3. Hukuk Dairesi 2024/3405 E. , 2025/2784 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1834 E., 2024/1221 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Erdemli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/237 E., 2021/125 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlana
**3. Hukuk Dairesi 2024/3405 E. , 2025/2784 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1834 E., 2024/1221 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Erdemli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/237 E., 2021/125 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında ... İnşaat isimli adi ortaklık ilişkisi kurulduğunu, bu ismin ortakların soyadlarının birleşiminden oluştuğunu, bu hususun dahi ortaklık ilişkisini ispata yeterli olduğunu, dava konusu inşaatın yapılacağı arsanın sahiplerinin işlerin yürütülmesi amacıyla müvekkiline vekâletname verdiklerini, dairelerin satışı için hazırlanan afişte müvekkilinin telefon numarasının bulunduğunu, arsa maliklerinden birine teminat olarak verilen senette müvekkilinin kefil olduğunu, dairenin satışı için yapılan sözleşmede müteahhit firma ibaresinin altında hem müvekkili hem de davalının imzalarının bulunduğunu, dükkanın satışı için yapılan sözleşmede taahhüt eden ibaresinin altında da hem müvekkili hem de davalının imzalarının bulunduğunu, adi ortaklığın kurulmasının herhangi bir şekle tabi olmadığını, aksi kararlaştırılmadıkça kâr ve zararların eşit paylaşıldığım, emeğin de sermaye olarak konulabileceğini, müvekkilinin davalı ile birlikte 4 inşaat yapıp tamamladığını, davalının yönetici ortak olup kararları kendi başına aldığını, daireleri tek başına sattığını, satıştan elde edilen kârları ise paylaştırmadığını ve müvekkilinin payına düşen tapuların tescilinin yapılmadığını, davalının defterleri inceletmediğini, adi ortaklık yükümlülüklerine riayet etmediğini, inşaatlar tamamlanıp ortaklığın amacına ulaştığını ileri sürerek; müvekkili ile davalı arasında mevcut olan adi ortaklığın haklı nedenlerle fesih ve tasfiyesine, ortaklığın tasfiyesi kapsamında 33 ada 46 parsel, 573 ada 11 parsel, 876 ada 15 parsel, 875 ada 10 parsel numaralı taşınmazlarda yapılan inşaatlar yönünden müvekkili ile davalı arasında paylaştırılması gereken miktarın hesaplanmasına, tasfiye neticesinde müvekkilinin payına düşen miktarın ihtar tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak müvekkile verilmesine, tasfiye kapsamında yapılacak paylaşımda 33 ada 46 parsel nolu taşınmaz üzerinde yapılan inşaattaki taşınmazın, 33 ada 46 parsel nolu taşınmaz üzerinde yapılan inşaattaki taşınmazın, 573 ada 11 parsel nolu taşınmaz üzerinde yapılan inşaattaki taşınmazın, 876 ada 15 parsel nolu taşınmaz üzerinde yapılan taşınmazın tapu kayıtlarının iptal edilerek Kanun hükümleri uyarınca müvekkili adına tesciline, mümkün olmaması durumunda adi ortaklığın tasfiyesi kapsamında elden çıkartılarak bedellerinin müvekkile ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; müvekkili ile davacı arasında ortaklık ilişkisi bulunmadığını, ortaklık iddiasının senetle ispat zorunluluğu kapsamında olduğunu, davacının ortaklık iddiasını ancak yazılı delil ile ispat edebileceğini, müvekkili ile davacı arasındaki ilişkinin salt danışmanlık ve aracılık ilişkisi olduğunu, taşınmazlarla ilgili tüm resmi işlemlerin müvekkili ad ve hesabına yapıldığını, müvekkilinin %90 oranında iş göremez olduğunu, sağlık durumu elvermediği için müvekkiline danışmanlık yapması amacıyla davacıyla anlaştığını, davacının kalıp ustası olması nedeniyle işi bilmesi, taşeron firmalarla anlaşarak işçi temin edebilecek olması ve inşaat bittikten sonra satabilecek müşteri çevresi konusunda bilgi sahibi olması nedeniyle ücret karşılığında danışmanlık ve aracılık ettiğini, danışmanlığı karşılığında ödemelerin banka aracılığıyla davacıya yapıldığını, banka havalelerinin açıklama kısmında “ustalık ücreti” ibaresinin yer aldığını ve davacının bunu kayıtsız şartsız kabul ettiğini, davacının Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde isminin bulunmadığını, inşaatın isminin davacı ve müvekkilinin soyadlarının birleşimi olan “...” olmasının salt ticari unvan olmayacağını, yapılan işler davacının gözetiminde olduğundan afişte davacının numarasının bulunduğunu ve bu hususun da danışmanlık kapsamında olduğunu, teminatta davacının kefil olmasının ise müvekkilinin ödeme gücüne duyduğu güvenin göstergesi olacağını, bir daire ile bir dükkanın satışına ilişkin sözleşmede müteahhit firma ibaresinin altında davacı ile müvekkilinin imzalarının bulunmasının müşteriler ile doğrudan davacının muhatap olmasından kaynaklandığını, davacının getirdiği müşteriler için prim aldığını, davacının yaptığı ekstra işler için ayrıca ücrete hak kazandığını, vekaleten yapılan arsa mülkiyet devri karşılığının banka aracılığıyla ödendiğini, davacının bu devirlerde fiilen bulunmasına rağmen tapunun müvekkili üzerine yapılmasına itiraz etmediğini, davacının adi ortaklığın tasfiyesiyle birlikte tapu iptal ve tescil isteminde de bulunamayacağını, sadece adi ortaklığı teşkil eden taşınmazların tasfiyeye tabi tutulabileceğini ve alacak ve borçların paylaştırılabileceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; somut olayda davacının davalı ile aralarında kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapmak konusunda sözlü olarak adi ortaklık kurduğunu ileri sürerek, fiilen sona eren ortaklığın fesih ve tasfiyesine karar verilmesini talep ettiği, davalının ise ortaklık ilişkisini inkar ettiği, taraflar arasında ortaklığa ilişkin yazılı bir sözleşme bulunmadığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 200/1 maddesi gereğince dava değeri itibariyle senetle ispat zorunluluğunun bulunduğu, davalının tanık dinlenmesine muvafakatinin bulunmaması nedeniyle davacının tanık dinletme talebinin reddine karar verildiği, davacı tarafça dayanılan isticvap delilinin davanın esasına bir katkısı olmayacağından bu talebin reddine karar verildiği, davacı davada delil olarak bir kısım delillere dayansa dahi bu delillerin ortaklığın varlığını kanıtlayacak nitelikte (davalı tarafından düzenlenen) belgeler olmadığı, davacı tarafça sunulan yazıların ise davalı tarafından kabul edilmediği, bu itibarla davacı tarafça dayanılan bu belgenin de adi ortaklık ilişkisini ispat edebilecek bir belge (yazılı delil ya da yazılı delil başlangıcı) niteliğinde kabul edilemediği, yemin deliline dayanmış olan davacı vekiline yemin metnini sunması için ihtar yapıldığı, davacı vekilinin yemin deliline dayanmayacağını bildirdiği, bu itibarla davacının davalı ile aralarında adi ortaklık bulunduğu iddiasını 6100 sayılı Kanunun 200. maddesi kapsamında yazılı delille ispat edemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı tarafça sunulan yazıların davalı tarafından kabul edilmediği, davacı tarafça dayanılan bu belgelerin adi ortaklık ilişkisini ispat edebilecek belge niteliğinde bulunmadığı ve dava değerinin tanıkla ispatın üzerinde olduğu, davalı vekilinin de tanık dinletmeye muvafakatı bulunmadığı, davacının da yemin deliline dayanmadığı, davacının davalı ile aralarında adi ortaklık bulunduğu iddiasını ispat edemediğine yönelik İlk Derece Mahkemesinin kararında bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; ret kararı verilirken ne sebeple 6100 sayılı Kanunun 202. maddesi kapsamında sunulan delillerin delil başlangıcı olarak değerlendirilmediğine yer verilmediğini, dosyaya sunulan birçok belgenin yazılı delil başlangıcı niteliğinde olduğunu, Mahkemenin delil başlangıcı niteliğindeki delillere itibar etmeyerek tanık dinletilmesinin ve bu yolla da adi ortaklığın tanıklar ile ispatını engellediğini, davalının tarafların ortak değil, müvekkilinin danışman veya işçi olduğuna dair çelişkili beyanları bulunduğunu, isticvap taleplerinin reddedildiğini, Mahkemece davalının çelişkili beyanlarının araştırılmadığını, adi ortaklığın varlığını ispat edecek her dökümanın belge niteliğinde olduğunu, ortaklığın ... şeklinde taraf soyadlarından teşekkül etmesi, dava dışı ... Beton Şirketi ile yapılan sözleşmeye tarafların beraberce imza atması ve taraf isimleri altında sözleşme metninde müteahhit yazması, inşaatta kullanılan malların müvekkili tarafından alındığını gösterir sevk irsaliyeleri, arsa sahiplerine verilen teminat senetlerinde müvekkilinin de kefil sıfatıyla imzasının bulunması, müvekkiline yapılan yüksek meblağlı ödemeler ve dava dışı arsa sahiplerinden alınan vekaletnamelerin açıkça tarafların adi ortak olduğunu gösterdiğini, davalının müvekkili ile yaptığı 4 inşaata ... ismini koymuş iken, bu adı ortaklık öncesi ve sonrasında hiçbir inşaatta kullanmadığını, ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, taraflar arasında mevcut olduğu iddia edilen adi ortaklığın feshi ve ortaklığın tasfiyesi ile davalı tarafın katkı payının davacı tarafından ödenmesi kaydıyla tapu iptali ve tescili istemine ilişkindir. 1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi gereğince herkes iddiasını ispatla yükümlüdür. 6100 sayılı Kanununu 190. maddesi; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklindedir. Aynı Kanunun 31. maddesinde, hâkimin davayı aydınlatma ödevi düzenlenmiş olup, anılan madde uyarınca, hâkimin uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği ve delil gösterilmesini isteyebileceği düzenlenmiştir. Yine anılan Kanunun 169 ve devamı maddelerinde isticvap müessesesi düzenlenmiş olup, isticvap; bir tarafın kendi aleyhine olan vakıalar hakkında mahkeme tarafından sorguya çekilmesidir. Bir taraf, ancak kendi aleyhine olan vakıalar hakkında isticvap edilebilir. İsticvap davetiyesi ile, isticvabına karar verilen tarafın, hangi vakıalar hakkında isticvap olunacağı, geçerli özrü olmaksızın gelmediği ya da gelip de sorulan sorulara cevap vermediği takdirde, sorulan soruları ikrar etmiş sayılacağı kendisine bildirilir. Bu davetiyenin usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmesine rağmen, taraf oturuma gelmez ise, isticvap konusu vakıaları kabul etmiş sayılır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 620/1 maddesine göre; adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. Adi ortaklık sözleşmelerinde "şekil serbestisi" ilkesi uygulanmakta olup, ortaklık ilişkisinin sözlü olarak da kurulabilmesi mümkündür. Adi ortaklık sözleşmesinde şekil, ispat açısından önem arz etmektedir. Taraflar arasında ortaklık ilişkisinin varlığına dair ihtilaf çıktığında, ispat yükü, ortaklık ilişkisinin varlığını iddia edene düşer. Adi ortaklık ilişkisi, 6098 sayılı Kanun'un 620. maddesinde de tanımlandığı gibi sözleşme temeline dayanmakta olup, aynı zamanda bir hukuki işlemdir. Bu nedenle, 6100 sayılı Kanunun 200. maddesinde düzenlenen parasal sınırın üzerindeki ortaklık ilişkisinin varlığının ispatında, kural olarak, senetle ispat zorunluluğu geçerlidir. 6100 sayılı Kanun'un 202. maddesinde ise; ''(1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.'' hükmüne yer verilmiştir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı, davalı ile aralarında adi ortaklık ilişkisi bulunduğunu, bu çerçevede inşaatın yapılacağı dava dışı arsa sahiplerinin işlerin yürütülmesi amaçlı tarafına vekaletname verdiklerini, dairelerin satışı için hazırlanan afişlerde kendisine ait telefon numarasının bulunduğunu, yine inşaatların isminin de ''... '' İnşaat olup tarafların soyadlarının birleşiminden oluştuğunu, dükkan satışı için yapılan sözleşmede taahhüt eden ibaresinin altında davalı ile birlikte imzasının bulunduğunu, yine dava dışı ... Beton Şirketi ile akdedilen sözleşmeyi de davalı ile birlikte imzalandığını, dava dışı arsa maliklerinden birine teminat olarak verilen senette kefil olduğunu, bu belgelerin ortaklık iddiasını ispatladığını ileri sürmüş, davalı ise; davacı ile arasında danışmanlık ve aracılık ilişkisi bulunduğunu, taşınmazlarla ilgili tüm resmi işlemlerin kendisi adına yapıldığını, davacıya yapılan ödemelerin danışmanlık hizmeti karşılığında yapılan ödemeler olduğunu, banka havalelerinin açıklama kısmında '' ustalık ücreti'' ibarelerinin yer aldığını, davacının Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde isminin bulunmadığını, yapılan işler davacının gözetiminde yapıldığından afişte davacının telefon numarasının bulunduğunu, teminata kefil olmasının davalının ödeme gücüne duyduğu güvenden kaynaklandığını, bir daire ve bir dükkan satışına ilişkin sözleşmede müteahhit firma ibaresinin altında davacının da imzasının bulunmasının müşteriler ile doğrudan davacının muhatap olmasından kaynaklandığını, davacının getirdiği müşteriler bazında prim ücreti aldığını belirtip ortaklık iddiasını kabul etmediğini belirtmiştir. İlk Derece Mahkemesince; davanın 6100 sayılı Kanunun 200. maddesi uyarınca senetle ispat kuralına tabi olup, dosyada yazılı delil başlangıcı niteliğinde belge bulunmadığı ve davalının tanık dinlenmesine de muvafakat etmediği, davacıya yemin teklif hakkı hatırlatılmasına rağmen bu hakkı kullanmadığı ve sonuç itibariyle davacının ortaklık iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilip, bu karara yönelik davacının istinaf istemi de aynı gerekçelerle esastan reddedilmiş ise de, davacı tarafından dosyaya sunulan 07.09.2016 tarihli ''Daire Satış Sözleşmesi'' incelendiğinde; taahhüt eden olarak davacı ve davalının isim ve imzalarının bulunduğu, yine dosya kapsamında yer alan 24.07.2015 tarihli dava dışı ... Beton Şirketi ile akdedilen ''Hazır Beton Sözleşmesi'' nde de alıcı olarak davacı ve davalının inşaat müteahhidi sıfatları ile imzalarının bulunduğu, davalı tarafça söz konusu belgeler altında yer alan imzalara itiraz edilmediği de nazara alındığında, yazılı delil başlangıcı niteliğindeki söz konusu belgeler uyarınca eldeki davada tanık deliline başvurulabileceği sabittir. Bu itibarla İlk Derece Mahkemesince; eldeki davada 6100 sayılı Kanunun 31. maddesi uyarınca davayı aydınlatma yükümlülüğü ve bahsi geçen 07.09.2016 tarihli ''Daire Satış Sözleşmesi'' ve 24.07.2015 tarihli dava dışı ... Beton Şirketi ile akdedilen ''Hazır Beton Sözleşmesi'' nin yazılı delil başlangıcı niteliğinde olduğu gözetilerek, öncelikle taraflar arasında ortaklık ilişkisinin bulunup bulunmadığı, davacının varlığını iddia ettiği ortaklığa hangi unsur ve koşullar ile katkıda bulunduğu ya da aralarındaki iş ilişkisinin niteliğinin tespiti yönünden 6100 sayılı Kanunun 169 ve devamı maddeleri uyarınca taraflara usulüne uygun şekilde isticvap davetiyesi tebliğ edilip duruşmada isticvap edilmeleri, sonrasında eldeki davada yazılı delil başlangıcı niteliğinde belgelerin bulunması nedeniyle taraf tanıklarının beyanları tespit edilip dosya kapsamındaki tüm deliller bu doğrultuda yeniden değerlendirildikten sonra sonucuna uygun hüküm tesisi yoluna gidilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.05.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.