Başvurucu, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde katıldığı toplantı ve gösteri yürüyüşünün polis tarafından engellenmesi ve daha sonra polisin orantısız güç kullanarak yaralanmasına sebep olması nedeniyle kötü muamele yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, seyahat hürriyeti, etkili başvuru hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.
Başvurucu, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde katıldığı toplantı ve gösteri yürüyüşünün polis tarafından engellenmesi ve daha sonra polisin orantısız güç kullanarak yaralanmasına sebep olması nedeniyle kötü muamele yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, seyahat hürriyeti, etkili başvuru hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuru, 24/10/2013 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 22/7/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 26/9/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular, 26/9/2014 tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, tanınan ek süre sonunda görüşünü 27/11/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık görüşü, başvurucuya 8/12/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı 23/12/2014 tarihinde beyanda bulunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve başvuruya konu soruşturma dosyası içeriğinden tespit edilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: 2013 yılındaki 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlamalarının Taksim Meydanı'nda yapılması için birçok sendika, dernek ve sivil toplum kuruluşu İstanbul Valiliğinden talepte bulunmuştur. İstanbul Valiliği, 18/1/2013 tarihli kararı ile 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 2013 yılı içerisinde İstanbul'da yapılacak gösteri yürüyüşleri, açık yer toplantı alanları ile güzergahlarının tespit edildiğini belirterek Taksim Meydanında kutlama yapılması taleplerini reddetmiştir. Ayrıca başvurucu Valiliğin, yapılacak gösteriye katılımı engellemek için deniz yolu dâhil toplu taşım araçlarının faaliyetlerini durdurma kararı aldığını belirtmiştir. Başvurucu, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde yapılacak kutlamalara katılmak için 1/5/2013 tarihinde Beşiktaş Çarşı Meydanında diğer arkadaşları ile bir araya gelmiştir. Çevik kuvvet polisleri başvurucunun da içinde bulunduğu grubu dağıtmak amacıyla biber gazı ile müdahalede bulunmuştur. Başvurucu, bu müdahale esnasında bir polisin yaklaşık 5-6 metre mesafeden kendisini hedef alarak gaz tüfeği ile gaz fişeği fırlattığını ve fişeğin sol bacağının uyluk kemiğine isabet ettiğini ve bu şekilde yaralandığını belirtmiştir. Başvurucunun, olay tarihinde Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinden aldığı adli raporda "hastanın sol tibia lateralde ödem ekimozu mevcut" olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, Özel Üsküdar Anadolu Hastanesinin 23/5/2013 tarihli raporunda derinin ve derialtı dokunun diğer lokal enfeksiyonları teşhisiyle başvurucuya 7 (yedi) gün işgöremezlik raporu verilmiştir. Başvurucu, olaylara ilişkin olarak 3/5/2013 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyet dilekçesi vermiş ve aynı gün alınan ifadesinde kendisinin yaralanmasına doğrudan sebep olan polislerden ve olaylara sebep olan Başbakan, İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi ve Emniyet Müdüründen şikâyetçi olmuştur. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun şikâyetlerinin sadece kendine doğrudan müdahalede bulunan polisleri değil olay tarihinde görevli Başbakan, İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi ve İstanbul İl Emniyet Müdürünü de kapsadığından soruşturma dosyasını tefrik ederek Başbakan ve İçişleri Bakanı hakkındaki şikâyetlerin 2013/65749 sayılı, İstanbul Valisi ve İstanbul İl Emniyet Müdürü hakkındaki şikâyetlerin 2013/64512 sayılı ve doğrudan müdahalede bulunan polisler hakkında şikâyetlerinin 2013/64625 sayılı soruşturma dosyalarına kaydedilmesine karar vermiştir. Başvurucunun, müdahalede bulunan polislere dair iddialarına ilişkin olarak 2013/64625 sayılı soruşturma halen Cumhuriyet Başsavcılığında devam etmektedir. Soruşturma kapsamında başvurucu, Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyetçi olduğu gün İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğüne sevk edilmiştir. Müdürlüğün 3/5/2013 tarihli ve 2013/10043 sayılı raporunda, kişide yumuşak doku lezyonlarına neden olan yaralanmanın kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı ve etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu kanaatine varıldığı belirtilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı gün 3/5/2013 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğünden şikâyete konu olaya ilişkin olarak MOBESE ya da çevredeki güvenlik kamera kayıtlarının araştırılarak olayın tespitine çalışılması ve kayıtların CD ortamında tahkikat evrakına eklenmesi talimatı vermiştir. İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 28/6/2013 tarihli yazısında, olay yerini gösterir MOBESE kamerasına araç çarpması sonucu hasar oluştuğundan söküldüğünü ve bu sebeple olaylara dair görüntü kaydının olmadığı belirtilmiştir. Diğer taraftan olay yerini gösterdiği tespit edilen bir bankanın kayıtlarının yazı ekinde gönderildiği belirtilmiştir. Ancak Cumhuriyet Başsavcılığının anılan banka kayıtlarında yaptırdığı bilirkişi incelemesinde olayı gösterir görüntülerin olmadığı tespit edilmiştir. Bunların dışında toplantı ve gösteri yürüyüşüne müdahaleye ilişkin olarak başvuru ve soruşturma dosyalarında polisin kaleme aldığı herhangi bir tutanağa rastlanmamıştır. Öte yandan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 8/5/2013 tarihli yazısı ile başvurucunun iddialarına ilişkin olarak İstanbul Valiliğinden 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurların Yargılanması Hakkında Kanun'un ve maddeleri kapsamında soruşturma izni talep edilmiştir. Valilik, iddia edilen olayları araştırmak üzere ön incelemeci olarak İstanbul Emniyet Müdürlüğünde görevli bir emniyet müdürünü görevlendirmiştir. Ön incelemeci emniyet müdürü, yaptığı araştırmada bölgede bulunan işyerlerinin güvenlik kamera kayıtlarını istemiştir. Ancak ilgili birimin Temmuz ayı içinde yaptığı incelemede bir bankanın kayıtları dışında diğer işyerlerinin cihazlarındaki kayıtların hafızadan silindiği tespit edilmiştir. Bu nedenle herhangi bir görüntü kaydına ulaşılamamıştır. İstanbul Valiliği, hazırlanan araştırma raporu sonucunda 13/9/2013 tarihli kararı ile başvurucunun iddialarına ilişkin olarak “… izinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde gerekli uyarı ve ihtarlardan sonra grupların dağıtılmasına yönelik müdahalelerde bulunulduğu, bu tür müdahaleler esnasında tek bir kişinin veya grup dışından kişilerin gözetilmesinin mümkün olmayacağı, yapılan müdahaleler esnasında olaylar içerisinde kalan kişilerin etkilenmesinin de muhtemel olduğu, 1 Mayıs olayları ile ilgili Beşiktaş meydanında yapılan müdahalenin bu kapsamda olduğu” değerlendirilerek kamera kayıtlarında başvurucuya yakın mesafeden gaz bombası atıldığına dair görüntü kaydına rastlanmadığı ve başvurucunun görevlileri teşhis edemediği gerekçesi ile adli ve disiplin yönünden 4483 sayılı Kanun'un maddesi uyarınca işleme konulmama kararı verilmiştir. Anılan işleme konulmama kararına rağmen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 26/9/2013 tarihli İstanbul Valiliğine yazdığı yazıda her ne kadar adli yönden soruşturma izni verilmemesine karar verilmiş ise de olay adli görevden kaynaklandığından ve idari soruşturma iznine bağlı olmadığından resen soruşturmaya devam edileceğini belirtmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 4/3/2014 tarihli yazıları ile başvurucunun iddia ettiği olaya ilişkin olay tarihinde bölgede gaz mühimmatı kullanan polislerin kimliklerinin tespit edilmesi talimatı vermiştir. Bunun üzerine gönderilen cevabi yazı sonucunda Cumhuriyet savcısı bazı polislerin şüpheli sıfatı ile savunmalarını almıştır. Ayrıca 18/6/2014 tarihli ayrıntılı olarak yazılmış bir müzekkere ile olayın aydınlatılmasına yönelik bir talimat yazılmıştır. Soruşturma evrakı onaylı suretlerinin Anayasa Mahkemesine gönderildiği 29/9/2014 tarihi itibarıyla müzekkereye cevap verilmemiştir. Öte yandan, Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Valisi ve İl Emniyet Müdürü hakkındaki şikâyetlere ilişkin olarak 4483 sayılı Kanun’un ve maddeleri uyarınca soruşturma yapma yetkisinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında olduğundan bahisle 7/5/2013 tarihinde görevsizlik kararı vererek dosyanın bu kısmının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir. Başvurucu, söz konusu görevsizlik kararının akıbetine ilişkin herhangi bir açıklamada bulunmadığı gibi başvuru dosyasına herhangi bir belge de eklememiştir. Başvurucunun Başbakan ve İçişleri Bakanı hakkındaki iddialarına ilişkin olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 7/5/2013 tarihli kararı ile haklarında şikâyette bulunulan kişilerin olay tarihindeki görevlerini gözetilerek, Anayasa’nın maddesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İçtüzüğü’nün maddesinde belirtilen şartlar oluşmadığından işlemden kaldırma kararı vermiştir. Başvurucunun, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının işlemden kaldırma kararına karşı yapmış olduğu itiraz, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinin 30/7/2013 tarihli ve 2013/767 Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar bu tarihte kesinleşmiştir. Karar, başvurucuya 24/9/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 24/10/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk Anayasa’nın maddesi birinci fıkrası şöyledir:“Başbakan veya bakanlar hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin vereceği önerge ile, soruşturma açılması istenebilir. Meclis, bu istemi en geç bir ay içinde görüşür ve gizli oyla karara bağlar.” TBMM İçtüzüğü’nün maddesi şöyledir:“Görevde bulunan veya görevinden ayrılmış olan Başbakan ve bakanlar hakkında Meclis soruşturması açılması, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin vereceği bir önerge istenebilir. Bu önergede; Bakanlar Kurulunun genel siyasetinden veya bakanlıkların görevleriyle ilgili işlerden dolayı hakkında soruşturma açılması istenen Başbakan veya bakanın cezai sorumluluğu gerektiren fiillerinin görevleri sırasında işlendiğinden bahsedilmesi, hangi fiillerinin hangi kanun ve nizama aykırı olduğunun gerekçe gösterilmek ve maddesi de yazılmak suretiyle belirtilmesi zorunludur.” 2911 sayılı Kanun’un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“Herkes, önceden izin almaksızın, bu Kanun hükümlerine göre silahsız ve saldırısız olarak kanunların suç saymadığı belirli amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” 2911 sayılı Kanun’un maddesinin 2/3/2014 tarihli ve 6529 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmadan önceki hali şöyledir:“Toplantı ve gösteri yürüyüşleri, tüm il veya ilçe sınırları içerisinde aşağıdaki hükümlere uyulmak şartıyla her yerde yapılabilir.Şehir ve kasabalarda ve gerekli görülen diğer yerlerde hangi meydan ve açık yerlerde veya yollarda toplantı veya yürüyüş yapılabileceği ve bu toplantı ve yürüyüş için toplanma ve dağılma yerleri ile izlenecek yol ve yönler vali ve kaymakamlarca kararlaştırılarak alışılmış araçlarla önceden duyrulur. Bu yerler hakkında sonradan yapılacak değişiklikler duyurudan onbeş gün sonra geçerli olur. Toplantı yerlerinin tespitinde gidiş gelişi, güvenliği bozmayacak ve pazarların kurulmasına engel olmayacak biçimde, toplantıların genel olarak yapıldığı, elektrik tesisatı olan yerler tercih edilir.” 2911 sayılı Kanun’un maddesinin birinci fıkrası şöyledir“(Değişik fıkra: 3/8/2002 tarih ve 4771 sayılı Kanun’un md.) Toplantı yapılabilmesi için, düzenleme kurulu üyelerinin tamamının imzalayacakları bir bildirim, toplantının yapılmasından en az kırksekiz saat önce ve çalışma saatleri içinde, toplantının yapılacağı yerin bağlı bulunduğu valilik veya kaymakamlığa verilir.” 2911 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“Genel yollar ile parklarda, mabetlerde, kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde ve bunların eklentilerinde ve Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kilometre uzaklıktaki alan içinde toplantı yapılamaz ve şehirlerarası karayollarında gösteri yürüyüşleri düzenlenemez.Genel meydanlardaki toplantılarda, halkın ve ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere valilik ve kaymakamlıklarca yapılacak düzenlemelere uyulması zorunludur.” 2911 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“a) 9 ve 10 uncu madde hükümlerine uygun biçimde bildirim verilmeden veya toplantı veya yürüyüş için belirtilen gün ve saatten önce veya sonra;b) (Değişik bent: 30/7/1998 tarih ve 4378 sayılı Kanun’un 1 md.) Ateşli silahlar veya patlayıcı maddeler veya her türlü kesici, delici aletler veya taş, sopa, demir ve lastik çubuklar, boğma teli veya zincir gibi bereleyici ve boğucu araçlar veya yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler veya her türlü sis, gaz ve benzeri maddeler ile yasadışı örgüt ve topluluklara ait amblem ve işaret taşınarak veya bu işaret ve amblemleri üzerinde bulunduran üniformayı andırır giysiler giyilerek veya kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez vesair unsurlarla örterek toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma ve kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşınarak veya bu nitelikte sloganlar söylenerek veya ses cihazları ile yayınlanarak,c) 7 nci madde hükümleri gözetilmeksizin,d) 6 ve 10 uncu maddeler gereğince belirtilen yerler dışında,e) 20 nci maddedeki yöntem ve şartlara ve 22 nci maddedeki yasak ve önlemlere uyulmaksızın,f) 4 üncü madde ile Kanun kapsamı dışında bırakılan konularda kendi amaç, kural ve sınırları dışına çıkılarak,g) Kanunların suç saydığı maksatlar için,h) Bildirimde belirtilen amaç dışına çıkılarak,i) Toplantı ve yürüyüşün 14, 15, 16, 17 ve 19 uncu maddelere dayanılarak yasaklanması veya ertelenmesi halinde tespit edilen erteleme veya yasaklama süresi sona ermeden,j) (Değişik bent: 2/3/2014 tarih ve 6529 sayılı Kanun’un md) 12 nci madde gereğince toplantının dağılmasına karar verilmesi hâlinde,k) 21 inci madde hükmüne aykırı olarak,l) 3 üncü maddenin 2 nci fıkrası hükmüne uyulmadan, Yapılan toplantılar veya gösteri yürüyüşleri Kanuna aykırı sayılır.”