Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.
Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin "..." adlı markanın tek ve gerçek hak sahibi olduğunu, markanın kelime ve şekil markası olarak dünya çapında koruma altında olduğunu, müvekkili şirketin dünyada tanınmış bir şirket olduğunu, kurulduğu 1960 senesinden bu yana kozmetik, kişisel ve ev hijyeni alanlarında faaliyet gösterdiğini, dava konusu "..." markasının müvekkili şirket adına "böcek ilaçları, haşaratları yok etmek için preparatlar, mantar ilaçları, bitki öldürücüler"in yer aldığı 05.sınıf mal ve hizmetler için dünya çapında tescil ettirildiğini, bu markanın ve bu markaları ürünlerin dünya çapında tanındığını ve yoğun olarak talep edildiğini, davaya konu "..." markasının ilk kez 16.06.1993 tarihinde İtalya'da marka tescil başvurusu yapılarak ... no'lu WIPO da ayrıca ... sayı ile 15.04.2009 tarihinde topluluk markası olarak 05. sınıfta tescil edildiğini bu tesciller sebebiyle de 556 sayılı khk m. 3 uyarınca, söz konusu markanın koruma altında olduğu m. 8/3 uyarınca da gerçek hak sahibi olduklarını, müvekkilinin 1990'lı yılların başından itibaren sürekli olarak ve kesintisiz şekilde kullandığı, markanın tamamen kendi ürünü olduğunu, marka üzerindeki mali ve hukuki tüm hakları elinde bulunduran yetkili ve gerçek hak sahibi olduğunu, markanın özgün ambalaj tasarımlarının aynı zamanda FSEK maddeleri uyarınca grafik sanat eseri olduğunu ve koruma altında bulunduğunu, "..." markasının ambalajının özel bir tasarım olduğunu ve bu tasarım üzerinde müvekkili şirketin hak sahibi olduğunu, bu ambalaj tasarımının ve ambalaj üzerinde kullanılan ve her biri grafik eser niteliğinde olan logo tasarımlarının da eser sahibi olduğunu, bu tasarımların 5846 sayılı FSEK m. 1/B-z ve 4. maddesine göre, sahibinin hususiyetini taşıdığını ve eser niteliğinde olduğunu bu nedenle de FSEK m. 68 uyarınca eser sahibinin mali haklarına tecavüz oluştuğunu, davalının hiçbir geçerli sebebi olmaksızın ve haksız olarak dava konusu markayı TPE nezdinde kendi adına tescil ettirerek hukuka aykırı olarak kullandığını ve müvekilinin marka hakkına açık suretle tecavüz ettiğini, davalının kötüniyetli tescil işleminin hükümsüzlüğü için davalı aleyhine açılan ... 1. Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2011/213 E. 2012/233K. nolu dosyasında markanın hükümsüzlüğüne karar verildiğini, bu dosyada hükme esas teşkil eden 03.09.2012 tarihli bilirkişi raporunda müvekkiline ait markanın, ambalaj kompozisyonlarının ve eser niteliğindeki tasarımsal unsurların davalı tarafından birebir taklit edildiğinin açıkça belirtildiğini, davalının eylemlerinin aynı zamanda 556 Sayılı KHK'nın 61/A hükmündeki düzenlemeye aykırı olduğunu bu nedenle davalı aleyhine ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... sayılı dosyası ile suç duyurusunda bulunduklarını, davalının tüm bu gelişmelere rağmen halen dava konusu marka ve ürünleri taklit ederek kullandığını, üretim fâaliyetine devam ettiğini ve taklit ürünleri satışa arz ettiğini, çok sayıda ülkede satışa arz edildiğini, bu markanın tanınmış bir marka olduğunu, bu durumun Paris sözleşmesinin 1. mükerrer 6. maddesinde de dile getirildiğini, buna göre de, markaların tescilli olup olmadıklarına ve korunma istenen ülkede kullanılıp kullanılmadıklarına bakılmaksızın, bu ülkede ilgili sektördekiler tarafından niceliksel olarak biliniyorsa, niteliksel yönü (tanınmışlığın ekonomik değeri, markanın itibarı, gücü vd.) dikkate alınmaksızın tanınmış marka olarak korunabileceğini, aynı sektörde faaliyet gösteren davalının basiretli bir işadamı özeni göstermekle yükümlü olduğunu bu nedenle de davacıya ait markayı bilmesi gerektiğini, davalının bu eylemlerinin aynı zamanda haksız rekabet oluşturduğunu, davalının müvekkil şirket markasını ambalaj tasarımı grafik eser unsurları ile birlikte birebir taklit ederek kullanarak piyasada satışa sunduğu taklit ürünler ile müvekkilinin ticari itibarını zedelediğini, tüketici gözünde kötü duruma sokarak ticari değerini düşürdüğünü ve bu nedenle de müvekkil şirketin telafisi mümkün olmayan çok ciddi zararlara uğradığını, davalının kötüniyetli olduğunu, tüm bu nedenlerden dolayı da 556 sayılı KHK m. 68 uyarınca marka hakkındaki değer kaybı dolayısıyla 100.000. TL manevi, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000 TL maddi tazminat, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile m. 66/a uyarınca 10.000 TL yoksun kalınan kârın ve FSEK m, 68 uyarınca da fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak 5.000 TL tazminat olmak üzere toplam 120.000 TL'nin davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği, 04.09.2018 tarihli islah dilekçesi ile de; 556 sayılı KHK'nın 61/a hükmü uyarınca marka hakkına tecavüz edilen müvekkilinin uğradığı zararlar için 68. madde uyarınca marka hakkındaki değer kaybı dolayısıyla 100.000,00-TL manevi tazminatın, 5.000,00-TL maddi tazminat, tecavüz olgusu ve buna bağlı olarak zararın doğduğunun sabit olması karşısında Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51. Maddeleri uyarınca somut olayın özelliği, tarafların konumları hususlarını da dikkate alarak 10.000,00-TL maddi tazminatın, FSEK m. 68 uyarınca davalının telif hakkı tecavüzü niteliğindeki fiil ve eylemleri sebebiyle 5.000,00-TL'yi 43.000,00-TL arttırarak, bu tazminat kalemi ile ilgili 48.000,00-TL tazminatın, tecavüz tarihinden itibaren işleyecek yasal temerrüt faiziyle birlikte davalı yandan tahsiline karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.