Başvuru, yerleşik içtihada aykırı olarak hak düşürücü süre gerekçesiyle tapu iptali ve tescil davasının esasının incelenmemesi ve dava değeri temyiz sınırı altında kaldığından istinaf kararına karşı temyiz yolunun kapalı tutulması nedenleriyle mahkemeye erişim hakkının; davanın reddedilmesi nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, yerleşik içtihada aykırı olarak hak düşürücü süre gerekçesiyle tapu iptali ve tescil davasının esasının incelenmemesi ve dava değeri temyiz sınırı altında kaldığından istinaf kararına karşı temyiz yolunun kapalı tutulması nedenleriyle mahkemeye erişim hakkının; davanın reddedilmesi nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 23/1/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:A. Bireysel Başvuruya Konu Dava Süreci Başvurucuların murisi olan T. ile üçüncü bir şahıs olan F.B. arasında 21/2/1955 tarihinde Darende Noterliğinde zilyetlik devir suretiyle gayrimenkul satış senedi akdedilmiştir. Söz konusu satış senedine göre; F.B. veraset yoluyla intikal edip malik sıfatıyla zilyet olduğu ve tapu sicilinde kayıtlı olmayan Darende'nin Kaldırım Mahallesi'nde bulunan taşınmazı, bedeli karşılığında ve zilyetliğini devretmek suretiyle T.ye satmıştır. Başvurucular 22/2/2016 tarihinde F.B.nin mirasçısı A.K. aleyhine tapu iptali ve tescil davası açmışlardır. Başvurucular dava dilekçesinde; murisleri T. ile davalının murisi F.B. arasındaki satış senedine rağmen taşınmazın kadastro çalışmaları sonucunda davalı adına tespit görüp tapu kaydında adına tescil edildiğini ifade etmişlerdir. Başvurucular, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi gereğince devir yükümlülüğünün yerine getirilmediğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, ihtiyati tedbir talebiyle birlikte Malatya ili Darende İlçesi 20 ada 6 parselde kayıtlı taşınmazın tapu kaydının iptali ile adlarına tescilini talep etmişlerdir. Dava dilekçesinde dava değeri 000 TL olarak gösterilmiştir. Darende Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 21/3/2017 tarihinde davayı hak düşürücü süre nedeniyle reddetmiştir. Mahkeme gerekçesinde; 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kadastro tespitine ilişkin tutanakların kesinleşmesinden itibaren on yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açılamayacağını açıklamıştır. Mahkeme, dava konusu taşınmazın kadastro tutanağının 22/9/1994 tarihinde kesinleştiğini, buna karşın davanın on yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını belirtmiştir. Başvurucuların Mahkeme önündeki yargılama sürecinde ise dava değerinin tespitine ilişkin bir talepleri olmamıştır. Başvurucular 12/4/2017 tarihinde istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. Başvurucular istinaf dilekçesinde; Mahkemenin dava konusu taşınmazın değerini tespit etmediğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, satış vaadi sözleşmesi kapsamında taşınmazın bedeli ödenip zilyetliği devredilmiş olmasına rağmen emsal Yargıtay kararlarına aykırı olarak zamanaşımı gerekçesiyle davanın reddedildiğini belirtmişlerdir. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi (İstinaf Mahkemesi) 21/11/2017 tarihinde başvurucuların istinaf başvurusunu kesin olmak üzere esastan reddetmiştir. İstinaf Mahkemesi, kadastro tespitinin kesinleşmesinden dava tarihine kadar hak düşürücü sürenin dolduğunu belirtmiştir. İstinaf Mahkemesi, başvurucuların bütün istinaf itirazlarını reddettiğini ve Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğunu açıklamıştır. Nihai karar 3/1/2018 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular 23/1/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. Bireysel Başvuru Sonrası Süreç Başvurucular 12/1/2018 tarihinde İstinaf Mahkemesi kararını temyiz etmiştir. Başvurucular dilekçesinde; taşınmazın değeri tespit edilmediğinden kesin olarak olmak üzere karar verildiğini, karara karşı temyiz yolunun açık olması gerektiğini ve davanın reddedilmesinin yerleşik içtihada aykırı olduğunu belirtmişlerdir. Mahkeme 22/1/2018 tarihinde ek karar ile İstinaf Mahkemesi kararının kesin olduğunu belirterek temyiz talebini reddetmiştir. Başvurucular 25/1/2018 tarihinde Mahkemenin ek kararını temyiz etmişlerdir. İstinaf Mahkemesi 16/3/2018 tarihinde dava değerinin 000 TL olduğunu belirterek temyiz dilekçesini ek karar ile reddetmiştir. Başvurucular 9/4/2018 tarihinde İstinaf Mahkemesinin ek kararını temyiz etmişlerdir. Yargıtay Hukuk Dairesi 4/6/2018 tarihinde dava değeri ve hükme esas alınan miktar itibarıyla davanın temyiz sınırının altında kaldığını belirterek İstinaf Mahkemesinin ek kararını onamıştır. A. Mevzuat Hükümleri 3402 sayılı Kanunu "Kadastro tutanaklarının kesinleşmesi ve hak düşürücü süre" kenar başlıklı maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:"Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz."B. Yargıtay İçtihadı Yargıtay Hukuk Dairesinin 3/3/2008 tarihli ve E.2008/1865, K.2008/2556 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Dava noter satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacılar murisinin 1967 tarihli noter satış vaadi sözleşmesiyle satım ve teslim aldığı 26 Mart 1339 tarih 56-57-58 nolu tapu kayıtlarının dosyaya getirtilen kadastro tutanağına göre 1974 tarihinde 61 ada 16 sayılı parsel olarak tespit ve revizyon görüp kadastro tutanağını 1975 tarihinde kesinleşmiş olduğu görülmektedir. Bu durumda davacıların 1967 tarihli noter satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil talebi kadastro öncesi sebebe dayalı olup 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi gereğince dava tarihine göre 10 yıllık hak düşürücü sürenin davada geçmiş olduğu ve kamu düzenine ilişkin hak düşürücü sürenin mahkemece resen gözetilerek davanın hak düşürücü süre yönünden reddi gerekirken ..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 23/12/2011 tarihli ve E.2011/14081, K.2011/16004 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"... kadastro ve tapulama işlemlerinin sona ermesinden sonra ortaya çıkan uyuşmazlıkların dava yolu ile giderilmesi olanağı vardır. Kadastro Kanununun getirdiği itiraz ve dava açma sürelerini kadastro kesinleşmeden kullanmamış ya da kullanamamış olan hak sahiplerinin hakları, kadastroya dayanılarak oluşturulan tapu sicili ve sicile yapılan tescil nedeniyle hemen ortadan kalkmaz. Her ne kadar kesinleşen kadastro, hak sahibi olarak tespit edilen kimse yararına bir hak karinesi oluştursa da bu karinenin Kadastro Kanununun 12/3 maddesinde öngörülen 10 yıllık süre içerisinde açılacak dava ile çürütülmesi mümkündür. Anılan Kanunun 12/3 maddesi 'bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten 10 yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki sebeplere dayanılarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz' şeklinde düzenlenmiştir.Kadastroya dayanılarak yapılan planlar, kesinleşen tutanaklar ve bunlara dayalı yapılan tesciller, resmi senet niteliğinde olup Kanun 10 yıllık süre içerisinde açılacak davalar ile bunların aksini kanıtlama olanağı tanımıştır.Hemen belirtmek gerekir ki, 10 yıllık süre içerisinde açılacak davada davacının mutlaka kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanması zorunludur. Diğer bir anlatımla davacı, kadastrodan önceki bir hakka dayanmalıdır. Bu hak ayrıca mülkiyet hakkı, sınırlı ayni hak, şerhler veya beyanlar hanesinde gösterilmesi gereken bir hak olmalıdır. Davacı davasında kadastrodan önce o taşınmaz üzerinde kendi adına sicile geçmesi gereken bir hakkın varlığının tespiti ve tespit edilecek bu hakka göre sicilin düzeltilmesini talep edebilecektir.Kadastro Kanununun 12/ maddesinde öngörülen sürenin hak düşürücü süre olduğu ve mahkemece re'sen nazara alınması gerektiği de ayrıca belirtilmelidir."