1. Hukuk Dairesi 2012/3058 E. , 2012/7572 K. MAHKEMESİ : KARASU ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 24/06/2011 Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar dahili davalı ve davalı vekili yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 19.6.2012 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edenler vekili Avukat A.T. geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili Avuk…
**1. Hukuk Dairesi 2012/3058 E. , 2012/7572 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : KARASU ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 24/06/2011 Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar dahili davalı ve davalı vekili yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 19.6.2012 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edenler vekili Avukat A.T. geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili Avukat ile miras şirketine mümessil T.Ş. gelmediler, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 208 ada 5 parsel sayılı taşınmazdaki 1/12 payın miras bırakan F.Ö. tarafından 12.07.1984 tarihli akitle S. Ö.'e satış suretiyle devredildiği, bilahare S.'in dava dışı başka kişilerden de pay satın aldığı ve 5 nolu parseldeki 12/24 payını 13.03.1992 tarihinde davalı Ü.Ö.'e satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır. Davacılar, miras bırakan tarafından yapılan temlik işlemlerinin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır. Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşmetarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Somut olaya gelince; dosya kapsamı, tanık beyanları ve özellikle davanın kabulünde menfaati olan muris F.'in kızı tanık N.'in ve miras bırakan ile yakın ilişkide olduğu anlaşılan tanık N.'nin olaylara dayalı aksi kanıtlanamayan bildirimleri karşısında murisin dahili davalı S.'e pay temlikinde mirasçılardan mal kaçırma amacını gütmediği aksine, sağlığında mal varlığında mirasçılar arasında taksim iradesini taşıdığı sabittir. Kaldı ki, davacı A. dahi miras bırakanın kendi murisi B.'ye de sağlığında para verdiğini ifade etmesi karşısında murisin eldeki davaya konu temlik işlemlerinin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı olmadığı kabul edilmelidir. Kabule göre de; miras barakan F.'ten gelmeyen payların kabul kapsamına alınmış olması da isabetsizdir. Hal böyle olunca; davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davalı ve dahili davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü ( 6100 Sayılı HMK'nun geçici 3. maddesi yollamasıyla ) 1086 Sayılı HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2011 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 900.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 19.6.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.