Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranıldığından bahisle açılan tam yargı davasında maddi tazminat talebinin reddedilmesi ve hükmedilen manevi tazminat miktarının yetersiz olması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranıldığından bahisle açılan tam yargı davasında maddi tazminat talebinin reddedilmesi ve hükmedilen manevi tazminat miktarının yetersiz olması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 5/4/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyon başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesinin Nevriye Kuruç ([GK], B. No: 2021/58970, 5/7/2022) kararında uzun süren yargılamalar nedeniyle tazminat talep edilebilecek bir mekanizmanın mevcut olmaması sebebiyle makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Bunun yanında söz konusu kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihe kadar makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasıyla yapılmış başvurular ile bu tarihten sonra kaydedilecek aynı mahiyetteki başvuruların incelenmesinin kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren dört ay süreyle ertelenmesine karar verilmiştir (Nevriye Kuruç, § 114). Bu durumda başvurunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyet yönünden ayrılmasına karar verilmesi gerekir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: İkinci başvurucu hamileliğinin ayında ortaya çıkan şikâyetler nedeniyle Bandırma Kapıdağ Devlet Hastanesinde (Devlet Hastanesi) gerekli kontrolleri yaptırmış, ayında şikâyetlerinin artarak devam etmesi üzerine B. Özel Hastanesine (Özel Hastane) müracaat etmiştir. Burada yapılan ultrason sonucunda bebeğin sırt omurgaya yakın bölgesinde kitle olduğu, bu durumun bebeğin ve kendisinin sağlığı açısından tehlike yarattığı belirtilmiştir. Akabinde 12/9/2010 tarihinde Devlet Hastanesinde doğum gerçekleşmiş ve birinci başvurucu dünyaya gelmiştir. 11/10/2010 tarihinde Bursa Uludağ Üniversitesi Hastanesinde (Üniversite Hastanesi) birinci başvurucunun omuriliğindeki kese alınmış ancak bebeğin ayaklarını hissetmediği, bu nedenle yürüme probleminin olabileceği ve beyninde su toplama olasılığının bulunduğu belirtilmiştir. Sonuç olarak birinci başvurucu %80 oranında engelli kalmıştır. Başvurucular hamilelik sırasındaki belirtilerin ve şikâyetlerin dikkate alınmadığını ve ilgililerin görevlerini layıkıyla yerine getirmeyerek mağduriyete sebep olduklarını belirterek 000 TL manevi, birinci başvurucunun ömür boyu meslekte kazanma kaybı yaşayacağını, sürekli bakım ve yardıma ihtiyaç duyacağını, tedavi giderlerinin devam etmekte olduğunu belirterek fazlaya ilişkin kısım saklı kalmak kaydıyla 000 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi talebiyle tam yargı davası açmıştır. Balıkesir İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 12/12/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; Adli Tıp Kurumu Adli Tıp İhtisas Kurulu (ATK) tarafından düzenlenen 28/12/2011 tarihli bilirkişi raporuna da atıfta bulunularak tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu, doğum sürecinin her aşamasında bilgilendirilmenin yapıldığı, tam ve sağlıklı doğumun meydana gelmemesinde hizmet kusurundan söz edilemeyeceği belirtilmiştir. Bu kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay (kapatılan) Onbeşinci Dairesi (Daire) 18/2/2016 tarihinde İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat talebinin reddedilmesine ilişkin kısmının onanmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; somut olaydaki patolojinin hekimlerin eylemi ile oluşmadığının sabit olduğu, bilirkişi raporunda yer alan üç haftalık tanı gecikmesinin bebeğe ve anneye uygulanacak işlemlerin niteliğinde ve uygulamasında bir fark oluşturmayacağı, meningomyelosel hastalığının gebelik haftasına bağlı olmaksızın tedavisinin mümkün olmadığı tespitine yer verilmiştir. Bu bağlamda anomaliyle gerçekleşen doğum nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen maddi zararın karşılanmasına hukuken olanak bulunmadığı vurgulanmıştır. Ayrıca Daire, bebekteki rahatsızlığın gebeliğin haftasında tespit edildiğini ve başvurucuların bu konuda bilgilendirildiğini belirterek bu hususta ikinci başvurucu annenin "doktorlar yaptıkları muayenelerde çocuğun hasta olduğunu söyleselerdi, ben yine de çocuğumu doğururdum ancak psikolojimi ona göre hazırlardım" şeklindeki beyanına da vurguda bulunmuş ve birinci başvurucunun meningomyelosel hastası olarak doğumunda idarenin kusurunun bulunmadığı sonucuna varmıştır. Bununla birlikte Daire, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat talebinin reddedilmesine ilişkin kısmının bozulmasına karar vermiştir. Bu hususta Devlet Hastanesinde doğumsal anomalilerin tespitinde kullanılan kan testlerinin yapılmadığı bilindiği hâlde, şikâyetlere yönelik ileri tetkik ve takip için ikinci başvurucunun başka bir merkeze sevk edilmediği, gebelik takibinde yeterli anamnezin alınarak kayıt altına alınmadığı yönündeki tespite yer verilmiştir. Buradan hareketle ikinci başvurucunun ileri tetkik ve takip konusunda yönlendirilmediği, gebelik takibinde gerekli özenin gösterilmediği, bu yönleriyle sağlık hizmetinin sunumunun kusurlu olduğu sonucuna varılarak manevi tazminat talebinin reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir. İdare Mahkemesi 16/2/2017 tarihli kararıyla Dairenin bozma kararına uymak suretiyle aynı gerekçeyle manevi tazminat talebini kısmen kabul ederek ikinci başvurucu için 000 TL, üçüncü başvurucu için 000 TL ve birinci başvurucu için 000 TL olmak üzere toplam 000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Başvurucular hükmedilen manevi tazminatın yetersiz olduğu ve maddi tazminat talebinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek bu kararı temyiz etmiştir. Temyiz dilekçesinde maddi tazminat talebiyle ilgili olarak başvurucular, birinci başvurucuya konulan tanının gecikmesi nedeniyle rahim tahliyesi imkânının ellerinden alındığını, bu hususta annenin doğumdan bir yıl sonraki beyanına itibar edilemeyeceğini vurgulayarak maddi tazminata hükmedilmemesinin hukuka aykırı olduğunu belirtmişlerdir. Daire 22/2/2018 tarihli kararıyla temyiz isteminin reddine karar vermiştir. Karar düzeltme talebi ise Dairenin 12/2/2019 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 11/3/2019 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğ edilmiştir. Öte yandan başvurucuların ilgili hekimler hakkındaki şikâyeti üzerine Bandırma (kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesi (Mahkeme) tarafından görevi kötüye kullanmak suçundan ceza yargılaması yürütülmüştür. Yargılama safahatında ATK tarafından 28/12/2011 tarihli bilirkişi raporu düzenlenmiştir. Anılan raporda ikinci başvurucunun gebeliğin 12- ve 16- haftalarında Devlet Hastanesine müracaat ettiği ifade edilmiştir. Bununla birlikte gebeliğin haftasında tespit edilen kitlenin haftasında görülmesinin beklenmediği, haftasında ise görülemeyebileceği ayrıca kitlenin tespit edilmesiyle birlikte bilgilendirmenin de yapıldığı vurgulanarak birinci başvurucuda tespit edilen patolojide hekim kusuru olmadığı belirtilmiştir. Mahkeme 30/4/2013 tarihinde ilgili hekimler hakkında beraat kararı vermiştir. Gerekçeli kararda, kitleyi tespit etmiş olan doktor G.K.nın beyanına yer verilmiştir. G.K. kitlenin tespit edilmesiyle birlikte gebeliğin anneye zarar verilmeden sonlandırılabileceği hususunu ikinci ve üçüncü başvurucuya anlattığını ve ikinci başvurucuyu Üniversite Hastanesine sevk ettiğini belirtmiştir. Bununla birlikte söz konusu kitlenin yasal kürtaj süresi olan on haftalık gebelik sürecinde tespitinin mümkün olmadığını ifade etmiştir. Aynı kararda ikinci başvurucunun beyanına da yer verilmiştir. İkinci başvurucu, G.K.nın Üniversite Hastanesine yaptığı sevk sonrasında burada kendilerine ayrıntılı bilgi verilmediğini, sadecenormal doğum yapmasının, birinci başvurucunun sırtında kitle olduğunun ve yaşayacağının söylendiğini beyan etmiştir. İlgili hukuk için bkz. Engin Aslan B. No: 2017/15517, 30/6/2021, §§ 16-22; Fesih Aydar, B. No: 2015/4259, 10/1/2019, §§ 24-30, Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084, 15/10/2015, §§ 19-