6. Hukuk Dairesi 2012/7699 E. , 2012/15666 K. "" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Ziynet alacağı Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı ziynet ve eşyalarının iadesi davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, hibe senedinde yazılı eşya ve ziynetlerin aynen iadesi mümkün olmaması halinde bedelinin ödenmesi istemine ilişkindir. Mahkemece; eşy…
**6. Hukuk Dairesi 2012/7699 E. , 2012/15666 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Ziynet alacağı Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı ziynet ve eşyalarının iadesi davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, hibe senedinde yazılı eşya ve ziynetlerin aynen iadesi mümkün olmaması halinde bedelinin ödenmesi istemine ilişkindir. Mahkemece; eşyalar hakkında, dava sırasında iade edildiğinden bahisle karar verilmesine yer olmadığına, ziynet eşyaları hakkında ki davanın ispatlanamadığından ve davalı ... hakkında açılan davanın ise hibe senedinde imzası olmadığından husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı vekili, dava dilekçesinde, taraflar arasında eşya ve ziynetler ile ilgili hibe senedi düzenlendiğini davalı ile arasında şiddetli geçimsizlik çıkınca davacının acilen evden ayrıldığını, altın ve eşyaların davalı taraf elinde kaldığını belirterek 200 gr altın bilezik ve set altının aynen ya da bedeli olan 10.800.- TL'nın tahsilini talep etmiştir. Davalılar vekili, davacının evde kimsenin olmadığı bir gün taksi çağırarak evden ayrıldığını, 200 gr altını da yanında götürdüğünü, hibe senedi dışında bir altının mevcut olmadığını ve davalı ...'ın hibe senedinde hibe eden olarak yazılmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi hükmü uyarınca, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkaran kimsenin iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir. Davacı dava konusu edilen ziynet eşyasının elinden alındığını ileri sürmüş, davalı yan ise bu iddiayı kabul etmemiştir. Hayat deneylerine göre olağan olanın bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olması ya da evde saklanması, muhafaza edilmesidir. Diğer bir deyimle bunların davalı tarafın zilyetlik ve korumasına terk edilmesi olağana ters düşer. Diğer taraftan ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyadır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğu kabul edilmelidir. Davacı, dava konusu ziynet eşyasının evi terk ederken zorla elinden alındığını, ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını, ispat yükü altındadır.