Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2023/8104 E. , 2024/4940 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2023/8104 Karar No : 2024/4940 DAVACI :... VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1- ... (E-tebligat adresi) 2- ... ... VEKİLİ : Av. .... İSTEMİN KONUSU : Alanya 2. Merhale Projesi kapsamındaki Dim Barajı Sulama İnşaatı İşinin yapımı amacıyla, karar eki haritada gösterilen güzergah ve alanlara isabet eden taşınmazların, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından, 2942 sayılı Kamulaştırma
Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2023/8104 E. , 2024/4940 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2023/8104 Karar No : 2024/4940 DAVACI :... VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1- ... (E-tebligat adresi) 2- ... ... VEKİLİ : Av. .... İSTEMİN KONUSU : Alanya 2. Merhale Projesi kapsamındaki Dim Barajı Sulama İnşaatı İşinin yapımı amacıyla, karar eki haritada gösterilen güzergah ve alanlara isabet eden taşınmazların, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına ilişkin 12/05/2023 tarihli, 32188 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 11/05/2023 tarihli, 7275 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının Antalya İli, Alanya İlçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmaz yönünden iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından, Dim Barajı Sulama İnşaatı 2. Merhale Projesine ait güzergahın değiştirilmesi istemiyle yapmış oldukları başvurunun reddine ilişkin Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 13. Bölge Müdürlüğünün 01/12/2020 tarihli, 770548 sayılı işleminin, .... İdare Mahkemesinin ... tarihli, E:..., K:... sayılı kararıyla iptaline karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği; kaldı ki Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından söz konusu proje güzergahının daha önce pek çok defa değiştirilmiş olduğu; güzergahın yargı kararları doğrultusunda da değiştirilmesi gerekirken bu kararlara aykırı olarak tesis edilen dava konusu işlemde kamu yararı ve hukuka uyarlık bulunmadığı ileri sürülerek dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi istenilmektedir. DAVALILARIN SAVUNMALARI : 1. Cumhurbaşkanlığı tarafından savunma verilmemiştir. 2. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından, öncelikle davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği; proje güzergahına ilişkin olarak daha önce yapılan hiçbir değişikliğin davacının taşınmazıyla ilgili olmadığı; proje hattının km:25+561,45-25+852,3 arasındaki boru, 1 adet vantuz ve 1 adet hat kapama montaj işlemlerinin, davacının proje güzergahının değiştirilmesi isteminin reddine ilişkin Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 13. Bölge Müdürlüğünün ... tarihli, ... sayılı işlemine karşı dava açılmadan önce bitirilmiş olduğu; dava konusu işlemden sonra da km:25+852,30-25+993,00 arasındaki boru hattı montajının tamamlandığı; bu imalatların 2023 yılı Aralık ayına göre güncellenmiş bedelinin 1.874.419,62 TL'ye tekabül ettiği; proje güzergahının değiştirilmesi durumunda söz konusu maliyet bedeline ek olarak halihazırda döşenmiş olan boruların demontaj bedellerinin yanı sıra öngörülen alternatif güzergahta döşenmesi gereken 241 metre boru ve 2 adet sanat yapısı bedelleri ile bu güzergahın 150 metrelik kısmının asfalt yola paralel olarak ve bu yolun altından geçirilme zorunluluğu nedeniyle montaj işlemleri sonunda belirtilen 150 metrelik kısımdaki asfalt onarım bedelleri kadar kadar kamu zararı meydana geleceği; dolayısıyla güzergah değişikliğinde kamu yararı değil kamu zararı bulunduğu; olayda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 27. maddesinde yürütmenin durdurulması için öngörülen hukuki şartların gerçekleşmediği ve onaylı projeye uygun olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Dava konusu işlemin Daire kararında belirtilen gerekçeyle iptali gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI ...'IN DÜŞÜNCESİ : Dava Alanya 2. Merhale Projesi kapsamındaki Dim Barajı Sulama İnşaatı İşinin yapımı amacıyla, karar eki haritada gösterilen güzergah ve alanlara isabet eden taşınmazların, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına ilişkin 12/05/2023 tarihli, 32188 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 11/05/2023 tarihli, 7275 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının Antalya İli, Alanya İlçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmaz yönünden iptali istemiyle açılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 35. maddesinde, "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." hükmü yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 Nolu Protokolünün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde, "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." hükmüne yer verilmiştir. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun "Kamulaştırma şartları" başlıklı 3. maddesinde, "İdareler, kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını; bedellerini nakden ve peşin olarak veya aşağıda belirtilen hallerde eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırma yapabilirler." hükmüne yer verilmiş; "Kamu yararı kararı verecek merciler" başlıklı 5. maddesinde, kamu kurumları yararına kamulaştırmalarda yönetim kurulu veya idare meclisi, bunların olmaması halinde yetkili idare organları tarafından kamu yararı kararı alınacağı düzenlenmiş; "Onay mercii" başlıklı 6. maddesinde kamu kurumları yönetim kurulu veya idare meclisleri veya yetkili idare organları tarafından alınmış olan kamu yararı kararlarının denetimine bağlı oldukları bakanın onayı ile tamamlanacağı kurala bağlanmıştır. Aynı Kanunun "Acele kamulaştırma" başlıklı 27. maddesinde ise, 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere, ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın 10. madde esasları dairesinde ve 15. madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değerinin, idare tarafından, mal sahibi adına, 10. maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabileceği ve anılan Kanunun 3. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen hallerde yapılacak kamulaştırmalarda yatırılacak miktarın, ödenecek ilk taksit bedeli olduğu düzenlenmiştir. Öte yandan, Anayasanın "İdarenin bütünlüğü ve kamu tüzel kişiliği" başlıklı 123. maddesinde, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği belirtilmiş; "Yargı yolu" başlıklı 125. maddesinde, "(1) İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.. (5) İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir..." hükmüne; "Mahkemelerin bağımsızlığı" başlıklı 138. maddesinin 4. fıkrasında da, "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." hükmüne yer verilmiştir Anayasanın 35. maddesinde mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde mülkiyet hakkını korumaya yönelik düzenlemelere yer verilmiş ve mülkiyet hakkı korunması gereken temel insan hakları arasında sayılmıştır. Mülkiyet hakkına müdahalelerin de olabileceği hükme bağlanarak, bu müdahalelerde kamu yararı, kanuni düzenleme ve ölçülülük ya da orantılılık gibi uluslararası hukukun genel ilkelerinin varlığının dikkate alınması gerektiği, aksi durumda müdahalenin mülkiyet hakkının ihlaline neden olacağı kabul edilmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla da bu hususların açık bir şekilde ortaya konulduğu görülmektedir. Bu bağlamda idarelerin, kanunlarla ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını kamulaştırabileceği 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3. maddesinde hükme bağlanmış ve devam eden maddelerinde kamulaştırmanın usul ve şartları düzenlenmiştir. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununda, kamulaştırma işlemleri açısından olağan ve acele kamulaştırma olmak üzere iki ayrı usul düzenlenmiştir. Olağan kamulaştırma usulünde; kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz mallar kamulaştırılırken, öncelikle yeterli ödenek ayrıldıktan sonra, aynı Kanunun 5. ve 6. maddelerinde belirlenen mercilerce kamu yararı kararı alınır. Kamulaştırmayı gerçekleştirecek idarece, sırasıyla, aynı Kanunun 7. maddesinde ayrıntısı belirlendiği üzere taşınmaza ilişkin ölçekli plan yapılır, taşınmazın maliki belirlenir, vergi beyan ve değeri tespit edilir ve tapuya kamulaştırma şerhi verilmesinin ardından aynı Kanunun 8. maddesine göre idarenin uzlaşma yoluyla satın alma usulünün denenmesi gerekir. Bu yolla anlaşmaya varılamaması halinde, aynı Kanunun 10. maddesine göre idarenin ilgili belgelerle birlikte taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tescilini sağlamak amacıyla dava açması gerekir ve ancak mahkemece tescil kararı verildikten sonra idare, kamulaştırmaya konu taşınmaz üzerinde tasarruf edebilir hale gelir. Diğer bir deyişle, olağan kamulaştırma usulünde, asliye hukuk mahkemesi, idare adına tescil hükmü kurmadığı sürece, idarenin taşınmaza el atma ve taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi bulunmamaktadır. Acele kamulaştırma usulü ise, 2942 sayılı Kanunun 27. maddesinde belirlenen “3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacında” veya “aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak hallerde” veya “özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda” başvurulabilen, olağan kamulaştırma usulünden farklı olarak, idareye kamulaştırma işlemlerine ilişkin prosedürün sonuçlanmasını beklemeden, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere, ilgili idarenin başvurusu üzerine, mahkemece, yedi gün içinde o taşınmaz malın Kanun'da belirtilen usule göre bilirkişilerce tespit edilecek değerinin, idare tarafından mal sahibi adına bankaya yatırılması şartıyla, taşınmaz mala el koyma imkanı tanıyan ayrı bir istisnai usul olarak öngörülmüştür. Diğer bir deyişle, Cumhurbaşkanınca acele kamulaştırma kararı alındıktan sonra makul süre içerisinde taşınmaza el konulması amacıyla Asliye Hukuk Mahkemesince ilgili idarenin başvurusu üzerine verilecek el koyma kararı, el konulan taşınmazdan yararlanma imkanı sağlamakta, tescile ilişkin karar verilmediğinden tapuda mülkiyetin el değiştirmesi sonucunu doğurmamaktadır. Dolayısıyla, el koyma kararından sonra, idarenin taşınmazın mülkiyetinin devrini sağlayabilmesi için, kamulaştırma sürecinin diğer aşamalarını, yani olağan kamulaştırma prosedürünün gereklerini yerine getirme zorunluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda; idare tarafından, taşınmazın uzlaşma yoluyla satın alınmasının denenmesi, uzlaşma sağlanamazsa, 2942 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca “kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil” davası açılması gerekmektedir. Kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında, Mahkemece taşınmaz malikine gönderilen ve 30 gün içerisinde idari yargıda dava açılabileceği ihtarını içeren meşruhatlı tebligat üzerine, malik tarafından kamulaştırma ve/veya kamu yararı kararının iptali istemiyle görevli ve yetkili İdare Mahkemesinde dava açılabileceği; bu davada, kamulaştırma ve/veya kamu yararı kararının hukuka uygunluk denetiminin yapılacağı ve taşınmaz malikinin iddialarının incelenebileceği açıktır. Bu anlamda, acele kamulaştırma ile olağan kamulaştırma usulü arasındaki temel fark, olağan kamulaştırmada, ancak süreç sonunda mahkemece tescil hükmünün kurulmasıyla idarece kullanılabilir hale gelen taşınmazın, acele kamulaştırma usulünde, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere, sürecin en başında idarece kullanılabilir hale gelmesidir. Görüldüğü üzere, acele kamulaştırma usulü, idareye taşınmazlara olağan kamulaştırma usulüne göre daha hızlı ve kolay biçimde el konulmasını sağladığından, bireyin mülkiyet hakkının korunması bakımından da temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin anayasal ilkelere uygun işlem tesis edilmesi gerekmektedir. İdarelerin kamusal bir hizmetin görülmesinde gecikme yaşanması halinde daha fazla kayba uğramasının önüne geçilebilmesi amacıyla bu istisnai yola başvurması sonucunda, taşınmaz malikinin mülkiyet hakkından yoksun kalmasına yol açılacağından, hizmetin gerçekleştirilmesinde amaçlanan kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil dengenin bozulmamasına özen gösterilmesi gerekmektedir. Acele kamulaştırma işleminin mülkiyet hakkından yoksun bırakma sonucunu doğuracak olması nedeniyle kesin, açık, öngörülebilir, belirli koşullar altında usulüne uygun olarak tesis edilmesi gerekmekte olup, olağan kamulaştırma usulünün malike sağladığı tüm güvenceleri ortadan kaldırmadığı da gözden uzak tutulmamalıdır. (AYM; Ali Ekber Akyol ve diğerleri, 16/2/2017 tarihli, başvuru no: 2015/17451 kararı) Acele kamulaştırmaya ilişkin Cumhurbaşkanı kararının kamu yararı amacına ve hukuka uygun olup olmadığına yönelik hukuki denetiminin diğer idari işlemler gibi yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden incelenerek yapılması gerektiği de açıktır. Bu kapsamda, acele kamulaştırma kararına yönelik yapılacak incelemede, nihai olarak taşınmazın kamuya devrinin gerçekleşmesi planlandığından, öncelikle acele kamulaştırma yoluyla el konulmak istenilen taşınmazın kamusal bir amaca -plan, proje ve bu konuda yetkili makamlarca alınan kamu yararı kararı gibi- özgülendiğinin ortaya konulması gerekmektedir. Burada acele kamulaştırma işleminin kurucu unsuru olan kamu yararının bulunup bulunmadığı hususu ile sınırlı olarak inceleme yapılacak olup, kamu yararının hukuka uygun olup olmadığına ilişkin incelemenin ise, olağan kamulaştırma sürecine ilişkin işlemlere -kamu yararı/kamulaştırma kararı, proje vb.- karşı ilk derece yargı yeri olarak İdare Mahkemesinde açılacak davalarda yapılacağı tabiidir. Diğer taraftan, acelilik halinin varlığının ortaya konulması, işlemin temel dayanağını teşkil etmektedir. Acelelik halinin varlığından söz edilebilmesi için, idarenin acele kamulaştırmaya konu taşınmaza bir an önce fiilen müdahalede bulunması için olağan usulden ayrılmasının bir zorunluluktan kaynaklandığının, diğer bir ifadeyle gecikmesinde sakınca bulunan bir faaliyetin gerçekleştirilmesinde üstün kamu yararı bulunduğunun ortaya konulması gerekmektedir. Acelelik halinin ve olağan kamulaştırma usulünden ayrılmasını gerektiren nedenlerin, kamu yararı ile özel mülkiyet hakkı arasındaki denge gözetilerek gerçekleşip gerçekleşmediğinin her somut olayda, projenin ve hizmetin niteliği, mahalli veya ulusal ihtiyacın ivedilikle karşılanması gerekliliği gibi hususlar da göz önünde bulundurularak yargı yerince değerlendirileceği açıktır. Öte yandan; hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri de idarenin yargısal denetiminin yapılabilmesidir. Anayasa'nın yukarıda belirtilen 125. maddesinde yer alan idarenin her türlü eylem ve işleminin yargısal denetime tabi olacağı yolundaki amir hüküm, belirtilen ilkenin somut halini teşkil etmektedir. Hukuk devletinin gereği olarak idarenin yargısal denetimi ancak idari yargı mercilerince verilen kararların, fiili ve hukuki imkansızlık dışında gecikmeksizin yerine getirilmesi ile mümkün olacaktır. Yukarıda yer verilen emredici hukuk kurallarına göre, idarelerin yargı kararlarını gecikmeksizin uygulaması yasal bir zorunluluk olup, idarenin yargı kararlarına uyması ve bu kararların gereklerine göre işlem tesis etmesi ya da eylemde bulunmak zorunda olması, aynı zamanda hukuk devleti olmanın da bir gereğidir. Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan bu ilke karşısında, idarenin mahkeme kararlarını "aynen" ve "gecikmeksizin" uygulamaktan başka bir seçeneği bulunmamaktadır. Başka bir deyişle, yargı kararlarının uygulanması bakımından idare ''bağlı yetki'' içerisinde bulunmaktadır. Aynı şekilde, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesinin 1. fıkrası da, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak 30 (otuz) günü geçemeyeceği şeklindeki kuralıyla Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan "hukuk devleti" ilkesine uygun bir düzenleme getirmektedir. Söz konusu ilke karşısında, idarenin maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikte olan bir yargı kararını "aynen" ve "gecikmeksizin" uygulamaktan başka bir seçeneği bulunmamaktadır. Dosyanın ve UYAP kayıtlarının incelenmesinden; davacı tarafından Alanya 1. Noterliğinin ... tarihli, ... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle DİM Barajı Sulaması 2. Kısım İnşaat Projesine ait güzergahın değiştirilmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun reddine ilişkin Devlet Su İşleri 13. Bölge Müdürlüğünün 01/12/2020 tarihli, 770548 sayılı işleminin, .... İdare Mahkemesinin ... tarihli, E:..., K:... sayılı kararıyla iptaline karar verildiği; anılan karara karşı davalı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarihli, E:..., K:... sayılı kararının da Danıştay Onuncu Dairesinin 05/04/2023 tarihli, E:2022/4370, K:2023/1749 sayılı kararıyla onandığı; daha sonra, 11/05/2023 tarihinde, dava konusu işlemle, davacının taşınmazının acele kamulaştırılmasına karar verildiği görülmüştür. Dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı ekinde gösterilen proje güzergahının, .... İdare Mahkemesinin yukarıda belirtilen dava dosyasında davacı tarafından sunulan öneri güzergahla karşılaştırması yapılan onaylı proje güzergahıyla aynı olup olmadığının, farklı olması halinde söz konusu davada incelenen onaylı proje güzergahının ne şekilde revize edildiğinin davalı idareler tarafından açıklanmasının istenilmesine ilişkin Dairemizin 15/11/2023 tarihli, E:2023/8104 sayılı ara kararına cevap olarak sunulan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 13. Bölge Müdürlüğünün E-... sayılı dilekçesinde, söz konusu güzergahların aynı olmadığı, zira .... İdare Mahkemesince verilen sözü edilen iptal kararı nedeniyle onaylı proje güzergahının 20 ila 24. km'leri arasında ve sadece davacının parseliyle sınırlı olmak üzere revizyon yapıldığı, bu revizyon sonucunda davacıya ait parselin ön cephesinin 12,13 metreye çıkarıldığı, böylece döşenecek boru güzergahına göre kurulacak olan irtifak hakkı alanının İmar Kanununa göre komşu parselden 4 metre inşaat yaklaşma sınırını aşmaması nedeniyle davacının hak kaybı yaşamasının önüne geçildiği belirtilmiştir. Söz konusu dilekçe ekinde konuya ilişkin olarak sunulan belgeler ile UYAP kayıtlarının (... İdare Mahkemesinin ... tarihli, E:..., K:... sayılı kararı, bu karara dayanak alınan 30/07/2021 havale tarihli bilirkişi raporu vd.) birlikte incelenmesinden, davalı idare tarafından gerçekleştirilen güzergah revizyonunun, döşenecek boru hattının parselin içerisinden geçirilmek yerine güney sınırıyla çakıştırılmasından ibaret olduğu; ancak her ne kadar bu revizyon neticesinde, dava konusu taşınmazın revizyon öncesinde 6,20 metre olan inşaat cephesi, 8,13 metreye çıkarılmış ve yine revizyon öncesinde imar durumu açısından faydalanılamayacak olan 300 m2'lik alan büyüklüğü 250 m2'ye düşürülmüş, böylece davacı açısından kısmi bir iyileştirme sağlanılmış ise de anılan revizyonun, .... İdare Mahkemesinin ... tarihli, E:..., K:... sayılı iptal kararının gerekçesine uygun olmadığı; nitekim söz konusu karar incelendiğinde, İdare Mahkemesince yargısal denetimin, sadece davacının parseli özelinde değil, güzergah bütününde ve onaylı proje güzergahıyla öneri güzergahın, konunun uzmanlarından oluşturulan bir bilirkişi heyeti marifetiyle, kamu yararı çerçevesinde mukayese edilmesi suretiyle yapıldığı ve sonuçta hazırlanan bilirkişi raporu doğrultusunda, "davacının iddiasında yer alan güzergâha göre projenin revize edilerek uygulanmasında davalı idare, ilgili belediyesi ve Karayolları Genel Müdürlüğü yönüyle gereken protokollerin/izinlerin alınması sonrasında teknik bir engelin olmadığı, söz konusu bu güzergahın son revize projede (28.10.2020 tarih onaylı S1 Ana Boru Hattı) boru hattının kısalması sebebiyle maliyette eksilişler getireceği, hattın yaklaşık olarak 260 m kısalabileceği, ayrıca davaya konu 1030 ada/9 parsel ve dava dışı 1030 ada/15 parsel, içerisinden geçmesine/kamulaştırmaya ihtiyaç kalmayacağı (taşınmazlarda kamulaştırma ve değer kaybı oluşmayacağı), ancak davacının talebi ve iddiası güzergahın projelendirilmesi durumunda S289-S93 düğüm noktaları arasında branşman hatları/ara hatların yapılması gerektiği, söz konu branşman hatlarının maliyetinin ise 260 m ana hat ve kamulaştırma toplam maliyetlerinin çok altında olacağının anlaşılması dolayısıyla da yapılacak güzergah değişikliğinin kamu yararına olduğunun anlaşılması karşısında, davacı tarafından yapılan güzergah değişikliğine ilişkin başvurunun reddine yönelik dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı" gerekçesiyle de iptal kararı verildiği; bu gerekçenin ise, döşenecek boru hattının davacıya ait parsel cephesiyle çakıştırılmasını değil, tamamen farklı bir güzergahtan geçirilmesini gerektirdiği anlaşılmıştır. Öte yandan, davalı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce, söz konusu dava açılmadan önce montaj işlemlerinin belli bir yere kadar tamamlandığı, monte edilen boruların sökülerek, öneri güzergahta yeniden inşaat işlemlerinin gerçekleştirilmesinin kamu yararı değil kamu zararı meydana getireceği iddia edilmiş ise de, söz konusu iddiaların, anılan idare tarafından, .... İdare Mahkemesinin yukarıda gerekçesi özetlenen iptal kararına dayanak teşkil eden 30/07/2021 havale tarihli bilirkişi raporuna itiraz, anılan karara yönelik istinaf ve temyiz dilekçelerinde de ileri sürüldüğü, istinaf ve temyiz kararlarının istem özeti kısımlarında da bu iddialara yer verildiği; özetle, söz konusu iddiaların yukarıda safahati açıklanan ilk derece ve kanun yolları aşamalarında da dikkate alındığı, ancak yine de İdare Mahkemesince iptal kararı verildiği ve bu karara yönelik kanun yolu başvurularının da reddedildiği anlaşılmış; bu nedenle davalı idarenin belirtilen iddialarına itibar edilmemiştir. Bu durumda; Mahkeme kararlarının idareler tarafından geciktirilmeksizin ve tam olarak yerine getirilmesinin idareler açısından yasal bir yükümlülük olduğu dikkate alınarak, dava konusu işlemin, Kamulaştırma Kanununun yukarıda yer verilen maddelerindeki usule uygun olarak gerçekleştirilmiş olmakla birlikte, daha önce verilmiş yargı kararlarına aykırı olarak tesis edildiği; bu nedenle hukuka uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle dava konusu işlemin iptali gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra 2577 sayılı Yasanın 20/A maddesi uyarınca işin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : 12/05/2023 tarihli, 32188 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 11/05/2023 tarihli, 7275 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla, Alanya 2. Merhale Projesi kapsamındaki Dim Barajı Sulama İnşaatı İşinin yapımı amacıyla, karar eki haritada gösterilen güzergah ve alanlara isabet eden taşınmazların, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına karar verilmiştir. Anılan Cumhurbaşkanı Kararının Antalya İli, Alanya İlçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmaz yönünden iptaline karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 35. maddesinde, "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." hükmü yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 Nolu Protokolünün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde, "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." hükmüne yer verilmiştir. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun "Kamulaştırma şartları" başlıklı 3. maddesinde, "İdareler, kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını; bedellerini nakden ve peşin olarak veya aşağıda belirtilen hallerde eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırma yapabilirler." hükmüne yer verilmiş; "Kamu yararı kararı verecek merciler" başlıklı 5. maddesinde, kamu kurumları yararına kamulaştırmalarda yönetim kurulu veya idare meclisi, bunların olmaması halinde yetkili idare organları tarafından kamu yararı kararı alınacağı düzenlenmiş; "Onay mercii" başlıklı 6. maddesinde kamu kurumları yönetim kurulu veya idare meclisleri veya yetkili idare organları tarafından alınmış olan kamu yararı kararlarının denetimine bağlı oldukları bakanın onayı ile tamamlanacağı kurala bağlanmıştır. Aynı Kanunun "Acele kamulaştırma" başlıklı 27. maddesinde ise, 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere, ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın 10. madde esasları dairesinde ve 15. madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değerinin, idare tarafından, mal sahibi adına, 10. maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabileceği ve anılan Kanunun 3. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen hallerde yapılacak kamulaştırmalarda yatırılacak miktarın, ödenecek ilk taksit bedeli olduğu düzenlenmiştir. Öte yandan, Anayasanın "İdarenin bütünlüğü ve kamu tüzel kişiliği" başlıklı 123. maddesinde, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği belirtilmiş; "Yargı yolu" başlıklı 125. maddesinde, "(1) İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.. (5) İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir..." hükmüne; "Mahkemelerin bağımsızlığı" başlıklı 138. maddesinin 4. fıkrasında da, "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." hükmüne yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Anayasanın 35. maddesinde mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde mülkiyet hakkını korumaya yönelik düzenlemelere yer verilmiş ve mülkiyet hakkı korunması gereken temel insan hakları arasında sayılmıştır. Mülkiyet hakkına müdahalelerin de olabileceği hükme bağlanarak, bu müdahalelerde kamu yararı, kanuni düzenleme ve ölçülülük ya da orantılılık gibi uluslararası hukukun genel ilkelerinin varlığının dikkate alınması gerektiği, aksi durumda müdahalenin mülkiyet hakkının ihlaline neden olacağı kabul edilmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla da bu hususların açık bir şekilde ortaya konulduğu görülmektedir. Bu bağlamda idarelerin, kanunlarla ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını kamulaştırabileceği 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 3. maddesinde hükme bağlanmış ve devam eden maddelerinde kamulaştırmanın usul ve şartları düzenlenmiştir. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununda, kamulaştırma işlemleri açısından olağan ve acele kamulaştırma olmak üzere iki ayrı usul düzenlenmiştir. Olağan kamulaştırma usulünde; kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz mallar kamulaştırılırken, öncelikle yeterli ödenek ayrıldıktan sonra, aynı Kanunun 5. ve 6. maddelerinde belirlenen mercilerce kamu yararı kararı alınır. Kamulaştırmayı gerçekleştirecek idarece, sırasıyla, aynı Kanunun 7. maddesinde ayrıntısı belirlendiği üzere taşınmaza ilişkin ölçekli plan yapılır, taşınmazın maliki belirlenir, vergi beyan ve değeri tespit edilir ve tapuya kamulaştırma şerhi verilmesinin ardından aynı Kanunun 8. maddesine göre idarenin uzlaşma yoluyla satın alma usulünün denenmesi gerekir. Bu yolla anlaşmaya varılamaması halinde, aynı Kanunun 10. maddesine göre idarenin ilgili belgelerle birlikte taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tescilini sağlamak amacıyla dava açması gerekir ve ancak mahkemece tescil kararı verildikten sonra idare, kamulaştırmaya konu taşınmaz üzerinde tasarruf edebilir hale gelir. Diğer bir deyişle, olağan kamulaştırma usulünde, asliye hukuk mahkemesi, idare adına tescil hükmü kurmadığı sürece, idarenin taşınmaza el atma ve taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi bulunmamaktadır. Acele kamulaştırma usulü ise, 2942 sayılı Kanunun 27. maddesinde belirlenen “3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacında” veya “aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak hallerde” veya “özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda” başvurulabilen, olağan kamulaştırma usulünden farklı olarak, idareye kamulaştırma işlemlerine ilişkin prosedürün sonuçlanmasını beklemeden, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere, ilgili idarenin başvurusu üzerine, mahkemece, yedi gün içinde o taşınmaz malın Kanun'da belirtilen usule göre bilirkişilerce tespit edilecek değerinin, idare tarafından mal sahibi adına bankaya yatırılması şartıyla, taşınmaz mala el koyma imkanı tanıyan ayrı bir istisnai usul olarak öngörülmüştür. Diğer bir deyişle, Cumhurbaşkanınca acele kamulaştırma kararı alındıktan sonra makul süre içerisinde taşınmaza el konulması amacıyla Asliye Hukuk Mahkemesince ilgili idarenin başvurusu üzerine verilecek el koyma kararı, el konulan taşınmazdan yararlanma imkanı sağlamakta, tescile ilişkin karar verilmediğinden tapuda mülkiyetin el değiştirmesi sonucunu doğurmamaktadır. Dolayısıyla, el koyma kararından sonra, idarenin taşınmazın mülkiyetinin devrini sağlayabilmesi için, kamulaştırma sürecinin diğer aşamalarını, yani olağan kamulaştırma prosedürünün gereklerini yerine getirme zorunluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda; idare tarafından, taşınmazın uzlaşma yoluyla satın alınmasının denenmesi, uzlaşma sağlanamazsa, 2942 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca “kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil” davası açılması gerekmektedir. Kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında, Mahkemece taşınmaz malikine gönderilen ve 30 gün içerisinde idari yargıda dava açılabileceği ihtarını içeren meşruhatlı tebligat üzerine, malik tarafından kamulaştırma ve/veya kamu yararı kararının iptali istemiyle görevli ve yetkili İdare Mahkemesinde dava açılabileceği; bu davada, kamulaştırma ve/veya kamu yararı kararının hukuka uygunluk denetiminin yapılacağı ve taşınmaz malikinin iddialarının incelenebileceği açıktır. Bu anlamda, acele kamulaştırma ile olağan kamulaştırma usulü arasındaki temel fark, olağan kamulaştırmada, ancak süreç sonunda mahkemece tescil hükmünün kurulmasıyla idarece kullanılabilir hale gelen taşınmazın, acele kamulaştırma usulünde, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere, sürecin en başında idarece kullanılabilir hale gelmesidir. Görüldüğü üzere, acele kamulaştırma usulü, idareye taşınmazlara olağan kamulaştırma usulüne göre daha hızlı ve kolay biçimde el konulmasını sağladığından, bireyin mülkiyet hakkının korunması bakımından da temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin anayasal ilkelere uygun işlem tesis edilmesi gerekmektedir. İdarelerin kamusal bir hizmetin görülmesinde gecikme yaşanması halinde daha fazla kayba uğramasının önüne geçilebilmesi amacıyla bu istisnai yola başvurması sonucunda, taşınmaz malikinin mülkiyet hakkından yoksun kalmasına yol açılacağından, hizmetin gerçekleştirilmesinde amaçlanan kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil dengenin bozulmamasına özen gösterilmesi gerekmektedir. Acele kamulaştırma işleminin mülkiyet hakkından yoksun bırakma sonucunu doğuracak olması nedeniyle kesin, açık, öngörülebilir, belirli koşullar altında usulüne uygun olarak tesis edilmesi gerekmekte olup, olağan kamulaştırma usulünün malike sağladığı tüm güvenceleri ortadan kaldırmadığı da gözden uzak tutulmamalıdır. (AYM; Ali Ekber Akyol ve diğerleri, 16/2/2017 tarihli, başvuru no: 2015/17451 kararı) Acele kamulaştırmaya ilişkin Cumhurbaşkanı kararının kamu yararı amacına ve hukuka uygun olup olmadığına yönelik hukuki denetiminin diğer idari işlemler gibi yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden incelenerek yapılması gerektiği de açıktır. Bu kapsamda, acele kamulaştırma kararına yönelik yapılacak incelemede, nihai olarak taşınmazın kamuya devrinin gerçekleşmesi planlandığından, öncelikle acele kamulaştırma yoluyla el konulmak istenilen taşınmazın kamusal bir amaca -plan, proje ve bu konuda yetkili makamlarca alınan kamu yararı kararı gibi- özgülendiğinin ortaya konulması gerekmektedir. Burada acele kamulaştırma işleminin kurucu unsuru olan kamu yararının bulunup bulunmadığı hususu ile sınırlı olarak inceleme yapılacak olup, kamu yararının hukuka uygun olup olmadığına ilişkin incelemenin ise, olağan kamulaştırma sürecine ilişkin işlemlere -kamu yararı/kamulaştırma kararı, proje vb.- karşı ilk derece yargı yeri olarak İdare Mahkemesinde açılacak davalarda yapılacağı tabiidir. Diğer taraftan, acelilik halinin varlığının ortaya konulması, işlemin temel dayanağını teşkil etmektedir. Acelelik halinin varlığından söz edilebilmesi için, idarenin acele kamulaştırmaya konu taşınmaza bir an önce fiilen müdahalede bulunması için olağan usulden ayrılmasının bir zorunluluktan kaynaklandığının, diğer bir ifadeyle gecikmesinde sakınca bulunan bir faaliyetin gerçekleştirilmesinde üstün kamu yararı bulunduğunun ortaya konulması gerekmektedir. Acelelik halinin ve olağan kamulaştırma usulünden ayrılmasını gerektiren nedenlerin, kamu yararı ile özel mülkiyet hakkı arasındaki denge gözetilerek gerçekleşip gerçekleşmediğinin her somut olayda, projenin ve hizmetin niteliği, mahalli veya ulusal ihtiyacın ivedilikle karşılanması gerekliliği gibi hususlar da göz önünde bulundurularak yargı yerince değerlendirileceği açıktır. Öte yandan; hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri de idarenin yargısal denetiminin yapılabilmesidir. Anayasa'nın yukarıda belirtilen 125. maddesinde yer alan idarenin her türlü eylem ve işleminin yargısal denetime tabi olacağı yolundaki amir hüküm, belirtilen ilkenin somut halini teşkil etmektedir. Hukuk devletinin gereği olarak idarenin yargısal denetimi ancak idari yargı mercilerince verilen kararların, fiili ve hukuki imkansızlık dışında gecikmeksizin yerine getirilmesi ile mümkün olacaktır. Yukarıda yer verilen emredici hukuk kurallarına göre, idarelerin yargı kararlarını gecikmeksizin uygulaması yasal bir zorunluluk olup, idarenin yargı kararlarına uyması ve bu kararların gereklerine göre işlem tesis etmesi ya da eylemde bulunmak zorunda olması, aynı zamanda hukuk devleti olmanın da bir gereğidir. Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan bu ilke karşısında, idarenin mahkeme kararlarını "aynen" ve "gecikmeksizin" uygulamaktan başka bir seçeneği bulunmamaktadır. Başka bir deyişle, yargı kararlarının uygulanması bakımından idare ''bağlı yetki'' içerisinde bulunmaktadır. Aynı şekilde, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesinin 1. fıkrası da, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak 30 (otuz) günü geçemeyeceği şeklindeki kuralıyla Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan "hukuk devleti" ilkesine uygun bir düzenleme getirmektedir. Söz konusu ilke karşısında, idarenin maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikte olan bir yargı kararını "aynen" ve "gecikmeksizin" uygulamaktan başka bir seçeneği bulunmamaktadır. Dosyanın ve UYAP kayıtlarının incelenmesinden; davacı tarafından Alanya 1. Noterliğinin ... tarihli, ... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle DİM Barajı Sulaması 2. Kısım İnşaat Projesine ait güzergahın değiştirilmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun reddine ilişkin Devlet Su İşleri 13. Bölge Müdürlüğünün... tarihli, ... sayılı işleminin, .... İdare Mahkemesinin ... tarihli, E:..., K:... sayılı kararıyla iptaline karar verildiği; anılan karara karşı davalı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin .... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarihli, E:..., K:... sayılı kararının da Danıştay Onuncu Dairesinin 05/04/2023 tarihli, E:2022/4370, K:2023/1749 sayılı kararıyla onandığı; daha sonra, 11/05/2023 tarihinde, dava konusu işlemle, davacının taşınmazının acele kamulaştırılmasına karar verildiği görülmüştür. Dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı ekinde gösterilen proje güzergahının, .... İdare Mahkemesinin yukarıda belirtilen dava dosyasında davacı tarafından sunulan öneri güzergahla karşılaştırması yapılan onaylı proje güzergahıyla aynı olup olmadığının, farklı olması halinde söz konusu davada incelenen onaylı proje güzergahının ne şekilde revize edildiğinin davalı idareler tarafından açıklanmasının istenilmesine ilişkin Dairemizin 15/11/2023 tarihli, E:2023/8104 sayılı ara kararına cevap olarak sunulan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 13. Bölge Müdürlüğünün E... sayılı dilekçesinde, söz konusu güzergahların aynı olmadığı, zira .... İdare Mahkemesince verilen sözü edilen iptal kararı nedeniyle onaylı proje güzergahının 20 ila 24. km'leri arasında ve sadece davacının parseliyle sınırlı olmak üzere revizyon yapıldığı, bu revizyon sonucunda davacıya ait parselin ön cephesinin 12,13 metreye çıkarıldığı, böylece döşenecek boru güzergahına göre kurulacak olan irtifak hakkı alanının İmar Kanununa göre komşu parselden 4 metre inşaat yaklaşma sınırını aşmaması nedeniyle davacının hak kaybı yaşamasının önüne geçildiği belirtilmiştir. Söz konusu dilekçe ekinde konuya ilişkin olarak sunulan belgeler ile UYAP kayıtlarının (... İdare Mahkemesinin ... tarihli, E:..., K:... sayılı kararı, bu karara dayanak alınan 30/07/2021 havale tarihli bilirkişi raporu vd.) birlikte incelenmesinden, davalı idare tarafından gerçekleştirilen güzergah revizyonunun, döşenecek boru hattının parselin içerisinden geçirilmek yerine güney sınırıyla çakıştırılmasından ibaret olduğu; ancak her ne kadar bu revizyon neticesinde, dava konusu taşınmazın revizyon öncesinde 6,20 metre olan inşaat cephesi, 8,13 metreye çıkarılmış ve yine revizyon öncesinde imar durumu açısından faydalanılamayacak olan 300 m2'lik alan büyüklüğü 250 m2'ye düşürülmüş, böylece davacı açısından kısmi bir iyileştirme sağlanılmış ise de anılan revizyonun, .... İdare Mahkemesinin ... tarihli, E:..., K:... sayılı iptal kararının gerekçesine uygun olmadığı; nitekim söz konusu karar incelendiğinde, İdare Mahkemesince yargısal denetimin, sadece davacının parseli özelinde değil, güzergah bütününde ve onaylı proje güzergahıyla öneri güzergahın, konunun uzmanlarından oluşturulan bir bilirkişi heyeti marifetiyle, kamu yararı çerçevesinde mukayese edilmesi suretiyle yapıldığı ve sonuçta hazırlanan bilirkişi raporu doğrultusunda, "davacının iddiasında yer alan güzergâha göre projenin revize edilerek uygulanmasında davalı idare, ilgili belediyesi ve Karayolları Genel Müdürlüğü yönüyle gereken protokollerin/izinlerin alınması sonrasında teknik bir engelin olmadığı, söz konusu bu güzergahın son revize projede (28.10.2020 tarih onaylı S1 Ana Boru Hattı) boru hattının kısalması sebebiyle maliyette eksilişler getireceği, hattın yaklaşık olarak 260 m kısalabileceği, ayrıca davaya konu 1030 ada/9 parsel ve dava dışı 1030 ada/15 parsel, içerisinden geçmesine/kamulaştırmaya ihtiyaç kalmayacağı (taşınmazlarda kamulaştırma ve değer kaybı oluşmayacağı), ancak davacının talebi ve iddiası güzergahın projelendirilmesi durumunda S289-S93 düğüm noktaları arasında branşman hatları/ara hatların yapılması gerektiği, söz konu branşman hatlarının maliyetinin ise 260 m ana hat ve kamulaştırma toplam maliyetlerinin çok altında olacağının anlaşılması dolayısıyla da yapılacak güzergah değişikliğinin kamu yararına olduğunun anlaşılması karşısında, davacı tarafından yapılan güzergah değişikliğine ilişkin başvurunun reddine yönelik dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı" gerekçesiyle de iptal kararı verildiği; bu gerekçenin ise, döşenecek boru hattının davacıya ait parsel cephesiyle çakıştırılmasını değil, tamamen farklı bir güzergahtan geçirilmesini gerektirdiği anlaşılmıştır. Öte yandan, davalı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce, söz konusu dava açılmadan önce montaj işlemlerinin belli bir yere kadar tamamlandığı, monte edilen boruların sökülerek, öneri güzergahta yeniden inşaat işlemlerinin gerçekleştirilmesinin kamu yararı değil kamu zararı meydana getireceği iddia edilmiş ise de, söz konusu iddiaların, anılan idare tarafından, .... İdare Mahkemesinin yukarıda gerekçesi özetlenen iptal kararına dayanak teşkil eden 30/07/2021 havale tarihli bilirkişi raporuna itiraz, anılan karara yönelik istinaf ve temyiz dilekçelerinde de ileri sürüldüğü, istinaf ve temyiz kararlarının istem özeti kısımlarında da bu iddialara yer verildiği; özetle, söz konusu iddiaların yukarıda safahati açıklanan ilk derece ve kanun yolları aşamalarında da dikkate alındığı, ancak yine de İdare Mahkemesince iptal kararı verildiği ve bu karara yönelik kanun yolu başvurularının da reddedildiği anlaşılmış; bu nedenle davalı idarenin belirtilen iddialarına itibar edilmemiştir. Bu durumda; Mahkeme kararlarının idareler tarafından geciktirilmeksizin ve tam olarak yerine getirilmesinin idareler açısından yasal bir yükümlülük olduğu dikkate alınarak, dava konusu işlemin, Kamulaştırma Kanununun yukarıda yer verilen maddelerindeki usule uygun olarak gerçekleştirilmiş olmakla birlikte, daha önce verilmiş yargı kararlarına aykırı olarak tesis edildiği; bu nedenle hukuka uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Dava konusu 12/05/2023 tarihli, 32188 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 11/05/2023 tarihli, 7275 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının Antalya İli, Alanya İlçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmaz yönünden İPTALİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine, 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmasız işler için belirlenen ...TL vekâlet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine, 4. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 5. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2-(g) maddesi uyarınca, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 25/09/2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.