Başvuru, soruşturma sürecinde dosyaya erişimin kısıtlanması sonucu suçlamaların öğrenilememesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; savunma hazırlamak için gerekli kolaylıklardan yararlanmaması, delillerin eksik toplanması ve hatalı değerlendirilmesi nedenleriyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, soruşturma sürecinde dosyaya erişimin kısıtlanması sonucu suçlamaların öğrenilememesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; savunma hazırlamak için gerekli kolaylıklardan yararlanmaması, delillerin eksik toplanması ve hatalı değerlendirilmesi nedenleriyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 22/4/2013 tarihinde Uşak Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 4/7/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına verilmiştir. Birinci Bölüm tarafından 12/12/2013 tarihinde yapılan toplantıda, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına, başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir. Bakanlık, görüşünü 18/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bu görüş başvurucuya 25/2/2014 tarihinde tebliğ edilmiş; başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun, yakın akrabayı öldürmek ve birden fazla kişi tarafından birlikte yağma suçundan yürütülen soruşturma kapsamında Ulubey (Uşak) Cumhuriyet Başsavcılığınca 11/3/2009 tarihinde şüpheli sıfatıyla müdafi huzurunda savunması alınmıştır. Ulubey Cumhuriyet Başsavcılığının 11/3/2009 tarihli ve 2009/56 Soruşturma sayılı yazısı ile başvurucunun “yakın akrabayı öldürme” ve “birden fazla kişi tarafından birlikte yağma” suçlarını işlediği iddiasıyla tutuklanmasına karar verilmesi aynı yer Sulh Ceza Mahkemesinden talep edilmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, aynı tarihte başvurucunun şüpheli sıfatıyla sorgusunu müdafii huzurunda yapmış ve başvurucu kendisini savunmuştur. Sorgu işlemi neticesinde Mahkeme, kuvvetli suç şüphesi oluşmadığı kanaatine vararak 11/3/2009 tarihli ve 2009/2 sorgu sayılı kararı ile başvurucunun tutuklanmasına yönelik talebin reddine karar vermiştir. Soruşturma kapsamında diğer şüphelilerin ifadeleri üzerine 12/3/2009 tarihinde başvurucunun ek ifadesine başvuran Ulubey Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı tarihte 2009/56 Soruşturma sayılı yazısı ile yeniden başvurucunun “yakın akrabayı öldürme” ve “birden fazla kişi tarafından birlikte yağma” suçlarını işlediği kuvvetli şüphesi nedeniyle tutuklanmasına karar verilmesini aynı yer Sulh Ceza Mahkemesinden talep etmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, aynı tarihte başvurucunun şüpheli sıfatıyla sorgusunu müdafii huzurunda yapmış ve şüpheli kendisini savunmuştur. Sorgu işlemi neticesinde Mahkeme, soruşturma dosyasına dâhil olan yeni deliller ile başvurucunun anılan suçları işlediği konusunda kuvvetli suç şüphesinin oluştuğu kanaatine ulaşmış ve bu suçlara ilişkin delillerin tam olarak toplanmamış ve isnat edilen suçların katalog suçlardan olması nedenleriyle başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir. Başvurucu vekili, 13/3/2009 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak müracaat ederek soruşturma dosyasına vekâletname ibraz etmiş ve dosya kapsamındaki belgelerin birer suretini talep etmiştir. Ulubey Cumhuriyet Başsavcılığının 13/3/2009 tarihli ve 2009/56 sayılı yazısı ile aynı yer Sulh Ceza Mahkemesinden, soruşturma kapsamındaki şüphelilerin birbirleriyle çelişen çok sayıda ifadelerinin bulunduğu, bu çelişkiyi ortaya koyacak çok sayıda delilin dosya kapsamında olduğu ve bu nedenle müdafiin soruşturma dosyasından suret almasının soruşturmanın amacını tehlikeye düşüreceği gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince müdafiin bu yetkisine ilişkin kısıtlama (gizlilik) kararı alınması talep edilmiştir. Mahkemenin 13/3/2009 tarihli ve 2009/20 sayılı kararı ile talep doğrultusunda kısıtlama kararı verilmiştir. Başvurucu, tutukluluk hâli devam ederken Ulubey Cumhuriyet Başsavcılığınca ek ifadesi alınmak üzere yeniden çağrılmış ve 28/5/2009 tarihinde müdafii huzurunda ek ifadesi alınmıştır. Başvurucu, Ulubey Sulh Ceza Mahkemesinin gizlilik kararına itiraz etmiştir. Ulubey Sulh Ceza Mahkemesi 30/6/2009 tarihli ve 2009/50 Değişik İş sayılı kararıyla talebi değerlendirmiş; soruşturmanın hâlen derdest olması nedeniyle gizlilik kararının gerekçesinde değinilen çekincelerin devam ettiği, gizlilik kararının kaldırılması hâlinde soruşturmanın selametinin tehlikeye düşebileceği gerekçesiyle gizlilik kararının kaldırılması talebinin reddine karar vermiştir. Bu karar şüpheli müdafiine 8/7/2009 tarihinde tebliğ edilmiştir. Soruşturmaya konu suçların kovuşturulması görevinin Ağır Ceza Mahkemelerine ait olması ve Ulubey Cumhuriyet Başsavcılığının yargı çevresinde Ağır Ceza Mahkemesi bulunmaması nedenleriyle Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu hakkında kamu davası açılabilmesi için soruşturma dosyasını 13/11/2009 tarihli ve F.2009/20 sayılı fezleke ile Ulubey ilçesinin yargı çevresinin ağır cezalık işler yönünden bağlı bulunduğu Uşak Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Bu aşamadan sonra soruşturma Uşak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmüştür. Uşak Cumhuriyet Başsavcılığının 24/11/2009 tarihli ve E.2009/4422 sayılı iddianamesi ile başvurucu hakkında yakın akrabayı canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme ve birden fazla kişi tarafından birlikte yağma suçlarını işlediği şüphesi ile kamu davası açılmıştır. Uşak Ağır Ceza Mahkemesi 4/12/2009 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş olup belirtilen kısıtlılık kararı bu kararla ortadan kalkmıştır. Uşak Ağır Ceza Mahkemesinin 27/12/2011 tarihli ve E.2009/412, K.2011/565 sayılı kararı ile başvurucunun “üstsoya karşı, delillerini ortadan kaldırmak, suçu gizlemek, işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla kasten öldürme” suçunu işlediği kanaatine varılarak sonuç olarak müebbet hapis cezası ve “birden fazla kişi tarafından birlikte yağma” suçunu işlediği kanaatine varılarak on yıl on ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve bu cezaların sonucu olan belirli hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir: “… tüm deliller, sanık A. Ü.’nün tüm aşamalardaki beyanları, sanık Ali Pala'nın çelişkili beyanları, katılanların beyanları, tanık beyanları, nüfus kaydı, keşif, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, … böylece her iki sanığın baygın hale gelen maktulü kendi egemenlik alanına alarak beraber Ulubey tarafına doğru yola çıktıkları, Karahasan boğazının orada Ali PALA'nın babasının elinden çapraz bir şekilde bağladığı, sanıkların urgan iple H. P’yi boğdukları, oradan keşifte ayrıntıları sanık A. Ü. tarafından gösterilen yere geldikleri, orada H. P’yi aşağı yuvarladıkları ve H. P’nin üzerindeki paraları, senetleri, cüzdanı aldıkları, sanıkların maktulün üzerindeki parayı ve eşyayı (senetleri, kredi kartı) yağmalamak amacıyla fikir ve eylem birliği içerisinde otopsi raporuna göre maktulü boğarak öldürdükleri ve yağmaladıkları, maktul H. P’nin yakınları tarafından H. P’nin kaçırıldığı veya kayıp olduğunun bildirilmesi üzerine başlatılan arama faaliyetleri sonucunda 09/03/2009 tarihinde Omurca Beldesi yakınlarında yola 1 km uzaklıkta bir açık arazide ölü olarak bulunduğu, sanık A. Ü.’nün keşifte özellikleri bilirkişi raporunda ayrıntılı gösterilen şekilde cesedin bulunduğu herhangi bir yerleşim yeri bulunmayan, belirgin bir coğrafi işaret taşımayan araziyi tereddüt etmeden gösterdiği ve gösterdiği arazinin alınan coğrafi koordinatlarına göre cesedin kolluk güçlerince bulunduğu yer ile tamamen örtüştüğü, dolayısıyla şoför A. Ü.’nün öldürme, yağmalama, cesedin bırakılması eylemlerinde orada hazır bulunduğu kesin bir şekilde anlaşılmıştır. Keşifteki bu yer gösterme mahkememizde bu suçu sanık A. Ü.’nün Ali Pala ile iştirak halinde fikir ve eylem birliği içerisinde işledikleri kanaatini doğurmuştur. Bu nedenle sanık A. Ü.’nün bu suça iştiraki olmadığına dair savunmalarına itibar edilmemiştir…” Başvurucunun temyizi üzerine inceleme yapan Yargıtay Ceza Dairesi, 14/1/2013 tarihli ve E.2012/5703, K.2013/9 sayılı ilamıyla hükmün onanmasına karar vermiştir. Anılan karar başvurucuya 27/3/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bireysel başvuru 22/4/2013 tarihinde yapılmıştır. B. İlgili Hukuk 5271 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“(1) Müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.(21/2/2014 tarih ve 6526 sayılı Kanun ile mülga) (2) Müdafiin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, sulh ceza hâkiminin kararıyla bu yetkisi kısıtlanabilir.(21/2/2014 tarih ve 6526 sayılı Kanun ile mülga) (3) Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adlî işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü uygulanmaz.(21/2/2014 tarih ve 6526 sayılı Kanun ile mülga) (4) (Değişik fıkra: 25/05/2005-5353 S.K./mad) Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir.(5) Bu Maddenin içerdiği haklardan suçtan zarar görenin vekili de yararlanır.” 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinin (1) numaralı fıkrası ve maddesinin (1) numaralı fıkrası.