Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2023/8113 E. , 2024/11340 K. T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2023/8113 Karar No : 2024/11340 TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNANLAR : 1- (Davacı) ... VEKİLİ : Av. ... 2- (Davalı) ... Genel Müdürlüğü VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, iş aktinin sona …
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2023/8113 E. , 2024/11340 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2023/8113 Karar No : 2024/11340 TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNANLAR : 1- (Davacı) ... VEKİLİ : Av. ... 2- (Davalı) ... Genel Müdürlüğü VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, iş aktinin sona erdirilmesi nedeniyle işçi hak ve alacaklarının tahsili istemiyle ... Mahkemesinde açmış olduğu davanın Mahkemece 675 sayılı KHK'nın 16.maddesi ve 670 sayılı KHK'nın 5.maddesi gereğince dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi üzerine işçi hak ve alacaklarının ödenmesi istemiyle İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne yapmış olduğu başvurunun reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı işleminin iptali ile 123.666,40-TL alacağın İş Mahkemesinde açılan dava tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; davacı tarafından İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğüne yapılan 02/02/2017 tarihli başvuru ile alacaklarının ödenmesinin talep edildiği, davalı idarece başvuruya ilişkin olarak; 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca alacak ve borçlar ile ilgili olarak araştırma ve incelemelerin devam ettiği, davacının açmış olduğu iş davası gereği alacağının sübuta ermediği, alacağa ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararı da bulunmadığı, bu nedenle söz konusu talebin alacak kapsamında değerlendirilemeyeceği, 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 16. maddesinin 4. fıkrasında belirtilen idari yargı yoluna gidilerek, alacağın kesinleşmiş Mahkeme kararıyla sübuta erdirilmesi gerektiği ileri sürülerek reddedildiği, bu bağlamda, idare tarafından, davacının başvurusu hakkında işin esasına girilerek, söz konusu talebin alacak kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği yönünde karar verilmesi gerekirken, talep edilen alacağa ilişkin olarak kesinleşmiş mahkeme kararı bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun reddedilmesinde hukuka uyarlık görülmediği, öte yandan, hukuka aykırı olduğu saptanan işlem nedeniyle verilen iptal kararının, doğrudan alacağın ödenmesi sonucunu doğurmayacağı, davalı idare tarafından, başvuruya ilişkin olarak söz konusu alacağın esası değerlendirildikten sonra, talep edilen tutarın ödenmesi veya ödenmemesi yönünde bir karar verilmesi gerektiğinden, başvuruya ilişkin olarak idare tarafından verilecek cevap üzerine davacı tarafından idari yargı yerlerinde dava açılabileceğinden, davacı tarafından tazmini talep edilen 123.666,40-TL yönünden bu aşamada karar verilmesine yer olmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline, 123.666,40-TL alacağın İş Mahkemesinde açılan dava tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte tahsili istemi yönünden bu aşamada karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; İdare Mahkemesi kararı hukuka ve usule uygun olup kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığından istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından; İdare Mahkemesince verilen kararın gerekçesinde yer verilen "davacının başvurusu hakkında işin esasına girilerek, söz konusu talebin alacak kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği yönünde karar verilmesi" hususunun bir gerekçe olmadığı, işin esasına girilerek bilirkişiye gönderilmesi gerekirken işin esasına girilmeden verilen kararın hukuka aykırı olduğu belirtilerek Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri ileri sürülmektedir. Davalı İdare tarafından; Mahkeme yerine geçerek davacının işçi alacağı olup olmadığı hususunun değerlendirilemeyeceği, İdare Mahkemesi kararının kısır döngüye neden olacağı, söz konusu talebin alacak kapsamında olup olmadığının Mahkemece değerlendirilerek karar verilmesi gerektiği belirtilerek Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN CEVABI : Davacı tarafından, cevap verilmemiştir. Davalı idare tarafından; cevap verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Davacı tarafından, iş aktinin sona erdirilmesi nedeniyle işçi hak ve alacaklarının tahsili istemiyle ... Mahkemesinde açmış olduğu davanın Mahkemece 675 sayılı KHK'nın 16.maddesi ve 670 sayılı KHK'nın 5.maddesi gereğince dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi üzerine işçi hak ve alacaklarının ödenmesi istemiyle İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne yapmış olduğu başvurunun reddedildiği anlaşılmıştır. Bunun üzerine, İzmir Vakıflar Bölge Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işleminin iptali ile 123.666,40-TL alacağın İş Mahkemesinde açılan dava tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri, "...idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar." olarak sayılmıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinin 3/a bendinde, dilekçelerin, Danıştayda daire başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye tarafından "görev ve yetki" yönünden inceleneceği; "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde de, 14. maddenin 3/a bendine göre adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği kurala bağlanmıştır. 7082 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşan 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin "Dava ve takip usulü" başlığını taşıyan 16. maddesinin 1. fıkrasında, "1) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine 17/8/2016 tarihinden önce açılan davalar ile bu kapsamda Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilen davalarda mahkemelerce, 15/8/2016 tarihli ve 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle red kararı verilir. Bu kararlar duruşma günü beklenmeksizin dosya üzerinden kesin olarak verilir ve davacılara resen tebliğ edilir..." kuralı; "2) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine 17/8/2016 tarihinden önce başlatılan icra ve iflas takipleri ile bu kapsamda Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilen takipler hakkında icra müdürlüklerince, 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi uyarınca düşme kararı verilir. Bu kararlar dosya üzerinden kesin olarak verilir ve takip alacaklısına re'sen tebliğ edilir..." kuralı; ... (4) Birinci ve ikinci fıkralar uyarınca verilen kararlarda davacı veya alacaklının 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinde belirtilen usule uygun olarak ilgili idari makama, tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük hak düşürücü süre içinde başvurabileceği belirtilir. İdari başvuru üzerine idari merci tarafından verilecek karar aleyhine idari yargıda dava açılabilir. İdari yargının verdiği karar kesin olup, uyuşmazlık adli yargıda hiçbir şekilde dava konusu yapılamaz." kuralı yer almakta idi. 7082 sayılı Kanun'un 16. maddesinin 4 numaralı fıkrasının 3. cümlesinin iptali istemiyle yapılan başvuru sonucunda, Anayasa Mahkemesinin, 22/11/2023 tarih ve 32377 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 31/05/2023 tarih ve E:2018/77, K:2023/105 sayılı kararıyla; söz konusu maddenin ilgili cümlesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline hükmedildiği, anılan kararın gerekçesinde; "...kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde mülkiyet iddiasında bulunanların bu iddialarla ilgili olarak açacakları davaların hangi yargı kolunda görüleceği meselesi bir yargılama usulü politikası olarak kanun koyucunun takdirindedir. Anayasa’nın 36. veya 40. maddesi bu tür uyuşmazlıkların adli yargıda karara bağlanmasına ilişkin bir güvence içermemektedir. İdari yargı mercilerinin özel borç ilişkilerine ilişkin uyuşmazlıkların çözümlenmesi hususunda yeterli tecrübeye sahip olup olmaması da bir yerindelik meselesi olup anayasal bir sorun değildir. Dolayısıyla kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde hak iddia edenlerin açacakları davaların idari yargı mercileri tarafından karara bağlanması tek başına Anayasa’nın 40. maddesine aykırılık taşımamaktadır. Bununla birlikte Anayasa’nın 40. maddesi oluşturulacak dava yolunun uyuşmazlığın esasını inceleme ve karara bağlama kapasitesini haiz olmasını zorunlu kılmaktadır. Bu da idari yargı yerlerinin bu tür uyuşmazlıkların esasının incelenmesini ve karara bağlanmasını temin edecek uygun araçlarla donatılmasını gerektirmektedir. İdari yargının bu tür özel borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların esasını tüm yönleriyle inceleyebilecek araçlardan yoksunluğu bu tür uyuşmazlıkları inceleyebilecek yegâne yolun idari yargı olmasını öngören kuralın Anayasa’nın 40. maddesindeki gereklilikleri karşılamaması sonucunu doğurabilir. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesinin üzerinde durması gereken mesele idari yargının kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde hak iddia eden kişiler ile bu kurum ve kuruluşlar arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarını her yönüyle çözüme kavuşturacak araçlara sahip olup olmadığıdır. İdari yargılama usulü 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca yazılı yargılamaya dayanmaktadır. İdari yargılama usulünde tanık dinlenmesini yasaklayan açık bir hüküm bulunmamakla birlikte tanık dinleme usulünü düzenleyen hükümler 2577 sayılı Kanun’da yer almadığından ve bu konuda hukuk muhakemesi usulüne atıfta da bulunulmadığından idari yargılamada tanık dinlenip dinlenmeyeceği meselesi tartışmalı bir konu olmayı sürdürmüştür. Özel hukuk ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların bir kısmı yazılı belgelere dayandığından yazılı yargılama usulünü uygulayan idari yargının bunların çözümlenmesi için gereken araçları haiz olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bununla birlikte bazı özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde yazılı belgeler üzerinde inceleme yapılması yeterli olmamakta sözlü yargılama yapılması da gerekebilmektedir. Özellikle sadece tanık deliline dayalı olarak ispatlanması mümkün olabilecek iddiaların incelenmesinde sözlü yargılama yapılması ve tanık dinlenmesi zorunlu olabilmektedir. İdari yargılama usulünde tanık dinlenmesinin mümkün olup olmadığı hususunda süregelen tartışmanın varlığı da gözetildiğinde tanık dinlenmesini gerektiren özel hukuk uyuşmazlıkları yönünden idari yargının etkili bir yol olduğunun kesin bir biçimde söylenmesi mümkün görünmemektedir. Bu durumda kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde hak iddia eden kişiler ile bu kurum ve kuruluşlar arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarının, sahip olduğu araçlar bakımından idari yargının kapasitesini aşıp aşmadığı yönünden bir ayrım yapılmaksızın, tümünün tek çözüm mercii olarak idari yargının tayin edilmesi Anayasa’nın 40. maddesinde öngörülen etkili yargısal başvuru yolları oluşturma yükümlülüğünü ihlal etmektedir." hususları belirtilerek iptaline karar verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdari yargının görev alanı; idare hukuku kuralları içinde, kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla, kamu gücü kullanılarak tek taraflı olarak tesis edilen kesin ve yürütülmesi zorunlu idarî işlemler, idari eylemler ve idari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar nedeniyle açılan davaların görüm ve çözümüyle sınırlı bulunmaktadır. İdarenin işlemleri veya eylemleri nedeniyle hak ihlaline uğradığını öne süren kişilerce, ihlal edilen haklarının mali olarak telafisini teminen idari yargı mercilerinde açılacak tazminat istemli tam yargı davalarında; öncelikle, zararın idari bir işlem yahut eylemden mi kaynaklandığı hususunun; başka bir anlatımla, "işlemler" için; idare hukuku kurallarına göre tesis edilen, kamu gücüne dayanarak, diğer tarafın rızasını aramaya gerek olmaksızın, ilgilinin hukuki durumunda tek yanlı irade açıklamasıyla değişiklik meydana getiren idari bir işlem olup olmadığının ortaya konulması; "eylemler" için ise, idarece yürütülen kamu hizmetinin kuruluşunda, örgütlenmesinde veya işleyişinde meydana gelen bir aksaklığı içeren idarenin kusur sorumluluğuna dayalı veya kusursuz sorumluluk hallerine dayalı bir hak ihlalinin bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerekmektedir. Bu bağlamda, idari makamlar tarafından tesis edilmiş olsa bile, özel hukuk hükümlerine tabi olan işlem ve sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıklar ile kamu hizmetinin kuruluşu, örgütlenişi ve işleyişinden kaynaklanmayan eylemlerden doğan uyuşmazlıkların çözümünde adli yargı mercileri görevlidir. Dava konusu uyuşmazlığı çözümlemekle görevli yargı kolunu belirleyen kanuni düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararıyla iptal edildiği ve bu kararın Resmi Gazete'de yayımlandığı 22/11/2023 tarihinde yürürlüğe girdiği, Anayasa Mahkemesi kararlarının derdest olan davalarda uygulanacağı açıktır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında uyuşmazlığın niteliğine göre, adli veya idari yargının görevli olup olmadığı konusunda dava dosyasını elinde bulunduran idari yargı mercii tarafından karar verilmesi gerekir. Dava konusu uyuşmazlık, davacının Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilmeden önce Şifa Hastanesinde çalışmakta iken iş aktinin sona erdirilmesi nedeniyle yoksun kaldığı işçilik hak ve alacaklarının ödenmesi isteminden kaynaklanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle davacı ile ... Hastanesi arasında işçilik hak ve alacaklarına ilişkin alacak-borç ilişkisinin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekmekte olup, tüm bu hallerde uyuşmazlığın adli yargı düzeninin görev alanında olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla, davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerektiğinden, esasına girilmek suretiyle verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında kararda hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu işlemin iptali ile ...-TL alacağın İş Mahkemesinde açılan dava tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte ödenmesi istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 2. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 02/07/2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (X)KARŞI OY : 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe girişimi sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal rejimini takiben bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek amacıyla birçok yeni düzenleme yapılmış ve bu düzenlemelerin çoğu Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde kararnameleri ve bu KHK'ların kabul edildiğine dair kanunlar ile yani özel düzenlemeler ile gerçekleştirilmiştir. Bu düzenlemelerden olan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan kuruluşlara ait taşınmaz mal varlığının, üstündeki kısıtlama ve taşınmaz yükünden ari olarak hazineye devredileceği düzenlenmiş ve uygulamanın bu yönde gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. 670 sayılı KHK ve bu KHK'nın kabul edilmesine dair 7091 saylı kanunun 5. maddesi devre dair işlemleri düzenlemiş olup; "Devir işlemlerine ilişkin tedbirler" başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında, "20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan Kanun Hükmünde Kararnameler gereğince kapatılan ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne veya Hazineye devredilen kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının her türlü taşınır, taşınmaz, malvarlığı, alacak ve hakları ile belge ve evraklarının (devralınan varlık); her türlü tespit işlemini yapmaya, kapsamını belirlemeye, idare etmeye, avans dahil her türlü alacak, senet, çek ve diğer kıymetli evraka ilişkin olarak dava ve icra takibi ile diğer her türlü işlemi yapmaya, devralınan varlıklarla ilgili olup kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle tevsik edilen borç ve yükümlülükleri tespite ve hiçbir şekilde devralınan varlıkların değerini geçmemesi, ek mali külfet getirmemesi, asıl borçlu ve diğer kefiller hakkında kesin aciz vesikası bulunan haller hariç olmak üzere kefaletten doğmaması ve Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY)'ne veya diğer terör örgütlerine (...) gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanması şartıyla bu varlıkların değerlendirilmesi suretiyle bunları uygun bir takvim dahilinde ödemeye, kapatılan kurum ve kuruluşların taahhüt ve garanti ettiği ancak vermediği mal ve hizmet bedellerinin ödemesini durdurmaya veya ödemeye, tahsili mümkün olmadığı anlaşılan veya tahsilinde ve takibinde yarar bulunmayan hak ve alacaklar ile taahhüt ve garantilerin tahsilinden vazgeçmeye, her türlü sulh işlemini yapmaya, devralınan varlıklarla ilişkili kredi veya gerçek bir mal veya hizmet ilişkisine dayanan borçlar nedeniyle konulmuş ve daha önce kaldırılmış takyidatları kredinin veya borcun ödenebilmesini sağlamak amacıyla kaldırıldığı andaki koşullarla tekrar koydurmaya ve ihyaya, menkul rehinleri dikkate almaya, devralınan varlıklara konulan takyidatların sınırlarını belirlemeye ve kaldırmaya, finansal kiralama dahil sözleşmelerin feshine veya devamına karar vermeye, devralınan varlıkların idaresi, (…) bütün bu işlemleri yapmak amacıyla usul ve esasları belirlemeye, vakıflar yönünden Vakıflar Genel Müdürlüğü, diğerleri yönünden Maliye Bakanlığı yetkilidir." hükmü; dördüncü fıkrasında ise, "Birinci fıkra kapsamında tespite konu edilebilecek borç ve yükümlülüklere ilişkin olarak hak iddiasında bulunanlarca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış günlük hak düşürücü süre içerisinde ilgili idaresine kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle müracaat edilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak kapatma işlemlerinde ise altmış günlük süre kapatma tarihinden itibaren başlar." hükmü getirilmiştir. Aktarılan maddenin beşinci fıkrası ile, borçların ödenmesinde kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi resim harç çalışanların sigorda pirimleri vs gibi ödeme sıralamasının düzenlendiği görülmekle ve uygulamaya ilişkin alt düzenlemenin çıkarıldığı (667 sayılı KHK'nın 2. maddesi dayanak 371 seri nolu Milli Emlak Genel Tebliği ve 670 saylı KHK 5. maddesine dayanılarak yayınlanan 2016-1 seri nolu Milli Emlak Genelgesi) nazara alındığında görevli yargı yeri olan idari yargı yerince bu usulün hukuki denetimde değerlendirileceği anlaşılmaktadır. Kapatılan kurumların ilgisine göre Hazine ve Maliye Bakanlığı veya Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilmiş olması bu şirketlere ait tüm borçların tekeffül edileceği veya garanti altına alınacağı şeklinde düzenlenmemiş, aksine belli koşullara bağlanmıştır (mal varlığının değerini geçirmemesi, ek külfet getirmemesi gibi...). Ayrıca ve açıkça, 675 saylı KHK ile (kabul edilmesine dair 7082 saylı Kanun) "özel düzenleme" ile dava ve takip usulü düzenlemiş olup, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun genel düzenlemesi haricinde bir düzenleme getirmiştir. Bu düzenleme ile KHK öncesi ve sonrası adli yargıda açılan davaların dava şartı yokluğu sebebiyle reddedileceğini (2 ve 3. fıkra) 4. fıkrası ise bu ret kararları üzerine 30 günlük hak düşürücü süre içinde idari makama başvuru yapılmasını müteakip idarece verilecek karar aleyhine idari yargıda dava açılabileceği düzenlenmek suretiyle görevli yargı yolu açıkça belirlenmiştir. Bu bağlamda Olağanüstü Hal KHK'ları ile yapılan düzenlemeler idare hukuku alanında olan düzenlemeler olup bu dayanak düzenlemelere binaen yapılan iş ve işlemler idari işlemler olup, özel hukuk ilişkileri kapsamında yapılan iş ve işlemlerden olmadığından Anayasa Mahkemesinin 31/05/2023 tarih ve E:2018/77, K:2023/105 sayılı kararı ile "uyuşmazlık adli yargıda hiçbir şekilde dava konusu yapılamaz" ibaresinin iptal edilmiş olmasının, idari yargının görevli yargı yeri olduğuna yönelik düzenlemenin iptal edilmemiş olması sebebiyle dava konusu olayı etkileyecek nitelikte bulunmamaktır. Zira Anayasa'nın 153. maddesi emri gereği "Anayasa Mahkemesinin kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemeyeceği" açık olup, Bölge İdare Mahkemesi kararı hukuka ve özel mevzuata uygun olmakla bozma kararına katılmıyorum.