DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/2606 E. , 2024/1411 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/2606 Karar No : 2024/1411 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ: Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU: Danıştay Beşinci Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2016/56420, K:2022/1061 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alına
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/2606 E. , 2024/1411 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/2606 Karar No : 2024/1411 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Kurulu VEKİLİ: Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU: Danıştay Beşinci Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2016/56420, K:2022/1061 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile irtibat ve iltisakının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2016/56420, K:2022/1061 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği, Dairelerinin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan beraat kararının kesinleşmediğinin görüldüğü, Tanık beyanı yönünden, tanığın davacıyı FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirecek somut verilere veya görgüye dayalı bir bilgisi bulunmadığı, davacının anılan örgütle bağlantısına yönelik somut verilere dayanmayan bir "söylem"i ve net olmayan fikirleri aktardığı anlaşılan tanığın beyanının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı, Davacıyla ilgili şikayet ve soruşturma bilgisi yönünden, Dairelerince yapılan 15/11/2021 tarihli ara kararına davalı idare tarafından verilen 24/01/2022 tarihli cevapta, davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin yukarıda yer verilen ... sayılı) disiplin dosyasının dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu disiplin soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından, söz konusu soruşturmanın davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı, bu soruşturma kapsamında incelenen davacının örgüt mensubu olduğunun belirtildiği şikayet dilekçeleri de, bu dilekçeler üzerine davacı hakkında işlem yapıldığına ilişkin dosyada herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığından davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan deliller olarak değerlendirilmediği, ayrıca davacı hakkındaki diğer iddialar ile ilgili olarak işlem yapıldığına ilişkin ve davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı bulunduğuna delil teşkil edebilecek nitelikte dava dosyasında herhangi bir bilgi ve belge bulunmaması karşısında, söz konusu iddialara ilişkin şikayet bilgilerinin de davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacı hakkındaki sosyal çevre bilgileri yönünden, davacı hakkında somut bir tespit içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı, Davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği iddiasıyla düzenlenen iddianamede yer verilen tespitler ve kamu davası açılmış olması yönünden, salt davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kamu davası açılmış olmasının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesine masumiyet karinesi gereğince olanak bulunmadığı; davacı hakkındaki ceza yargılaması dosyası kapsamında yapılan tespitler davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatı noktasında incelendiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının göstergesi olabilecek herhangi bir delil ya da bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı; davalı idarece, davacı hakkında düzenlenen iddianamede yer alan hususların davacının örgütle iltisak ve irtibatını ortaya koyan deliller olduğu ileri sürülmüş ise de, iddianamedeki anılan hususların aktarılmasıyla yetinildiği ve dava dosyasına, davacıya 2013 yılı teftiş döneminde verilen notun (82 puan) örgütsel saiklerle verildiğine, davacının üst aramasında ele geçirilen 20 doların örgütsel saiklerle verildiğine/bulundurulduğuna ve davacının örgütle iltisak ve irtibatına yönelik bir veri niteliğinde olduğuna ilişkin herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığı gibi, davacının Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 10. madde (mülga) ile yetkili Cumhuriyet savcılığına örgütle irtibatlı ve/veya iltisaklı olması nedeniyle ve örgütün amaç ve stratejilerinin gerçekleştirilmesi amacıyla görevlendirildiğine ilişkin iddiayı destekleyici delillerin de sunulmadığı görüldüğünden, salt davacı hakkında düzenlenen iddianamede yer verilmesi nedeniyle davalı idarece davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatını gösteren delil olarak ileri sürülen bu hususların davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatını ortaya koyan deliller olarak değerlendirilmediği; davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği iddiasıyla düzenlenen iddianamede yer verilen tespitlerin ve kamu davası açılmış olmasının, davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatını ortaya koyan deliller olarak kabulüne olanak bulunmadığı, YARSAV üyeliği yönünden, davacının YARSAV'a, 967 üye numarası ile 19/09/2007 tarihinde üyelik kaydı yaptırdığı görülmüş ise de, YARSAV üyeliğinin, davacının örgütle bağlantısı bulunduğunu gösteren başka bir delille desteklenmediği görüldüğünden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varıldığı, Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece, bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 15/11/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı, Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı, Davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının yerinde görülmeme gerekçesinin kararda yer almadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin disiplin işlemi kapsamında yapılamayacağı, dava dosyasına sunulan delillerin, idarelerince davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli görüldüğü, davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan başlatılan adli süreç mahkûmiyet dışında bir kararla sonuçlanmış ise de, dava konusu işlem "üyelik" değil "iltisak ve irtibat" isnadına dayandığından söz konusu kararın davacının hukuki durumunu değiştirmediği; meslekten çıkarılan ilgililer hakkında işlem tesis edildiği tarihte idarelerince yapılan değerlendirmeyi destekleyen ve idari/adli süreçte taraflarına gönderilen bilgi ve belgelerin yargı yeri ile paylaşılmasının, işlemin dayanağı delillerin sonradan tespit edildiği anlamına gelmeyeceği, bu şekildeki bir ifadenin hukuki dayanaktan yoksun olduğu, davacının YARSAV'a üyelik zamanı ve şekli, davacı hakkındaki ihbar ve şikâyet bilgileri, hakkında düzenlenen iddianamede yer verilen tespit ve değerlendirmeler, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibat ve iltisaklı yargı mensuplarının Adalet Bakanlığı ve HSYK’da etkin oldukları dönemde davacının TMK 10. madde ile yetkili Cumhuriyet savcısı olarak görevlendirilmiş olduğuna dair bilgi birlikte ele alındığında, Kurulun değerlendirmesinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı olduğu yönünde oluştuğu; davacının görev yaptığı adliyede başsavcı vekillerinin beyanlarının, diğer delillerle beraber düşünüldüğünde göz ardı edilebilecek bir delil olmadığı, davacı hakkında 2013 yılı teftişinde 82 puan verilmesi hususunun, bir başka deyişle FETÖ/PDY'nin Teftiş Kurulunda etkin olduğu dönemde emsallerine nazaran yüksek teftiş notu almasının dikkate alınmadığı, performans geliştirme ve değerlendirme formunu düzenleyen müfettişlerden ikisinin FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak/irtibatları nedeniyle meslekten çıkarılmalarına karar verildiği, Teftiş Kurulunun neredeyse tamamının FETÖ iltisakı nedeniyle meslekten çıkarılan müfettişlerden oluştuğu ve bu dönemde (PDGF) notları üzerinde söz sahibi oldukları konularının anlatıldığı Genel Sekreterlik yazısının ve kararın "FETÖ'ye ilişkin tespit ve değerlendirmeler" kısmında, Dairenin bu konuya bakış açısını yansıtan benzer hususa da yer verildiği halde göz ardı edildiği, kaldı ki, Dairenin bilgisine sunulan Genel Sekreterlik yazısında da belirtildiği üzere, FETÖ/PDY'nin HSK Teftiş Kurulunda etkin oldukları dönemde kendilerinden olanların veya kendilerine yakın gördüklerinin önünü açmak ve terfi etmelerini sağlamak amacıyla hukuka veya hakkaniyete aykırı yüksek teftiş notları verdiklerinin tüm yargı camiası tarafından da bilindiği, davacıyla ilgili şikayet bilgisi olarak sunulan dilekçeler, elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğunun ortaya konulmadığı gerekçesiyle değerlendirmeye alınmamış ise de, Kurul tarafından ihbar ve şikayet dilekçelerinin 2802 sayılı Kanun'un 97. maddesi kapsamında disiplin bağlamında ele alınarak değerlendirildiği, salt şikayet dilekçesi üzerine Kurul tarafından verilen karar sonucuna göre hareket etmenin hatalı değerlendirmeye yol açacağı, Dairenin kararında dilekçede davacı hakkında görgü ve bilgiye dayalı ifadeler üzerinde durmaması ve söz konusu dilekçenin iltisak ve irtibat noktasında ne şekilde değerlendirildiğinin kararda tartışılmamasının isabetsiz olduğu, iddianamede yer alan 20 doların örgütsel saiklerle verildiği veya bulundurulduğuna yönelik herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu bilgi ve belgenin ne şekilde sunulması gerektiği konusunda Dairenin açıklayıcı bilgisine ihtiyaç duyulduğu, davacının unvanlı görevlerden CMK 250. madde (mülga) ile yetkili ağır ceza mahkemesine ve TMK 10. madde (mülga) ile görevlendirilmesinin tesadüfi veya rutin bir atama olmadığı, FETÖ'nün bu mahkemelere özel önem verdiği ve bunun nedenlerinin meslekten çıkarma kararlarında uzun uzun örnekleri ile anlatıldığı, davacının YARSAV üyeliğinin Dairenin gerekçeli kararında belirtildiği üzere, başka delillerle desteklenmediğinden bahisle delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığına yer verilmiş ise de, Dairenin başka dosyalarında yer alan kararlarında ilgilinin YARSAV üyeliğinin FETÖ ile irtibat ve iltisakına yönelik destekleyici unsur olarak kabul ettiğine dair gerekçesinin işbu dosyadaki gerekçesi ile tam bir çelişki oluşturduğu belirtilerek Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 07/02/2024 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevabın dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. ... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir. Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır. Öte yandan, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle davacının beraatine karar verilmiştir. UYAP kayıtlarının incelenmesinden, karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile esastan reddedildiği ve bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurulduğu, temyiz incelemesinin devam ettiği görülmüştür. İLGİLİ MEVZUAT : 1) Anayasa Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir. Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz." Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..." Anayasa’nın dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz." Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler." Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler." Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar." Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..." 2) AİHS AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir." 3) Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir." Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır." Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..." 4) Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir. Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır. 2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür. Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında ceza yargılamasında beraat kararı verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır. Bu durumda, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraat kararı verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Kurulumuz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır. Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince; Davacı hakkındaki tanık beyanı: Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan İ.B.'ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu Müfettişliğince düzenlenen 12/01/2018 tarihli ifade tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir: "Cumhuriyet Savcısı ... ile ilgili bilgim şunlardan ibarettir: Ben 2014 Şubat ayı başında Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı görevine başladım. Ben göreve başladığımda ... Terör Bürosunda görevli Cumhuriyet savcısı idi. Bir süre geçtikten sonra Antalya Emniyet İstihbarat Müdürü değişti. Emniyet İstihbarat Müdürü bana gelerek Terör Büroda çalışan savcıların Fethullahçı Terör Örgütü ile iltisaklı olduklarını söyledi. Bunun üzerine ben en yenisi iki yıldır orada çalışan Başsavcı vekillerinden üç kişiyi çağırdım. Bu konuyu kendilerine sorduğumda Terör Büroda çalışan H.S.’nin Fethullahçı olduğunu düşündüklerini, ... için ise “Ne Fethullahçıdır diyebiliriz ne de değildir diyebiliriz” diye de üçü de cevap verdi. Bunun üzerine her iki Cumhuriyet savcısını Terör Bürodan alarak başka bürolarda görevlendirdim. Bir müddet sonra her ikisinin de tayini İstanbul’a çıktı. Birlikte çalıştığım Başsavcı Vekillerinden A.T. dürüstlüğüne güvenemeyeceğim biriydi, nitekim daha sonra yakın zamanda o da Başsavcı Vekilliğinden alınarak İstinaf Savcılığına verildi. ...’nin özel ve sosyal hayatını bilmiyorum. Görev yaparken kanunlara aykırı bana intikal eden bir işlemi olmadı. Bu arada Antalya Emniyeti İstihbarat Müdürü T.K. ile ilgili bazı bilgiler de vermek istiyorum: Cumhuriyet Savcısı ... ve Cumhuriyet Savcısı H.S.’yi Terör Bürodaki görevlerinden alıp başka büroda görevlendirdikten sonra bütün vekillerin hemfikir olduğu iki Cumhuriyet savcısını Terör Büroda görevlendirdim. Her iki Cumhuriyet savcısının da sosyal demokrat oldukları ifade edilmişti. Bu görevlendirmeden sonra Emniyet İstihbarat Müdürü benim yanıma gelerek “Bu görevlendirme nedeniyle sağolun efendim, teşekkür ederim efendim, bu görevlendirme çok iyi oldu efendim.” şeklinde teşekkürlerini iletti. Aradan 7 ay kadar geçtikten sonra bazı konularda Cumhuriyet savcılarından istedikleri kararı alamayan Emniyet İstihbarat Müdürü bana yakınmaya geldi. ...T.K. her iki sosyal demokrat görüşlü savcıyı toptancı anlayışla kripto FETÖcü olarak damgalamaya çalışıyordu. Bugün her iki savcı görevlerine Antalya’da farklı birimlerde devam etmektedir. Ancak T.K. görevinden alınarak Ankara Polis Okuluna atandığını internetten öğrendim. Hatta sosyal demokrat görüşteki Terör Bürodaki iki Cumhuriyet savcısının bürolarının değiştirilmesi talebini delil gösterememesi sebebiyle reddettiğimde “Bundan siz de zarar görürsünüz” diyerek beni de tehdit etmişti. Ben tehdidini ciddiye almadım. Ama sonradan HSYK Üyelerine giderek Antalya Cumhuriyet Başsavcısı FETÖ ile mücadelede yeterince istekli davranmıyor diyerek beni şikayet ettiğini öğrendim. ...Maalesef HSYK hiçbir araştırma yapmadan bizim de görev yerimizi değiştirdi. T.K. asla kendisine güvenilmeyecek bir kişidir.". Tanık beyanı incelendiğinde, tanığın Antalya Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev ifa etmekte iken Emniyet istihbarat müdürünün kendisine, terör bürosunda yetkili savcıların söz konusu yapı ile iltisaklı olduğunu beyan ettiğini, bunun üzerine, başsavcı vekillerinden üç kişiye bu konuyu sorduğunda üçünün de anılan büroda çalışan savcılardan davacı hakkında “Ne Fethullahçıdır diyebiliriz ne de değildir diyebiliriz” şeklinde cevap verdiğini, akabinde davacının görev yerini değiştirdiğini beyan ettiği, ifadesinin devamında, davacının Başsavcılığa intikal eden, kanunlara aykırı bir işleminin olmadığını, özel ve sosyal yaşamını bilmediğini, Emniyet istihbarat müdürü ile davacının görev yerini değiştirirken fikrini aldığı başsavcı vekillerinden bir tanesinin güvenilmeyecek kişiler olduğunu belirttiği görülmüştür. Davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği iddiasıyla düzenlenen iddianamede yer verilen tespitler ve kamu davası açılmış olması hususu: Davacı hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği gerekçesiyle düzenlenen ... tarih ve İddianame No:..., Soruşturma No:..., Esas No:... sayılı iddianamede yer verilen, "2- FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından Adalet Bakanlığı ve HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın bir dönem silah olarak kullanıldığı, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının az sayıda, hedef olarak görülenlerin ise daha fazla sayıda dosyasının incelenmesi suretiyle ya da aynı mahkeme heyetinde görev yapan hâkimlerin benzer mahiyetteki eksiklikleri, bir kısmı yönünden tavsiye konusu yapılırken, diğerleri yönünden tavsiye konusu yapılmayarak veya örgüt mensubu bir kısım adliye personelinden, hedef olarak görülen hâkim ve Cumhuriyet savcılarının tavsiye konusu olabilecek mahiyetteki işlemlerinin önceden bildirilmesinin istenmesi ve denetim sırasında bu işlemlerin tavsiye konusu yapılması suretiyle, bazen de ortada geçerli hiçbir sebep olmadığı halde performans değerlendirme ve geliştirme formlarının örgütün amaçlarına hizmet edecek şekilde düzenlendiği, ezcümle; Hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinden soruşturma yapılan ve T.C. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ... Dairesi’nin ... tarih ve ... Tedbir ve ... sayılı kararı ile 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 77/1 ve 81/1. maddeleri gereğince görevinden uzaklaştırılmasına ve bilahare T.C. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun ... tarih ve ... sayılı kararı ile de meslekten çıkarılmasına karar verilen HSYK Kurul Başmüfettişi E.D. (36...) tarafından, Antalya 2013 yılı denetiminde şüpheliye, objektif kriterlerden ve yerleşik uygulamalardan uzak, örgütsel amaç ve politikalar doğrultusunda şüphelinin parlatılması, hakkındaki olumsuz düşüncelerin bertaraf edilmesi ve gelecekte önemli görevlere getirilmesini sağlama amacına matuf ve örgütsel bağlılık ve dayanışmanın göstergesi olarak 82 olarak not takdir edildiği yönündeki tespit, 3- Soruşturma dosyası içerisinde bulunan T.C. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulu Başkanlığı Başmüfettişliği’nin 26.04.2017 tarih ve (37007) 2016/282-283-04/26-1 sayılı İnceleme Tutanağı kapsamında da belirtildiği üzere; YARSAV (Yargıçlar ve Savcılar Birliği) Derneği’ne 2007, 2008, 2009 ve 2010 yıllarında yoğun bir üye kaydının olduğu, en yoğun üye kaydının 2010 yılında gerçekleştiği, hatta 2010 yılında gerçekleştirilen üyeliklerin son 10 yıl boyunca derneğe üye olan Hâkim ve Cumhuriyet Savcılarının hemen hemen yarısına tekabül ettiği, 10 yıl içerisinde YARSAV’a üye olanların büyük bir çoğunluğunun FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibat ve iltisâkları nedeniyle meslekten çıkarılmalarına karar verildiği, bu durumun yukarıda bahsi geçen inceleme tutanağına ekli ifadeleri destekler nitelikte olduğu, ifadelerde bahsedildiği üzere FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı ve iltisâklı Hâkim ve Cumhuriyet Savcılarının örgüt yönetiminden aldıkları talimat doğrultusunda YARSAV derneğini ele geçirebilmek için mezkür derneğe üye kaydı yaptırdıklarının değerlendirildiği tespitleri veçhile, Şüphelinin de, silahlı FETÖ/PDY terör örgütünün lideri Fetullah GÜLEN’in sohbet ve vaaz adı altında şifreli şekilde gönderdiği talimatlar ile YARSAV (Yargıçlar ve Savcılar Birliği) derneğine sızılarak bu derneğin ele geçirilmesi ve kullanılması talimatı doğrultusunda, bu talimat gereği 19.09.2007 tarihinde YARSAV’a üye olduğu yönündeki tespitler, 4- Darbe girişimi akabinde ülke genelinde terör örgütüne yönelik yürütülen soruşturmalarda örgüt mensuplarının bir çoğunun üzerinde, evlerinde ve iş yerlerinde yapılan aramalar neticesinde (1) ABD Doları kağıt para bulunması dikkat çeken bir husus olarak ortaya çıkmış, konu medya organlarında haberleştirilmiştir. (1) ABD Doları paranın örgütsel işlev, anlamı ve delil değeri hakkında örgütte üst düzey seviyede görev alan şüphelilerden Ö... ve M... isimli şahısların terör örgütünün sözde Jandarma Teşkilatı yapılanması ve darbe girişimine iştirak eden Jandarma personelinin deşifre edilmesine yönelik soruşturması kapsamında alınan ifadelerinde; FETÖ/PDY yapılanmasında İstanbul ili Anadolu Yakası Jandarma teşkilatından sorumlu, örgüt içerisinde "Müdür Yardımcısı" olarak tabir edilen görevde bulunmakta iken kolluk görevlilerince yakalanarak etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmaya karar verdiklerini, konumları ve her hücrenin birbirini mümkün olduğunca tanımadığı hücresel sistemle örgütlenme modeli benimseyen örgüt hakkında bildiklerini anlattıklarını, örgüt içerisinde kendilerinin üst hiyerarşisinde yer alan "müdür" ve Marmara bölgesindeki tüm Jandarma personelinin sorumlusu konumundaki "bölge temsilcisi" olarak tabir edilen şahısların sıklıkla örgüt lideri Gülen'in yaşadığı Amerika Birleşik Devletleri ülkesine gittiklerini, zaman zaman oradan getirdikleri ve örgüt liderinin kendilerine verdiğini söyledikleri 100, 50, 20 ABD Doları kağıt paraları bozdurarak alt hiyerarşilerinde yer alan "öğretmen" ve "öğrenci" tabir edilen asker şahıslara vermelerini istediklerini, kendilerinin de verilen banknotları döviz büroları aracılığıyla genellikle daha çok şahsa dağıtmak için (1)'er dolarlık banknotlar halinde bozdurup dağıttıklarını, piyasada bazen (1) dolarlık kağıt para bulamadıkları zamanlarda (1) doları alıp geriye kalanı 5,10 veya 20 ABD doları şeklinde banknot halinde getirip dağıttıklarını, paraları dağıtımdaki amacın Gülen'in verdiği paraların üstlerinin söylediklerine göre "bereket" ve "hatıra" olduğuna inanılmasından dolayı örgüt mensuplarının bağlılık ve minnet duymasını sağlamak olduğunu, paraların bir nevi Gülen ile ona bağlılık duyanların, bu duygularının sembolü olduğunu, yine paraların kaynağının Bediüzzaman Said Nursi'nin yazmış olduğu eserlerin telif hakkı sahiplerinden olan Gülen'in elde ettiği telif gelirleri olduğunun örgüt içerisinde sıkça dillendirilen bir husus olduğunu beyan ettikleri dikkate alındığında; Şüphelinin atılı suçtan tutuklandıktan sonra sevk edildiği Silivri 6 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na kabulü sırasında yapılan üst aramasında elde edilen 1 adet 20 Amerikan Doları paranın da, örgüt üyeleri tarafından "bereket" ve "hatıra" olduğuna inanılarak bulundurulan ve silahlı terör örgütü lideri tarafından dağıtılmak üzere üyelerine iletilen ve örgüt mensubunun bu sıfatını ortaya koymaya yönelik örgüt ile devamlılık ve süreklilik arz edecek şekilde organik bağ kurduğuna işaret eden delillerden biri olduğu yönündeki tespitler, 5- FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmek olan nihai hedefine ulaşabilecek gücü elde ettiğine inandığı, bu özgüvenle nihai hedefe ulaşmaya yönelik eylemlerini artırdığı, nihai hedefe ulaşmak için başlatılan son sürecin, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personellerin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirdiği, Bu bağlamda şüphelinin de, stratejik ve kritik öneme sahip TMK. 10. madde ile Görevli Cumhuriyet Savcısı olarak görevlendirildiğine dair ..." tespitlerin davacı hakkında kamu davası açılmasını gerektirdiği belirtilmiştir. Bu iddianame esas alınarak açılan davada ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan davacının beraatine karar verilmiştir. Belirtilmelidir ki, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında, terör örgütüne üyeliği veya mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, yargı mensubu hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan açılan ceza davasında beraat kararı verilmiş olmasının, anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen idari yargılama faaliyeti için bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Diğer taraftan, davacı hakkında düzenlenen, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 18/07/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında davacının "Antalya'da görev yaptığım dönemde TMK. Kurulduğunda kurul tarafından görevlendirildim. Benim bir talebim olmadı. Re'sen görevlendirme yapıldı. TMK kapatıldığında da görevim sona erdi." şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür. Dosyada mevcut hizmet cetveline göre davacı 2012-2015 yılları arasında Antalya ilinde Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmıştır. YARSAV üyeliği: YARSAV, 2006 yılında 501 kurucu üye ile üyelerinin ortak menfaatlerini savunabilmek amacıyla yargı mensuplarının oluşturduğu ilk sivil toplum örgütlenmesi olarak dernek statüsünde kurulmuştur. Bununla birlikte YARSAV'ın faaliyetlerinden rahatsız olan söz konusu örgüt tarafından Dernek yönetiminin ele geçirilmesi ve kendi amaçları doğrultusunda faaliyet göstermesinin temini maksadıyla örgüt ile irtibatlı ve iltisaklı yargı mensuplarının anılan Dernek'e üye yapılması yönünde organize şekilde çalışmalar yürütülmüş ve FETÖ ile bağlantısı bulunan yargı mensupları, örgütün talimatı doğrultusunda sistematik bir şekilde Dernek'e üye olmuşlardır. FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı yargı mensupları kendi serbest iradeleriyle ve yargının ortak menfaatlerinin savunulması maksadıyla değil, Dernek'in yönetimini ele geçirmek ve kendi maksatları doğrultusunda yönlendirmek gayesiyle YARSAV'a üye olmuşlardır. Dosyaya sunulan belgenin incelenmesinden, davacının YARSAV'a, 967 üye numarası ile 19/09/2007 tarihinde üyelik kaydı yaptırdığı görülmüştür. Buna göre, davacı hakkındaki tanık beyanı, FETÖ/PDY'nin HSK Teftiş Kurulunda etkin olduğu dönemde 2013 yılı teftişinde davacıya 82 puan takdir edilerek yüksek teftiş notu alması, Performans Geliştirme ve Değerlendirme Formunu düzenleyen müfettişin FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatı nedeniyle meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması, anılan örgüt ile iltisak ve irtibatlı yargı mensuplarının Adalet Bakanlığı ve HSYK’da etkin oldukları dönemde davacının örgütün özel önem verdiği TMK. 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı olarak yetkilendirilmesi hususlarındaki tespitler ile davacının YARSAV'a üyelik zamanı ve şekli bir arada değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli görülmüştür. Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, davacı hakkında yukarıda belirtilen hususların bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 3) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır. Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır. Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır. 4) Sonuç olarak Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu itibarla, dava konusu kararın iptali yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne; 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu kararın iptaline ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 16/03/2022 tarih ve E:2016/56420, K:2022/1061 sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 4. 26/06/2024 tarihinde oyçokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka aykırı bulunmadığı, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.