Başvurucu, 4/4/2001 tarihinde Eskişehir İş Mahkemesinde açtığı tazminat davasının kısmen kabulüne karar verildiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir.
Başvurucu, 4/4/2001 tarihinde Eskişehir İş Mahkemesinde açtığı tazminat davasının kısmen kabulüne karar verildiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir. Başvuru, 18/2/2013 tarihinde Eskişehir Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Birinci Bölümün 23/1/2014 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş, Adalet Bakanlığınca 21/3/2014 tarihli yazı ile görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 21/9/1999 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu yaralanmıştır. Başvurucu, 4/4/2001 tarihinde Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. ve İ.A. aleyhine Eskişehir İş Mahkemesinde açtığı davada; davalı şirkette işçi olarak çalıştığı sırada, istif halinde olan şeker torbalarının kayması sonucu şeker torbalarının altında kalarak yaralandığını, ambar şefi ile şirketin kusurlu olduğunu ileri sürerek 000 TL maddi ve 000 TL manevi tazminatın tahsilini talep etmiştir. Mahkemece, 25/11/2008 tarih ve E.2001/190, K.2008/1266 sayılı ilamla; davanın kısmen kabulüne, 527,00 TL maddi, 000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmiştir. Kararın temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Hukuk Dairesinin 5/4/2010 tarih ve E.2009/3631, K.2010/3738 sayılı ilamıyla; maddi zararın hesabına ilişkin 22/7/2008 tarihli bilirkişi raporunda pasif dönemin hesaba dâhil edilmediği ve zarar hesabı yapılırken aktif dönem başlangıcının, olay tarihi olan 21/4/1999 tarihinin değil de bilirkişinin hatalı yorum ve hesabına dayalı olarak, davacıya ödenen geçici iş göremezlik ödeneğinin sona erdiği tarih olan 7/2/2000 tarihinden itibaren başlatıldığı ve bu bilirkişi raporunun hükme esas alındığı gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. Başvurucu, 18/8/2010 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 565,61 TL’ye yükseltmiştir. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda, 18/1/2011 tarih ve E.2010/971, K.2011/12 sayılı kararla; davanın kısmen kabulü ile, 527,00 TL maddi ve 000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Kararın temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Hukuk Dairesinin 6/6/2011 tarih ve E.2011/3519, K.2011/5173 sayılı ilamıyla; başvurucunun ıslah dilekçesindeki talebi konusunda herhangi bir karar verilmediği ve bozmanın davacı yararına olduğu dikkate alınarak karar verilmesi gerektiği belirtilerek, hüküm bozulmuştur. Başvurucu aynı iddialarla ve aynı davalılar aleyhine, 24/1/2011 tarihinde, Eskişehir İş Mahkemesinde açtığı davada ise; 211,47 TL’nin tahsilini talep etmiştir. Mahkemece, her iki dava dosyası birleştirilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda 12/10/2011 tarih ve E.2011/1295, K.2011/1272 sayılı kararla; davanın kısmen kabulüne, bilirkişi raporları ve tüm doya kapsamı dikkate alınarak, 000 TL maddi, 000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle davalılardan tahsiline, fazlaya ilişkin taleplerin reddine, birleşen dava dosyasındaki taleplerin ise olay tarihinden itibaren 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun maddesinde belirtilen 1 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin geçmesi nedeniyle reddine karar verilmiştir. Tarafların temyizi üzerine, Yargıtay Hukuk Dairesinin 3/12/2012 tarih ve E.2011/17484, K.2012/21852 sayılı ilamıyla; dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanmasına karar verilmiştir. Karar, 22/1/2013 tarihinde başvurucu tarafından öğrenilmiştir. Başvurucu, 18/2/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.” 6100 sayılı Kanun’un “Diğer kanunlardaki yargılama usulü ile ilgili hükümler” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili hükümleri uygulanır.” 6100 sayılı Kanun’un “Diğer kanunlardaki yargılama usulü ile ilgili hükümler” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili hükümleri uygulanır.” 30/1/1950 tarih ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur.” 5521 sayılı Kanun’un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“İş mahkemelerinde şifahi yargılama usulü uygulanır. İlk oturumda mahkeme tarafları sulha teşvik eder. Uzlaşamadıkları ve taraflar veya vekillerinden birisi gelmediği takdirde yargılamaya devam olunarak esas hakkında hüküm verilir.” 5521 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“Bu Kanunda sarahat bulunmıyan hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır.” 818 sayılı mülga Kanun’un maddesi şöyledir: “Hakim, hususi halleri nazara alarak cismani zarara düçar olan kimseye yahut adam öldüğü takdirde ölünün ailesine manevi zarar namiyle adalete muvafık tazminat verilmesine karar verebilir.” 818 sayılı mülga Kanun’un maddesi şöyledir:“Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.”