Başvuru, eski tapu kaydına dayalı olarak 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesi kapsamında açılan tazminat davasında yeterli araştırma ve keşif yapılmadan davanın reddedilmiş olması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, eski tapu kaydına dayalı olarak 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun maddesi kapsamında açılan tazminat davasında yeterli araştırma ve keşif yapılmadan davanın reddedilmiş olması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 10/5/2013 tarihinde Artvin Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 18/9/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm tarafından 24/10/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 22/12/2014 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu ve iki kardeşi 1/3 eşit hisseli olarak 23/12/1963 tarihli tapu senedi kapsamında Artvin ili Ardanuç ilçesi Müezzinler köyü 10 ada 2 parsel numaralı taşınmazı satın almıştır. 1975 yılında kardeşler arasında yapılan haricî ve rızai taksim sonucu taşınmaz fiilen paylaşılmıştır. 2008 yılında 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu kapsamında yapılan kadastro çalışmaları sırasında haricî taksim ve fiilî kullanıma uygun olarak ifraz edilen taşınmaz 149 ada 1 parsel ve 148 ada 5, 6, 7 numaralı parseller olmak üzere dört parçaya ayrılmış; 149 ada 1 parsel ile 148 ada 6 parsel sayılı taşınmazlar başvurucu adına, 148 ada 5 parsel sayılı taşınmaz başvurucunun kardeşi F.A., 148 ada 7 parsel sayılı taşınmaz ise başvurucunun diğer kardeşi A.A. adına tespit görmüştür. Ardanuç Orman İşletme Müdürlüğünce askı ilan süresi içinde parsellerin kadastro tutanaklarına itiraz edilerek Kadastro Mahkemesinde kadastro tespitine itiraz ve tescil davaları açılmıştır. Yalnızca 149 ada 1 parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak açılan davanın reddine karar verilmiş; 148 ada 5, 6 ve 7 numaralı parsellere ilişkin olarak açılan davaların kabulü ile bu parsellerin orman vasfı ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. Başvurucu 23/12/1963 tarihli tapu kaydına rağmen 148 ada 6 parsel sayılı taşınmazın orman vasfı ile tapuya kayıt ve tescil edilmiş olması sebebiyle zarara uğradığını belirterek 4721 sayılı Kanun’un maddesi kapsamında Hazine aleyhine 30/11/2011 tarihinde Ardanuç Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Mahkemece 12/4/2012 tarihli ve E.2011/102, K.2012/44 sayılı kararıyla aşağıda yer alan gerekçe dayanılarak davanın reddine karar verilmiştir: “…davacıların alacak talebine dayanak gösterdikleri eski tapuda kayıtlı 10 ada 2 parsel sayılı taşınmazın davacı ile birlikte diğer iki kardeşi adına 1/3 hisse ile kayıtlı olduğu, taşınmazın yüzölçümünün 7470 m2 olduğu, bu hali ile davacının hissesine düşen miktarın 2490 m2 olduğu sabittir. Davacının alacak talebine konu dayanak tapu kaydının uygulandığı kadastro parselleri Müezzinler Köyü 149 ada 1 parsel, 148 ada 5-6-7 nolu parseller olup, davacı adına tespit gören ve yine adına tapuya tescil edilen eski tapuda kayıtlı 10 ada 2 parsel sayılı taşınmazın uygulandığı, 149 ada 1 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünün 2526,78 m2 olduğu anlaşılmıştır. Dosya arasına alınan Ardanuç Kadastro Mahkemesi'nin 2008/37 Esas ve 2009/79 Karar sayılı dava dosyasına konu taşınmazın 148 ada 6 parsel olduğu, bu taşınmazın da davacı adına tespitinin yapıldığı ve yapılan yargılama sonucunda orman vasfı ile hazine adına tesciline karar verildiği, kadastro çalışmalarında davacının hissesine düşen yüz ölçüm miktarından daha fazla olarak hem 149 ada 1 parsel sayılı taşınmazdan 2526,78 m2 hem de 148 ada 6 parselde 1293,08 m2 olarak adına tespit yapıldığı, bu parsellerden sadece 148 ada 6 parsele ilişkin olarak kadastro tespitinin iptaline karar verildiği, 149 ada 1 parsel sayılı taşınmazın ise 2526,78 m2 ile davacıya ait olduğu bu taşınmaza da, yapılan kadastro çalışmaları sırasında, davacının 1/3 hisse sahibi olduğu dayanak 10 ada 2 parsel sayılı taşınmazın uygulandığı, bu hali ile davacının eski tapu kaydında hissesine düşen miktardan daha fazla miktar ile tapuda pay sahibi olduğu, bu nedenle davacının hissesine düşen taşınmaz parçasının bir kısmının orman vasfı ile hazineye bırakıldığı ve bu nedenle zararının olduğu yönündeki iddiasının doğru olmadığı, davacının bu hali ile zararının oluşmadığı, aksine daha fazla yüz ölçümde taşınmaza sahip olduğu, davacının bu nedenle dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı…’’ Karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 12/3/2013 tarihli ve E.2012/24952, K.2013/4194 sayılı ilamı ile onanmış ve aynı tarihte kesinleşmiştir. Nihai karar 19/4/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş olup başvurunun 10/5/2013 tarihinde yapıldığı anlaşılmıştır. B. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.” 4721 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“Paylı mülkiyette birden çok kimse, maddî olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Başka türlü belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır. Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur. Pay devredilebilir, rehnedilebilir ve alacaklılar tarafından haczettirilebilir.” 4721 sayılı Kanun’un maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi şöyledir: “Paydaşlar, kendi aralarında oybirliğiyle anlaşarak yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin konularda kanun hükümlerinden farklı bir düzenleme yapabilirler.” 4721 sayılı Kanun’un maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir: “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder.”