Başvurucu, tek tanık anlatımlarının, mahkûmiyet hükmüne belirleyici ölçüde dayanak yapılarak cezalandırıldığını, ancak tanığı sorgulama imkânı bulamadığını, esas hakkındaki mütalaaya karşı beyanlarını mahkemeye sunamadığını, mahkeme kararlarının gerekçelerinin yeterli olmadığını belirterek, Anayasa’nın 36. ve 14 maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Başvurucu, tek tanık anlatımlarının, mahkûmiyet hükmüne belirleyici ölçüde dayanak yapılarak cezalandırıldığını, ancak tanığı sorgulama imkânı bulamadığını, esas hakkındaki mütalaaya karşı beyanlarını mahkemeye sunamadığını, mahkeme kararlarının gerekçelerinin yeterli olmadığını belirterek, Anayasa’nın ve maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru, 16/1/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 25/11/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 5/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 5/12/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına (Bakanlık) bildirilmiştir. Bakanlık görüşünü 6/2/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 16/2/2015 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı 2/3/2015 tarihinde beyanda bulunmuştur. A. Olaylar Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP sisteminden temin edilen ek bilgilere göre olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, 23/5/2006 tarihinde “terör örgütüne üye olma” suçundan gözaltına alınmış ve Kocaeli Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesinin 24/5/2006 tarihli ve 2006/264 sorgu sayılı kararı ile tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında soruşturma evresinde beyanda bulunan tanık R. A., İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/150 esasına kayıtlı dosyasında “yasadışı örgüt üyesi olma” suçundan yargılanmakta olup, savunmasının alınması amacıyla hakkında yakalama emri çıkartılmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 8/6/2006 tarihli ve E.2006/238 sayılı iddianamesi ile başvurucu hakkında “silahlı örgüte üye olma” suçlamasıyla İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. Yargılamanın 2/11/2006 tarihli celsesinde tanık R. A.’nın beyanlarının alınmasından vazgeçilmesine karar verilmiştir. Celsenin ilgili kısmı şöyledir: “Sanık Az. 'den soruldu: Ben R. A. diye birisini tanımıyorum, hakkımdaki beyanlarını kabul etmiyorum, mağdurum, üniversite öğrencisiyim, tahliyemi istiyorum, dedi. Sanık müdafiinden soruldu: Dosyada sadece R. A.'nın atfı cürümü söz konusudur, geçen oturumdaki sunduğumuz belgelerde dikkate alınarak müvekkilin mağduriyetinin giderilmesini ve tahliyesini istiyoruz, dedi. İddia makamından soruldu: Bu davanın esaslı tanığı konumunda olan R. A.'nın dinlenmesi için yeniden celp edilmesini talep ediyoruz, ancak bu aşamadaki delil durumu dikkate alındığında sanık hakkındaki kuvvetli suç şüphesinin sürüyor oluşu göz önünde bulundurularak tutukluluk durumunun sürdürülmesine karar verilmesini talep ediyoruz, dedi…” İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 26/2/2009 tarihli ve E.2006/127, K.2009/61 sayılı kararı ile başvurucunun müsnet suçtan altı yıl üç ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir: “…Tüm dosya kapsamından sanık Az. ’nin [Başvurucu] R. A. ve Y. isimli kişileri terör örgütü PKK’nın kırsal alanına gönderilmesine yardımcı olduğu, bu amaçla R. A. ve Y. ile görüştüğü, Samsun’da R. A.’yı ziyaret ettiği, sonra tekrar görüştükleri ve örgütün dağ kadrosuna katılması konusunda sanığın R. A.’ya bilgi ve telefon numarası verdiği, irtibat kuracağı kişileri söylediği, bunun üzerine tanık R. A.’nın otobüsle Doğubeyazıt’a giderek buradan İran sınırını geçerek örgüte katıldığı ve kod ismi aldığı, R. A.’nın siyasi ve askeri eğitim gördüğü, Firaz kod adı verildiği, R. A.’nın sanığın kimliği ile ilgili olarak verdiği bilgilerin resmi belgelerle doğrulandığı, bu bağlamda Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okuduğunun tespit edildiği, tanık R. A.’nın sanıkla ilgili verdiği fiziksel bilgilerin de doğru olduğunun belirlendiği, tanık R. A.’nın sanığı fotoğraftan da teşhis ettiği, yine bu tanığın beyanına göre sanığın D… kod adını kullandığı, tanığın beyanlarda ismi geçen hakkında örgüt üyeliği eyleminden dolayı yakalama emri çıkartıldığı, sanığın ikamet ettiği evde yapılan aramada haklarında mahkemelerce toplatma kararı verilen kitapların ele geçirildiği, bu şekilde sanığın faaliyetlerini örgüt üyeliği aşamasına geldiği anlaşıldığından aşağıdaki şekilde hüküm vermek gerekmiştir.…” Temyiz üzerine İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 26/2/2009 tarihli kararı, Yargıtay Ceza Dairesinin 17/12/2012 tarihli ve E.2010/14410, K.2012/15255 sayılı ilamıyla ile onanmıştır. Onama gerekçesi şöyledir: “…Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi…” Başvurucu, onama kararını 11/1/2013 tarihinde öğrendiğini beyan etmiştir. Bireysel başvuru, 16/1/2013 tarihinde yapılmıştır.B. İlgili Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Silâhlı örgüt” kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir: “(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.” 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun “Terör amacı ile işlenen suçlar” kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi şöyledir: “Aşağıdaki suçlar 1 inci maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılır:Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319 uncu maddeleri ile 310 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar.…” 3713 sayılı Kanun’un “Cezaların artırılması” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.Suçun, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması dolayısıyla ilgili maddesinde cezasının artırılması öngörülmüşse; sadece bu madde hükmüne göre cezada artırım yapılır. Ancak, yapılacak artırım, cezanın üçte ikisinden az olamaz.Bu madde hükümleri çocuklar hakkında uygulanmaz.” 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun “Duruşmada okunmayacak belgeler” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez.” 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada okunmasıyla yetinilebilecek belgeler” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) a) Tanık veya sanığın suç ortağı ölmüş veya akıl hastalığına tutulmuş olur veya bulunduğu yer öğrenilemezse, b) Tanık veya sanığın suç ortağının duruşmada hazır bulunması, hastalık, malûllük veya giderilmesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle belli olmayan bir süre için olanaklı değilse, c) İfadesinin önem derecesi itibarıyla tanığın duruşmada hazır bulunması gerekli sayılmıyorsa, Bu kişilerin dinlenmesi yerine, daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanaklar ile kendilerinin yazmış olduğu belgeler okunabilir. (2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanık veya müdafii birinci fıkrada belirtilenlerin dışında kalan tutanakların okunmasına birlikte rıza gösterebilirler.” 5271 Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.” Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 18/2/2014 tarihli ve E.2013/4-242, K.2014/79 sayılı kararı şöyledir: “… Ceza muhakemesi hukukumuzda duruşmanın doğrudan doğruyalığı (yüz yüzelik) ve sözlülük ilkeleri esas alınmış olup, hüküm verecek olan mahkeme hâkimi sanık, tanık ve olayın tüm delilleri ile birebir karşı karşıya gelecek, herhangi bir vasıta olmadan örneğin beyan delilini dinleyecek ve belge delilini okuyacaktır. Böylece, belirtilen ilkeler ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin maddesinde yer alan “adil yargılama” hakkının temel gerekleri ve CMK’nun maddesi uyarınca hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilecektir. Bu nedenle kural olarak sanık, tanık ya da bilirkişiler mahkeme huzurunda dinlenecek ve daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçmeyecektir. Nitekim 5271 sayılı CMK'nun "Duruşmada okunmayacak belgeler" başlıklı maddesinin fıkrası da; "Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez" şeklinde düzenlenmiş olup, yargılama konusu olayla ilgili sadece bir tanığın beyanından başka bir delilin bulunmadığı hallerde bu tanığın duruşmada mutlaka dinlenmesi gerektiği ifade edilerek doğrudan doğruyalık ilkesi açık bir şekilde ortaya konmuştur. …” Yargıtay Ceza Dairesinin 2/12/2013 tarihli ve E.2013/725, K.2013/37351 sayılı kararı şöyledir: “… Soruşturma aşamasında tanık olarak dinlenen E. A.’nın sanığı şikâyetçinin ikametinden çıkarken hırsızladığı eşyalarla birlikte gördüğünü beyan ettiği, ancak bu tanığın duruşmada dinlenmediğinin anlaşılmasına göre, CMK'nın maddesinin fıkrasında olayın delilinin bir tanığın açıklamalarından ibaret olması durumunda bu tanığın duruşmada mutlaka dinlenmesi gerektiğinin, aynı Kanun'un maddesinin fıkrasında ise hâkimin kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabileceğinin belirtilmesi karşısında; her aşamada suçlamayı reddeden sanığın beyanına karşılık, tek delil statüsünde bulunan tanığın duruşmada mutlaka dinlenilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, …”