T.C. DENİZLİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 02/10/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ... ÜYE : ... ÜYE : ... KATİP : .... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ... TARİHİ : ... NUMARASI :... DAVACI : ... VEKİLİ : ... FERİ MÜDAHİL :... VEKİLİ : ... DAVANIN KONUSU : (Adi Konkordatodan Kaynaklanan (İİK 285 İla 308/h)) G.KARAR YAZIM TARİHİ : ... İlk derece mahkemesinin yuk…
T.C. DENİZLİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 02/10/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ... ÜYE : ... ÜYE : ... KATİP : .... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ... TARİHİ : ... NUMARASI :... DAVACI : ... VEKİLİ : ... FERİ MÜDAHİL :... VEKİLİ : ... DAVANIN KONUSU : (Adi Konkordatodan Kaynaklanan (İİK 285 İla 308/h)) G.KARAR YAZIM TARİHİ : ... İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde; ..., ... ve ... tarafından bankalara olan borç ödemeleri gerçekleştirilemediğinden, ...’in müteselsil kefaleti sebebiyle sorumluluğu doğduğunu, ..., kefaletten kaynaklı yükümlülüklerini yerine getirebilmek amacıyla konkordatoya başvurduğunu, ..., ... ve ...’nin kullanmış olduğu kredilerde müteselsil kefil olduğunu, imza yetkilisi olarak; şirket adına alınan krediler, şirket adına alacaklılara keşide edilen çek ve senetlerde münferiden imzası bulunduğunu, müteselsil kefalette belirli şartların oluşması halinde alacaklı borçluya başvurmadan doğrudan doğruya kefile başvurabildiğini, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 586/1. Maddesinde “ Kefil müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehinini paraya çevirmeden kefili takip edebilir.” TBK 586/1’den de açıkça anlaşılacağı üzere; alacaklı taraf asıl borçlunun borca karşılık verdiği rehine başvurmadan da müteselsil kefile takip yapabildiğini, Yargıtay’da bu hususta “Anılan düzenlemeye göre kefil, borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek borçlu sıfatı ile veya bu gibi diğer sıfatla borcun ifasını üstlenmiş ise alacaklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri paraya çevirmeden evvel kefil aleyhine takip yapılabileceğini, (Y 11 HD.2012/15586 E.2012/18881 K.)” şeklinde hüküm kurmuştur. İlgili özel dairenin bir diğer kararında “ …Alacağın ipotek ile temin edildiği ve ipotek miktarının borç miktarının çok üzerinde bir teminat içerdiği, davalı bankanın eyleminin Medeni Kanunun 2. maddesine aykırı olduğu yolundaki gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmediğini,(Y 11.HD.2008/7757 E.2010/3594 K.)” Görüldüğü gibi Türk Borçlar Kanunu’nda müşterek borçlu müteselsil kefalet hususunda alacaklının takibi kefil için çok fazla şarta bağlı olmayıp kefilin bu durumda statüsü de asıl borçlu gibi olduğunu, bu durumda asıl borçlu; ..., ... ve ...’nin konkordato talep etmesi ile muaccel hale gelecek tüm borçlara müteselsil kefil olan taraf; ...’in de koruma altına alınması için yazılmış ön projesi mahkeme nezdinde alacaklılara sunulduğunu, Ayrıca İİK 308/h maddesi uyarınca rehinli alacaklılarla müzakere ve yapılandırma sürecinin de başlatılmasını talep ve dava etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut olayda davacının, mütesilsil kefil olduğu borçlar açısından kendine özgü projeyi sunmaması için yasal bir mazeretinin olmadığı, asıl borçlu şirketin sunmuş olduğu proje ve borcun asıl borçlu tarafından ödenecek ya da diğer teminatlarla karşılanacak olması halinin davacı kefil bakımından kanunda öngörülen şartları içeren bir konkordato ön projesi olarak kabul edilmesine gerekçe olmadığı, sunulan ön projenin incelenmesinde konkordato nedeninin kefil olduğu borçlardan kaynaklı olduğu, asıl borçlu şirketlerin konkordatosu başarılı olduğunda ve borçları ödendiğinde, davacı kefilinde borçtan kurtulacağı projesine dayandığı, davacı kefilin, asıl borçlu şirketten bağımsız alacaklıların kabulüne elverişli konkordato ön projesi ibraz etmediğinin görüldüğünü, kefil olan kişilerin asıl borçlu şirketlerden bağımsız, alacaklıların kabul etme ihtimali bulunan konkordato projesini ortaya koymaları gerektiğini, her ne kadar İİK. 286. maddesi kapsamında ibraz edilecek belgeler mahkemece şekli anlamda incelenebilecek ise de, konkordato ön projesinin içeriğinin şekil bakımından denetlendiğinde denetime elverişli, uygulanabilir ve alacaklıların teklifine sunulabilecek nitelikte şekli unsurları içerir ön konkordato projesi niteliğinde olmadığı hususları dikkate alındığında (emsal İstanbul BAM 17. Hukuk Dairesi 2019/17 Esas - 2019/512 Karar, Ankara BAM 23. Hukuk Dairesi 2019/663 Esas - 2019/614 Karar, Sakarya BAM 7. Hukuk Dairesi 2019/259 Esas - 2019/369 Karar sayılı kararları) sunulan ön projenin aranılan nitelikleri kapsamadığını, kaldı ki şekli anlamda yapılan incelemede dahi Konkordato Talebine Eklenecek Belgeler Hakkında Yönetmelik madde 6/ç fıkrası gereği davacının borcu ile kaynak olarak gösterdiği malvarlığı değerlerinin ciddi anlamda orantısız olduğu, borçlunun alacaklılara ödemeler yapabilmesi için gerekli mali kaynağı hangi yöntemle sağlayacağının ön raporda belirtmediğinin anlaşıldığını, ön projede gösterilen malvarlığı tutarı ile borç miktarı arasında ciddi orantısızlık olması ilgili hususların 6100 sayılı HMK'nın 119-2 maddesi uyarınca eksikliği giderilebilecek hususlardan olmadığı gerekçesiyle, davanın 6100 sayılı sayılı HMK 114/2 maddesi delaleti ile Konkordato Talebine Eklenecek Belgeler Hakkında Yönetmelik madde 6/ç fıkrası uyarınca, 115/2 maddesi gereğince dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; öncelikle müvekkili şahısların ve şirketlerin dosyalarının tefrik edildiğini, söz konusu bu kararın da hatalı olduğunu, söz konusu davada müvekkilinin müvekkili şirketin ortağı olup müşterek kefalet durumlarının söz konusu olduğunu, davaların aynı hukuki nedenden kaynaklanıp, dava sebeplerinin kefili bulunduğu kredi borçlarının benzer ve aynı ilişkilerden kaynaklanmış olması sebebiyle HMK'nın 166/4 maddesi gereğince davanın, davacı müvekkili şahıs ve asıl dosyadaki şirket yönünden birlikte görülmesi gerektiğini, bu nedenle de ilk derece mahkemesince verilen tefrik kararının usul ve yasaya aykırı olup bozulması gerektiğini, ayrıca İİK madde 287/1 "Konkordato talebi üzerine mahkeme, 286 ncı maddede belirtilen belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ettiğinde derhâl geçici mühlet kararı verir ve 297 nci maddenin ikinci fıkrasındaki hâller de dahil olmak üzere, borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alır." denilerek İİK 286 maddedeki belgelerin eksiksiz olması durumunda konkordato başvurusunda bulunulan mahkemenin derhal geçici mühlet vermesi gerektiği yönünde kanunda emredici hüküm bulunduğunu, İİK madde 286'da belirtilen bu evrakların ise ön proje, borçlunun malvarlığını gösterir belgeler, ara bilançolar, tüm alacak ve borçları vadeleri ile birlikte gösteren liste ve belgeler, makul güvence raporu gibi evraklar olduğunu, mahkeme dosyasına bakılacak olursa, sundukları evraklarda herhangi bir eksiklik bulunmadığını, ilk derece mahkemesinin değerlendirme yaparken içerik incelemesi yapıp kararını ön projede bulunan eksikliğe dayandırdığını, ancak mahkemenin böyle bir yetkisi olmadığı İİK madde 287/1'de gözüktüğünü, söz konusu teknik incelemeyi ve içerik incelemesini yapacak kişiler geçici mühlet süresi içerisinde mahkeme tarafından atanacak olan konkordato komiserleri ve bilirkişiler olduğunu, mahkemenin dosyaya atayacağı komiserler ve bilirkişiler aracılığıyla sunulan evrakların içerik ve teknik incelemesi yapılarak söz konusu eksikliğin komiser raporu ile tespit edilmesi gerektiğini, kaldı ki bu eksikliğin davanın reddi sonucunu doğuracak bir husus da olmadığını, mahkemenin dayanmış olduğu eksiklik revize proje ile giderilebilecek bir eksiklik olduğunu, bu sebeple de mahkemece verilen davanın reddi kararının hem hatalı hem de ağır bir karar olduğunu, kaldı ki müvekkilinin borçlarının şahsi borç olmadığını, borçlarının tamamının pay sahibi olduğu şirketin borçlarına karşılık verdiği kefaletler sonucu oluşan borçlar olduğunu, GKS ile verilen kefaletler sonucu müteselsil borçlu olan müvekkili, pay sahibi olduğu şirketin konkordato sürecine girdiği bir durumda alacaklıların bir numaralı hedefinin müvekkili olacağını, bu nedenle müvekkili hakkında da tedbir kararı verilmesi gerektiğini, aksi bir durumun hem şirket borçları nedeniyle müvekkilini cebri icra tehdidi ile karşı karşıya kalacağını hem de alacaklılar arasındaki eşitliği bozacağını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. İstinaf başvurusuna konu uyuşmazlık konkordatonun tasdiki talebine ilişkindir. Dosyadaki belgelere, mevcut delil durumuna, kararın dayandığı delillerle belirtilen gerekçelere, davacının kefaletten kaynaklı rehinli borç miktarı ile gösterdiği ödeme kaynağı arasında aşırı orantısızlık bulunduğuna, söz konusu kaynak ile borçların ödenmesinin mümkün olmadığına, nitekim borçlu gerçek kişinin konkordato projesinin başarısının şirketin başarısına bağlandığının anlaşılmasına, ancak konkordatonun tasdiki için gerekli şartların her bir borçlu açısından ayrı ayrı oluşması gerektiğine, bu şekilde davacıya özgü bir proje ve konkordato hedefi bulunduğundan söz edilmeyeceğine, sırf icra takibinden korumak için konkordatoya başvurulmasının konkordatonun amacına uygun düşmeyeceğine göre, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinin usul ve yasaya uygun olduğu, kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediği, ihtilafın doğru tanımlandığı anlaşmakla; davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. (Emsal Yargıtay 6. HD. 2024/3717 Esas ve 2025/1008 Karar sayılı ilamı) HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-... Mahkemesi'nin ... tarih, ... Esas ... Karar sayılı kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gerekli istinaf karar harcı peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Gider avansından kalan kısmın karar kesinleştiğinde re'sen yatırana iadesine, 5-İstinaf kararının dairemizce taraflara tebliğine, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Harç ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.... Bu belge güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.