DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/2331 E. , 2024/2593 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/2331 Karar No : 2024/2593 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 15/12/2021 tarih ve E:2016/57507, K:2021/4579 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/2331 E. , 2024/2593 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/2331 Karar No : 2024/2593 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 15/12/2021 tarih ve E:2016/57507, K:2021/4579 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin ...tarih ve...sayılı kararının iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 15/12/2021 tarih ve E:2016/57507, K:2021/4579 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 6749 sayılı Kanun'un 3/1. ve 4/2. maddeleri ile 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 4. maddesi ile ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmeyerek işin esasına geçilmiş; "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; UYAP ortamında yapılan inceleme sonucunda, davacının ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine söz konusu kararın, ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla bozulduğu ve yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Mahkemesine gönderildiği, yargılamanın ...Ağır Ceza Mahkemesinin E:... esas sayılı dosyasında derdest olduğunun görüldüğü, ByLock delili yönünden, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş "ByLock Tespit Tutanağı"nda, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca ... tarih ve ... sayılı soruşturma kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda davacının 129.862 satırlık ByLock abone listesinin 107522. satırında kaydının olduğu, tespit edilen GSM aboneliğinin..., tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının ..., tespit edilen ilk tarihin 18/08/2014 olduğunun belirtildiği; davacı tarafından bu delile karşı herhangi bir beyanda bulunulmadığı; netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen "ByLock Tespit Tutanağı"nın incelenmesinden, davacı tarafından ... GSM numarasından, ... IMEI numaralı cihaza ByLock uygulamasının yüklendiğinin anlaşıldığı belirtilerek, Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu kararlarla özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir niteliğinde olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu işlemin şekil yönünden hukuka aykırı olduğu, HSYK Genel Kurulu kararının oybirliğiyle alındığı belirtilmesine karşın kararda imza ve katılan üyelerin isimlerinin bulunmadığı, bu sebeple toplantı ve karar yeter sayısının tespit edilemediği,... tarih ve ... sayılı kararda kişiselleştirilme yapılmadığı, hangi fiil veya suçlamayla ihraç edildiğinin belirtilmediği, bu durumun ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine aykırılık teşkil ettiği; 667 sayılı OHAL KHK’sının 3/1. maddesinin (667 sayılı OHAL KHK’sını onayan 6749 sayılı Kanun'un 3. maddesi) Anayasaya aykırılığı ciddi görülerek iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasının gerektiği; davalı idarenin dava konusu işlemi sadece 667 sayılı KHK çerçevesinde tesis ettiği ve bu nedenle 2802 sayılı ve 6087 sayılı Kanunlarda öngörülen usullerin uygulanmadığı, 667 sayılı KHK’da, değerlendirme yetkisinin HSYK Genel Kurulu’na verilmesine rağmen, bu KHK’nın 2802 ve 6087 sayılı Kanunlardaki usul ve güvenceleri bertaraf edeceğine dair bir hüküm içermediği, ayrıca bu düzenlemenin geniş yorumlanamayacağı, aksi hâlin yargı bağımsızlığına aykırı olacağı, savunma hakkı gibi anayasal güvencelerin tanınması gerektiği, 667 sayılı KHK yürürlüğe girmeden önce başlatılan soruşturmanın sonradan yürürlüğe giren KHK hükümlerine dayandırılmasının kanunların geriye yürümezliği ilkesine aykırı olduğu; 667 sayılı KHK’da yer alan “meslekten çıkarma” ifadesinin disiplin cezası niteliğinde bir göreve son verme anlamına geldiği, 673 sayılı KHK ile sonradan getirilen yeniden inceleme başvurusu imkânının, bu tür işlemlerde adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin bir göstergesi olduğu, KHK ile getirilen düzenlemenin Anayasa’nın 139. maddesinde düzenlenen “hâkimlik ve savcılık teminatı” ilkesini ihlal ettiği, hiçbir objektif kritere dayanmayan değerlendirmelerle hâkim ve savcıların görevden çıkarılmasının teminat ilkesiyle bağdaşmadığı; görevini ifa ederken tarafsızlık ve bağımsızlık ilkelerini ihlal etmediği ve hiçbir örgütle iltisak veya irtibat içerisinde olmadığı, davalı idarenin aksi yöndeki iddialarının mesnetsiz olduğu; hukuka aykırı yollarla elde edilen bu delillerin aleyhine karar gerekçesi olarak kullanılmaması ve “yasak delil” olarak değerlendirilip hükme esas alınmamasının gerektiği, ceza yargılamasında mahkûmiyet için gereken kesin ve somut delil yeterliliğine ulaşılmadığı, ByLock isimli programı telefonuna indirmediği ve kullanmadığı, iddia edilen telefonun bilirkişi tarafından incelendiğinde Bylock'un yüklenmediğinin tespit edildiği, kendisine atfedilen CGNat kayıtlarıyla suçlanmasının hukuka aykırı olduğu, Yargıtay'ın CGNat verilerinin üst veri olduğu ve tek başına cezalandırmaya yeterli olmadığını vurgulayan kararları bulunduğu, CGNat verilerinin delil olarak kabul edilmesi durumunda, "morbeyin" mağduru olan 11,480 kişinin de hukuka aykırı olarak ihraç edilmesi gerektiği, hakkındaki ByLock iddialarının ihraç kararından aylar sonra gündeme geldiği ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiği, ayrıca dosyaya sundukları uzman görüşünde hakkındaki tespitlerin hatalı ve çelişkili olduğunun, hatalı tespitlerin "morbeyin" uygulamalarından kaynaklandığının belirtildiği; suçun manevi unsurunun oluşmaksızın hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğu; meslekten çıkarma tedbirinin AİHM kararları gereğince adil yargılanma hakkının uygulanma alanına giren “medeni hak ve yükümlülükler” kapsamına girdiği ve OHAL KHK’leriyle yapılan meslekten çıkarmaların AİHM’in Eskelinen testindeki iki kritere de uymadığı, meslekten çıkarılan diğer kişilere tanınan haklar gibi, AİHS’in 6. maddesindeki tüm teminatların tanınması gerektiği, bu teminatlar bir yana, kendisine savunma hakkının dahi tanınmadığı ve bu suretle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği; Daire kararında sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı belirtilmesine rağmen, bu konuda somut delil ve gerekçe gösterilmediği, yalnızca soyut ifadelerle karar verildiği, AİHM kararlarına göre, toplu olarak kamu görevinden çıkarma tedbirinin, yalnızca kamu düzeni ve ulusal güvenliğin bozulmasında sorumluluğu bulunan veya bu nitelikteki fonksiyonları icra eden kişiler için uygulanması gereken bir tedbir olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile dosyaya sunulan delillerle ilgili olarak uyuşmazlığın çözümüne yönelik yeterli inceleme ve irdeleme yapılmadan verilen Daire kararının eksik inceleme nedeniyle bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmeyerek işin esası incelendi, gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararıyla, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve...sayılı kararla reddedilmiştir. Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır. Öte yandan, UYAP kayıtlarının tetkikinden, davacının ...Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine söz konusu kararın, ... Bölge Adliye Mahkemesi... Ceza Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla bozulduğu ve yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderildiği, yargılamanın ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:...esas sayılı dosyasında hâlen derdest olduğu görülmüştür. İLGİLİ MEVZUAT : 1) Anayasa Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir. Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz." Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..." Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz." Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler." Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler." Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar." Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..." 2) AİHS AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir." 3) Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir." Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır." Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..." 4) Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir. Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır. 2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür. Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında açılan ceza davasında verilecek kararın, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır. Bu durumda, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan ceza davasında verilecek kararın, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Kurulumuz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmadığından, davacı hakkında söz konusu ceza davasında verilecek kararın beklenmesi gerekmemektedir. Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetvelinin incelenmesinden, ... sicil numarasıyla görev yapan davacının 11/04/2008 tarihinde Hâkim ve Savcı Adayı olarak göreve başladığı; 05/08/2009-26/07/2011 tarihleri arasında Bartın/Kurucaşile'de, 26/07/2011-30/04/2014 tarihleri arasında Bitlis'te, 30/04/2014-01/07/2016 tarihleri arasında Ödemiş/Tire'de ve 01/07/2016-29/11/2016 tarihleri arasında Kahramanmaraş'ta Hâkim olarak görev yaptığı anlaşılmaktadır. Davalı idare tarafından, davacının FETÖ/PDY ile iltisaklı ve/veya irtibatlı olduğunu gösteren hususların; ...Ağır Ceza Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma" suçundan mahkûm edilmesi ve anılan kararda yer alan tespitler, yalnızca FETÖ/PDY üyelerinin kullandığı teknik olarak ispatlanmış "ByLock" iletişim ağını kullanması, hakkında düzenlenen 11/07/2017 tarihli MASAK raporundaki tespitler, FETÖ/PDY ile iltisaklı veya irtibatlı olduğuna dair ihbar ve şikâyetler ile Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen "ankesörlü sabit hatlar veya büfe gibi yerlerde bulunan kontörlü telefon hatları üzerinden iletişim" çalışmaları neticesinde düzenlenen raporda yer alan tespitler olduğu ileri sürülmüştür. Dava dosyasında mevcut, davacı hakkında düzenlenen 02/05/2017 tarihli "ByLock Tespit Tutanağı"nda, "... Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca... tarih v... sayılı soruşturma kapsamında tarafımıza gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda; Kahramanmaraş ilinde Hâkim-Savcı olduğu bildirilen ...’ın (T.C. Kimlik No: ...) 129.862 satırlık ByLock abone listesinin 107522’nci satırında kaydının olduğu, tespit edilen GSM aboneliğinin; ..., tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının; ... ve tespit edilen ilk tarihin ...olduğu görülmüş, şu ana kadar yapılan çalışmalarda mesaj, mail vs. içeriklerine rastlanılmamıştır. ID eşleştirme çalışmaları devam etmekte olup çalışmalar tamamlandığında mesaj içeriklerinin incelenmesi neticesinde ID eşleşmesi yapılabileceği değerlendirilmektedir." yolundaki ifadelere yer verilmiştir. Davacı hakkında "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma" suçundan yapılan ceza yargılamasında ...Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla verilen mahkumiyet hükmünün bozulmasına ilişkin ... Bölge Adliye Mahkemesi...Ceza Dairesinin...tarih ve E:..., K:... sayılı kararında, "1- ... ByLock kullanıcısı olduğunu kabul etmeyen sanığın, ByLock uygulamasını kullandığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde teknik verilerle tespiti halinde, ByLock kullanıcısı olduğuna dair delilin atılı suçun vasfının tayini açısından belirleyici nitelikte olması karşısında, ilgili birimlerden ayrıntılı ByLock tespit ve değerlendirme raporunun getirtilmesi, tespit ve değerlendirme raporunun temin edilememesi halinde sanığın teknik olarak bu programı kullandığının tespiti açısından HİS (CGNAT) ve HTS baz kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak HİS (CGNAT) baz bilgileri ile aynı/yakın andaki HTS baz bilgilerinin uyumlu olup olmadığı hususunun tespit edilmesi ile neticesine göre sanığın yasal durumunun tayin ve taktiri gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulduğu, 2- Örgüt mensupları hakkında soruşturma ve kovuşturmaların devam ettiği bir çok itirafçı tanığın beyanları ile örgüt mensuplarının ortaya çıkarıldığı anlaşılmakla, başka dosya şüphelisi veya sanıkları tarafından etkin pişmanlık kapsamında veya tanık olarak alınan ifadelerde sanıkla ilgili bir beyan veya teşhisin bulunup bulunmadığının araştırılması, ... neticesine göre sanığın yasal durumunun tayin ve taktiri gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulduğu," gerekçelerine yer verilmiştir. Temyize konu Daire kararında ise davalı idare tarafından ileri sürülen hususlardan sadece davacının "ByLock" iletişim ağını kullandığı iddiası yönünden inceleme yapılmak suretiyle, bu husus "davacı hakkında düzenlenen "ByLock Tespit Tutanağı"nın incelenmesinden; davacı tarafından...GSM numarasından, ... IMEI numaralı cihaza ByLock uygulamasının yüklendiği anlaşılmaktadır." şeklinde değerlendirilmiştir. Öte yandan davacı tarafından, Dairece karar verildikten sonra dosyaya sunulan 22/02/2022 tarihli uzman mütalaasında, "CGNAT kayıtlarının referans alınarak ...'ın ByLock uygulamasını kullandığı tespitinin hatalı olduğu", "MIT ByLock İnceleme Raporuna göre uygulamaya erişim amacıyla yayınlanan versiyonlara göre farklı IP adreslerinin kullanılması gerekirken, CGNAT kayıtlarının tamamında ... numaralı IP adresine erişim yapıldı bilgisinin bulunduğu görülmüş olması dikkate alındığında, erişim kayıtlarının ... IP adresini kullanan bylock.net web sayfasına yönlendirme yapan ve kamuoyunda Morbeyin olarak bilinen yazılım grubu tarafından geliştirilen ikinci el araç satışı, İngilizce/Türkçe Sözlük, Namaz Vakti, Müzik uygulaması vb. olarak bilinen uygulamalardan dolayı kaynaklandığı" gibi çeşitli değerlendirmelere yer verildiği görülmüştür. Bu itibarla, davacının "ByLock" iletişim ağını kullandığı iddiasına yönelik olarak, davacıya ait cep telefonuna ByLock uygulamasının yüklenip yüklenmediğine ilişkin Daire tarafından re'sen araştırma ilkesi uyarınca gerekli araştırmalar yapıldıktan sonra elde edilecek bulguların ve dava dosyasına sunulan davacı hakkındaki sair hususların incelenip değerlendirilmesi suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. 3) Sonuç olarak Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; yukarıda belirtilen hususlarda inceleme ve araştırma yapılmaksızın eksik incelemeye dayalı olarak verilen davanın reddi yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin kabulüne, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 15/12/2021 tarih ve E:2016/57507, K:2021/4579 sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 4. Kesin olarak, 30/10/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.