10. Hukuk Dairesi 2011/9804 E. , 2012/19718 K. Mahkemesi :İş Mahkemesi No :696-316 Dava, trafik kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler nedeniyle uğranılan Kurum zararının rücuan tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düze…
**10. Hukuk Dairesi 2011/9804 E. , 2012/19718 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :İş Mahkemesi No :696-316 Dava, trafik kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler nedeniyle uğranılan Kurum zararının rücuan tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Dava, zararlandırıcı sigorta olayı sonucu ölen Bağ-Kur sigortalısının hak sahiplerine, davacı Kurumca yapılan Sosyal Sigorta yardımlarının 1479 sayılı Kanunun 63. maddesi kapsamında rücuan tahsili istemine ilişkindir. 1479 sayılı Kanunun 70/2 maddesi hükmünde; bu kanuna dayanılarak Kurumca açılacak rücu davalarının 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu öngörülmüş olup, zamanaşımına ilişkin bu hüküm, “özel hüküm” niteliğini taşımakla genel hükümlere göre öncelikle uygulanması gerekir. Ne var ki; iş bu 10 yıllık zamanaşımının hangi tarihten itibaren işlemeye başlayacağı konusunda; özel kanun olan 1479 sayılı Kanunun anılan maddesi hükmünde açıklık bulunmaması karşısında; başlangıç tarihinin belirlenmesinde “zamanaşımının alacağın muaccel olduğu zamandan başlayacağı”na ilişkin Borçlar Kanununun 128. maddesi hükmü esas alınmalıdır. Bu durumda ise; Kurum’un 63. maddeye dayalı rücu alacağının; gelir ya da aylığın bağlandığı ve bu işlemin yetkili makamca onaylandığı, masrafların yapıldığı tarihte mi, aylıkların başlangıç tarihinde mi yoksa zararlandırıcı sigorta olayının meydana geldiği tarihte mi muaccel olacağı konusunun çözümlenmesi gerekir. Anılan konuda sonuca ulaşılabilmesi için de, öncelikle davacı Kurum’a, 63. maddeye göre tanınan rücu hakkının hukuksal temelinin ne olduğu üzerinde durulmalıdır. Dairemizin ve Yargıtay’ın yerleşmiş içtihadına göre Kurum’un sözü edilen rücu hakkı; hukuki nitelikçe, halefiyet ilkesine dayandığına ilişkin yasada açık bir hüküm bulunmaması nedeniyle kanundan doğan, Kurumun sigortalı ya da hak sahiplerine tanınan haktan bağımsız olarak kullanabileceği basit rücu hakkı vasfındadır. Bu bağlamda; belirtilen nitelikteki bağımsız rücu hakkının; başkasına ait bir borcu ödeyen kişinin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik tazminat niteliğinde yeni bir talep hakkı olması itibariyle de; bu hak, rücu hakkı sahibinin şahsında doğduğu anda, alacak muaccel hale gelecek ve yeni bir zamanaşımı süresi de bu tarihten işlemeye başlayacaktır. Hal böyle olunca; Kurum’un rücu alacağı; sigorta olayının meydana gelmesiyle veya aylık ya da gelirlerin başladığı tarih itibariyle değil; gelir ya da aylık bağlanmasının onaylandığı, masrafın yapıldığı tarihte muaccel olacak ve yasada öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresi de bu tarihten işlemeye başlayacaktır. Somut olayda; sigortalının hak sahiplerine, zararlandırıcı sigorta olayının meydana geldiği 26.10.1993 tarihinden sonra bağlanan aylıkların, Kurum’un yetkili organınca 30.11.2006 tarihinde onaylanması karşısında; yukarıda sıralanan hukuki esaslar çevresinde zamanaşımı süresi, kurum alacağının muaccel hale geldiği iş bu onay tarihinden işlemeye başlayacak olup; rücu davası da 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde 06.07.2007 tarihinde açılmıştır. Mahkemece, işin esasına girilerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken; kaza tarihinden itibaren 10 yıllık sürenin geçtiği belirtilerek, davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 19.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.