Başvuru, taşınmaz üzerindeki şerhin kapsamı ve miktarı belirlenmeden davanın reddine karar verilmesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, taşınmaz üzerindeki şerhin kapsamı ve miktarı belirlenmeden davanın reddine karar verilmesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvurular 1/7/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. 2016/12568 numaralı başvuru dosyasının hukuki irtibat nedeniyle 2016/12574 numaralı başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2016/12574 numaralı başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine ve diğer dosyanın kapatılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:A. Uyuşmazlığın Arka Planı Dosya içinde bulunan tapu kaydına göre 13993 ada 4 parsel sayılı taşınmaz, imar uygulaması sonucunda paylı olarak H.A., İ.K., H.A., H.A. adına kayıtlı iken İzmir Sulh Hukuk Mahkemesinin satış kararı uyarınca yapılan açık artırma sonucunda 21/8/2013 tarihinde başvurucular adına tescil edilmiştir. Taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesinde ''419 m² fazlalık hakkında 12/12/1947tarih ve 1071 sayılı tezkere ile defterdarlık ve iskan müdürlüğüne bildirilmiştir'' şerhi bulunmakta olup ihale bedelinin belirlenmesinde bu husus da dikkate alınmıştır. Başvurucular açık artırmayla satın aldıkları 4 sayılı parsel ile satın alma yoluyla edindikleri 1, 2 ve 3 sayılı parselleri tevhit ederek 5 sayılı parseli oluşturmuşlardır. 13993 ada 5 parsel sayılı taşınmaz tapuda arsa ve dört ev vasfıyla 971 m²büyüklüğündedir.Bu taşınmazı oluşturan parseller 1989 yılında yapılan imar uygulaması ile imar parseli niteliğini kazanmıştır. 4 sayılı parselin beyanlar hanesindeki ''419 m²fazlalık hakkında 12/12/1947 tarih ve 1071 sayılı tezkere ile defterdarlık ve iskan müdürlüğüne bildirilmiştir'' şerhi birleşme sonucunda yeni oluşan 5 sayılı parsele aktarılmıştır.B. Tapu İptali ve Terkin Davası Süreci Başvurucular 10/1/2014 tarihli dilekçe ile uyuşmazlık konusu 13993 ada 5 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydındaki şerhin iptali istemiyle dava açmıştır. Başvurucular dava dilekçesinde, dört adet parselin tevhidinden oluşan parselin üzerindeki şerhin bir dayanağının bulunmadığını ve taşınmazdaki miktar fazlasının tapusuz yerlerden olup bu yerin zilyetlikle kazanma koşullarının gerçekleştiğini belirterek şerhin terkinini talep etmişlerdir. İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi 29/5/2014 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, taşınmaza ilişkin kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren on yıllık hak düşürücü sürenin geçmesinden dolayı miktar fazlasınınbaşvurucular adına tescili imkânının ortadan kalktığı ve başvurucuların Hazineye ait fazlalığın bedeli karşılığında satılmasına yönelik bir başvurusunun bulunmadığı belirtilmiştir. Bu karar başvurucular tarafından temyiz edilmiş ve Yargıtay Hukuk Dairesi 30/11/2015 tarihinde hükmü onamıştır. Başvurucuların karar düzeltme talebi de 17/5/2016 tarihinde reddedilmiştir. Nihai karar 7/6/2016 tarihinde tebliğ edilmiş ve 1/7/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. A. Kanun Hükümleri 14/6/1934 tarihli ve 2510 sayılı mülga İskan Kanunu’nun maddesi şöyledir: “Bu kanun hükümlerine göre muhacirlere, mültecilere, göçebelere, naklolunanlara ve yerlilere dağıtılan yapı ve toprakların temlikine vali ve kaymakamlar salahiyetlidirler. Dağıtış defter veya kararlarının altı vali veya kaymakamlarca tasdik edilmesi, temliktir. Tasdikli defterlerdeki veya kararlardaki miktarlar muteberdir.” 28/6/1966 tarihli ve 766 sayılı mülga Tapulama Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Değişmez ve genişletilmeye elverişli olmıyan sınırlı tapu kayıtları ile diğer belgelerin muhtevasını tayinde, kayıt ve belgelerde gösterilen sınıra itibar olunur. Özel kanunların kayıt ve belgelerde yazılı miktara itibar edilmesini gözönünde tuttuğu haller saklıdır. Ancak Hazinece özel kanunları hükümlerine göre miktar üzerinden satılan tefviz veya tahsis edilen veya parasız dağıtılan arazide çıkan fazlalık, satış, tefviz, tahsis veya dağıtım tarihinden başlıyarak on yıl geçmiş ise miktarına bakılmadan kayıt sahibi adına tesbit edilir; on yıl geçmemiş ise miktar fazlası hakkında 5618 sayılı Kanunun 2 nci maddesi hükmünün kayıt sahibi lehine uygulanıp uygulanmıyacağı en büyük mülkiye amirinden sorularak alınacak karşılık uyarınca işlem yapılır.'' 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun ''Kadastro tutanaklarının kesinleşmesi ve hak düşürücü süre'' kenar başlıklı maddesinin üçüncü numaralı fıkrası şöyledir: “Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz.'' 3402 sayılı Kanun’un ''Kayıt ve belgelerin kapsamını tayin'' kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “D) Hazinece, özel kanunlar hükümlerine göre değişmez ve genişlemeye müsait olmayan sınırlarla miktar üzerinden satılan, tefviz veya tahsis veya parasız dağıtılan taşınmaz mallarda çıkan fazlalık, taşınmaz malla birlikte satış, tefviz, tahsis ve dağıtım tarihinden itibaren on yıl geçmiş ise, miktarına bakılmaksızın kayıt sahibi adına tespit edilir.Bu maddede yazılı taşınmaz mallarda meydana gelen fazlalıklar hakında şartlar uygun bulunduğu takdirde, 14 üncü ve 17 nci madde hükümleri uygulanır.'' 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ''Beyanlar'' kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Bir taşınmazın eklentileri, malikin istemi üzerine kütükteki beyanlar sütununa yazılır. Bu kaydın terkini, kütükte hak sahibi görünen bütün ilgililerin rızasına bağlıdır.Taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususlar Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir. Özel kanun hükümleri saklıdır.'' 17/8/2013 tarihli ve 28738 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren Tapu Sicil Tüzüğü'nün (Tüzük) ''Şerhler sütunu'' kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Kütüğün şerhler sütununa kişisel haklar, tasarruf yetkisini kısıtlayan veya yasaklayan şerhler, geçici tescil şerhleri ile kanunlarda öngörülen diğer hususlar yazılır.'' Tüzük'ün ''Beyanlar sütununda belirtme'' kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “ (1) Kütüğün beyanlar sütununa, mevzuatın yazılmasını öngördüğü hususlar tarih ve yevmiye numarası belirtilerek yazılır.''B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/2/2009 tarihli ve E.2009/14-12, K.2009/79 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Hukuk Genel Kurulunun bozma ilamında da açıklandığı üzere; Dava konusu taşınmazların, 7/1/1934 tarih ve 97 nolu tapu senedine istinaden 26/8/1949 tarihinde tapu malikleri adına tahdit ve tespitinin yapıldığı, kesinleşmesini müteakip, 4/1/1955 tarihinde 101 ada 13 parsel olarak tapuya tescil edildiği, taşınmaza uygulanan ve 1771 sayılı Mübadele ve Tefiz İşlerinin Kati Tasfiyesi İntacı Hakkında Kanun ve 2510 sayılı İskan Kanunlarına göre oluşturulduğu anlaşılan tapu kaydında ileride fazlalık çıkarsa Hazinenindir şerhinin bulunduğu, bu kayda istinaden yapılan kadastro tutanağının mülkiyet tablosu bölümünde' fazlası hazineye aittir 680 m2' şeklinde şerh düşüldüğü ve bu durumun 30/12/1955 tarihinde 1727 sayılı yazı ile Defterdarlık Makamına bildirildiği anlaşılmaktadır.101 ada, 13 parsel, imar uygulaması sonucu 1128 ada, 9 parsel ile 1129 ada, 1-2-3-4-5 ve 8 parsel sayılı taşınmazlara ifraz edilmiş ve mezkur şerh bu taşınmazların tapu kütüklerinin beyanlar hanesine aynen aktarılmıştır. Davacı bu taşınmazların tümünü 24/7/1992 tarihinde satın alarak iktisap etmiş, ardından 1129 ada, 1-2-3-4-5 ve 8 parsel sayılı taşınmazlar tevhit edilerek 1129 ada, 9 parsel sayılı taşınmaz oluşturulmuş, aynı şekilde miktar fazlalığı şerhi yeni oluşan parsele aktarılmıştır.Uyuşmazlık; Hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı anlaşılan “Hazine fazlalığı şerhinin” terkini davasında, ayrıca 3402 sayılı Kadastro Kanunun 20/D maddesi koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasına gerek olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.3402 sayılı Kadastro Kanununun maddesinin fıkrasında öngörülen on yıllık sürenin hak düşürücü süre olduğu konusunda, uygulama ile öğreti arasında tam bir fikir birliği bulunmaktadır. Hak düşürücü süre, doğrudan doğruya hakim tarafından kendiliğinden göz önünde tutulması gereken, davada itiraz olarak başvurulması zorunlu olan ve zamanaşımı gibi kesme ve durma hükümlerine bağlı olmayan, uyulmama halinde hakkın kaybına yol açan, yani, hakkın özünü ortadan kaldıran süredir. Anılan maddede öngörülen süre ile, tapu sicilinin kararlılık kazanması, sicillerin bozulmaması, belli bir süre geçtikten sonra yargı organlarınca bu sicillerin tartışma konusu yapılmaması amaçlanmıştır (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 2004 tarih, 2003/1 E, 2004/1 sayılı kararının gerekçesinden).Kadastroya da tapulama ile oluşturulmuş tapu sicillerine karşı açılacak davalarda hakkıntürünü,766ve2613sayılıKanunlar ile 3402 sayılı Kanun hükümleri sınırlandırmış değildir. Genel bir tanımlama ile 'Tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamayacağını ve dava açılamayacağını' öngörmüş ve sicile geçmiş olan hakkın türüne olursa olsun on yıl geçtikten sonra dava açılmasına anılan kanunlar izin vermemiştir.Beyanlar hanesinin, tapu sicilinin kapsamında ve onun bir parçası bulunduğu ve yazılı şerhin hukuksal bir durum, Hazineye tanınan bir 'Hak' olduğu tartışmasızdır(MK.nun 919, 920, maddeleri).Bilinmektedir ki; 2613 sayılı Kadastro Yasasında on yıllık hak düşürücü süre öngörülmediği için,3402sayılı Kadastro Kanununun geçici maddesinin fıkrası 9/10/1987 tarihinden itibaren bir yıliçerisinde2613sayılıKanunagöre kadastrosu yapılmış taşınmazlar hakkında 'dava açabilme hakkını' tanımıştır. Somut olayda asıl uygulanması gereken hak düşürücü süre 3402 sayılı Kanunun 4/ maddesinde öngörülen süredir.Görülmekte olan dava, bir yıllık hak düşürücü süre de geçtikten sonra 2003 günü açılmıştır.'Hak düşürücü süre' kamu düzeni ile ilgilidir. Davanın görülebilirlik koşuludur. Hakim doğrudan bu yönü göz önünde tutmak zorundadır. Hak düşürücü süre geçtikten sonra açılan davanın esasını hakim inceleyemez.Davacı, davasında haklıda olsa, tasfiye amacı güden 3402 sayılı Kanun artık bu hakkın özünü silip ortadankaldırmış, uyuşmazlıkların sonsuzadeğin sürmesini engellemiş, kişilerle Hazine arasında ve toplum içinde kavgasız bir ortamı sağlamak uğruna hakkı feda etmiştir (NusretOzanalp, TapulamaKanunuŞerhi,sahife:240).Dolayısıyla kadastro tutanağının kesinleştiği tarihten itibaren on yıl ve munzam bir yıllık süreler geçmekle, kadastro tutanağı ve dolayısıyla tapu kütüğü mevcut şekli ile kesinleşeceğinden ve artık kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz ve dava açma hakkı ortadan kalkacağından, bu gibi nedenlere dayalı olarak şerhin terkininin istenebilmesi olanaklı değildir, tutanak kesinleşmiştir.TMK.m.841/1,f gereğince; Aksine hüküm yoksa kamu hukukuna ilişkin taşınmaz yükünün tapu kütüğüne tescili gerekli değildir. Aynı kanunun 849/maddesindeki; 'taşınmaz maliki değişirse yeni malik başka bir işleme gerek bulunmaksızın taşınmaz yükünün yükümlüsü olur.' hükümleri gereğince önceki tapu kaydında bulunan 'miktar fazlası Hazinenindir' şerhi yeni malik yönünden de bağlayıcı olur. Kanundan doğan bu taşınmaz yükümlülüğü karşısında TMK.m.1023’de açıklanan tapu kütüğüne güven prensibinden söz edilemez.Öyle ise, mezkur kanunlar uyarınca verilen tapuların miktarları ile geçerli olacağı ve üzerindeki 'miktar fazlalıkları Hazineye aittir' şerhinin 1955 yılında yapılan kadastro tespiti ile önceki kayıtlara dayalı olarak kadastro tutanağına işlendiği ve 10 yıllık hak düşürücü ve munzam 1 yıllık sürenin fazlası ile geçtiğinin anlaşılmasına göre, artık kayıtlarda mevcut olan bu şerhe itiraz imkanı kalmadığı ve dolayısıyla şerhin geçerli olacağı kuşkusuzdur. Hukuk Genel Kurulunun bu hususlara işaret eden kararı doğru ve yerindedir.'' Yargıtay Hukuk Dairesinin 5/3/2009tarihli ve E.2008/11814, K.2009/2776 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Dava, 6 ada 28 parsel kaydındaki “Defterdarlık ve İskan Müdürlüğünün 1956 tarih 1085 yevmiye numarası ile 5226 m2 çıkan fazlalık Hazineye aittir" şeklindeki belirtmenin terkini istemi ile açılmıştır....1949 tarihindeki kadastro işlemi sırasında 9821 m2 yüzölçümündeki zeytinli tarla vasıflı dava konusu taşınmaz,1934 tarih432 numaralı tapu kaydına dayanılarak gerçek kişi adına tahdit edilmiş, bu tahdit 1956 tarihinde kesinleşmiştir. Dava konusu taşınmaz ile revizyon gören tapu kaydında da aynı belirtmenin yapıldığı ve bu belirtmenin kadastro tutanağına da işaretlendiği anlaşılmaktadır. Eldeki dava, 2008 tarihinde açılmıştır.Burada üzerinde durulması gereken sorun, kayıt maliki olan davacının kayıttaki belirtmenin terkini için açacağı davada 3402 sayılı Kadastro Kanununun geçici 4/ maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının açıklığa kavuşturulmasıdır. Gerçekten dava konusu taşınmazın kadastro işlemi 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanununa göre yapılmıştır. Kadastrosu bu kanun hükümleri gözetilerek yapılmış ve tutanakları kesinleşmiş bulunan taşınmazlar için 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiş ise tutanaklarda belirtilen haklara sınırlandırma ve tespitlere ait davanın 3402 sayılı KadastRo Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılması gerekir. Eldeki uyuşmazlıkta kadastro tutanağı kesinleşmiş, 10 yıllık hak düşürücü süre geçmiş olduğundan davanın3402 sayılı Kadastro Kanununun yürürlük tarihi olan 1987 tarihinden sonraki bir yıl içinde yani 1988 tarihine kadar açılmış bulunması zorunludur. Dava ise 2008 tarihinde açıldığından, davalı Hazine yararına olan belirtmenin kaldırılmasına ilişkin istemin dinlenme olanağı yoktur. Yargıtay Yüksek Hukuk Genel Kurulunun 2009 tarih ve 2009/14-12/79 sayılı kararı da aynı doğrultudadır.Diğer taraftan davacı, Hazine’ye ait tarım arazilerinin satışı hakkındaki 4070 Sayılı, tapu fazlalıklarının Hazine’ye ait olduğuna ilişkin tapu kayıtlarında şerh bulunan taşınmaz mallardaki fazlalıkların bedeli karşılığı tapu maliki veya mirasçılarına satılmasına dair 4706 ve 4706 Sayılı Kanunda değişiklik yapan 4916 Sayılı Kanun hükümlerinden yararlanmak üzere başvurulduğunu da ileri sürmemiştir. Hal böyle olunca, mahkemece re’sen gözetilmesi zorunlu hak düşürücü sürenin varlığı nedeniyle davanın reddindeusul ve yasaya aykırılık yoktur.'' Yargıtay Hukuk Dairesinin 17/4/2012 tarihli ve E.2011/13660, K.2012/4408 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Dava, çap kaydındaki “kayıt miktar fazlasının hazineye ait olacağına” dair şerh gereğince tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin olup; mahkemece, çekişmeye konu edilen 61 ve 62 parsel sayılı taşınmazlardaki miktar fazlasının, taşınmazların genel yüzölçümlerine isabet eden pay oranında davacı paydaş kılınmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.Gerçekten de, çekişmeli müfrez parsellerin öncesini teşkil eden 19 parsel sayılı taşınmazın kadastro tutanağında 5543 sayılı Yasa ile yürürlükten kaldırılan 2510 sayılı Yasanın maddesi hükmü uyarınca “miktar fazlalıklarının hazineye ait olacağına” dair şerh verilmek suretiyle tespitinin yapıldığı, ayrıca 19 parselin tespitine 2510 sayılı Yasa gereğince tesis edilen tapu kayıtlarının uygulanarak kadastrosunun gerçekleştirildiği sabittir.Hemen belirtilmelidir ki, kadastro tespitinin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Kadastro Yasasında; 3402 sayılı Kadastro Yasasının 12/3 maddesinde öngörülen kadastrodan önceki nedenlere dayalı olarak tutanakta belirtilen haklara, tespitlere ve sınırlandırmalara karşı 10 yıl geçtikten sonra açılacak davaların dinlenmesine olanak bulunmadığına ilişkin bir yasal düzenlemeye yer verilmemiş ise de, 1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 Sayılı Yasanın geçici maddesinde kadastrodan önceki nedene dayalı olarak dava açılması bakımından 1 yıllık süre öngörülmüştür.Somut olayda; kadastro tutanağında yer verilen ve sicile yansıtılan miktar fazlası şerhinin terkini konusunda süresinde bir dava açılmadığına göre, şerhin tevlit ettiği hakkın korunması gerekeceği açıktır.O halde, mahkemece davanın kabul edilmiş olması kural olarak doğrudur. Ancak, mahkemece kadastro sırasında çekişmeli taşınmazların öncesini oluşturan 19 parsel sayılı taşınmaza uygulanan tapu kaydı ve varsa haritası getirtilmemiş ve keşfen yerine tatbik edilmek suretiyle kayıt kapsamı saptanmamış, anılan kaydın çekişme dışı başka parsellere de revizyon görüp görmediği belirlenmemiştir. Anılan işlemlerin gerçekleştirilmemiş olması doğru olmadığı gibi, 19 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünün 17200m² olduğu, oysa kadastro tutanağında uygulanan kayıt miktarının 12 dönüm olarak ifade edildiği gözetildiğinde, 17200 m² yüzölçümünden 6172m²'lik miktar tenkis edildiğinde bakiye kısmın kadastroya uygulanan tapu kaydının yüzölçümünün altına düştüğü, buna göre de davalı tarafa kayıt miktarından az yer bırakıldığı görülmektedir.Diğer taraftan, kabul tarzı itibariyle de, öncelikle kayıt miktar fazlasının çekişmeli taşınmazlardan ifrazının mümkün olup olmadığı üzerinde durulmaksızın doğrudan hazinenin paydaş kılınması suretiyle neticeye gidilmiş olması da isabetsizdir.''